1. bölüm / 3
Kritik Hata: Küller ve yeminler1 BÖLÜM istenilmeyen kiz
Bölümler 3Şu an: 1 BÖLÜM istenilmeyen kiz
- 1 1 BÖLÜM istenilmeyen kiz2.197 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2 Bölüm1.301 kelime
- 3 3. Bölüm2.248 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkesin bir hayali vardır. İnsan, o hayalini yaşamak için bazen elinden gelen her şeyi yapar. Hatta yapabileceğini düşündüğünden çok daha fazlasını…Ama bazen, tam her şey olacakken bir şey olur.
Bir olay, bir söz, bir insan… Ve kurduğun bütün hayaller, sanki bir anda ellerinin arasından kayıp gider.Ben de aynı şeyleri yaşadım. Defalarca düştüm. Ama her düştüğümde kalktım. Beş kere düştüysem, beş kere kalktım. On kere düştüysem, on bir kere ayağa kalktım. Çünkü benim için “pes etmek” diye bir kelime yoktu.
Benim kelime hazinemde sadece bir cümle vardı: Yapabilirsin.Bunu kendime kaç kere söylediğimi bilmiyorum. Bazen ağlarken, bazen odamın kapısını kapatıp kimse görmesin diye sessizce ağladığım gecelerde, bazen herkes uyurken tavana bakıp sabahı beklediğim anlarda… Hep aynı şeyi söyledim kendime. Yapabilirsin, Lara.Tabii ki beni pes ettirmeye çalışan insanlar da vardı.
Hem de en yakınımdakiler. Ailem.Onları dinlemedim. Belki de hayatımda verdiğim en zor kararlardan biri buydu. Çünkü insan, ailesinden gelen sözlerin bu kadar can yakacağını düşünmüyor. Aile dediğin insanın yanında olur sanıyorsun. Düştüğünde kaldırır, kaybettiğinde sarılır, korktuğunda “Ben buradayım.” der.Benim ailem ise bana çoğu zaman yabancıymışım gibi davrandı.
Annem Semra Sancak, babam Tufan Sancak… Kâğıt üzerinde ailemdiler. Aynı soyadını taşıyorduk, aynı evde yıllarca yaşamıştık. Ama bazen insan, aynı evin içinde yaşadığı insanlara bile yabancı olabiliyordu. Ben de onların evindeki yabancıydım.Bunu kabullenmek kolay olmadı. Hatta hiç kolay olmadı. Ama insan zamanla bazı şeylere alışıyordu. Acıya bile.Beni görmezden geldiler.
Benimle konuşmadılar. Hayallerimi küçümsediler. Ne zaman bir şey yapmak istesem karşıma bir engel çıkardılar. Ama ben yine de devam ettim.Çünkü bir gün kendime ait bir hayatım olacağına inanıyordum. Kimsenin bana “Sen yapamazsın.” demediği, kimsenin hayallerimi küçümsemediği, kimsenin kararlarımı benim yerime vermediği bir hayat…Sonra bir gün polis akademisine başvurdum. İşte o gün her şey değişti.
Yıllardır benimle konuşmayan insanlar bir anda benimle konuşmaya başladı. Yıllardır beni görmeyen insanlar bir anda beni görmeye başladı. Hayallerimi umursamayan ailem, bir anda polis akademisine girmemi istemedi. Beni vazgeçirmeye çalıştılar.Nedenini bilmiyordum. Hâlâ da bilmiyordum. Semra Sancak ve Tufan Sancak bir anda üzerime titremeye başlamışlardı. Sanki yıllardır beni görmezden gelen onlar değildi.
Sanki benim için endişelenen, geceleri uykusuz kalan anne ve babam onlardı.Ama ben onların bu değişimine inanmadım. Çünkü bazı insanlar seni kaybetmekten korktukları için değil, üzerindeki kontrollerini kaybetmekten korktukları için yanında kalmanı ister.
