19. bölüm · Kudzir | Alternatif Son | 36 Yaş

Bölüm 17 | Fırça

ms 🐾

Sabahın ilk ışıkları odanın kalın tül perdelerinden içeri usulca süzülürken, Kudret yatağının kenarında, soğuk halının üzerinde kıvrılmış uyuyan adama bakıyordu. Vezirin elleri, yatağın kenarından sarkan eline kenetlenmiş, sanki hayata tutunur gibi, sanki boğulmaktan son anda kurtulmuş gibi sıkıca sarılmıştı.

Kudret hafiften kalbindeki buzların eridiğini hissetti. Fakat o meşhur, kırılmaz Karslı inadı hala dimdik ayaktaydı. Bu adam onu en zayıf yerinden, doğrudan kalbinden vurmuş; o tertemiz sevgisini bir çırpıda 'heves' diyerek çöpe atmıştı. Öyle tek bir gece yerde yatarak, gizlice odaya sızıp elini tutarak kolayca affedilemezdi.

Biraz daha sürünmesi, aklının başından gitmesi, bu kadını kaybetmenin ona nasıl bir cehennem yaşatacağını iliklerine kadar hissetmesi gerekiyordu.

Kudret, derin bir nefes aldı ve elini adamın o büyük, sıcak avucundan gayet soğuk, ani ve tavizsiz bir hareketle çekip aldı.

Eli aniden boşluğa düşen Vezir, sanki uçurumdan aşağı itilmiş gibi yerinden sıçrayarak uyandı. Gözleri mahmurlukla aralandığında, nefes nefese etrafına bakındı. Karşısında Kudreti yatakta doğrulmuş, ona buz gibi ifadesiz, karanlık gözlerle bakarken buldu.

'Kudret..' diye fısıldadı Vezir, hafifçe dizlerinin üzerinde doğrulup yatağa doğru biraz daha yaklaşarak. Sesi uykulu, ama yoğun bir endişe taşıyordu.
Elleri yatağın kenarını sıktı.
'İyi misin? Ateşin çıkmadı bir daha değil mi? Bütün gece aklım gitti, nefesini dinledim sabaha kadar..'

'İyiyim.' dedi Kudret, derin bir sessizliğin içinden gelen tek bir kelimeyle. Sesinde zerre kadar duygu kırıntısı, zerre kadar şefkat yoktu. Yüzündeki o muazzam asalet, şimdi aşılmaz bir duvara dönüşmüştü.

Yorganı tek bir hareketle üzerinden atıp yataktan kalktı. Üzerindeki o incecik, tenini ikinci bir deri gibi saran, vücudunun her kıvrımını kusursuzca ortaya çıkaran gecelikle odanın ortasında yürürken, Vezire tek bir bakış bile atmadı.

Zerafetle, adeta bir kraliçe gibi doğrudan aynalı makyaj masasına gidip kadife pufa oturdu. Vezir ise halının üzerinde dizlerinin üzerine çökük halde kalmış, kadının bu dondurucu soğukluğu karşısında ne yapacağını bilemez bir halde onu izliyordu.

Kudret, aynanın karşısında bacak bacak üstüne attığında, ipek geceliğin yırtmacı tehlikeli ve kışkırtıcı bir şekilde yukarı sıyrıldı. Pürüzsüz bacakları sabah ışığında parlıyordu. Masanın üzerindeki vanilya ve yasemin kokulu vücut losyonunu aldı.

Göz ucuyla aynadan Vezirin o yutkunan, gergin halini izlerken, kapağı yavaşça açtı. Losyonu avuç içine döktü ve bacaklarına, ayak bileklerinden dizlerine doğru o kadar ağır, o kadar eziyet edercesine yavaş bir şekilde sürmeye başladı ki..
Vezirin boğazı anında kurudu. Adamın o sesli yutkunuşu, odadaki o ağır sessizlikte duyulmuştu.

Kudret, adamın göğsünün hızla inip kalkmaya başladığını aynadan çok net görüyordu. Hiçbir şey olmamış gibi, sanki odada halının ortasında ona bakan o adam yokmuş, tek başınaymış gibi umursamazca losyonu boynuna, köprücük kemiklerine doğru sürmeye devam etti.

Parmakları kendi teninde usulca kayarken, ipek geceliğinin o ince askısı sanki yerçekimine yenik düşmüş gibi yavaşça omzundan aşağı kaydı. Omuz çizgisi ve göğüs dekoltesi tamamen gözler önüne serilmişti.

