10. bölüm / 14
kudzir || kesitlerkördüğüm
Bölümler 14Şu an: kördüğüm
- 1 kars1.834 kelime
- 2 otogar2.603 kelime
- 3 karşı kıyı1.616 kelime
- 4 karşı kıyı (devam)1.645 kelime
- 5 uyku1.908 kelime
- 6 çatı katı2.212 kelime
- 7 kördüğüm2.184 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 kıskançlık2.997 kelime
- 9 kırgınlık3.775 kelime
- 10 cesaret3.843 kelime
- 11 teslimiyet3.452 kelime
- 12 yuva4.030 kelime
- 13 kahve915 kelime
- 14 çay2.838 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O gün konağı düğün telaşı sarmıştı. Karslı ailesinin eski bir aile dostunun kızının düğünü vardı ve herkes kendi odasına çekilmiş hazırlanmaya başlamışlardı. Cennet her zaman olduğu gibi gelmemeye karar vermiş, Derya çoktan hazırlanmaya başlamış, Reyhan ve Timur zoraki hazırlanmaya gitmişlerdi. Kudret adını tam olarak koyamadığı bir nedenden dolayı başta gelmek istememişti ama Zülfikar itiraz kabul etmeyerek onu da gelmeye ikna etmişti. Aslında Kudret’in adını koyamadığı neden Vezir’den başka bir şey değildi. Çatı katında kaldıklarında yaşadıkları o yakınlaşmadan sonra ikisi de doğru düzgün kelime etmemişti, konuşmamışlardı. Kudret, o günden sonra Vezir’in ona karşı daha açık konuşacağını düşünürken tam tersine sanki ondan kaçıyormuş gibi davranması canını sıkmıştı. Sonrasında o da Vezir’e karşı daha mesafeli davranmaya başlamıştı. Şimdi düğüne giderken aynı ortamda olacak olmaları Kudret’e garip hissettirmişti ilk defa.
Yatağının üstünde oturup takip edemediği bir sürü fikir kafasından geçip giderken artık hazırlanması gerektiğini hatırladı. Dolabına yaklaşıp göz gezdirdi elbiselerine, daha doğrusu annesinden kalan bazı elbiselere. Hepsi birer zırh gibi sarıyordu bedenini ve hatta en önemlisi ruhunu. Bu sefer istemiyordu, annesi gibi olmak istemiyordu, onun kıyafetlerini istemiyordu, kendi gibi gitmek istiyordu o düğüne. Kimse için değil üstelik, kendisi için.
Pek giymediği elbiselerin arasında lacivert, zarif bir elbisesi vardı. Bir sene önce Derya’nın zoruyla almışlardı. O elbiseyi giymeye karar verdi. Üzerindekilerden kurtulduktan sonra elbisesini üstüne geçirdi ama ufak bir sorunu vardı. Elbisenin iplerini tek başına bağlamasının imkanı yoktu. Elbisenin önü kaymasın diye ellerini göğsünde tutarak odanın kapısından başını çıkardı.
“Cennet !” Biraz bekledi, tekrar seslendi. “Cennettt !” Yine bir cevap alamayınca kendi kendine söylendi. “Kırk kere söyledim şu kulaklarını tıkama diye Cennet.”
Şansını Derya’dan yana kullanmayı denedi ama ondan da bir cevap alamadı. Daha da gerilmeye başlamıştı. Son çare Nesrin’le Gülendam’a seslendi ama yok. Koca evde, bunca insanın yaşadığı yerde kimse yardımına gelmiyordu. Sıkıntıyla çıktı odadan elleriyle elbisenin göğüs kısmını tutarak, Cennet’in odasına doğru adımlamaya başladı. O esnada merdivenlerden çıkan Vezir’i görünce olduğu yerde kaldı.
“Kudret hanım..” diyebildi Vezir adımlarını yavaşlatırken. “Bir sorun mu vardı ?”
“Yok, yok bi sorunum.” Gözlerini kaçırdı Kudret. “Herkes nerde, sesleniyorum cevap veren kimse yok.”
“Derya hanımlar hazırlandı bahçedeler, ağam Cennet hanım evde olacağı için Zafer beyle ilginir diyip evdekilere de izin verdi, kendisi de çıkmadan önce odasında bazı evraklara bakacaktı.” Gözleri istemeden kısa süreliğine çıplak omuzlarına kayıyordu. “Ben de telefonunu almaya gelmiştim, odasında unutmuş da. Sesinizi duyunca merak ettim sizi.”