Ben bunu çok geç öğrendim.Vazgeçmedim.Polis akademisini kazandım.İlk gün kapıdan içeri girdiğimde içimde korku vardı. Ama korkumdan daha büyük bir şey vardı: kararlılığım.Zorlandım. Çok zorlandım. Bazı günler eve döndüğümde ayakta duracak hâlim bile kalmıyordu.
Bazı geceler ders çalışırken gözlerim kapanıyor, ertesi sabah yeniden kalkıp aynı mücadeleye devam ediyordum.Her düştüğümde kendime aynı şeyi söyledim. Yapabilirsin, Lara.Çünkü ben bir kere karar vermiştim. Ve Lara Sancak karar verdiyse kolay kolay geri dönmezdi.
Akademide zaman geçtikçe ne yapmak istediğimi daha iyi anlamaya başladım. Sadece polis olmak istemiyordum. Olayların arkasındaki gerçeği bulmak, herkesin gözünden kaçan ayrıntıları görmek, bir olayın sessiz kalan tarafını konuşturmak istiyordum.Bu yüzden adli tıp alanına yöneldim. Eğitimim boyunca bunun için çalıştım. Kolay değildi.
Saatlerce ders çalıştığım, gecenin ilerleyen saatlerine kadar rapor incelediğim, yorulduğum için kitabın başında uyuyakaldığım günler oldu.Ama her seferinde yeniden başladım. Çünkü ben ne istediğimi biliyordum.Ve sonunda mezun oldum.Diplomamı elime aldığım gün kalabalığın içinde gözlerim ailemi aramadı.
Çünkü artık onların benimle gurur duyup duymadığını düşünmeyi bırakmıştım. O diplomayı onlar için almamıştım. Kendim için almıştım.Ben çalışmıştım. Ben savaşmıştım. Ben düşmüştüm. Ben kalkmıştım. Ve sonunda başarmıştım.Artık polistim. Aynı zamanda adli tıp alanında uzmanlaşmıştım. Yıllardır kendime söylediğim o iki kelime, elimde tuttuğum diplomanın üzerinde görünmüyordu belki ama benim için oradaydı.Yapabilirsin.
Yapmıştım.Mezuniyetten sonra bir yıl daha geçti. Kendime küçük bir daire aldım. Çok büyük değildi. Ama benimdi. Duvarları benimdi, anahtarı benimdi, içindeki sessizlik bile benimdi.Belki de hayatımda ilk defa bir yere ait hissediyordum.
Bu yüzden artık ailemin evinde kalmak istemiyordum. Onlardan uzaklaşmak istiyordum. Belki de kendimden bile uzaklaşmak istiyordum.Bir akşam ailemin karşısına geçtim. Kalbim hızlı atıyordu. Söyleyeceğim cümleyi kafamda defalarca kurmuştum.“Ben artık kendi evime çıkmak istiyorum.”Cümle ağzımdan çıktığında anneme baktım. İçimde küçücük de olsa bir umut vardı. Belki annem bana bakıp “Gitme kızım.” derdi. Belki babam “Burası senin evin.” derdi. Belki ilk kez bana gerçekten ihtiyaçları olduğunu söylerlerdi.Belki…Sadece belki.Annem başını kaldırıp bana baktı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu.“Tamam.”Sadece bu.
Bir kelime.Tamam.Babam da hiçbir şey söylemedi.İşte o an içimde bir şey kırıldı.Sessizce başımı salladım.“Tamam.”Ben de aynı kelimeyi söyledim. Ama onların “tamam”ı gitmem için yeterliydi. Benim “tamam”ım ise artık kalmayacağımı anlatıyordu.Odama çıktım. Kapımı kapattım. Dolabımı açıp kıyafetlerimi tek tek valize koymaya başladım.
Ellerim titriyordu ama ağlamadım.Çünkü ağlarsam duracağımı biliyordum. Ben ise durmak istemiyordum.Bir süre sonra odanın ortasında durup etrafıma baktım. Yıllarca burada yaşamıştım. Duvarlarda çocukluğum, raflarda eski fotoğraflarım, çekmecelerde unutulmuş küçük eşyalar vardı.Ama hiçbirinin bana ait olduğunu hissetmiyordum.
