6. bölüm · KOROLEVA PETROVA/ KRALIÇE PETROVA (+1&)
GÖZLER
NADİA
İlk üst üyelerle toplantının üstünden 1 ay geçmişti.O günden beri işlerle pek ilgilenememiştim. Marco ile birlikte şirkete gelmiştik. Şirketin müdürü olarak geliyordum kimse ismimi bilmiyordu gerekli kişiler dışında. İsmim burada Maria'ydı. Herkes öyle biliyordu fakat Şirkette çalışan Jennifer dışında kendisi burada ben yokken işleri yürütüp bana bildiriyordu. Buraya geldim mi de gelmediğim günleri kısaca özetliyordu. Şirketteyken Marco'ya güvenliği tekrardan bir kontrol etmesini istedim. Yarım saat sonra odama gelip bazı bilgileri ve yeni işe alınan insanlar hakında bilgi vermeye başladı. Bir adamda gariplik vardı. İşe başlayalı daha 4 gün olmuştu fakat bir anda gereksiz bir şekilde işlere burnunu fazla sokmuş son 4 günde olan tüm birimlerde vardı. Biraz adamın geçmişini araştırınca önceden bir şirketin güvenlik biriminde çalıştığını ve bu şirketin Japonlara ait olduğunu buldum. Marco'ya biraz araştırmasını söylediğim de ise bu şirketin bizim düşmanlarımız olan Yakuzaların şirketinde çalışan bir adam olduğunu anladığımızda hemen aramıza muhbir sızdığını hemen anladık. Yıllardır böyle bir şey olmamıştı. Marco bu işlerle ilgilendiği için ona bayağa bir kızdıktan sonra eve gönderdim. Babama ve Viktor'a haber vermesi için benden önce gitti. Bende şirketteki tüm işleri halledip eve dönmek için arabama bindim. Ben gelirken Javier ve Omar ' da benimle geldi. Onlar başka arabayla gelmişlerdi. Onlar benim kurduğum hem güvenlik hem de Bratva'nın gizli işleriyle ilgilenen bir birim, bir Timdi. Timin başında Marco vardı. O liderdi ben ise kurucu arkadan ben yönetsemde benim bir alakam yokmuş gibi gösteriyordum. Timin ismi İnfaz Timi idi. Genelde bir iş oldu mu direkt iş bitirici insanlar yetiştirdiğimiz için en güçlü ve güvenilir adamlarımız onlardı. Timdeki tüm insanlar beni tanırdı. Hepsiyle yakındım. İkinci bir ailem gibiydi. Bazı yaşadığım olaylar sonrası zamanımı bana ilaç gibi olan insanlarla birlikte geçirmiştim. O insanlar Timdeki insanlardı. Marco ve Marco'nun ailesiydi. Yaralarımı sarmada hep yardımcı olmuşlardı. Artık sevgi göstermekte zorlansamda onlara karşı daha az sert olmaya çalışıyordum.
Arabamla şehirden uzakta olan malikaneye doğru sürmeye başladım. Yoldan arabamla geçerken küçük bir kız çocuğunu annesine doğru koşarken gördüm. Böyle anlarda her zaman annemin aklıma gelmesi beni mahvediyordu. Küçüklüğümde annemin bize her zaman sevgi göstermesi ve ardından bu sevgiye biz doyamamışken bizden koparılması hiçbir zaman adaletli değildi. Nereye gitsem geçmişim beni takip ediyordu. Kaçsam kaçamıyor, yüzleşmek istesem yüzleşemiyordum.
***
Arabayla malikaneye bir süre sonra gelmiştim. İçeride tüm adamlar ön girişe toplanmış. Babam, abim, Viktor, Marco ve tüm aile üyeleri hepsi aşağıda duruyordu. Babam o müthiş otoritesiyle elinde bastonuyla adamlara bakıyorlardı. Abim ''Kim lan bu şerefsiz. Bak eğer biz bulursak daha beter olur, o yüzden çık ortaya'' diye bağırıyordu. Viktor adamlara dik dik bakmış bekliyordu. Arabadan arkam dönük bir şekilde indim fakat bir gariplik vardı. Sırtımda karıncalanma hissediyordum. Sanki birisi beni izliyormuş gibi. Etrafı incelediğimde bir misafirimiz olduğunu anlamıştım. Güvenlik için sadece bir araç misafirleri almak için kullanılıyordu. O araç ise bir misafir olmadığı sürece garajda dururdu. Ama diğer araçların yanındaydı. Marco hemen yanıma gelip kulağıma eğilip ''Senin adam hâlâ kendini ortaya çıkarmadı. Bende senin elinden eğlenceni almamak için söylemedim kim olduğunu.'' kulağımdan çekilip kimsenin görmemesi için gizlice kıkırdadı. 