“Elbisemle ilgili bi durum vardı da onun için yardımları lazım ama lazım oldukları zaman hiçbiri ortada yok her zamanki gibi.” Sesindeki hiddet kızlardan çok birkaç basamak aşağıdaki adamaydı. “Cennet kulaklarını tıkadı herhalde yine. Odasına gider hallederim işimi.”
“Cennet hanımla Zafer bey de dışarda kendilerine sinema köşesi ayarlamışlar aslında, o da odasında değil.” Bal gibi biliyordu Kudret’in elbisesi için edilecek yardımın ne olduğunu ama haddini aşmaktan korkuyordu, o yüzden Kudret bir şey der mi diye bekliyordu. “İsterseniz çağırabilirim kızlardan birini.”
“İstemez, iki saat gelemezler şimdi.” Duraksadı, söyleyeceği şeyden emin olamadı. “Sen yardım eder misin ?”
Vezir, aslında duymak istediği şeyi duymuş ama içindeki o sesle yine çatışmaya başlamıştı. Deliler gibi seviyordu Kudret’i. Onun yanında olmak, onunla birlikte olmak, ona dokunabilmek bu hayatta en çok istediği şeydi. Ama nihayetinde o Kudret Karslı’ydı, koskoca Zülfikar Karslı’nın ilk göz ağrısıydı. Ağası onlara izin verir miydi, layık bulur muydu kızına, müsade eder miydi bu aşka ? Bilmiyordu, bilemiyordu. O, Zülfikar’ı babası biliyordu ama Zülfikar ona bir evlat gözüyle bakar mıydı, bakıyor muydu ?
“Vezir !” Sesi istemeden yüksek çıkmıştı, zaten gergindi üstüne bir de Vezir’in avel avel ona bakması daha da germişti onu. “Yardım edecek misin yoksa başımın çaresine bakayım mı ?”
“Ederim.” Mırıltı gibi çıkmıştı sesi. “Ederim, tabii ederim.” dedi kendinden emin Kudret’e doğru adımlarken.
Kudret bir eliyle elbisenin üstünü tutarken diğeriyle arka tarafını biraz toparlayarak yürüdü odasına doğru. Arkasında kalan Vezir ne yapmaya çalıştığını anlayınca istemeden gülümsemeye başladı ama çok geçmeden o da Kudret’in peşinden odasına girdi. Bu odaya daha önce de girmişti, ya yanlarında biri varken kısa süreliğine ya da kapının ağzından Kudret’e ufak bilgi verirken. Ama şimdi sadece ikisi vardı, kapı tıpkı o gün, o çatı katındaki odanın kapısı gibi dışarıya kapalıydı.
Kudret boy aynasının önünde geçince artık belindeki elini serbest bıraktı. Vezir’le aynadan göz göze geldiklerinde yutkundu.
“İplerin sıkıca bağlanması gerekiyor da..”
Tek bir kelime etmeden ağır adımlarla Kudret’in tam arkasına geçti. Parmakları incecik lacivert iplere uzandığında elleri hafifçe titredi. İpleri kavramaya çalışırken parmak boğumları istemsizce kadının pürüzsüz tenine temas etti. Kudret’in omuzları hafifçe sarsıldı, kesik bir nefes aldı. İkisi de aynadaki yansımadan birbirlerinin gözlerinin en derinine baktılar. Vezir ilk ipi çapraz yapıp usulca çekti.
“Eğer fazla sıkarsam söyleyin Kudret hanım.” diyebildi.
Kadının hemen arkasında dururken dudaklarından dökülen her sıcak nefes, Kudret’in açıkta kalan ensesine, omzundaki o ince hatta çarpıyordu. Burnuna dolan kokudan sarhoş olmak üzereydi, hiç bitmesin istiyordu bu an. Zayıf bir insan değildi ama zaafıydı Kudret onun. Biraz daha bu sessizlik bu şekilde devam ederse kendisine hakim olamamaktan korktu.
“Elbiseniz.. Daha önce görmemiştim.” dedi sesinin titrememesine dikkat ederek yavaşça iplerle uğraşırken.
“Derya’nın işleri, lazım olur diye aldırdı işte.” Onun sınavı daha da zordu, bedenine değen her bir dokunuş her bir nefes bedenini biraz daha savunmasız hale getiriyordu. “Ne o yakışmamış mı ?”
