2. bölüm · Kristal

Bölüm-2 Hırka

Zürafa 🦒

Laura ile eve doğru giderken onunla sohbet etmek istedim. "Mutlu musun?" diye sordum. "Evet, yeşil çıkmak beni çok mutlu etti." diyerek bilekliğine baktı. "Orion çok iyi biri." "Demek Orion, kim bu şanslı?" diye sordum. Kıkırdadı, "Ok ve yay kullanma derslerinde tanıştık. Çok nazik biri. Bir de çok yakışıklı." "Bak sen, baya hoşlanıyorsun yani bu çocuktan." diyerek sırıttım. "Hayır, yani bilmiyorum." dedi ve sustu. Daha fazla uzatmadım. Eve çok yaklaşmıştık. Eve geldiğimizde attan indik ve ben biz attan inince Nova'yı ahırına götürdüm. Eve girdiğimde Laura eve çoktan girmiş, kıyafetlerini çıkarıp rahat bir şeyler giymişti. Ben de üzerimi değiştirip kıyafetimi temizlemekle uğraştım. Ama şarabın lekesi geçmiyordu. Bıraktığı iz leke şeklinde duruyordu. Elbiseyi atsam yeriydi. Umursamadım ve içeriye gittim. Laura uyumuştu. Onu rahatsız etmeden baş ucundaki mumu söndürdüm. Teyzem eve geldiğinde gözlerinden yorgunluk akıyordu. "Ben hemen yatacağım hayatım, iyi uykular." dedi beni görünce. "İyi geceler." dedim. Tam gidecekken gitmekten vazgeçerek geri döndü. "Şarabı çıkaramadın mı?" diye sordu. "Koyduğumun kırmızısı yü-" diyecekken lafımı yarıda kestim. "Pardon teyze. Evet çıkmıyor." diye düzelttim kendimi. O adama söyleyecek daha çok şeyim vardı. "Gerçekten hala bu şehirde ne işi var anlamıyorum." dedi teyzem. Aynı fikirdeydik. Kesinlikle bir amacı vardı. Asla tek amacının insanları bu şehirden nefret ettirmek olduğunu sanmıyordum. "Kesin bambaşka bir amacı var." diyerek düşüncelerimi dile getirdim. Elbisemi işaret ederek, "Şöyle kenara bırak, yarın hallederim." diye rahatlattı beni. Dediğini yapıp elbiseyi kenara bıraktım. "Teyzelerin bir tanesi." diyerek sarıldım. Çok yorgundu, gülerek o da bana sarıldı. Daha sonra odama geçtim. Boynumdaki içi açılan kolyemle oynadım. İçinde ailecek bir fotoğrafımız vardı. Bana onlardan kalan tek şeydi. O kolye benim için çok önemliydi. Kolyemi bırakıp uykuya daldım.

Uyandığımda daha kimse uyanmamıştı. Kot pantolonumun üzerine çizmelerimi giydim. Ve yayımla okumu alıp çıktım. Avlanmak iyi bir seçenek olabilirdi. Bir de bugün mavi kristaller olarak toplanıp iş bölümü yapacaktık. Hepsini kendi içimde planlamalıydım. İlk önce biraz Nova ile vakit geçirmek istiyordum. Nova'nın yanına gittim ve onu biraz sevdim. "Benim kızım, benimle gezmek ister mi?" diye sordum Nova'ya. Kısa sessizliğini evet olarak kabul ettim ve üzerine bindim.