'Sen iflah olmazsın der gibi' bakıp kafa salladım. Marco'ya dönüp '' Kim geldi eve'' diye sordum. Marco deliymişim gibi bana şok içinde baktı. Sonra babamların tarafa bakıp tekrar bana döndü. ''Kahin misin? bazen seni çözemiyorum. Nasıl anladın diye sormayacağım. Direkt hızlıca anlatıcam. Nicholas Russo geldi. İtalya'dan gelecek olan misafir. Antlaşma için kısaca.'' Babamın kaç gündür bahsettiği adam sonunda gelmişti demek. Arkamda hissettiğim karıncalanmada ondan dolayıydı büyük ihtimalle. Beni bir yerden izliyordu. Ön girişe bakan sadece bir oda vardı ikinci katta. Üçüncü katta olamazdı. Misafirler geldimi orada kalmaları için babama çok yakın olmaları lazımdı. Ya misafirhanedeydi ya da dediğim odada. Arkamı döndüğümde direkt ikinci kattaki odaya baktım. Sanki o adamla göz göze gelmişim gibi tüm vücudumdaki karıncalanma arttı. Odaların içi dışarıda gözükmüyordu. Fakat sanki oradaydı ve gözlerim direkt gözlerinin içine bakıyormuş gibi hissettim. Gözlerimi kısıp tek kaşımı kaldırarak bekledim ve sanki onu hissettim. Bu sefer cidden delirmişim gibi gözlerim kapadım kafamı aşağıya eğdim. Babamın bana seslendiğini işittim. '' Nadia, sonunda gelebildin. '' Ona doğru dönüp '' Geciktim biraz, şirkette işler uzadı. Ne yaptınız.'' abim konuya girerek ''Hâlâ belli değil. Sabahtan beri ortaya çıksın diye bağırıyorum ama galiba...'' kalabalığa dönerek ''Bu kişi kendini çok korunaklı sanıyor. Bayağa da cesaretli ki çok rahat bir şekilde burada durabiliyor. '' Adamların önüne geçerek konuşmaya başladım. ''Abi bu kişi kendini cesaretli bulabilir fakat ben bu adamın kim olduğunu, kimin gönderdiğini çok iyi bliyorum.'' Arkamdaki his hâlâ devam ediyordu. Sırtımı dikleştirerek başım dik kendimden emindim. Babamın önünde aynı babam gibi durduğumu hissediyordum. ''Bazı kişiler kendileri dahil olamadıkları için itlerini gönderiyor olabilirler. Ama bari gönderdiği kişiler biraz onurlu, gururlu olsada şahsiyetine hakaretleri kabul etmemek için ortaya çıksa. Neyse bunların hiçbiri önemli değil.'' Adamların gözlerinin içine tek tek baktım. ''Sonuçta gidişat değişmeyecek. Sonuç aynı olucak. Ölüm. Ama bu ölümün nasıl olacağını kendiniz seçebilirsiniz. Bir tarafta direkt ölmek var diğer tarafta ise çok acılı, işgenceli bir ölüm seç beğen al. 10 saniye veriyorum eğer çıkarsan direkt ölürsün. Çıkmazsan gerisini sen düşün.'' Ondan geriye saymaya başladım.Bunu ortaya çıkması için blöf olarak anlamasın cidden yapanın kim olduğunu bildiğimi bilsin diye o kişinin gözlerinin içine bakarak son beş saniyeyi saymaya başladım. Adam bir anda neye uğradığını şaşırdı. Hızlı davranarak son iki saniyede ''Özür dilerim lütfen, lütfen'' diyerek bir anda ayaklarıma kapandı. Aşağı eğilerek sırtını okşadım. ''Çok yazık, aslında son ana kadar dayanmanı tebrik ederim. İradeli bir adammışsın. Ama maalesef bugün son günün'' Belimde takım elbisenin altında saklı olan silahımı çıkartıp ona doğrulttum. '' Lütfen yapma, Yakuza hakkında bilgi verebilirim size. Adam size takmış durumda. Bratva'ya uyuşturucu sokmak istiyor fakat...'' Doğrulttuğum silahın tetiğini çektim. Rai bana şaşkın ve ağzı açık bir şekilde baktı. '' Bilmediğim bir şey söylemedi, hem sadakatsiz bir adamdan hiçbir fayda dokunmaz. Daha diğer tarafa sadakati yokken bana mı sadık olmasını bekleyeceğim.''
''Hadi dağılın gösteri başka zamana artık.'' diye bağırdı Javier.
İçeri girmek için adım attacakken son bir kez daha odanın camına baktım henüz daha ayrılmamıştı sanki camın önünden hâlâ beni izliyordu ya da ben paranoyak olmaya başlamıştım. Hep öfkeden, otoriteden, güçten beslenen babam gururlu bakışlar atarken Viktor tam tersiydi. Bu pisliğe bulaşmamamı hep isterdi, fakat o da biliyordu ki bu işe ben girmeyi istemedim zorlanmıştım hayat tarafından.
İçeri adımımı attığımda mutfaktan çok güzel kokular geliyordu. Büyük ihtimalle akşama hazırlık yapıyorlardı. Merdivenlerden yukarı çıktım. Hemen odama girdim. Çok yorgundum. Üstümü çıkarıp hemen banyoya girdim. Çıktığımda ise odadan mis gibi sıcacık çay kokusu geliyordu. Marco büyük ihtimalle benim için koymuştu. İçimden ona minnettarlığımı sunup teşekkür ettim. Üstüme beyaz bir tişört onun üstüne de siyah bir kazak geçirdim. Soğuk olduğu için kalın şeyler giymek zorunda kalıyorduk. Yoksa donardık büyük ihtimalle. Hemen yatağıma yatarak biraz uykuya daldım.
***
Uyandığımda camdan içeri giren ışık yerini karanlığa bırakmıştı. Normalde uyuyamazdım fakat neredeyse 3 gündür uyuyamıyordum. Galiba uzun süre sonra ilk defa rahat uyumuştum. Fakat akşama yine uyuyamayacağımı biliyordum. Saate baktığımda yemek saati gelmişti. Üstüme ceket alıp aşağıya indim. Salonun arka tarafında büyük bir yemek masası vardı. Masada amcamın karısı Karina yengem oturuyordu. Her zamanki yerine geçmişti. "İyi akşamlar, Nadia. Bakıyorumda erkencisin."