Sanki başka birinin hayatına bakıyordum.Valizin fermuarını kapattım. Tam odadan çıkacakken kapının yanında duran aynada kendimi gördüm. Bir süre kendime baktım. Gözlerimin altında yorgunluk vardı ama gözlerimin içinde hâlâ aynı kız duruyordu.Düşen, kalkan, yeniden deneyen, pes etmeyen kız…Elimi kapının koluna götürdüm. Son kez arkamı döndüm.“Hoşça kal.”Bunu kime söylediğimi bilmiyordum. Çocukluğuma mı, aileme mi, yoksa yıllardır kendimi ait hissetmeye çalıştığım o eve mi?Kapıyı kapattım.Ve çıktım.Arabaya bindiğimde bir süre motoru çalıştırmadım. Ellerimi direksiyonun üzerine koydum. Telefonum yan koltuktaydı.
Ekranına baktım.Arayan yoktu. Mesaj atan yoktu. “Geldin mi?”, “İyi misin?”, “Dikkatli git.” diyen kimse yoktu.İnsan bazen bir mesaj bekliyordu. Tek bir kelime bile yetiyordu. Ben de bekledim.Belki annem arar diye. Belki babam. Belki “Kızım, nereye gidiyorsun?” derler diye.Telefonu birkaç dakika daha bekledim. Sonra ekranı kapattım ve arabayı çalıştırdım.O gece Sancak ailesinin evinden ayrıldım.
Ama aslında yıllar önce terk edilmiştim.Sadece bunu o gece kabul etmiştim.
Arabayı çalıştırıp yeni evime doğru yola çıktım. Yol boyunca bütün hayatımı düşündüm durdum. Çocukluğumu, ailemi, yaşadığım her şeyi…Ama bu kez her şeyi düşünürken içimde farklı bir his vardı. Artık bunları düşünmek zorunda değildim. İstesem de istemesem de geçmişte bırakmam gereken her şeyi geride bırakmıştım.Çünkü artık hayatımda yeni bir sayfa açıyordum. Bundan sonra sadece ben vardım.Ben ve hayallerim.Apartmana vardığımda arabamı kapalı otoparka bıraktım. Bagajı açıp valizlerimi ve birkaç eşyamı çıkardım.
Bütün eşyalarımı getirmemiştim. Onları da yarın hallederdim. Şimdilik ihtiyacım olanlar yeterliydi.Valizlerimi alıp otoparktan apartmanın girişine doğru yürüdüm. Asansörün düğmesine bastım ve kapıların açılmasını bekledim.Asansör geldiğinde içeri girip sekizinci kata bastım. Dairem sekizinci kattaydı ve açıkçası bundan memnundum. Çünkü benim aşağı katlarda yaşamak gibi bir huyum yoktu. Hatta buna biraz fobi bile diyebilirdim.
Aşağıda yatamıyordum. Ranzalarda bile hep üst katta yatmışımdır.Hâlâ aklımda olan bir anım vardı. İlkokuldayken iki günlük bir geziye gitmiştik. Odalarda ranzalar vardı ve bir kız üst katta yatmak istemiş, bana da alt taraf kalmıştı.O zamanlar bir şey söylemeye cesaret edememiştim. Sonuç olarak o gece neredeyse hiç uyumamıştım.O yüzden sekizinci kat benim için gayet iyiydi.Asansörün kapıları açıldığında dışarı çıkıp sağa doğru yürüdüm. Koridorun sonlarına doğru ilerleyip on altı numaralı dairenin önünde durdum.
Cebimden anahtarı çıkarırken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. Anahtarı kilide sokup kapıyı açtım.İçeri adım attığım anda içimi tarifsiz bir huzur kapladı. Burası gerçekten benim evimdi. Kimsenin bana ne yapacağımı söylemediği, kimsenin beni istemediğimi hissettirmediği, sadece bana ait olan küçük bir yerdi.Kapıyı arkamdan kapatıp valizleri odama taşıdım. Birkaç eşyayı kenara bıraktıktan sonra salona geçip kendimi koltuğa bıraktım.Başımı koltuğun arkasına yasladım. Gözlerim kapanmak için resmen birbirleriyle yarışıyordu.
