7. bölüm · Kudzir | Alternatif Son | 36 Yaş
Bölüm 5 | Masa
Güneşin çekilmesiyle akşam karanlığı İstanbulun üzerine çökerken, Karslı Konağının mutfağında hummalı bir çalışma vardı. Kudret, elleriyle hazırladığı 'kişiye özel' yemeklerinin altını kapatmış, mutfak önlüğünü çıkarmış ve heyecanla avluya açılan pencerenin kenarına geçmişti.
Gözleri devasa demir kapıdaydı. Vezirin 'Emir sayarım.' diyen sesi tekrar kulaklarını doldurmuştu, dudaklarında o muzip, aşık tebessümü istemsizce belirdi.
Üstelik bugün aynı evde kalacakları ilk gece olacaktı.
Nihayet demir kapılar büyük bir gürültüyle iki yana açıldı. Siyah araç avluya ağır ağır girip kapının önünde durdu. Kudretin kalbi kuş gibi çırpınmaya başlamıştı bile. Ancak ön taraftan inen sadece Medeni oldu. Arka kapıdan ise babası Zaro Ağa ağır ağır indi.
Kudretin kaşları anında çatıldı. Gözleri arabanın etrafını, avlunun karanlık köşelerini taradı ama o silüet ortalarda yoktu. Hızlı adımlarla evden çıkıp avluya, babasının yanına gitti.
'Baba.' dedi Kudret, sesindeki o paniği gizlemeye çalışarak. 'Hoş geldin. Vezir yok galiba? Gelmeyecek mi?'
Zaro Ağa, kızının bu merakı karşısında başta biraz şaşırmıştı ama çok da umursamadı.
'Hoş bulduk Kudret. Vezirin otogarda işleri uzadı. Gelmesi gece yarısını bulabilir. Ama bir süre kalacak konuştuğumuz gibi. Odayı ayarladınız mı siz?' diye yanıtladı.
Kudretin kafasında o an şimşekler çaktı. Babasının dediğini duymadı bile. Ağır adımlarla eve yöneldi.
İşleri uzadı.. Gece yarısı gelecek.. Gözlerinin önüne anında o topuklu ayakkabıları, dar eteği ve şen kahkahalarıyla Neslihan geldi.
Bugün Vezirin yakasını düzeltirken verdiği o ince mesaja rağmen, adam o kadının yanında kalmayı mı seçmişti? Üstelik arayıp haber verme tenezzülünde bile bulunmamıştı!
Telefon açıp 'Neredesin sen!' diye hesap da soramazdı. Bu sebeple, Kudretin kafayı yiyeceği saatler başlamıştı bile.
O akşam yemek masası Kudret için tam bir işkenceydi. Önündeki tabağa dokunmamış, elindeki çatalla yemeği tabiri caizse tabaktaki Vezirmiş hissiyle deşiyordu. Sağ bacağı masanın altında sürekli titriyor, gözlerinden resmen alevler çıkıyordu.
Masadaki herkes bu gerginliğini fark etmiş, sebebini bilmeseler de Kudretin gözlerinden çakan şimşekler onlara denk gelmesin diye, kadınla göz göze bile gelmemeye çalışıyorlardı.
Derya bir ara Beyazıtı dürtüp 'Ablama bulaşma, adam keser bugün.' diye fısıldamıştı.
Yemek biter bitmez Kudret daha fazla dayanamadı. Hızla mutfağa gidip, saklama kaplarını çıkartıp Vezir için yaptığı kebaptan ve diğer yemeklerden hızla bir paket hazırladı. Telefonuna sarılıp bahçedeki Medeniyi aradı.
'Medeni! Arabayı hazırla, otogarda bir işim var.' diyerek sessizce, kimseye çaktırmadan çıktı evden.
Arka koltuğa yerleşip camı açtı. Yol boyunca, otogarda görmekten korktuğu o manzaralar gözünün önünde sıralanıp durmuştu.
. . .
Karslıların otogardaki yazıhanesinin önüne geldiklerinde saat on buçuğa yaklaşıyordu. Kudret, Medeniye beklemesini söyleyip elindeki paketle binadan içeri girdi. Binanın önünde dikilen güvenlik görevlisine sormuştu.
Adam kadının hem varlığına hem haline şaşırarak 'Kudret Hanım? Hoş geldiniz, Zaro Ağamın odasında Vezir Bey.' demişti.
Kudret sadece başını sallayarak hızla üst kata çıkan merdivenlere yöneldi.
Topuklu ayakkabılarının sesi loş koridorda yankılanıyordu. Zaro Ağanın koca ahşap kapısının önüne geldiğinde adımlarını yavaşlattı. Tam kapının kulpunu tutacaktı ki, içeriden Vezirin o içten, neşeli kahkahasını duydu.
Adam bayağı kahkahalarla gülüyordu. Hem de öyle sıradan bir gülüş değil, gerçekten eğlendiğini belli eden, insanın içini yumuşatan bir gülüştü bu.
Kudretin gözü tamamen döndü. 'Neslihan!' diye fısıldadı içindeki o kıskanç canavar.
