9. bölüm · kudzir || kesitler

çatı katı

• 🪸

İstanbul’da uzun zamandır bu kadar yağmurlu bir gün görülmemişti. Tüm aile yemeğini yemiş, sonrasında kendi köşelerine çekilmişlerdi. Kudret, çatı katındaki odayı hem toparlamak hem de aradığı birkaç parça eşyayı bulabilmek için kahvesinden sonra oraya geçmişti. Aynı vakitlerde Vezir, Zülfikar’ın odasındaydı. Biraz daha işi vardı, sonra belki yağmuru bahane edip evde konakta kalırdı Kudret’le konuşma fırsatı bulurdu. Günlerdir doğru düzgün görememiş, konuşamamıştı onunla. Sesinin sıcaklığına ihtiyacı vardı. O, bir şekilde işleri halletmeye çalışırken gök gürültüleri devam ediyordu. Çok vakit geçmeden Zülfikar oturduğu yerden kalktı.

“Vezir bugünlük yeter, yorulduk. Ben odama geçiyorum çocuklara söylersin, sen de biraz bekle öyle git. Bu havada çıkma şimdi.”

“Tabii abi sen nasıl dersen.” dedi kafasını sallayıp alttan gülümserken. İstediği de buydu zaten, biraz daha olsun bu evde kalabilmek belki Kudret’le oturup bir fincan çay kahve içebilmek.

Zülfikar odadan çıkıp yatak odasına doğru yönelirken Vezir, Kudret’i görme heyecanıyla diğerlerinin yanına geçti ama gözleri Kudret dışında herkesi gördü.

“Bişey mi oldu Vezir ?” dedi Timur, onun sesiyle bulunduğu ortama geri döndü. Acaba uyudu mu ya da kısa süreliğine mutfağa mı gitti diye düşünürken onu bulunduğu yere geri getirmişti Timur’un sesi.

“Yok, bişey yok. Ağam bu gece erken yatacakmış odasına geçti de ben onu söyleyeyim dedim.”

“Tamam sağol Vezir.” dedi Derya telefonuna bakarken.

Vezir arkasını dönüp odadan çıkacakken ortalık bir anda karanlığa gömüldü. Dışardani hava elektrik kesintisine yol açmıştı. Cebinden telefonunu çıkarıp ışığını açtı diğerlerine yardımcı olabilmek için. Herkes birbirine bir şeyler söylüyordu, mum arıyorlardı ama Vezir’in aklı tek bir yerdeydi.

“Kudret hanım nerde ? Yani bi ışık kaynağı yoksa zorlanmasın.”

“Ablam çatı katındaydı Vezir. Telefonu yanında olması gerekiyor.” Derya, Vezir’in ablasına olan ilgisinin farkında gibiydi aslında. Ne zaman bir şey olsa Kudret’i merak etmesi, ona bir şeyler anlatmaya çalışması gözünden kaçmamıştı. “Ara bi istersen.” dedi imalı.

Vezir hemen Kudret’i aradı ama telefon zaten bulundukları odada çalıyordu. Bir süre de geçmişti herhangi bir ses seda da yoktu.

“Ben en iyisi bi yukarı çıkayım.” dedi aceleyle.

Kimseden bir cevap gelmeden hızlı adımlarla çıktı yukarı. Çatı katına geldiği an kapıyı hemen açtı ve karşısında Kudret’i ve fırtınadan dolayı cebelleştiği pencereyi gördü.

“Kudret hanım ?” dedi telaşla.

“Vezir yardım etmen lazım.” dedi pencereyi kendine doğru çekmeye çalışırken.

Vezir, elindeki telefonu yanındaki rafa bırakıp Kudret’in yanına koştu. Arkasına geçerek tuttuğu kolla pencereyi var gücüyle çekmeye çalıştı. İkisi de pencereyle uğraşırken kapı aniden çarptı ve kolu birden yere düştü. Anlık olarak düşen kola baksalar da şu an ilgileri penceredeydi. Vezir son bir kuvvetle kendine çekip kapadı sonunda pencereyi. Kapanan pencereye çarpan su damlaları ve nefes alışverişleri dışında odada başka ses yoktu. Vezir, Kudret’in arkasında duruyordu. Bir iki adım geriye doğru gidip pencere kolunu bıraktı. Kudret olduğu yerde döndü Vezir’e doğru.