"Ben mi erkenciyim onlar mı gecikti hiçbir fikrim yok." Yengem hemen çok sevdiği Pakhan'ını savunmaya geçti. ''Sözünü bilde konuş Nadia. Pakhan asla geç kalmaz. Sen erken gelmişsindir.'' Gözlerimi devirerek yerime geçtim. Masaya oturduğumda yemekler masaya gelmeye başlamıştı.Kafamı kaldırdığımda abim ve Rai'ninde yemek masasına geldiğini gördüm. Abim Anastasia'nın , Rai ise Dimitri'nin elinden tutmuş masaya yaklaşıyorlardı. Dimitri masaya oturmadan hemen boynuma atladı. ''Halacım seni o kadar çok özledim ki, kaç gündür masayada inmedin neden desem işim vardı diyorsun. Yoksa beni mi kandırıyorsun. Buradan biri seni sinir ettiyse söyle hemen icabına bakarım onun.'' Rai araya girdi hemen kafamı ona çevirdim. ''Şuna bak! Bize geldimi ben daha küçüğüm anne, onu yapamam bunu yapamam. Halasına gelince dünyayı yakar. Bu çocuktaki hala sevgisi nereden geliyor acaba anlamıyorum.'' Tekrar dönüp Dimitri'ye baktım. Rai'ye ters ters bakıp bana gülücükler gönderiyordu. ''Bende seni çok seviyorum Dim. Ama bir daha böyle deme birinin icabına bakmak felan özenme böyle şeylere.Kim öğretiyor sana bunları dayın mı yoksa?'' Hemen kafasını salladı. Bu seferde Anastasia araya girerek ''Dim halamı bırakta birazda ben sarılıyım.''
''Halacım ben ikinizede yeterim. Gel bakalım buraya.'' Dimitri'yi bir bacağıma alarak diğer bacağımı Anastasia'ya açtım. Oturması için işaret ettim. Hemen oturup sanki bir daha hiç bırakmayacakmış gibi sarıldı. ''Seni çok seviyorum halacım.'' Bende sıkı sıkı sarıldım.Sanki onlara sarılınca tüm yaşadıklarım yok oluyormuş gibi.İçimden onların bu tatlı hallerine gülmek geliyordu fakat yapamıyordum. İçimdeki bir şey tüm duygularımı bastırıyordu.Dim tıpkı dayısına benziyordu. Anastasia ise babasına.
Yavaş yavaş tüm evdekiler masaya inmeye başlamıştı. Ronan masaya gelip yanıma oturdu. ''Bakıyorumda çok yumuş yumuşsunuz özelliklede sen abla. Senden beklemezdim'' diyip güldü. Sonra çocuklara bakıp ''Ooo bu ne böyle halaya hemen sarılmışsınız ama amcanızın kolları bomboş birazda bana sarılın ama böyle olmaz.'' Ronan'a bazen çok boğazlamak istesemde bu evde beni çok nadirde olsa güldürebilen tek insandı. Annem onu bana emanet etmişti. Zor zamanlardan geçsemde annemin yokluğunu ona göstermemeye çalıştım hep. Abimde aynı şekilde ona hep baba gibi yaklaştı. Yani kısaca evin şımartılan çocuğu oldu hep. Onu çok seviyordum ona zarar gelmesine asla izin vermezdim.
Dim amcasına dönerek ''Abartma Ron seni her gün dakikada bir görüyorum. Bırakta halamla vakit geçireyim.'' Ron yüzünü buruşturarak ''Bu çocuk hiç bana çekmemiş. Şuna bak aynı dayısı Nadia da Nadia. Bir kerede Ron seni çok seviyorum yok.'' Anastasia ya dönerek ''Peki sen benim prensesim. Sende mi bana sarılmıyıcaksın.'' Anastasia düşünür gibi yaptı. Sonra kucağımdan atlayıp Ron'un kucağına çıktı. Onun boynuna sarıldı. ''Kraliçemiz bekleyebilir Prensim. Senin üzülmene dayanamam.'' Rai eşine dönerek ''Hayır anlamıyorum birisi sadece çapkın olsa anlıyacağım da ikiside böyle. Gelecekte başım dertte, birisi Nadia' ya yürür bir diğeri Ron'a yürür. Sana mı çekmişler bana mı anlamış değilim.'' dedi. Bende '' Sana çekmişlerdir. Çocukkende aynı bunlar gibiydin. Önüne her gelen erkeği köşeye sıkıştırırdın.'' dedim. Rai gözlerini kocaman açarak '' Kocamın yanında bunları demesen mi Nadia'cım.'' masada karşımda abim onun iki sıra yanında ise Rai oturuyordu. Bana doğru eğilerek ''Birde en yakın arkadaşım olacaksın. Sırlarımı neden ifşalıyorsun Abine.'' Bende ona doğru eğilerek '' Rai bu bir sır değil ki tüm dünya abimden önceki çapkınlıklarını biliyor.'' Ronan kahkaha attı. ''Yenge sağır sultan bile biliyor. Aramızda sır olmamalı. Hem dua et babamın yanında söylemedi ablam.'' Rai bir an bunu düşünmüş olucakki gözlerini daha çok açıp hemen bir su içti. Abimde karşımda Rai'nin çapkınlıklarını bahsettiğimdeki yüz ifadesi kaybolmuş o da kahkahalar içinde gülüyordu.Yengem bile bir tebessüm etmişti. Bende ne kadar da yüz ifadem aynı kalsa içimden onlar gibi rahatça gülmek istiyordum fakat olmuyordu. Ron ''Of abla sende gül işte çok komikti bence. '' Abim hemen gülmesini durdurarak Ron'a sesli bir sekilde ismini söylerek uyardı. Abimde ne kadar çok bazen insan olmayı unuttuğumu herkes gibi yaşamam gerektiğini dile getirsede ne düşünürse düşünsün beni korurdu. Ron hemen ''Tamam abi alt tarafı şakaydı, abartmayalım.'' Tam o sırada Irina'da masaya gelip baş köşeye tam Pakhan'ın oturacağı yerin karşısına oturdu. ''İyi akşamlar herkese. Bugün bizle birlikte ve uzun bir süre boyunca bizle olucak bir misafirimiz olucak yemekte onu iyi ağırlayalım lütfen.'' Bana doğru dönerek ''Nadia kızım, hoşgeldin üç gündür masaya inmedin bir sorun yoktur umarım.'' Ne kadar ailemize sonradan katılmış olsada bize karşı hep kibar, anneme saygı duyan ve bizi umursayan bir kadın olmuştu. ''İyiyim merak etmeyin, bir sorun yok meşguldüm sadece.'' Aslında yalandı. Meşgul değildim sadece biraz kafam dağınıktı. Tim ile beraber oturup yemek yemeyi tercih etmiştim onlarda sorgulamadan hemen bana kucak açmışlardı. Sonuçta benim hep destekçim olan insanlar ile birlikte olmak az da olsa yaşamayı anımsatıyordu. Irina ''Peki canım.'' dedi.