Gecenin bu saatinde baş başa kalmışlar, bir de gülüşüyorlar!
Mantığı tamamen devre dışı kalan Kudret, kapıyı çalma nezaketini falan bir kenara bırakıp kapı kulpunu hışımla aşağı indirdi ve odaya daldı.
'Bölüyorum ama!' diye yükseldi.
Ancak oda beklediği gibi değildi. Vezir masada tek başınaydı; bir elinde kalem çeviriyor, diğer elindeki telefonu kulağında tutuyordu. Adana'daki eski bir dostuyla konuşuyordu. Kapının böyle bir hışımla açılmasıyla irkilen Vezir, karşısında alev alev yanan gözlerle ona bakan Kudreti gördüğünde oturduğu yerde donup kaldı.
'Sonra.. Sonra ararım ben seni kardeşim.' diyip telefonu hızla kapattı ve ayağa fırladı.
Gözleri kocaman açılmıştı. 'Kudret Hanım? Sizin.. Bu saatte ne işiniz var burada? Bir şey mi oldu?'
Kudret etrafına bakındı. Oda boştu. Neslihan yoktu. Az önce kafasında kurduğu o devasa ihanet senaryosu saniyeler içinde çökünce, o hiddetli kadının kalbini anında büyük bir utanç ve panik kaplamıştı.
Yanakları al al olmaya başladı. Bir bahane bulması lazımdı, hem de hemen.
'Ben..' diye kekeledi Kudret, gözlerini kaçırarak. 'Şey için geldim.. Telefonumu! Evet, bugün telefonumu düşürmüşüm buralarda bir yerde. Onu aramaya geldim.'
Vezir kaşlarını hafifçe kaldırdı, dudaklarında o tutmaya çalıştığı çapkın tebessüm belirdi.
'Telefonunuzu mu? Kudret Hanım, gecenin bu saatinde bunun için bizzat yorulmanıza ne gerek vardı? Evdeki çocukları gönderseydiniz, köşe bucak aratıp yollardım ben onlarla.'
Kudret yakalandığını hissederek iyice köşeye sıkıştı. Elindeki poşeti masanın ucuna sertçe, koca bir sinirle bıraktı.
'Çocukların aklı beş karış havada Vezir, ne bulacaklar!' dedi savunmaya geçerek. 'Al! Gelmişken sana yemek de getirdim. Bir arama zahmetinde bile bulunmadığın için fazla yapmış oldum. Evde ziyan olmasın! Neslihan Hanımla beraber karşılıklı yersiniz artık! Telefonum da yok ortalıkta zaten, gidiyorum ben.'
Hışımla arkasını dönüp bir adım atmıştı ki, beklemediği bir şey oldu.
Vezir, o güne kadar koruduğu o saygılı mesafeyi saniyeler içinde yıktı. Uzun bir adımla kadına yetişti. Kabaca eli Kudretin incecik kolunu sımsıkı ama incitmeden kavradığı gibi onu kendine doğru çekti.
Kudret, bu ani çekişle dengesini kaybedip doğrudan Vezirin geniş göğsüne çarptı. İkisi de aynı anda derin bir nefes aldı. Vezir kadını bırakmadı, aksine diğer elini de onun beline atarak Kudreti masayla kendi arasına hapsetti.
Adamın yüzü o kadar yakındı ki, nefesi doğrudan Kudretin titreyen dudaklarına çarpıyordu. Yeşil gözleri, yılların hasreti ve bastırılmış bir arzuyla koyulaşmıştı.
'Gerçekten.. Niye geldiniz Kudret Hanım?' diye fısıldadı Vezir, sesi her şeyi anlamışçasına, tehlikeli bir tonda çıkıyordu. Gözleri kadının dudaklarına kaymıştı.
Kudretin kalbi göğüs kafesini kıracakmış gibi atıyordu. Dizlerinin bağı çözülmüş, nefes almakta zorlanıyordu.
Gözlerini adamın o yakıcı bakışlarından ayırmadan, kendinde olmadan fısıldadı.
'Niye geldim.. Vezir?'
Tam o saniyede, odanın içindeki o ağır gerilimi paramparça eden bir ses yankılandı.
Zzzzzz.. Zzzzzzz..
Ses, Kudretin kolunda asılı duran çantasından geliyordu. Kaybettiğini iddia ettiği telefonu çalıyor, bütün o yalanı ve kıskançlık krizini avaz avaz bağırarak titriyordu.
Kudretin gözleri kısıldı. Dudaklarını birbirine bastırdı. Utançtan yerin dibine girmek istiyordu. Başını eğip çantasına doğru hamle yapacakken Vezir engel oldu. Adamın dudaklarındaki o zafer dolu tebessüm, Kudretin sonunu getirmişti.
Vezir, ellerini kadının beline daha sıkı sarmalayıp onu masaya iyice yasladı. Bedenleri arasında en ufak mesafe kalmamıştı.
'Ben niye geldiğinizi çok iyi biliyorum..' dedi Vezir, kelimeleri tane tane söylüyordu.