“Yakışmış, çok yakışmış.” Fısıltı gibi çıkmıştı sesi.
“Sadece önceden görmediğim için şaşırdım.”
“Kendim olmak istedim Vezir.” dedi gayet net bir sesle. Aynadan tekrar göz göze geldiler. “İstediğim gibi giyinmek, hissettiğim gibi yaşamak istiyorum.”
Hissettiğim gibi yaşamak istiyorum.
Vezir, ne demek istediğini gayet iyi anlamıştı. O gün o odada kaldıklarında kendini tutmaya çalışsa da hisleri, kalbi buna izin vermemiş; ona en kıymetli parçamsın demişti. Çok düşündü, eğer Timur gelmeseydi ne olurdu diye, nasıl olurdu diye. Hayal etmeden duramadı, zaten heyecandan titreyen, kaçak temasları olan dudakları birbirlerine kenetlenirdi, sonra.. Sonrası bir sürü ihtimal. Ama en güzel olanı, başlarını döndürecek olanı en yasak olandı. Vezir o an için canını bile verirdi, şimdi burnuna yasemin kokusunu dolduran kadının teninde kaybolmak için gerçekten canını verirdi ama sonrası ne olacaktı bilmiyordu. Tam olarak bu noktada sıkışmış kalmıştı işte. Hem deli gibi arzuluyordu Kudret’i hem de ağasından deli gibi çekiniyordu. Bu hisleri öğrendiğinde Kudret’ten ayrı düşürmesinden korkuyordu. O yüzden de Kudret’e o geceki kadar açık davranmaktan kaçıyordu. Ama işte şimdi burdaydı, bir nefes kadar yakındı yine ona ve bu noktada hislerini, arzusunu bastırması çok zordu. İpleri çaprazlarken çekingen davranan parmakları şimdi fırsattan istifade bilerek kaçamak temaslarda bulunuyordu. Son kez ipleri sıkıp bağlamaya geçtiğinde artık nefesi Kudret’in kulağının arkasını yalıyordu.
“Bitti.” dedi zorlukla.
“İyi teşekkür ederim.” diyebildi o da. Umursamaz tavrı canını sıkıyordu Kudret’in. Bir adım atmaya çalışıyordu, rahat olsun çekinmesin kendini açabilsin diye çabalıyordu ama yok Vezir sürekli kaçıyordu, konuyu değiştiriyordu. “Babamlara birazdan çıkacağımı söyleyebilirsin.” dedi mesafeli.
Vezir’in çıkıp gideceğini düşündü, yine hiçbir şey söylemeden gideceğini. Ama yapmadı, bir süre aynadan izledi Kudret’i, ikisini. Ellerini iplerden çekip Kudret’in ellerine yaklaştırdı, avuç içlerini parmaklarının ucuyla narince gezdi.
“Saçlarını toplama bence..” Bir eliyle rastgele topladığı saçlarını serbest bıraktı. “Madem kendin gibi hissetmek istiyorsun, tanıdığım o kız gibi ol o zaman.” Yüzünü saçlarına hafifçe gömdü, kokusunu sanki bir daha alamayacakmış gibi içine çekti. Tokasını vermedi Kudret’e, gözlerinin içine baka baka cebine attı. “Ben babanlara söylerim hazırlandığını.” dedi yavaş yavaş arkasından çekilirken.
Vezir odadan çıktıktan sonra Kudret olduğu yerde kaldı. Eli kendi isteğinden bağımsız Vezir’in nefesinin çarptığı boynuna gitti, sonrasında da saçlarına. Yine tam olarak kendini açmamıştı ama Kudret’i tüm etkisi altına almıştı işte.
—
Vezir, ağasının odasına uğradıktan sonra biraz kendine gelmek sakinleşmek için lavaboya attı kendini. Eline yüzüne su çarptıktan sonra ellerini dayayıp nefesini kontrol altına almaya çalıştı, yaşananları tek tak aklından geçirdi. Bir başkası için basit bir an gibi görülebilirdi ama değildi işte, Vezir için Kudret’in bu kadar yakınında olmak bile tüm dengesini bozacak bir şeydi. Biraz durduktan sonra cebinden az önce sevdiği kadının saçlarını tutan tokayı çıkardı. Basit bir tokaydı belki ama bundan sonra Vezir için asla öyle olmayacaktı. Hem tatlı hem de arzu dolu bir gülümsemeyle tokayı yeniden cebine koydu, lavabodan çıktı. Evden çıkmasıyla Zülfikar’ın soru yağmuruna tutuldu.