Tüm masa doluydu sadece abimin yanındaki koltuk boştu birde Pakhan'ın koltuğu boştu. Masanın üstü yüyeceklerle doluydu. Hemen her zaman yemeğe başlamadan öne alıp yediğim kuru meyvelerden vardı, ona uzanıp alıp yedim. ''Abla yemeğe başlamadan önce her zaman şu kuru meyvelerden yiyen biri daha önce hiç görmedim. Nasıl açken miden kaldırıyor şunları, oysa karşında kuzu pirzola, Piroşki, Piruhi varken.'' Ona ters bir bakış atınca hemen sustu.
Biz birbirimize sinir ederken içeri misafirimiz girdi. Benim ile antlaşma imzalayacak olan Nicholas Russo. Çok uzundu neredeyse iki metre diyebilirdim. Spor yaptığı apaçık belliydi. Geniş omuzları olan harika bir yüze sahip bir adamdı. Eğer bu işle uğraşmasaydı büyük ihtimalle şu an dergi kapaklarına veya televizyonda göreceğimiz bir yüz olurdu. Onu gördüğüm an içimde sanki bir his dolaşmaya başladı. Huzursuzluk gibi de ama değil. Ne olduğunu çözemedim. Ama onu görünce nedense bugün öğlen kapının önünde onun gözlerinin içine baktığımı hissettim. O soğuk gözler içeri girer girmez benim gözlerimi buldu. Uzun olmayan ama sanki uzun etkisi olan o bakışmamızdan sonra masaya dönerek ''İyi akşamlar, umarım size rahatsızlık vermem ve teşekkür ederim şimdiden. Pakhan'a söyledim fakat başka bir yerde kalmamın Petrovalara yakışmayacağını dile getirdi.'' Eli cebinde çok rahat konuşuyordu. İyi birisi olması imkansızdı. Bu işlere bulaşan herkes kötüydü. Konuşmasında samimiyet yoktu sesi soğuktu. Ve sanki bana bu hali birini hatırlatıyordu. Daha tanımadan bu adamı sevmemiştim. İngilizce konuşuyordu ama Rusça eğitimi aldığını biliyordum. Sonuçta anlaşma yapacağım adamı araştırmak suç olmamalıydı. Hafif İtalyan aksanlı sesi gür cüssesine yakışacak derecede kalın bir sese sahipti. Tekrar herkese selam verip karşımdaki abimin hemen yanına oturdu. Masayı gözleriyle hemen bir süzdü. Hafif kafasını salladı. Sanki hoşuna gitmiş gibiydi. Kuru meyveleri görünce bir iki saniye gözü orada takılı kaldı. Ronan hemen atlayıp '' Hoşgeldin ben Ronan. bana Ron derler. Abim, geldiğinde senden biraz bahsetti. Aynı ablama benziyormuşsun dedi. Ama bu hayatta onun gibi inatçı huysuz ve dediğim dedik bir insan daha önce tanımadım. O yüzden imkansız olduğunu düşünüyorum.'' Ronan konuşmaya başlayınca Nicholas hemen kafasını kaldırıp onu dikkatle dinlemeye başladı. Benden bahsettiğinde ise bana döndü ve geldiğinde beri istemsizce üzerinde tuttuğum gözlerim onun gözlerini buldu. ''Eminim benzemiyoruzdur.'' Bunu söylerken gözlerimin içine bakıyordu ve gözlerini o an farkettim gözleri uzaktan durduğu gibi değildi. Mavi ve grinin karışımı gibiydi. Ama bana bakarken sanki koyulaşıyor gibiydi. Yüzü ve duruşu hiçbir şey ifade etmesede gözleri tüm duygularını ele veriyordu. Büyük bir nefret vardı o gözlerin ardında fakat bana mı başka birine mi tam çözememiştim. Sanki o an tüm sesler kesildi. Zaman durdu gibi. Gözleri gözlerime takılı kaldı. Sanki bir şeye anlam vermek ister gibi bakıyordu. Bende onun davranışlarını çözmeye çalışıyordum. Gözleri gözlerimdeyken normalde rahatsız olmayan ben ilk defa yıllar sonra bir adamın bakışlarından rahatsız olmuştum. Gözlerimi kaçırmak istesemde kaçıramazdım. Daha yeni tanıdığım bir adamın karşısında zayıf korkuları olan biri olarak gözükmek istemezdim. Pakhan masaya geldi ve ilk gözlerini kaçıran o oldu. Sanki o da benimle aynı şeyleri hissetmiş gibi kafasını hızlı bir şekilde kimse görmeden salladı. Pakhan' a çevirdi kafasını ve benimle bir daha göz göze gelmek istemezmiş gibi kafasını bana asla çevirmedi. Babama baktığımda Masanın başına benim hemen çaprazıma oturdu. ''Canım ailem iyiki varsınız uzun süre sonra yine hep birlikteyiz.'' derken bana imalı bir şekilde baktı. Tüm aile onun ima yaptığını düşünmesede babamın ne kadar iy oyuncu olduğunu biliyordum. Sonuçta oyunculuk yeteneğimi ondan almıştım. ''Bu gece misafirimiz de var.Tekrardan hoşgeldin Nicholas.'' Nicholas kafasını salladı. ''Rahat ol, evinmiş gibi.''