“Teşekkür ederim Vezir, sen olmasan kapanmazdı her yeri su basardı.” dedi gülümseyerek.

Saçının önünden bir tutam kopmuş yüzüne düşmüştü. Pencere önünde cebelleşirken yediği su damlacıkları kıvırmıştı o bir tutamı. Pek fazla olmasa da yine yağmur Kudret’in üzerini de ıslatmıştı. Bu hali o kadar güzel, tatlı gelmişti ki Vezir’e. Böyle anlarda kendini tutmak çok zor olmuştu her zaman. İçinden bir ses onu kollarıyla sarmasını, gülümseyen dudaklarına bir buse bırakmasını, yüzünü ellerinin içine almasını söylüyordu ama o her zaman kendini tutuyordu. Gece uyumadan önce söylediği tek bir söz, tek bir temas beynin içinde dönüp duruyordu.

“Ne demek Kudret hanım. Biz size ulaşamayınca merak ettik de..”

“Merak ettiniz ama sen dayanamayıp hemen buraya geldin dimi ?” Bir cevap bekliyordu. Aslında yıllardır ikisinin de bildiği ama bir türlü dudaklarından dökülmeyen o kelimleri ama Vezir yine gözlerini kaçırıyordu, yine utanıyordu ondan. Zorlamak istemedi onu. “Kapı.” dedi konuyu değiştirmek için. “Kapının kolu düştü ama umarım tek taraflı halledebiliriz.” diyip kapıya doğru adımlarken yerdeki su birikintisinden dolayı ayağı kaydı.

Vezir yılların getirdiği refleksle hemen atılıp belini kavradı Kudret’in. Sol eli belindeyken sağ eli sol bileğini tutmuştu Kudret’in. Kudret’in elleri de bir anda ceketinin yakasını kavramıştı. O an telefonun ışığıyla aydınlanan odada ikisinin de kalbi deli gibi atıyordu.

“İyi misiniz Kudret hanım ?” dedi bakışlarını tek bir yerde tutmaya çalışırken.

“İyiyim.. Ama sen olmasan..” deyip yutkundu

Kudret’in yarım kalan cümlesi ve o sessiz yutkunuşu, odanın içindeki zayıf ışıkta asılı kaldı. Vezir’in parmakları, kadının belini biraz daha sıktı. Bırakması gerekiyordu. Hemen şu saniye bir adım geri atması gerekiyordu. Ama Kudret’in yüzü ona bu kadar yakınken, göğüs kafesi adamın göğsüne her nefeste hafifçe çarparken bedeni beyninin verdiği komutları reddediyordu.

"Ben hep buradayım," diye fısıldadı Vezir.

Bakışlarını inatla tek bir noktada, kadının omuz hizasında tutmaya çalışıyordu ama Kudret’in ceketinin yakasını tutan elleri hafifçe titrediğinde, Vezir’in gözleri o tehlikeli sınırı aştı. Kadının ıslak kirpiklerinden süzülüp, nefes nefese kalmış aralık dudaklarına kaydı. Sadece bir saniyeliğine... Ama o bir saniye, çatı katındaki soğuk havayı ateşe vermeye yetmişti. Kudret ceketinin yakasını tutan parmaklarını yavaşça gevşetti. Elleri adamın göğsünden aşağı doğru kayarken, Vezir bu ufacık temasta bile nefesini tuttu.Kudret yavaşça bir adım geri çekildiğinde, Vezir’in kolları boşluğa düştü. Koca adam sanki az önce uçurumun kenarından dönmüş gibi sertçe yutkundu.

"Teşekkür ederim," diye mırıldandı Kudret, sesini toparlamaya çalışarak.

Gözlerini kaçıran taraf bu kez oydu. Arkasını dönüp yerdeki ahşap kapı koluna baktı.

"Şu kapıya baksan iyi olacak... İçerisi giderek soğuyor.”

Vezir kapı kolunu alıp yerine oturtmaya çalıştı. Vezir metal parçalarla birkaç dakika sessizce boğuştu. Boşa dönen metalin sesi odada yankılandı. Derin bir nefes vererek omuzlarını düşürdü. Başını yavaşça kapıdan çevirip arkasında, kollarını göğsünde kavuşturmuş onu izleyen kadına baktı.

"Kırılmış," dedi Vezir. "Mil yuvasını dağıtmış. Dışarıdan biri kolu takıp çevirmeden içerden açılması imkansız."