'Kapıyı yatmadan önce kilitlemiştim.' dedi Kudret aynaya bakarak. Ses tonu son derece düzdü, gümüş saplı saç fırçasını eline aldı.
'İzinsiz odaya girmek, uyuyan bir kadının odasına sızmak, hele de kilitli kapıları dışarıdan açıp içeriden kilitlemek.. Çalışanların görev tanımında var mıydı Vezir Yılmaz?'

'Kilit-.. Kilitli değildi Kudret..' diye mırıldandı Vezir, artık o soğuk halının üzerinde diz çökmeye dayanamayarak ayağa kalktı. Yavaşça yaklaşan bir avcı gibi kadının arkasına doğru adımladı.

'Seni o halde bırakamazdım. Ateşler içindeydin, titriyordun. Bana istediğin kadar kız, bağır, çağır, odayı başıma yık.. Ama bana böyle duvar gibi durma. Böyle hiçmişim gibi bakma ne olur..'

Vezir, aralarındaki mesafeyi sıfıra indirip tam ellerini kadının o açıkta kalan, ipeksi omuzlarına koyacaktı ki, Kudret elindeki saç fırçasını bilerek, mükemmel bir zamanlamayla yere düşürdü.
'Ah' diye mırıldandı sahte bir şaşkınlıkla.

Vezirin dokunmasına fırsat dahi vermeden, oturduğu puftan yavaşça öne doğru eğildi. Fırçayı almak için uzandığında, göğüs dekoltesi ve bacaklarının o kusursuz, akıl almaz açısı doğrudan Vezirin görüş alanındaydı.

Adamın göğsü hiç durmadan heyecanla hızla inip kalkmaya devam ediyordu. İki yanındaki elleri yumruk olmuş, damarları belirginleşmişti. Nefes alamıyordu; kadın onu kendi arzusuyla boğarak öldürmeye yemin etmiş gibiydi.

Kudret fırçayı alıp zarifçe doğrulduğunda, yüzünde o umursamaz, tripli ifade hala duruyordu ama kara gözlerinin en derininde şeytani bir zafer pırıltısı vardı. Adamı çıldırtıyordu ve bunu çok iyi biliyordu.

'Beni delirtmek mi istiyorsun sen?' diye fısıldadı Vezir, daha fazla dayanamayarak kadına doğru eğildi. Burnunu açıkta kalmış, mis kokan boynuna doğru yaklaştırdı.
Sesi arzudan ve çaresizlikten çatallanmıştı.
'Bedenimi ateşe veriyorsun..'

Kudret, adamın o sıcak, titreyen nefesini boynunda hissettiğinde içi ürperdi. Kalbi göğüs kafesini delecek gibi atıyordu ama o buz gibi maskesini indirmedi. Aynadan adamın o koyulaşmış, çaresiz yeşillerine, ona nasıl taparcasına baktığına şahit oldu.

'Ne münasebet.' dedi fısıltıyla, omuz silkip adamın çekim alanından son derece usta, kıvrak bir hareketle sıyrılarak ayağa kalktı. Geceliğinin askısını omuzuna geri yerleştirdi.
'Sadece hazırlanıyorum. Şimdi çık odamdan. Konaktakiler uyanmak üzeredir..'

Vezir, yarıda kalan hevesi, uzattığı ellerinin boşluğu ve kadının bu akıl almaz, tripli cilvesiyle odanın ortasında donakalmıştı. Kudret onu hem devasa bir ateşe atmış, hem de cayır cayır yanarken üzerine buz gibi bir su döküp bırakmıştı.
Çaresizce ama bir o kadar da bu kadının zekasına, güzelliğine hayran bir şekilde derin bir nefes aldı. Başını eğip, sessizce kapının kilidini açtı ve odadan çıktı.

. . .

Aynı günün öğlenine doğru, Karslı Konağının alt kattaki çalışma odasında farklı bir gerilim yaşanıyordu. Zaro Ağa, geniş masasında oturmuş, otogarın haftalık hesaplarını inceliyordu. Vezir, masanın hemen önünde ellerini önde bağlamış, ağasına her zamanki gibi rapor veriyordu.
Kapı çaldı ve Kudret, üzerinde vücudunu saran etek-gömlek takımıyla içeri girdi. Son derece mesafeli ve resmi görünüyordu; Vezirin yüzüne bakmıyordu bile.

Vezir hemen ceketinin önünü ilikleyerek ayağa kalkıp selam verdi.
'Kudret Hanım..'