Masayı göstererek ''Buyurun, başlayalım yemekler soğumadan.'' yemek yemeye başlayacaktım ki bir şey farkettim. Nicholas aynı ben gibi direkt kuru yemişlerden aldı ilk yemeğe başlamadan önce sanki beni taklit ediyormuş gibi. Ronan kulağıma eğilince onunda farkettiğini anladım ''Yok artık abla. Neredeyse inanmıyordum. Adam senin erkek versiyonunmuş ya.'' kafasını çevirip dik dik Nicholas' a baktı. Nicholas bu bakışları fark edince ''Ne oldu, ilk defa mı yemeğe kuruyemişle başlayan insan gördün'' dedi. Ronan da ''Yok sadece bana birini anımsattı.'' dedi. Abim Nicholas farketmesin diye arkaya doğru eğilerek elindeki bıçağı Ronan' a gösterdi. Ronan ise hemen sustu. Nicholas yine bana baktı. ''Eee, Nadia Hanım hiç sesiniz çıkmıyor. Bir şey mi oldu yoksa. '' Sinirlerimle oynamak ister gibi alayla ve soğuk sesiyle konuşuyordu. ''Sizi hiç alakadar etmez Bay Russo. Yemeğinizi yiyin ve önünüze dönün.'' Babam gırtlağını temizleyerek bana uyarı gönderdi. Ama ben tabiki de kâle bile almıyordum. Nicholas gözlerini kısarak ''Yemeğimi yiyorum zaten fakat bugünde ilk geldiğimde sizi göremeyince açık konuşmak gerekirse bu antlaşmayı ve aileyi ciddiye almadığınızı düşündüm.'' Kolya ona dönerek hemen ''Emin olun ki en çok aileyi umursayan kişi bu masada Nadia'dır.'' Nicholas ağzına kestiği etlerden atarken ''Sizde emin olun ki kardeşinizin ağzı var. Gördüğüme göre konuşada biliyor , o zaman sizin de araya girmenize gerek yok.'' Tam abim karşılık vericekken elimi kaldırdım ve onu susturdum. Nicholas kaşını tekrardan kaldırarak bana baktı. ''Masada şu an çocuklar var. Lütfen hitaplarınıza ve konuşmanıza dikkat edin. Yoksa hiçbir şeyi dikkate almadan ben ettiririm.'' Nicholas keyiflenmiş gibi elini çenesine sürterek sırıttı. Bir duyguları olan bir kadın olsan bundan etkileneceğime kalıbımı basardım fakat hiçbir şey hissetmiyordum. Sadece öfke vardı. Kendini beğenmiş bir şerefsize had bildirme duyguları geçiyordu içimden. Sonra çocuklara baktı ve tekrardan yemeğine döndü. İyi güzel en azından çocukların yanında nasıl davranılacağını biliyordu.
