14. bölüm · Kristal
Bölüm-14 Kırmızı Kristal
Daniel Stormrend
Vespera'nın beni bu kadar sıcak karşılamasının içten içe hoşuma gittiğini inkar edemezdim. Yaptığım şeyin nedenini henüz bilmemesine rağmen bu oyunu benimle oynamaya hazırdı. İşte tam da bu yüzden oyunun parçası oydu.
Nehirde bizimle birlikte dört beş kişi daha olduğu için üçümüz onlardan daha uzak bir taraftaydık. Vespera'nın keyfi gayet yerinde görünüyordu. Suda kendi kendine takla atmaya çalışırken o neşesi onu çok tatlı gösteriyordu. En azından öfkeli halinden çok daha tatlıydı. Kendi kendine takla atamayınca, yan yana yüzen Sam ve benim yanıma suyun altından yüzerek geldi. "Takla atamadın mı?" diye sordum gülümseyerek. Evet gülümsemelerim onu sinir ediyordu ama sinirli olması da en az tatlı olması kadar hoşuma gidiyordu sanırım. Her yaptığı şeye hoşuma gidiyor mu demiştim? Rol icabı işte. Vespera arada onu izlediğimden habersiz olduğundan dolayı şaşırdı ve gözlerini kocaman açtı. Sam kafasını bana döndürdü. "Bakıyorum da gözün hep Vespera'da." diyerek sırıttı. İma yapmaktan beni sokmadığı durum kalmamıştı. Vespera bu konuşmaların arasında bıkkınca derin bir nefes alıp o nefesi bıraktı. "Bir yüzeyim dedim, heves bile bırakmadınız." diyerek ıslak saçlarını düzeltti ve nehirden çıktı. Nehirden çıktığı gibi yavaşça saçlarını saçlarındaki suların gitmesi için sıktı. Gözlerimi Vespera'dan ayırdığımda Sam'in her zamanki sırıtışıyla bana baktığını görünce konuşmasına izin vermeden onu kafasından nehirin içine doğru ittim. Kafasından ittirmeyi sonlandırdığımda kahkahalarını sürdürdü. Vespera ise çoktan odasına gitmişti. Sam ile bir süre daha yüzdükten sonra bizde çıktık.
Sudan çıktığımız gibi bileğimdeki kırmızı kristalin bileğimi yakmasıyla dudaklarımdan kısa bir tıslama sesi döküldü. Bileğime baktım ve yavaşça parmaklarımı haraket ettirdim. Kral gücümle oynuyordu. Gözlerimin sulandığını hissedince korkttuğum şeyin olmasından endişelendim. Sam saçlarındaki suları dökerken hızla nehire döndüm. Nehirdeki yansımamdan gördüğüm kadarıyla yeşil göz bebeklerim kırmızıya bürünüyordu, gözlerimin sulanmasının kaynağı buydu. Kahretsin, uzun yıllardır olmuyordu bu lanet. Hızla gözlerimi ovuşturup bunun geçmesini diledim. Geçmediği gibi gözlerimi yaşartmaya devam ediyordu. Biri omzuma dokununca irkildim ve o irkilmenin etkisiyle kısa bir anlığına arkamı döndüm. Bu kişi Sam'di, gözlerimi görünce o meşhur sırıtışı bir anlığına söndü ve bunun yerine yüzünde sorgulayıcı bir ifade belirdi. Hızla kafamı yeniden nehrin olduğu yere çevirdim ve sıkıca gözlerimi kapattım. Gözlerimi sıkıca kapatıp açtıktan sonra yeşil gözlerim bana geri dönmüştü. Rahatlamıştım ama henüz rahatlamalık bir şey yoktu. Bunun yıllar sonra neden yeniden başladığını anlamam lazımdı. Sam'e yeniden döndüğümde sorgulayıcı ve endişeli ifadesi hiç bir değişiklik göstermemişti. Hatta endişesi iyice büyümüştü ve beni izliyordu. "Daniel, gelir misin?" dedi gözüyle parti alanının dışını işaret ederek. Bozuntuya vermeden normal davranmak için çabaladım. "Gelirim tabii ama bir üzerimizi değiştirseydik." diyerek herşey normalmiş gibi davrandım. Sam'in yüzü gerginleşti ve bakışları keskin bir hal aldı. "Daniel, aptal değilim, benimle gel." diyerek yürümeye başladı. Üstü kapalı da olsa bir açıklama borçluydum, her zaman bir açıklama borçluydum. İnsanların sohbet ve eğlence seslerinin arasından hızla sıvıştık ve Sam'in bahsettiği yere geldik. "Ne oldu az önce Daniel?"