Tek istediğim uyumaktı ama daha yerleştirmem gereken bir sürü eşya vardı.Duvardaki saate baktım.Saat 21.30’du.“Ben anca on birde bitiririm.” diye mırıldandım.Birkaç saniye daha koltukta oturup tavana baktım. Sonra derin bir nefes alarak ayağa kalktım.“Hadi kızım, iş beklemez.”Kendi kendime söylene söylene yeniden odama geçtim. Kıyafetleri dolaba yerleştirdim, birkaç eşyayı yerlerine koydum, çantalarımı boşalttım.Sonunda elimde sadece bir elbise kaldı. Onu da askıya geçirip dolabın kapağını kapattığımda derin bir nefes verdim.“Bitti.”Artık gerçekten bitmişti.
Yatağa baktım ve kendimi oraya atmak için sabırsızlanıyordum. Gözlerim kapanıyor, vücudum resmen “Yeter artık.” diye bağırıyordu.“Yatma vakti artık, çok şükür.” diye söylendim.Dolabımdan pijamalarımı alıp üzerimi değiştirdim. Ardından banyoya geçip hızlıca bakımımı yaptım. Dişlerimi fırçaladıktan sonra aynadaki yorgun yüzüme baktım.Bugün hayatımda yepyeni bir sayfa açmıştım. Belki de ilk defa gerçekten yalnızdım.Ama bu kez yalnızlık korkutmuyordu beni.Aksine, huzur veriyordu.Banyodan çıkıp doğruca yatağıma girdim. Telefonumu açtım ve saat 07.20’ye alarm kurdum.Yorganı üzerime çekip başımı yastığa koydum. Birkaç saniye tavana baktım.Bugün ailemden ayrılmıştım, yeni evime taşınmıştım ve yıllardır hayalini kurduğum o özgürlüğe sonunda kavuşmuştum.Yüzümde küçük bir gülümseme oluştu.“Yeni hayatına hoş geldin, Lara.”Gözlerimi kapattım ve birkaç saniye içinde kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Sabah alarmın sesiyle gözlerimi açtım. Uykulu gözlerle telefonu elime alıp alarmı kapattım.“Offf… Kalkmak istemiyorum. Çok uykum var…”Bu taşınma işi sandığımdan daha zormuş ama pes etmek yok.Diyerek yataktan kalktım ve perdeyi açıp camı açtım. Ardından banyoya geçtim. Ellerimi ve yüzümü yıkadım, diş fırçamı alıp dişlerimi fırçalamaya başladım.
Dişlerimi fırçaladıktan sonra mutfağa geçtim. Mutfağa geldiğimde dolaptan kendime bir bardak çıkarttım. Bardağı kahve makinesinin altına koyup düğmesine bastım.Genelde ben sabah bir şey yemem, sadece kahve içerim.Kahvem olana kadar ben de odama geçtim. Yatağımı düzelttim. Ondan sonra dolabımı açtım ve üniformamı çıkarıp giydim. Sonra makyaj masama oturup saçlarımı topladım ve atkuyruğu yaptım.Mutfağa geldiğimde kahvem hazırdı.
Bir yudum aldım.“Mükemmel olmuş.”Gerçekten de güzeldi. Normalde kahvemi kendim yapardım. Zaten eski evimde kahve makinesi yoktu. Bunu kendime aldığım ilk eşyalardan biri sayılırdı.Salona geçtim ve kendimi koltuğa attım. Masaya kahvemi koyup yanındaki televizyon kumandasını aldım ve televizyonu açtım.Haberlerde yine bir cinayet vakası vardı. Başka kanallara baktım.