Kudret artık kalkanlarını tutamıyordu. Adamın gözlerindeki yeşil de, Kudretin bütün savunmalarını yakıp kül edecek derecede koyulaşmıştı.
Kudret nefes dahi alamıyor, adamın bu sınır tanımaz yakınlığı karşısında titriyordu.
Vezir, kadının vücudunu biraz daha kendine doğru bastırıp, onca yıllık koca bir uçurumu kapatan o fısıltıyı dudaklarından bıraktı.
'Ben de seni..'
Vezir cümleyi tamamlamaya gerek bile duymadı. Zihnindeki o son mantık kırıntısını da yitirdiğinde, gözlerini kapatıp dudaklarını büyük bir açlıkla, devasa bir özlemle Kudretin dudaklarına mühürledi.
Kudretin dudaklarından kaçan o ufak mırıltı Veziri tamamen baştan çıkarmıştı. Kadının alt dudağında kaybolurken belini elleriyle sıkıca kavrayıp, onu aniden kaldırıp Zaro Ağanın o koca, ağır ahşap masasının üzerine oturttu.
Kudret bu sahiplenici hamleyle bacaklarını istemsizce adamın belinin iki yanına doğru aralarken, kollarını Vezirin boynuna sımsıkı doladı. Adama olan karşılığı en az adamınki kadar tutkuluydu. Parmakları Vezirin saçlarının arasına karışmış, onu kendine daha da bastırırken, dudaklarını bir saniye bile Vezirden ayırmak istemiyordu.
Vezirin elleri Kudretin bacaklarından yukarıya, sırtına doğru kayıyor, sonra tekrar bacaklarını buluyordu. Onu o kadar arzulu ama bir o kadar da şefkatle seviyordu ki..
Odanın içinde sadece birbirine karışan nefesleri ve kumaş sesleri duyuluyordu. Vezir dudaklarını kadının dudaklarından zorlukla ayırıp, nefes nefese çenesine, oradan da Kudretin o zarif boynuna doğru indi.
Sıcak dudakları ve dilinin ucu Kudretin boynundaki o hassas tenle buluştuğunda, Kudret için dünya durdu. Başını geriye atarken ağzından dökülen o sese engel olamadı. Adamın sıcaklığı, o yoğun kokusu, teninde bıraktığı o ıslak, tutku dolu izler aklını başından alıyordu.
Ama bu.. bu çok fazlaydı. On iki yıllık o uzaklığın ardından gelen bu ani, tüm duvarları tek seferde yıkıp geçen bu ateş, Kudretin içindeki kontrol delisi kadını paniğe sürükledi.
Kalbi duracak gibi hissediyordu, sınırları tamamen ihlal edilmiş, kendi iradesini bu adamın dudaklarında kaybetmişti.
'Vezir..' diye nefes nefese fısıldadı Kudret, titreyen elleriyle adamın omuzlarını okşuyordu.
'Dur.. Vezir, ne olur dur.'
Vezir yavaşça geri çekildiğinde göğsü hızla inip kalkıyor, gözleri arzudan dumanlanmış bir şekilde ona bakıyordu.
Kudret, masanın üzerinden adeta kayarak aşağı atladı. Bacakları titriyordu. Yukarı sıyrılmış eteğini, yakasını, saçlarını düzeltmeye çalışırken ellerinin titremesine hakim olamıyordu. Utançtan ve az önce yaşadığı o tarifsiz hazdan yanakları al al olmuştu. Adamın gözlerine bakmaya bile cesaret edemeden, masanın ucundaki yemeği işaret etti.
'Yemeklerini ye..' diye kekeledi, sesi zar zor çıkıyordu. 'Soğumasın.. Ben.. Ben gideyim.'
Arkasını döndüğü gibi, odayı koşarcasına terk etti. Kapının heyecanla kapanma sesi, otogarın sessizliğine karıştı.
Vezir odanın ortasında, nefes nefese öylece kalakaldı. Göğsü körük gibi inip kalkarken yavaşça geriye doğru adımladı ve kendini sandalyeye zorlukla bıraktı. Bedeni az önceki o ateşli temasın etkisiyle alev alev yanıyordu. Başını geriye, koltuğun arkasına atıp tavana bakarken, dudaklarında en güzel, en sırılsıklam tebessümü vardı. Elini kaldırıp terlemiş saçlarını geriye doğru taradı, zorlukla yutkunup gözlerini kapadı.
Aynı dakikalarda Kudret, yazıhanenin girişinde bekleyen siyah arabaya doğru koşuyordu. Kalbi ağzında atıyor, nefesi kesik kesik çıkıyordu. Arabanın arka koltuğuna kendini attığında Medeni hemen gaza bastı.
Kudret cam kenarına sığınıp başını geriye yasladı. Titreyen parmak uçlarını, Vezirin öpücüğüyle sızlayan ve hafifçe şişmiş dudaklarına götürdü. Gözlerini kapattığında hala o sıcaklığı, o arzuyla bakan yeşil gözleri ve adamın boynuna dokunan dudaklarını hissediyordu.
On iki yıllık o duvar bu gece, babasının masasının üzerinde, o alev alev öpücükle tamamen kül olmuştu.