"Nasıl yani ? Kilitli mi kaldık?" dedi tek kaşını kaldırarak.

"Öyle görünüyor Kudret hanım." dedi, telefonunu uzandı. “Merak etmeyin Timur’u ararım gelir takıp halleder.”

“Yok yanlış anladın, merak etmiyorum. Neticede sen yanımdasın.” deyip eski minderlerin olduğu tarafa doğru yürüdü.

Vezir ne diyeceğini bilemeyerek yutkundu. Güçlükle Timur’u aradı, biraz bekledikten sonra telefon açıldı.

"Timur?" dedi Vezir. "Aşağıda durum ne?"

"Sorma Vezir." dedi Timur, arkadan gelen metalik tıkırtılar ve şalter sesleri arasında. "Elektrikler kesilince jeneratör otomatik devreye girmedi. Sigortalardan biri attı herhalde, ben de onunla uğraşıyorum. Siz naptınız, acil bişey mi var ?”

Vezir bir an duraksadı. Gözleri, çatı katındaki cılız telefon ışığında kendince bir şeyler arayan Kudret’e kaydı.

"Acil bir şey yok," dedi Vezir, sesi alçak ve tok bir tonda çıkarak. "Biz çatı katındaydık, kapının kolu çıktı, dışardan müdahale etmek gerek. İşini bitirince yukarı çıkarsın."

"Tamam, jeneratör halledilsin hemen geliyorum." deyip telefonu kapattı Timur.

Telefon kapandığında odadaki o derin sükunet, fırtınanın pencereye vuran sakin damla sesleriyle yeniden birleşti. Vezir telefonu yavaşça raftaki yerine bıraktı.

"Jeneratör takılmış." dedi Vezir, Kudret’e doğru bir adım atıp durarak. "Timur alt katta onunla uğraşıyor. Çalıştırınca yukarı çıkacak."

Kudret başını yavaşça salladı. Dudaklarında hafif, anlayışlı bir tebessüm belirdi. "Anlaşıldı. Biraz daha burdayız demek..." deyip elinde tuttuğu yastıkları yere yerleştirdi, dikkatlice çöküp oturdu. “Eee sen oturmayacak mısın ?”

Eliyle yanındaki minderi gösteren kadına baktı Vezir.

“Siz onu da alsaydınız Kudret hanım, belinize falan koyardınız hem daha ne kadar burda olduğumuzu da bilmiyoruz.”

“Bak kendin söyledin, ne kadar burda kalacağımızı bilmiyoruz. O yüzden inat etme gel otur dinlen, eminim tüm gün yeterince ayakta durmuşsundur.”

Vezir itiraz etmedi, edemedi. Ne derse desin Kudret’in inadına karşı gelemeyeceğini biliyordu çünkü. Peki dercesine kafasını sallayıp usulca ilişti kadının yanındaki mindere. Heyecanından ve bu anın büyüsünü bozmaktan korktuğu için öyle sessiz nefes alıyor, öyle sessiz yutkunuyordu ki.. Kudret onun bu hallerini yakından izleyip gülümsüyordu. Gözlerini ayırmadan Vezir’e bakarken o bakışlarını karşı duvara kitlemiş nefesini tutuyordu. Artık daha fazla dayanamayan Kudret’ten ufak bir kıkırdı duyuldu ve Vezir artık mecburen bakışlarını gelen kıkırtıya doğru çevirdi.

“Kudret hanım ?”

“Bi an hiç nefes almayacaksın sandım Vezir, benden bu kadar mı çekiniyorsun ?”

“Estağfurullah Kudret hanım, ben sadece yeterince ortalığı karıştırdım.. Yani daha fazla şey etmiyim diye..”

“Ne etmeyesin Vezir ?”

“Yani ben sözde size buraya yardımcı olmaya geldim ama şimdi şu halimize bakın, dikkatsizliğimden ikimizi de buraya kitledim.”

“Sen bana yardım ettin zaten Vezir, gelmeseydin tek başıma gücüm yetmezdi benim. Kapıların da kollarını gözden geçirmek gerekiyordu zaten. Hem.. Hem ben seninle burda olduğum için, seninle bu anı paylaştığım için çok mutluyum.” dedi gözlerinin en derinine gülümseyerek bakarken.