“Nerdesin Vezir bu kadar zamandır hem Kudret nerde, gördün mü ? Yine gelmek istemiyorum diye tutturdu mu yoksa ?”
“Abi kusura bakma bi telefon geldi de ona cevap verirken vakit geçmiş. Aldım ama telefonunu o arada Kudret hanıma da seslendim birazdan inecekmiş hazırlanıyormuş.”
“Saat geldi oğlum niye bu kadar saat hazırlanmamış ? Onu bekleyemeyiz. Biz Timur’la Reyhan’ı alıp gidelim Derya ablasını da alıp gelsin.”
İtiraz edemedi Vezir. Hem ne diyip de edecekti ki ?
“Tabii abi.”
“Derya ! Kızım ablanı alıp sonradan gelin siz.”
“Tamam baba.” dedi Derya.
Vezir ağasının kapısını açtı, ardından kendi de bindi arabaya. Kudret’i görebilmek artık salona kalmıştı.
—
Kudret aynada son kez kendine baktı. Elbisesi tam ayarındaydı, topukluları onu yormayacak gibiydi. Saçlarını hemen maşalayıp tek tarafta toplamıştı. Altın rengi takılarını da taktığı an hazırdı. Heyecanla indi aşağıya. Bir çocuğun kendini ailesine gösterme heyecanı vardı, Vezir’in onu görmesini bir anlığına ona alık alık bakmasını istiyordu. Ama bahçeye çıktığında Vezir’i göremedi, bakındı ama kimse yoktu.
“Abla ?!”
“Nerde herkes Derya ?”
“Babamlar geç kaldık diyip gittiler de, bu ne güzellik Kudret Karslı ? Hani sen bu elbiseyi hayatta giymezdin, noldu ?”
“Canım istedi Derya olamaz mı ?”
“Olmaz olur mu ablam benim çok yakışmış, kimlerin kimlerin içi gider şimdi sana.” dedi imalı.
“Hadi Derya hadi.” dedi kızarak. Ama bal gibi biliyordu bu elbiseyi gördüğü an Vezir’in içinin, aklının gideceğini.
—
Kudret, yanında Derya ile masaya doğru adımlarken salondaki bakışların üzerine çevrildiğini hissetti. Ama onun gözleri salondaki hiç kimseyi görmüyordu. Aradığı, görmek için can attığı tek bir çift göz vardı. Vezir, masanın birkaç adım gerisinde, Zülfikar’ın hemen arkasında bir heykel gibi dikiliyordu. Simsiyah takım elbisesi içinde, duruşundaki o sert ve korumacı havayla salonu süzüyordu. Sağ eli cebindeydi; parmakları, az önce Kudret’in saçlarından kaydırıp aldığı o küçük tokaya sımsıkı sarılmıştı. O toka, cebinde sakladığı en tehlikeli ve en tatlı günah gibi avucunu yakıyordu. Derken kapıdan giren iki kadını gördü ve gözleri Kudret’e kaydığı an, Vezir’in adem elması sertçe indi kalktı, nefesi tam boğazında tıkandı. Lacivert elbise, kristal avizelerin altında denizini andırıyordu. Ama Vezir’i asıl vuran şey elbisenin zarafeti değil, kadının açtığı, tek omzuna dökülen o dalgalı saçlarıydı. Kendisinin az önce odada elleriyle serbest bıraktığı, kokusunu içine çektiği o saçlardı…
“Geç kaldık kusura bakmayın.” dedi Kudret masaya yaklaşırken.
“Kudret.. Saçlarını açmışsın kızım, çok yakışmış.” dedi Zülfikar hayranlıkla.
“Farklılık olsun dedim baba.” dedi gözleri kaçamak Vezir’i bulurken.
Sandalyesine geçti, masadakilerle sohbet etmeye başladı ama üstündeki o bir çift gözün varlığını hep hissetti.
Saatler saatleri kovalarken bir ara Vezir müsade isteyip dışarıya hava almaya çıktı. Üstünden biraz geçtikten sonra peşinden de Kudret lavaboya diye kalktı ama tabii ki Vezir’in yanına adımladı. Gözleriyle dışarıyı taradıktan sonra Vezir’i boğazın manzarasını gören ıssız bir köşede elinde bir şeyle oyalanırken buldu ve yakınlaştığında tahmin ettiği gibi elindeki şey kendi tokasıydı.