Herkes bu konuşmadan sonra yemeğine odaklanıp her şeyi bitirdi. Pakhan konuşmaya başlayarak ''Yarın uzun bir süre sonra Geçen ay düzenlenen o Balo'yu yapalım Nikolia.'' dedi. Abimde onayladı. ''Nicholas sende gelmelisin Balo'ya. üç ayda bir düzenlense de güzel bir gece olur. Hem Bratva'yı yakından da görürsün.'' dedi babam Nicholas'a doğru. abimde konuya girerek ''Bence de hem havan değişir. Hem de tüm Bratva'daki adamlar orada olucak.'' babam bana doğru dönerek ''Sende artık Balolara gelmelisin kızım. Hiç gelmedin ve artık Bratva'nın da seni yakından tanıması ve bilmesi gerek ne de olsa başa sen geçiceksin.'' Ne kadar istemesemde artık mecburdum. O Balo günlerinden birinde benim hayatım kararmıştı. Hemde iki kez, birisinde annem öldürülmüştü üç yıl sonraki baloda ise ben kaçırılmıştım. O zamandan bu güne asla hiçbir baloya gitmedim. Gitmezdim de fakat artık başa gelen çekilicekti. Masada ki herkes bana bakıyordu. Onaylamamı bekliyorlar gibiydiler. Nicholas da gözlerimin içine bakarken normalde reddedeceğim teklifi bir anda ağzımdan çıkan cümleyle şok olmuştum . Tamam demiştim. Bunu Nicholas'a bakarak söylemiştim. O da benden sonra ''Bende kabul ediyorum.'' dedi gözlerime bakarak. Bu anı bozan Anastasia oldu. Ronan'ın yanında oturuyordu. ''Prensim ben doydum hadi beni odama götür'' dedi. Ronan ise ''Öyle mi? o zaman hemen odamıza çıkaIım pensesim.'' onu kucaklayarak babamdan izin istedi babam ise ''Dedeye öpücük vermeden mi gidiyorsun meleğim'' dedi. Anastasia Ronan'ın kucağındayken dedesine doğru yaklaştı onu öpüp iyi geceler dedi. Dimitri de masadan kalkınca Rai de kalktı. Dimitri dedesini öpüp iyi geceler diledikten sonra Rai ile birlikte odaya çıktı. Çocuklar gidince hemen Nicholas'a dönüp '' Çocukların yanında bir daha böyle yapmazsanız sevinirim. Onları böyle şeylerden uzak tutmaya çalışıyoruz. Bir daha tekrarlanırsa o zaman böyle konuşmayız.'' Nicholas tekrardan sırıttı. Sinirli gibiydi. Babamda bunu farkettiği için hemen '' Evet yememiğimiz bittiğine göre rahat olabilirsiniz. Nadiacım rica etsem Nicholas 'a evi gezdirir misin? '' Bir anda kafamı hızIa babama çevirdim. ''Ben ne alaka, onca adam varken.'' rica desede emirine karşılık verdiğim için '' Babanı kırmak istemezsin'' dedi ima yaparak '' Hem aranızdaki buzları eritirsiniz. Bakıyorumda geriliminiz bayağa yüksek. Sonuçta bir şey imzalıyacaksınız birlikte birbirinize düşman olmanızı istemem.'' Nicholas gözlerini kısarak bana bakyırodu. ''İyi tamam, gezdiririm.'' diyerek masadan hızla kalktım. Nicholas da benim peşimden kalkarak hızla yanıma geldi. Ben adamların yanıma yanaşmasına tahammül eden biri değildim. Hatta eskiden kriz geçirdiğimde kimseyi yanıma yaklaştırmazdım. Nicholas ise yanımda dikilince huzursuz hissedip ondan bir adım uzaklaştım. Göründüğünden de uzun olduğunu farkettim. Ben bile uzun sayılan bir insanken o bambaşka bir boyuttu. Ondan uzaklaşınca ''Korkma, ısırmam fakat beni buna zorlama.'' diyerek üstüme doğru hafif eğildi. Bir anda durdum. Hemen bedeni bedenimin arkasındaydı. Giriş kapısının önündeydik. Arkamı dönünce kafamı yukarı kaldırmak zorunda kaldım fakat gereğiden fazla yakındık. ''Ben hiçbir şeyden korkmam,bunu aklının bir köşesine yaz.'' diyerek işaret parmağımla kafasını iteledim. Elleri cebinde bir adım geriye gitti. Bir elini cebinden çıkarıp yine çenesine götürdü ve sırıttı. Galiba sinirlenince bunu yapıyordu. Sürekli yapıcağa benziyordu böyle davranmaya devam ederse. ''Üç.'' Dediğinden bir şey anlamamıştım. ''Anlamadım. ''
''Üç oldu.''
''Ne oldu.''
Bir anda üstüme yürümeye başladı. Bende geri adım atıyordum. Sırtım giriş kapısına yaslandı. Aramızda hi mesafe kalmayana kadar beni kapı ile arasına aldı.
''Üç kez bana emir kipiyle konuştun. Bir daha olmasın.Eğer olursa o zaman işler değişir.Aklımdan geçen her şeyi yaparım.'' Son cümlesini söylerken gözleri dudaklarıma kaydı. ''Ben o hergün gördüğün senin dediklerini aynen yerine getiren adamlardan değilim.'' Kafamdaki damarın sinirden attığını hissediyordum. ''Onu ittirerek ''Bende senin kim olduğunu bilmeden her dediğini sorgulamadan yapan sana tapacak kadınlardan değilim. Kendini beğenmiş bir bencile sorgusuz sualsiz itaat edecekte değilim .Sende bana emir veremezsin.Bir daha da bana benim iznim olmadan bu kadar yaklaşma.''
Sanki bu dediklerim hem hoşuna gitmiş gibi hem de sinir olmuş gibi bakıyordu o dumanlı gözleriyle.