Boş boş şeyler vardı.“Hiçbir şey yok mu ya?” diye isyan ederken masadan kahvemi aldım ve yudumlarken kanallarda geziniyordum.En sonunda televizyonu kapattım. Saate baktığımda saat 07.50’yi geçiyordu.“Artık çıksam iyi olacak…” dedim kendi kendime ve koltuğumdan kalktım.Kahvemi de yanıma alarak mutfağa geçtim. Bardağı makineye koydum ve odama geçtim.
Odaya geldiğimde kol çantamı aldım. İçine rozetimi, dosyalarımı, telefonumu ve bir tel toka koydum.Tam odadan çıkacaktım ki aklıma bir şey geldi.“Silahımı unuttum ya!”Bir an durdum.“Bir de kazak alayım, soğuk olursa…”Kazağı çantama koydum. Silahımı da montumdaki yerine yerleştirdim.Saate baktığımda beşi geçiyordu.“Hemen çıkmam lazım.”Çantamı aldım, odamın camını kapattım ve odadan çıktım. Bütün evi kontrol ettikten sonra kapıyı kilitleyip çıktım.Asansörün olduğu tarafa doğru yürümeye başladım.Asansöre vardığımda düğmeye bastım ve beklemeye başladım.
Asansör geldiğinde içeride yaşlı bir teyze vardı. Gülümseyerek bindim. Son kata, otoparkın olduğu kata basıp beklemeye başladım.Birinci kata geldiğimizde teyze indi. Asansörün kapısı kapandığı anda derin bir nefes verdim.Teyze bana sanki ona bir şey yapmışım gibi bakıyordu ama bir şey yapmadım zaten. Daha dün taşınmıştım buraya.Otopark katına geldiğimizde asansörün kapısı açıldı. Ben de dışarı çıktım.Çıktığım anda arabamı gördüm ve yüzümde bir gülümseme belirdi.
Arabamı çok seviyordum. Çünkü bu arabayı ilk kendime aldığım hediyeydi. Mezun olduğumda kendime almıştım.“İyi ki seni almışım, Maviş.” diyerek arabamı sevdim.“Merak etme, Ak Kız da bugün gelecek.”Benim bir motorum da vardı. Adı Ak Kız’dı.Ben arabama ya da motoruma isim koymayı seviyordum. Onlar benim yoldaşım, benim sırdaşımdı. Beni hep onlar dinlemişti.Annem ve babam beni hiç dinlememişti ama onlar dinlemişti.“Neyse… Eskileri düşünmek istemiyorum. Onlar eskide kaldı.”Arabama bindim. Çantamı yan koltuğa koydum ve anahtarımı kontağa taktım.Telefondan son ses Blok3 – Aklına Ben Gelicem şarkısını açtım. Vitesi geriye aldım ve arka arkaya gitmeye başladım. Ardından vitesi ileri aldım ve otoparkın çıkışına doğru sürdüm.
Otoparktan çıktım ve adliyeye doğru yola koyuldum. Müziğe eşlik ederek yoluma devam ettim.Adliyeye vardığımda arabayı park edip içeri girdim. İçeri girdiğimde masama geçtim ve dünden kalan dosyaları incelemeye koyuldum.
Dosyaları incelerken yanıma Yıldız geldi. Emniyette en yakın olduğum kişiydi.Günaydın, naber güzelim?” diyerek masama yaslandı.Ben de gülümseyerek, “İyiyim, hem de çok.” dedim.O da gülümsedi.“Mutlu gününü mahvetmek istemem ama Mehmet Komiser seni çağırıyor. Önemliymiş.”Gülümsemem yavaş yavaş soldu. Çünkü genelde Mehmet Komiser ya mesaj atar ya da arardı. Ama acil ve çok önemli bir durum varsa odasına çağırırdı.“Tamam, ben gideyim o zaman.” dedim ve ayağa kalktım.“Bana söylersin, gelince.” dedi Yıldız.Ben de başımı salladım ve Mehmet Komiser’in odasına doğru yürümeye başladım.