"Ne oldu Sam?"
"Daniel beni aptal yerine koymayı bırak artık."
"Tılsımımla ilgili bir lanet." diye kestirip atarak uzaklaşıp odama gitmeyi denedim ama hızla bana yetişti. "O kadar basit bir şey değildi." diye beni sıkıştırdı. "Daha fazlası yok Sam. Kralınızın böyle bir şeye izin vermeyeceğini savunacaksan inan bunu dinlemek istemiyorum." diyerek adımlarımın daha şiddetli bir hal almasına izin verdim. Sam sağ omzumdan tutarak sertçe beni kendine doğru çevirdiğinde sarsıldım ve ayaklarımla dengemi korudum. "Kralı savunmayacağım! Sana ne kadar inanmayı denesem bir şey yapıyorsun Daniel. Ben kimseyi savunmuyorum ve kimsenin tarafında değilim. Hatta senin tarafına daha yakınım ama emin ol bunu kendime kabul ettirmem o kadar kolay değil. Kendine seni anlamayacağımızı o kadar inandırmışsın ki gerçekten seni anlayamıyoruz Daniel." diyerek önümden yürümeye başladı. Herşeyde haklıydı. Ya her şeyi anlatacakdım, ya da hiçbir şeyi. İkinci seçeneği yapmadığıma göre tek yöntem ilk seçenekti. Böyle yaptığımda hem kendimin hem de çevremdeki herkesin hayatını berbat ediyordum. "Sam," diye seslendim Sam'in arkasından. "Vespera'ya bir şey söylemem merak etme." dedi umursamazca. Onu duymazlıktan geldim. "Her şeyi anlatacağım," diyerek seslenmemi sürdürdüm. Bir anlığına durdu ve bana döndü. "İkinizede." diye bitirdim cümlemi. Bana güvendiğini bir kez daha belli ederek bana doğru yürüdü. "Sadece biraz daha zaman istiyorum. Belki bir kaç gün, çok bir şey değil ama emin ol kendime bunu kabul ettirmem beni anlamayacağınızı kabul ettirmemden daha kolay olacak." dediğimde o gülümsemeyi yeniden dudaklarına takındı. Daha sonra kahkaha atmaya başladığında benimde sinirlerim bozulmuştu ve ben de gülmeye başladım. Bir süre sonra kahkahalarımız büyüdü. Sam kolunu omzuma attı ve beraber odalarımıza doğru gittik.
Sam ilk kattaki odasına gittiğinde ben de odama yani Vespera'nın karşı odasına doğru adımladım. "Aynı katta oda tutmak falan diyorsun." dedi Sam daha tam kapatmış olmadığı kapının ardından. "Öyle denk geldi." diye kestirip attım. Denk falan gelmedi.