Arkadan bir ses geldi. ''Siz daha burada mısınız? OO bir de tartışıyorlar. Bırakın tartışmayı eğer birbirinizden hoşlanmadıysanız bir an önce işinizi halledin ve uzaklaşın.'' Arkadan gelen sese baktığımızda gelen kişinin yengem olduğunu gördüm. Her zaman haklı konuşurdu. Ve yine haklıydı 'birini görmekten nefret ediyorsan onla olan işini her zaman hızlıcana bitir ' derdi Viktor. Nicholas tam ağzını açmıştı ki. ''Haklısın yenge...'' Nicholas'a dönüp ''Peşime düş, hızlıca halledelim de işimizi sonra sen yoluna ben yoluma. Zaten çok yorgunum. Eminim sende yol yorgunusundur. Yarında balo var zaten. Bırakalım tartışmayı.'' Ben ılımlı yaklaşınca oda hemen sustu. ''Bencede hemen gidelim bitsin bu.Sana katlanması imkansız.'' Sinirlensemde sinirime hakim olmaya çalıştım.Ve hemen anlatmaya başladım. Yengemde o anda merdivenleri çıkmaya başladı. ''Burası gördüğün ve bildiğin gibi giriş kapısı, hemen yandaki kapı mutfak. Karşısı salon Salondaki cam kapıda arka bahçeye açılıyor. Yemek masası hemen salondan sağa dönünce.Beni takip et.'' diyerek yemek masasının olduğu yere doğru gittim. Elleri cebinde beni takip ediyordu. Yemek masasının olduğu yerde bir koridor vardı. O koridora girdik. Duvarlar krem rengiyle kaplıydı. Yerde halı yoktu, duvarlarda küçük antika lambalar vardı. Koridordan geçince başka bir büyük alana bağlanıyordu. '' Burası malikanenin sağ kanadı bu alanda genellikle babam en yakın dostlarını ağırlar. Bu salonda onları ağırlamak için.'' Salonu geçtik yine bir koridora girdik. ''Burada odalar var bir kaç tane misafir odası var başka ülkeden geldiler mi burada kalıyorlar. Sen istisnasın. Seni babam neden bizim kata aldı bilmiyorum zaten neyse tekrardan seninle bir tartışmaya girmek istemiyorum.'' Yine dudağı seğirdi ya ciddi bir şekilde hoşuna gidiyordu ya da çok sinirleniyordu. Bu adamı çözmek biraz zaman alıcaktı. Tam konuşacakken ''Bu taraftan...'' dedim peşimden gelmeye devam etti. Yine bir alana girmiştik bu alanda önceki gibi koltuklar yoktu 4 tane kapı vardı. Kare alanı ortasında büyük bir melek heykeli vardı. İyiliği ve adaleti simgelese de böyle bir adamın malikanesinde ne kadar iyiliği temsil ettiği tartışılırdı. ''Buradaki odalar herkesin özel alanı girmemeni rica ederiz. Şu köşedeki oda Ronan'ın bilgisayar odası, Diğer köşedeki oda ise Nikolai'nin çalışma adası, karşısındaki oda ise çocukların oyun alanı...'' diğer odayı söylemedim çünkü söylemek istemedim o odaya yıllardır girmiyordum. Daha doğrusu giremiyordum. Odayı söylemediğim Nicholas'ında dikkatini çekmiş olacakki odaya baktı. Bir an duraksadı sonra ben başka bir koridora geçerken ''O odada ne var söylemeyecek misin? Her şeyi anlatırken orayı neden söylemiyorsun.''
''Kendini çok zeki olarak görüyorsun ya o zaman orayı neden söylemediğimi de anlamışsındır ben sana bilmen gereken şeyleri anlatıyorum.'' Yine yüzünde aynı ifade belirdi. ''Tamam, şimdi öncelikle sen o odayı anlatmadıysan ve diğer ailedeki çocukların odalarıyla birse orası seninle alakalı bir oda. Ve bildiğim kadarıyla geçmişinde bazı olaylar yaşamışsın ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok fakat o odanın bununla bir ilgisi olduğuna eminim. Doğru mu?'' tek kaşını kaldırarak sordu. Benimle alakalı bu kadar bilgi bilmesi sinirime çok dokunmuştu. Dışarıdan ne kadar belli etmemeye çalışsamda şaşırmıştım. Ve onunda yüzünden çok keyiflendiği apaçık belli oluyordu. ''Bu seni zerre alakadar etmez. Hem sen kim oluyorsunda...'' dediğimde sinir edercesine cümlemi tamamladı. ''Benimle alakalı bu kadar çok bilgiyi nereden biliyorsun mu diyecektin. Boşuna buraya gelmedim Nadia...'' biraz duraksadıktan sonra devamını getirdi. ''...Hanım o yüzden o güzel yüzünüzün içindeki beyini ne kadar iyi kullandığınızı düşünüyorsanız karşınızdaki insanda beynini en az sizin kadar iyi kullanıyor olabilir. Beni hafife almayın... Hani siz dediniz ya ben sizin o tanıdığınız kadınlardan değilim. Bu lafı bir kadının ağzından yüzlerce defa duymuşumdur fakat sen bir adamın ağzından senin o antlaşma yaptığın her dediğine itaat eden adamlardan değilim lafını daha önce duyduğuna emin değilim. Emin ol ben o adamlardan hiç değilim genelde dediğin gibi benim dediğimi sorgusuz sualsiz gerçekleştiren insanlarla doludur etrafım. O yüzden birbirimizle atışmak yerine, antlaşmayı denemeliyiz çünkü çok sayıda zeki insan vardır fakat bu aklı iyi kullanan az kişi vardır. Birbirimizin düşmanı olmak istemeyiz.Aksi takdirde aklımdan geçirip kendime engel olmak istediğim şeylerde elimde olmadan bir hata yapmak istemem.'' Zeki adamdı dediklerine hak veriyordum ama hak vermekte istemiyordum. Ama bu son dediğini ikinci defa tekrarlıyordu ne demek istediğini bir türlü anlayamamıştım. ''Ne hatasıymış bu, sürekli ima ederek konuşuyorsun.''
''Bilmek istemezsin. Boşver.''