Kudret’in bu filtresiz itirafı Vezir’in nefesini gerçekten de bir anlığına kesmişti. Bir süre birbirlerinin gözlerinin içinde kayboldular.

“Desenize sakarlığım bi işe yaradı..” dedi mırıldanarak önüne dönerken.

Aslında ikiside aralarındaki şeyin farkındalardı ama bir türlü tam olarak dökülmüyordu dillerinden. Kudret her ne kadar Vezir’in dilini çözmeye çalışsa da bu hallerine de dayanamıyordu. Biliyordu; işte, otogardaki adamların yanında lafını esirgemeden herkesi yönlendirebiliyordu ama onun yanında neyi nasıl söyleyeceğini bilemeyen birine dönüşüyordu, koca adamın üstündeki bu etkisi hoşuna da gidiyordu aslında.

Pencereler dışardaki soğuk havayı yeterince tutamıyordu. Üstelik Kudret’in üstü de az da olsa ıslanmıştı. Hafif ürpertisini Vezir fark etmişti.

“Kudret hanım hırkanız ıslanmış, üstelik burası soğudu da..” diyip sırtını yasladığı sandıktan çekti, üstündeki ceketini çıkardı, Kudret’e göre o daha az ıslanmıştı. “Giyin bunu lütfen, üşütmenizi istemem.” sözlerini bitirirken ceketini usulca kadının omuzlarına bıraktı.

“Böyle de sen üşüyeceksin ama.”

“Siz iyi olun ben de zaten iyi olurum.” bir süre yine gözlerinde gözleri kaldı. “Yani ağam sizin iyi olmanızı ister, ben de bunun için çabalamalıyım.”

“Babam için yani, benim iyiliğimi istemen ağandan kaynaklı, öyle mi Vezir ?” dedi yalandan sitem edip tek kaşını kaldırırken.

“Yok yanlış anladınız, yani ben yanlış anlattım. Elbette babanızın istediği gibi tüm ailenin iyiliğini göz etmem lazım ama siz ayrısınız Kudret hanım.”

Önüne döndü tekrardan, az önce üstü kapalı da olsa bir şeyleri itiraf etmiş gibiydi. Başka da ne diyeceğini ne yapacağını bilmiyordu. Kudret ise duyduğu cümleyi kafasında döndürüp duruyordu. O ayrıydı, Vezir için Kudret bu evdeki herkesten farklıydı. Alt dudağını ısırarak sırıttı alttan alttan. Omuzlarından yayılan koku daha da sarhoş ediyordu onu, kendini geri çekmek istemiyordu. Üstelik belki de daha fazla şey duymak istiyordu.

“Vezir..” dedi önündeki duvara bakarken. “Sen niye burdasın ?” yavaşça döndürdü yüzünü Vezir’e.

Anlayamadı başta Vezir.

“Nasıl yani Kudret hanım ? Odayı mı kast-“

“Hayır oda değil, şu an kitli kaldığımız bu yer değil.” diye kesti sözünü. “Niye bunca yıldır babamlasın Vezir ? Neticede ne olursa olsun babamın da karanlık bi tarafı var ve genelde o karanlık taraf için ilk aklına gelen, bi bakıma ilk öne sürdüğü adam sensin. Yeri geldiğinde canını feda ediyorsun onun için, bizim için. Neden ? Neden gitmedim bu evden neden kendine bi yuva kurmadın ?” İçinden daha neler geçiyordu ama frenledi kendini. “Kendi hayatının önüne koyacak kadar çok mu seviyorsun babamı, o kadar mı önemsiyorsun ?”

“Ben babanızı kendi babam gibi görüyorum Kudret hanım. Siz biliyorsunuz benim gençliğimi, otogardaki o halimi.. Ağam beni yanına aldı, iyi kötü bi yere gelmemi sağladı, otogardaki insanların sahte veya gerçek bana karşı da bi saygısı olmasına vesile oldu. Yani benim babanıza olan minnetim çok büyük.” sustu, Kudret babasına duyduğu saygıyı hoş görse de tam olarak istediği cevabı alamadığı için burukça önüne döndü. “Ama ben burda bunlar için kalmıyorum Kudret..” ufak bir es verdi. “Hanım.” diye ekledi sonradan. “Ben kendimi buraya ait hissettiğim için burdayım; bu eve, bu aileye, en çok da..”

“En çok da ?” Işıl ışıldı Kudret’in gözleri.