Odama gittiğimde hızla üzerimi değiştirdim ve kristalime odaklandım. Yavaş, yavaş gücümü kaybediyordum. Kristal bilekliğimi yavaşça oynattığımda kristalin olduğu yerin yanmış olduğunu fark ettim ve hiç iç açıcı bir görüntüsü yoktu. Kapımın tıklatılmasıyla bilekliğimi hızla geri bıraktım ve kristal sertçe yanığın olduğu yere çarptı. Acıyla elimi salladım ve kapıdaki kişiyi daha fazla bekletmeden kapıyı açtım. Gelen kişinin Vespera olduğunu görünce şaşırmıştım. Kollarını karnında birleştirmişti ve yüz ifadesi somurtkan ve sinirliydi ama artık bu alışılınmış bir durumdu. "Bizi yemeğe davet ediyorlar." dedi ve beni baştan aşağı süzdü. Evime ilk geldiği gündeki pijamalarımlaydım. Onları her gördüğünde içten içe iğrendiğine yemin bile edebilirdim. "Tamam, hazırlanıp gelirim." dediğimde gülümsemeden duramadım. "Ne gülüyorsun yine?" dedi gitmeden. "Ne çok biz konuşulmaya başlandık." diyerek gülümsemeye devam ettiğimde yüz ifadesi somurtkan ve sinirli halinden daha başka bir hal aldı. Şaşkın bir hale büründü ama birazdan öfkeli bakışlarını bana fırlatacak gibi bir şaşkınlığı yoktu. Gerçekten içten içe şaşırmıştı dediğim şeye. "Sevgili kolpasını sıktığın için." diyerek yine lafını esirgemedi. "Hayatım derken öyle demiyordun." dedim gülümsememi biraz daha büyüterek. İşte şimdi gözlerini öfke almıştı. birleştirmiş olduğu kollarını açıp üzerime yürüdüğünde geriye çekildim. Fermuar kapatır gibi bir elimi dudaklarımın üzerinde gezdirdim. "Tamam, sustum." dediğimde ikna olmuş gibi odasına doğru yürüdü. Arkasından kapıyı kapatıp hazırlanmaya başladım.
Yanımda getirmiş olduğum bir kaç özenli kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Odamdan çıkıp Vespera'nın odasının kapısını çaldım. Gideceğimiz yer hakkında bana pek bilgi vermemişti ama beraber gitmemiz her açıdan daha iyi olabilirdi. Sevgili rolü yapıyoruz sonuçta, ayrı mı gidelim yani? Kapıyı açtığında gördüğüm o hali karşısında ağzım açık kalsa yeriydi. Giymiş olduğu ince krem rengi elbisesinin üzerinde altın renginden süslemeler vardı ve omuzlarından başlayan elbisesinin renginde olan tül eteğini tamamlıyordu. Önüne gelen saçlarını arkadan taşlı bir tokayla tutuşturmuştu ve aradan kaçan bazı tutamlar yüzünün önüne geliyordu. Bir süre birbirimize baktıktan sonra Vespera gözlerini kıstı ve bana baktı. "Sen iyi misin" diye sordu anlamsızca. Bir süredir yapıyor olduğum haraketi yine yaptım ve gözlerimi kırpıştırdım. "İyiyim, beraber gitmemiz daha doğru olur diye düşündüm." diyerek kapının önünden çekildim. Yavaşça başını salladı ve önümden yürümeye başladı. Ona yetiştiğimde koluma girmesi için kolumu kaldırdım. Biz hala yürürken bir koluma bir de bana baktı. "O kadar uzun boylu değil." diyerek bozdu sessizliğini. "Sen bilirsin, kapının önünde kol kola girmemiz yapmacık durur diye dedim." diyerek dudaklarıma yine o sinir olduğu sırıtışı takındım. Sonra da kolumu geri indirdim. Yalnız bu sefer sinir olmamıştı hatta o da gülümsemişti. "Zaten oldukça yapmacığız, Kırmızı." dedi o günkü gibi kırmızısına vurgu yaparak. İstemsizce gülümsemem daha da büyüdü. "Kırmızı dediğin sürece değiliz, Boğa." diyerek onun gibi boğama vurgu yaptım. Şansımı bir daha denemek adına kolumu yeniden havaya kaldırdığımda, bu sefer sanki kolumu kaldıracağımı biliyormuşcasına koluma ve bana hiç bakmadan koluma girdi.