Kısa bir yolculuğun ardından gelmek istediğim yere gelmiştim. Pantolonumun paçalarını hafifce kaldırıp su birikintilerinden kaçarak yürüdüm. Biraz daha ilerlediğimde bir kiraz ağacı gördüm. Cebimdeki küçük poşetin içine aldığı ve benim yetişebildiğim kadar kirazı poşetin içine doldurdum. Sonra arkamdan gelen bir ses duydum. "Merhaba boğa." Kim olduğunu anlamak zor değildi. Umursamadan bir kaç kiraz daha almayı denedim. Arkamı döndüğümde kumral saçları ve yeşil gözleriyle karşılaştım. Uzun boyundan dolayı yine gözlerimi bulunduğu hizadan yukarıya dikmek zorunda kalmıştım. Ben de kısa değildim. Yaklaşık bir metre yetmiş dört santim boylarında falandım ama o benden en az on dört on beş santim uzundu. Onu dikkate almadan omuz atıp yanında gitmeye yeltendim. Ben gitmeden kiraz poşetini tuttuğum elimin bileğini tuttu ve bir kaç kiraz poşetten yere düştü. Öfkeyle ona bakıyordum. "Yine ne var kırmızı? Çok fazla karşılaşmaya başladık. İnan bu durumdan hiç hoşnut değilim. " diyerek bileğimi tutan elinden sertçe kurtuldum. "Kader, boğa." diyerek benimle alay etti. "Sahi, adın boğa değil sanırım. Ben Daniel," diyerek elini bana uzattı. "Daha akıllıca davranmalısın Daniel. Adımı öğrenemeyeceksin." dudağının kenarını yukarıya doğru kıvırdı. Ve elini geri çekti. "Tanıştığıma memnun oldum boğa." cevap vermeden Nova'ya doğru yürümeye başladım. Hızlı adımlarla yanıma yetişti. Yanyana yürümeye başladık. Ona göz devirip yürümeye devam ettim. Küçük şu birikintilerine geldiğimizde ben yine aynı şekilde pantolonumun paçalarını yukarıya doğru çektim. Daniel'ın artık yakınımda olmadığını hissettim ama dönüp ona bakmadım. Daha sonra hırkamın arkasında bir ıslaklık hissettim. Su birikintisiyle beni ıslatmıştı. Derin bir iç çekerek arkama döndüm. Kahkaha atıyordu. Resmen bana, ‘‘beni şu su birikintisinin içine göm.’’ diye bağırıyordu. Hırkamın arkasını çekiştirerek ne kadar ıslandığını görmeye çalıştım. "Gerizekalı bu ne? Ben böyle nasıl mavi kristallerle iş bölümü yapmaya gideceğim?" diyerek ardı ardına bağırarak sordum sorularımı. Gülmesini durdurmak için dudaklarını birbirine bastırdı. "Sende hiç şakadan anlamıyorsun." dedi pişkin pişkin. "İstersen benimle mavi kristallerin iş bölümüne gel onlar da sana bir tur şaka yapsın." diyerek tişörtümün üzerindeki hırkayı çıkardım. "Bravo tişörtümü de ıstalmışsın."
"Korkma ya Sam seni böyle de beğenir." dedi ve hala dalga geçiyordu. Sam benim yıllardır arkadaşımdı. Onu nereden tanıyordu. Ayrıca Sam ve ben hakkında ne hakla böyle bir ima yapıyordu. "Sam'i nerden tanıyorsun?" diye sordum. Bana doğru yaklaştı ve poşetimdeki kirazlardan birini alıp kulağıma küpe gibi taktı. "Dersimi iyi çalışıp geldim Vespera." dedi. Adımı biliyordu. Başından beri yaptığı tek şey oyundu. Kulağıma küpe gibi takmış olduğu küpeyi çıkarıp sepete geri koydum ve kulağımı silkeledim. "Sen benim hakkımda hiç bir şeyi bilemezsin Kırmızı. Sen buraya ait değilsin. Ait olduğun yere git." diyerek ilerledim. "Hiç biriniz buraya ait değilsiniz boğa. Hepiniz bir oyunun parçasısınız." diye bağırdı arkamdan. Duymazdan gelip ilerledim.

Kiraz poşetini bileğime takıp Nova'ya bindim. Ve mavi kristalliler ile yapacağımız iş bölümü toplantısına gitmek için yol tuttum. Yolculuğumu tamamlamama az kaldığında tişörtümdeki ıslaklığın geçmiş olduğunu fark ettim. Hırkamdaki ıslaklığın geçip geçmemiş olduğuna bakacaktım ki hırkamın yanında olmadığını fark ettim. Tişörtümle oyalanırken hırkamı oradaki taşlardan birine bırakmıştım. O hırkamın içinde kolyem vardı. Kolyeye zarar gelmemeliydi. ‘‘Umarım Daniel almamıştır.’’ diye geçirdim içimden. Toplantımızın kısaca bitmesini ve hırkayı hemen alıp gidebilmeyi diledim içimden. Toplantı alanına ulaştığımda zaten herkes toplanmıştı ve beni bekliyorlardı. Sam direkt lafa girdi, "Nerede kaldın?"
"Kusura bakmayın, geç kaldım." dedim herkese bakarak.
"Ne kusuru gel böyle." diyerek yanındaki sandalyeyi çekti Sam. Herkesi başımla selamlayıp oturdum. Uzunca iş bölümleri hakkında konuştuk. Yaptığımız iş bölümüne göre ben antrenörlük yapacaktım ve isteyen insanlara ata binmeyi öğretecektim. Diğerleri de tarım işleri arasında bölüştüler. Biraz da lafladıktan sonra artık hava kararmıştı. Hepimiz kalkmaya karar verdik. Birbirimizle vedalaştıktan sonra herkes yavaş yavaş evine doğru yöneldi. "Sam, bir işin var mı?" diye sordum Sam'e. "Sanki bilmiyorsun Vespera, benim siz dışında işim mı var?" diye yanıtladı beni. "Peki benimle kiraz ağaçlarının oraya gelir misin?" diye sordum. Yüzünde küçük bir tebessüm belirdi. Daha sonra kolunu omzuma attı. Beraber Nova'ya binip gittik. Yol boyunca ona neler olduğunu anlattım ve beraber Daniel'in dedikodusunu yaptık. Geldiğimizde hızlıca Nova'dan inip taşların oraya gittik. Taşların oraya geldiğimde hırkam oradaydı. Hızlıca hırkamı aldım ve cebini kontrol ettim. Cebinde kolyem yerini bir kağıt parçası vardı. Sam ise yanımda öylece duruyordu. Taşlardan birine çömeldim ve kağıtta yazan şeyi okumaya başladım.
"Kolyen benimle güvende boğa." yazıyordu. Aklımı yitirecektim. Bu beni neden rahat bırakmıyordu. Hırkamı aldım ve ayaklandım. "Sam, bu adi herif nerede yaşıyor?"