“Sizin yanınıza.”

“Vezir..” sesi titriyordu. O an bu an mı diye düşündü. Bunca zaman sonra açık açık konuşacak mıydı onunla ?

“Kudret hanım siz benim için sadece Zülfikar Karslı’nın kızı değilsiniz. Arkadaşımsınız, bambaşka bi yeri olan arkadaşım, bazen sırdaşım..” Kendini tutmadan yavaş yavaş hislerini döküyordu ortaya. Üstelik sadece söylediklerine değil yaptıklarına ve belki de az sonra yapacaklarına şaşırıyordu. Yüzü milim milim Kudret’e doğru yaklaşıyordu, kendini tutamıyordu. “O bahsettiğiniz karanlık dünya var ya.. O dünyanın içinde bazen nefes alabildiğim tek yer sizin yanınız.” Eli yavaşça hareketlenip yüzünün hizasına doğru hareket ediyordu.

Kudret nefesi dudaklarında kalmıştı, kalbi gümbür gümbür atıyordu. Gözleri Vezir’in usul usul yanaşan yüzünde geziniyordu.

“Ben sadece senin arkadaşın, sırdaşın mıyım Vezir ?”

Kafasını ‘hayır’ dercesine salladı Vezir.

“Sen benim..” Eliyle yediği suyla dalgalanan, diğer tellerden kopan o bir tutam saça gitti. Parmaklarının ucuyla kulağının arkasında doğru yerleştirdi ve elini geri çekmeden parmak uçlarıyla okşadı kadının yanağını. Yüzleri o kadar yakındı ki artık aldıkları her nefes birbirlerinin dudaklarına çarpıyordu. “En kıymetli parçamsın.” Gözleri kapandı ikisinin de. Titreyen dudakları öpmüyordu birbirlerini ama kesik kesik birbirlerine değiyordu.

İşte tam da o anda birden her yer aydınlandı. Kapanan gözleri ani bir nefleksle açıldı ve yüzleri arasında ufak bir uzaklaşma oldu. Ki çok geçmeden merdivenden adım sesleri duyuldu.

“Vezir ! Kudret !” Timur’un sesini duydukları gibi iyice uzaklaştılar “Biraz beklettim ama halletiğim gibi geldim.” dedi Timur.

İki aşık ne yapacaklarını bir anlığına bilemeden dondular, sesleri çıkmadı.

“Sesiniz niye gelmiyor, Vezir iyi misiniz bişey mi oldu ?”

“İyiyiz, iyiyiz biz.” diyebildi Vezir sesinin titrememesine dikkat ederek.

“Heh tamam. Merak etmeyin büyük bi sorun yok gibi çıkartırız şimdi sizi ordan.”

İkisi de nefes nefesydi, az önce olanların etkisi geçmiyordu. Göz göze geldiler; sanki şimdi ne olacak, ne yapacağız, bundan sonrası nasıl olacak der gibiydi gözleri. Timur her an kapıyı açabilirdi, aceleyle yerinden kalktı Kudret. Tüm bedeni titriyordu, arkası Vezir’e döndüktü, eli yavaşça az önce Vezir’in dudaklarının kaçamak temas ettiği dudaklarına gitti. Bu kadarını yapabileceğini tahmin bile edememişti. Eğer Timur gelmeseydi kim bilir neler yaşanacaktı o küçük odada. Vezir de kalktı olduğu yerden. Tam Kudret’e adım atacaktı ki kapıdan gelen sesle durdu. Hemen arkasından kapı sonuna kadar açıldı. Timur her ikisine de baktı ama az önce neler olduğunu anlayamazdı asla.

“Kusura bakmayın beklettim sizi.” dedi.

“Yok, sorun yok Timur.” dedi Kudret zoraki gülümseyerek. Omuzlarındaki ceketi sıyırıp Vezir’e doğru uzattı. “Teşekkür ederim Vezir. Hem ceket için hem de sohbetin için..” derken gözlerindeki imanın farkındaydı Vezir.

“Ne demek Kudret hanım.” dedi eli ceketine doğru uzanırken.

Kudret kafasıyla selam verip çıktı odadan. Az önce sadece kilitli kaldıkları odanın kapısı değil, kalplerinin kapıları da sonsuza kadar açılmıştı. Yıllardır içlerinde bekleyen, biriken hisler belki az belki çok dökülmüştü dillerinden.