“Ömrünün sonuna kadar bunu saklamak yetecek mi Vezir ?” Vezir ürpertiyle elindeki tokayı geri cebine koyup Kudret’e doğru döndü. “Diyorum ki o tokanın varlığıyla mı yetineceksin ?”
“Kudret hanım..”
“Vezir bana karşı ne zaman açık olacaksın ne zaman hislerinin arkasında dimdik duracaksın ?”
Cevap gelmedi Vezir’den, yutkunarak gözlerini önüne düşürdü.
“Ben kafamda mı kuruyorum Vezir gerçekten soruyorum sana. Bana bi parçamsın diyorsun, böyle güzel güzel bakıyorsun, ellerin bana dokunabilmek için can atıyor ama dilin bambaşka, sanki bi yabancıymışım gibi sürekli kaçıyorsun ya da bazen bi iki cümle güzel şey söyleyip ertesi gün unutmuş gibi davranıyorsun. Ne istiyorsun Vezir, gerçekten soruyorum bizim için ne olsun istiyorsun ?”
“Seninle olabilmek istiyorum Kudret, duymak istediğin buysa evet deli gibi istiyorum bunu. Her sabah her akşam, uyurken uyanıkken. Hayal ettiğinden, kafandaki düşüncelerden çok daha fazla şekilde hem de. Bu kadar yakınındayken kendimi tutabilmek ne kadar zor tahmin bile edemezsin Kudret. Ama korkuyorum. Babanın sırf sana olan sevgimden dolayı seni üzmesinden seni kırmasından korkuyorum. Çünkü uzaktan bile olsa iyi olduğunu bilerek seni severek yaşayabilirim ama üzgün kırgın olduğunu bilerek yaşayamam. O yüzden temkinli davranmaya çalışıyorum ama karşı da koyamıyorum sana.”
“Peki benim hayatımda büyük bi eksikle yaşayabileceğimi sanıyor musun Vezir ? Babam karşı çıkacak diye ömrümüzün sonuna kadar ayrı ayrı köşelerde uzaktan uzağa bakışıp ölecek miyiz ? Ya da babamın beni başka biriyle evlendirip sana da hayırlı bi kısmet bulmasını mı bekleyeceğiz ?”
Dayanamadı Vezir, özellikle de ikisinin hayatlarında bambaşka insanların olması fikrine. Zaten gözden uzaktalardı ama yine de son kez mantıklı düşünüp Kudret’i incitmemeye özen göstererek daha da köşeye çekti yavaşça sırtını yasladı duvara. Tüm iplerin kopmasından önce son kez baktı gözlerine sonrası.. Sonrası sanki hayal dünyası. Dudakları susamış gibi öpmeye başladı Kudret’in dudaklarını. Zaten Kudret de daha fazla cevapsız kalamadı ona, en az onun kadar hırçın onun kadar aç öpücüklerle karşılık verdi. Zamanın, mekanın, kim olduklarının önemi tamamen uçup gitmişti. Birbirileri için yanıp tutuşan ruhları şu an sadece anın tadını çıkarıyordu. Biraz daha sakinlediklerinde dudaklarını ilk ayıran Vezir oldu, alnını alnına yasladı.
“İstemiyorum ! Ne senin hayatında ne de kendi hayatımda bir başkasını istemiyorum Kudret. Ne yapacağımı da bilmiyorum, senden de kopamıyorum ama senin üzülmeni de istemiyorum. Kafam çalışmıyor zaten, kalbim tüm imkansızlığıyla seni arzuluyor. Bilmiyorum işin içinden nasıl çıkılır bilmiyorum ama seni seviyorum Kudret, seni herkesten her şeyden çok seviyorum.”
“Ben de seni seviyorum Vezir, seni seviyorum ve istiyorum. Kim ne der umrumda bile değil. Sadece seninle olmak istiyorum, beni bırakma istiyorum.” gözler dolmuştu, adını bile koyamadığı bir histi bu gözlerini dolduran şey.
“Bırakmam, bırakamam Kudret. Artık çok geç senden vazgeçmem için çok geç.” dedi dudaklarını yeniden dudaklarına kaptırken. Hayat onlara ne getirecekti neler yaşayacaklardı bilmiyorlardı ama şu an onlar dışında tüm dünya bir hiçti.
Bölüm etkileşimi