Kudret sadece başını hafifçe eğmekle yetindi.
'Baba, beni çağırmışsın.' diyerek masanın diğer ucundaki sandalyeye zarifçe yerleşti.

'Gel Kudret.' dedi Zaro Ağa gözlüklerini çıkarıp masaya bırakırken.
Yüzünde sakin ama bir o kadar da otoriter bir ifade vardı. Vezir kimse çık demediği için yerinden bile kıpırdamadı.

Vezir kulak kabartmış beklerken, Zaro Ağa kızına döndü.
'Kudret.. Akşama Rıdvan Beyler oğlu Ekremle bize tanışmaya gelecek. Senin için.. Ne diyorsun? Hazırlıklarımızı ona göre yapalım. Vezir, senin de başka işlerin olmasın, güvenlik amaçlı yanımızda durursun.'

Elindeki sevkiyat dosyası, Vezirin kaskatı kesilen parmaklarının arasından kayıp büyük bir gürültüyle yere düştü. Koca adamın gözleri yuvasından fırlayacak gibi açılmıştı. İri elleri sandalyenin kenarında öyle bir yumruk oldu ki, parmak boğumları bembeyaz kesildi, damarları açığa çıktı.

Nefesi boğazında düğümlenmiş, ciğerlerine hiç oksijen gitmiyordu.
Ekrem.. İsteme.. Bu akşam.. Tanışmaya mı gelecekti?!

Kendi elleriyle, o otogardaki çay ocağında kendi ağzıyla yarattığı o kabus senaryosu gerçek oluyordu!

Vezirin bakışları, içindeki o dehşet ve çaresizlikle yavaşça Kudrete kaydı.
Kudret, adamın o deliren, ecel terleri döken halini, nefes alamayışını gördüğünde içten içe onun bu kıskançlığının ve korkusunun tadını çıkarsa da, oyunun sınırını biliyordu. Kalbi sızladı ama yüzündeki ifadeyi korudu.

Babasına döndü, sanki biraz düşünür gibi yaptı, ardından başını kesin bir dille iki yana salladı. O birkaç saniye uzasaydı; Vezir için ambulans çağırması gerekebilirdi.

'Yok baba.' dedi Kudret, son derece net ve tavizsiz bir sesle.
'Ben sana dün de söyledim. Ben kimseyle tanışmak, görüşmek istemiyorum. Benim tek odağım kardeşlerim bu konuyu sen Rıdvan Bey Amcaya uygun bir dille anlatırsın. Bu konu bir daha açılmasın.'

Zaro Ağa, kızının bu sert, kendinden emin söylemleriyle iç çekti.
'Peki.. Ben haber yollarım.' diyerek konuyu kapattığında, Kudret de başını sallayıp tek bir kelime etmeden çıkıp gitti.

Ama o birkaç saniyelik ölümcül korku, o acı Vezire yetmiş de artmıştı bile. O an kalbinin tam ortasında hissettiği o devasa sızıyla anladı; Kudreti bir başkasının yanında görme ihtimali bile onun nefesini kesmeye, canını almaya yetiyordu. Aşağılık kompleksi de, aptal gururu da, sınıf farkı da o saniyede yerle bir olmuştu.

. . .

Öğleden sonra güneş tepeye çıkıp konağın bahçesini ısıttığında, Kudret en sevdiği sığınağına, arka bahçedeki büyük cam seraya inmişti. Üzerinde rahat ama zarafetinden ödün vermeyen beyaz su yeşili bir elbise vardı. Saçlarını özensiz bir topuz yapmış, elinde küçük bir bahçıvan küreğiyle yeni gelen orkidelerin toprağını havalandırıyordu.

Cam kapının gıcırtısıyla başını bile kaldırmadı. O ağır, kendinden emin ama bir o kadar da çekingen ayak seslerinin kime ait olduğunu kalp atışlarının hızlanmasından biliyordu.
Vezir, üzerindeki siyah gömleği ve pantolonuyla, bu toprak ve çiçek kokulu cıvıl cıvıl mekana tamamen tezat, karanlık bir gölge gibi içeri süzüldü.

'Kudret..' diye söze başladı Vezir.
Sesi, dünden beri yaşadığı o cehennem azabının yorgunluğunu taşıyordu.
'Sabah odada olanlardan sonra.. Ve içerideki o adam meselesi.. Konuşmamız lazım. Yalvarırım artık bana böyle boşlukmuşum gibi davranma.'