Kapıya geldiğimde çalmadan önce derin bir nefes aldım ve kapıya bir kez vurdum.“Gir!”Sesini duyduğumda kapıyı açıp içeri girdim. Mehmet Komiser masasının başında oturuyordu ve normale göre daha ciddiydi.“Gel kızım, otur.” dedi ve karşısındaki koltuğu işaret etti.Ben de başımı sallayıp oturdum.Birkaç dakika kimse bir şey demedi. Ben de bir şey demedim.
En sonunda konuşmaya başladı.““Şimdi Lara kızım… Ben teşkilattan bir haber aldım. Önemli bir suç örgütünün yeniden harekete geçtiğine dair istihbarat geldi. Ancak bu kez durum biraz farklı.”Kaşlarımı çattım.“Nasıl farklı?”Mehmet Komiser birkaç saniye sustu.“Bu örgütün yaptığı son birkaç hareket, yıllar önce gerçekleştirilmiş bir operasyonla bağlantılı olabilir.”“Yıllar önceki bir operasyon mu?”Başını salladı.“Evet. Fakat o operasyonla ilgili dosyaların çoğu gizli. Şimdilik sana söyleyebileceğim tek şey, bu görevin yalnızca bugünkü olaylarla ilgili olmadığı.”Masasının üzerindeki dosyayı eline aldı ve bana uzattı.“Bu nedenle bu operasyonda özel bir askerî timle birlikte çalışacaksın.”Dosyayı aldım.“Tim kim?”“Fırtına Timi.”Bir an dosyaya baktım.“Peki benim görevim ne olacak?”“Sen hem polis olarak görev yapacaksın hem de olayların adli boyutunu inceleyeceksin. Bu görevde gözünden hiçbir ayrıntının kaçmasını istemiyorum.”Başımı salladım.“Anlaşıldı, komiserim.”Mehmet Komiser gözlerini üzerimden ayırmadan ekledi:“Bir de Lara…”“Efendim?”“Bu dosyada göreceğin bazı şeyler sana anlamsız gelebilir. Hemen sonuca varma.”Kaşlarımı çattım.“Neden?”Cevap vermedi.Sadece:“Çünkü bazı şeylerin görünen yüzü, gerçeğin kendisi değildir.”dedi.Dosyaya bir kez daha baktım.Henüz bilmiyordum ama o dosya, hayatımda açacağım en yanlış kapının anahtarıydı.Ve o kapının ardında yalnızca bir suç örgütü yoktu.Yıllardır küllerin altında saklanan bir geçmiş vardı.
Kapıya doğuru giderken Mehmet komser başımla selam verip kapıyı açıp çıktım,Masama doğru giderken elimdeki dosyaya bakıyordum. Masama geldiğimde sandalyeme oturdum ve dosyayı masanın üzerine bıraktım.Düşünmeye başladım.Acaba anlaşabilecek miydim timle?Tam bunları düşünürken Mehmet Komiser’in sesiyle daldığım düşüncelerden çıktım.“Lara!”Başımı kaldırıp Mehmet Komiser’e baktım.“Tim dışarıda. Gel.”Ardından dış kapıya doğru yürümeye başladı. Ben de hemen kendime çeki düzen verip onu takip ettim.Dışarı çıktığımızda altı üniformalı kişi vardı. Neredeyse hepsi erkekti. Bir kişi hariç; o da bir kadındı.Mehmet Komiser konuşmaya başladı.“Hoş geldiniz, Fırtına Timi.”Tim hep bir ağızdan, “Hoş bulduk, komiserim!” dedi.Sonra Mehmet Komiser beni gösterdi.“Bu arkadaşınız sizinle beraber çalışacak. Kendini tanıt, Lara.”Altı çift göz bir anda üzerime çevrildi.
Derin bir nefes aldım.
Tam kendimi Tanıycaktım adliyenin alarmal ötmeye başladı.
Bu normal alarm değil saldırı alarmı……..
Sizce nolucak ? Yorumlarınız bekliyorum💕💕
Kitabın hakkında Instagram sayfam var göz atmak isterseniz buraya bırakıyorum
Instagram:sessizbir_yazar
Bölüm etkileşimi