Kudret elindeki küreği yavaşça tezgaha bıraktı. Başını kaldırıp adama o meşhur, dondurucu bakışlarından birini attı.
'Vezir.' dedi kelimenin üzerine basa basa.
'Benim seninle konuşacak şahsi hiçbir meselem yok. Ama madem buraya kadar geldin ve Zaro Ağanın o çok kıymetli, her işe koşan 'sağ kolusun'.. Bana yardım edebilirsin.'

Vezir yutkundu, her şeye razı bir ifadeyle başını salladı.
'Emret. Ne istersen.'

Kudretin dudaklarında o muzip tebessüm belirdi. Parmağıyla seranın en köşesinde duran, her biri yirmişer kiloluk devasa toprak ve gübre çuvallarını işaret etti.
'Şuradaki açık alanda duran birkaç çuval var. Onları arka taraftan buraya taşı. Sonra da şu büyük saksıları diz. İşim yarım kaldı, kollarım yoruldu.'

Vezir, üzerindeki o jilet gibi kıyafetlere aldırış etmedi. Birkaç çuval dediği en az 15 çuvaldı belki ama. O an tek derdi, karşısındaki bu kadının ördüğü duvarlarda küçücük bir delik açabilmekti. Siyah ceketini çıkarıp sandalyeye attı, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırdı. Sessizce çuvalların olduğu köşeye yöneldi.
Kudret, eline aldığı sulama kabıyla çiçeklerin arasında gezinirken, göz ucuyla adamın ağır çuvalları birer birer sırtlanışını izliyordu.

Vezir kan ter içinde kalmıştı. Siyah gömleği sırtına yapışmış, geniş omuzları her hamlesinde daha da geriliyor, alnından damlayan terler çuvalların üzerine karışıyordu.
Elleri, kolları ve o temiz kıyafetleri gübre ve toprak tozuyla kirlenmişti. İki büklüm çalışırken bile gözü sürekli Kudretteydi, ondan gelecek ufacık bir yumuşama belirtisi, bir şefkat kırıntısı arıyordu.

'Kudret..' dedi nefes nefese, onuncu çuvalı yere bırakırken.
'Ben.. Ben gerçekten o sözleri sana inanmadığım için söylemedim. Kendime inanmadığım için-..'

'Kudret Hanım.' diye düzeltti Kudret buz gibi bir sesle, elindeki makasla kuru bir yaprağı keserken.
'Ve konuşurken nefesini harcama bence Vezir, daha on çuvalın var. Hızlı ol, güneşte fazla kalmalarını istemiyorum.'

Vezir çaresizce başını eğdi. Dişlerini birbirine bastırıp işine geri döndü.
Sevdiği kadının affını kazanabilmek için serada hiç durmadan, dinlenmeden çalıştı. Kırk beş dakikanın sonunda son saksıyı da yerine yerleştirdiğinde dizlerinin bağı çözülmek üzereydi. Nefes nefese, üstü başı batmış, elleri çamur içinde kalmış bir halde doğruldu.

Gözlerindeki o devasa umutla, o muhtaç bakışla Kudrete doğru bir adım attı.
Belki şimdi.. Belki onun bu çabasını, bu mutlak teslimiyetini gördükten sonra ona acır diye umut ediyordu.
'Bitti..' diye fısıldadı Vezir, sesi çatallıydı.
'İstediğin gibi dizdim hepsini.'

Kudret yavaşça ona doğru yürüdü. Adamın bu darmadağın, kir toprak içindeki haline, geniş göğsünün körük gibi inip kalkışına bakarken içinden ona sımsıkı sarılmak, boynunu öpmek geçiyordu.
Ama gururu, kalkanlarını indirmesine henüz izin vermedi. Tam Vezirin dibinde durdu.
Elini usulca uzattı.. Vezir nefesini tutup gözlerini kapattı, kadının o çok özlediği şefkatli dokunuşunu bekledi.

Ancak Kudret, sadece işaret parmağının ucuyla adamın gömleğinin yakasına bulaşmış olan küçük bir toprak parçasını yavaşça silkeledi.

'Eline sağlık.' dedi son derece ruhsuz, soğuk bir tavırla.
'Babam gerçekten işini bilen adamları seçiyor.'

Vezir, açtığı gözleriyle aldığı bu darbe karşısında sendelerken, Kudret hiçbir şey olmamış gibi bilerek vücudunu adama sürterek arkasını döndü.
'Nesrine söyle, ön bahçedeki koltuklara bir kahve getirsin.' diyerek adamı o çamurun, o yıkımın tam ortasında tek başına bırakıp seradan çıkıp gitti.