''Ne yaparsın beni parçalara ayırıp bir yere gömer misin. Biliyormusun hiç şaşırmam içinden böyle bir psikopat çıksa ama merak etme daha önce denenmedi değil.'' Bir kahkaha attı. ''Biliyordum bu kadar psikopat olduğunu.Neyse sen anlatmaya devam et.'' Kahkahası gür ve toktu gülüşü çok sinirime dokunuyordu ama neden olduğunu anlamamıştım.Sanki o da benim gibi birisinin yanında sık gülen biri değilmiş gibi güldükten sonra biraz duraksadı. Sanki ben ne yapıyorum dermiş gibi. ''Neyse devam edelim.'' Yürümeye devam ettim koridoru geçtik Yanda bir oda vardı.'' Burası Viktor'un odası babam onu yanından ayırmak istemediği için ona bir oda vermişti zamanında malikaneden.'' Odanın karşısındada bir oridor vardı ve koridorun sonunda bir kapı. ''Bu kapı abimin ve Rai'nin evine bağlanıyor. Girerken fark etmişsndir malikanenin yanındaki binayı. Orası Rai ve abimin evi. '' Koridorun başlangıcındada Vitorun odasının sağında bir merdiven vardı. Hem aşağıya inen hemde yukarı çıkan. ''Aşağı katta küçük bir oda o odada evraklar dosyalar var. Abimin ve babamın arabalarını koyduğu bir garaj var. Bir de depo ve mahzen var. Üst kata çıkalım.'' Ben merdivenleri çıkarken sessizce beni takip ediyordu birşeyler düşünüyor gibiydi. Ama konuşmak istemediğim için sormak istemedim. Üst kata çıkmıştık . Üst kata çıkınca tam karşıda bir merdiven daha vardı. ''Burası ikinci kat en son buraya bakarız. İlk üçüncü kata bakalım.'' Hiç durmadan üçüncü kata çıkmaya başladım. Merdivenleri hızlıca çıktıktan sonra İki tarafı cam olan bir alana çıkıyordu. Burayı her zaman çok sevmişimdir. Hep ferah ve iç açıcı olmuştur. ''Burası Pakhan'ın özel katı. Buradaki koridor direkt Pakhan'ın özel odasına ve çalışma odasına bağlanıyor. Irina'nın odası da burada.Babam çağırmadığı sürece bu tarafa girilmesini pek hoş karşılamaz. O yüzden hızlıca burayı da halledip çıkalım.'' Duvarlarda resimler vardı. Nicholas beni dinlerken bir yandan da onlara bakıyordu. ''Bunlar kim?''
''Eski Pakhanlar ve aile fotoğrafları.'' Tüm Pakhanların resimleri vardı. Uzun bir süredi başta Petrovalar vardı. Bu yüzden Petrova ailelerinin fotoğrafları vardı. Her Pakhan'nın yanında aile fotoğrafı yer alıyordu. Koridorun başındada babamın resmi ve bizim aile fotoğrafımız vardı. Yavaş yavaş oraya yaklaşarak tüm resimlere baktı Nicholas. Bizim aile fotoğrafımıza uzun bir süre takılı kaldı. Sonra gözü koridorun sonuna kaydı. Büyük bir tablo vardı. Her baktığımda içimi sızlatan ve acıtan. Kalbime bir hançer saplamışlar hissi veren bir tablo. Hemen harekete geçip ''Daha ikinci kat var. Çabuk olalım '' dediğimde beni durdurarak ''Bu kadın kim? Sana çok benziyor. Çok güzel bir kadın. Yoksa...'' Son kelimesini uzatarak tahmin edercesine ''Boşver hadi gidelim.'' dediğimde sesimin biraz çatallı çıktığını farketmiştim. Ve bunu farkeden Nicholas yutkundu. Büyük ihtimalle duygusuz bir kadında bir duygu belirtisi gördüğü içindi. Onu beklemeden arkamı dönüp merdivenleri hızlıca indim. O gelene kadar derin bir nefes alıp kendimi topladım. O aşağıya indiğinde ise tamamen eski halime dönmüştüm. ''İyi misin?'' diye sordu. Bir anda kafamı çevirdim çünkü şaşırmıştım. Birisinin bana iyi olduğumu sorduğu yıllar çok geride kalmıştı. İyi miydim bilmiyorum fakat iyi olmak zorundaydım. Genelde herkes bana dayanmalısın, iyi olmak zorundasın ve ya sen güçlüsün atlatırsın dedi fakat o bana 'İyi misin' diye sormuştu. Sırf bunun için bile minnettar olabilirdim.Ama yine tepki vermeyerek ''İyiyim, sorun yok hadi devam edelim.'' dedim ve anlatmaya devam ettim.Bu alanda tek bir kapı vardı ona doğru gittim kapıyı açtım. Ve dört kapılı büyük bir alana bağlanıyordu. Bu alanın tam ortasında bir şeytan heykeli vardı. Tam bu yerin altında olan melek heykeli gibi iyliği ve kötülüğü temsil ediyorlardı. Fakat anlamı ben küçükken bu değildi. Annem küçükken bu heykel için 'Babanız sizin için çok kötü olabilir bu yüzden onun katına şeytan heykeli daha yakın fakat o kötü bir insan değil onun içindede iyilik var o yüzden tam bu heykelin altında melek heykeli var.' derdi. Bende küçükken buna tam olarak inanmıştım. Ama buna inanmam artık imkansızdı. Çünkü buna bana inandıracak bir kadın artık bu dünyada yoktu. Kendimi tekrar toparlayarak anlattım. Bir kapıya gidip açtım. ''Burası bir sinema odası gibi düşnebilrsin.'' Neredeyse bir sinema salonu kadardı. 20 kotuğa yakın koltuk vardı.Önünde ise dev bir perde. ''İstediğin zaman buraya gelebilirsin.'' Kafasını salladı. Bende o sırada başka bir kapıya yöneldim ve açtık orası da bayağa büyük bir salondu ses yaıtımı olan bir yerdi. Aynı sinema salonu gibi. '' Burası da spor salonu, burayı da istediğin zaman kullanabilirsin.'' Diğer kapıları açmaya gerek duymadım çünkü birisi Rai'nin resim odasıydı. ''Burası Rai'nin resim odası. Resim yapmaktan çok hoşlanır. Diğer oda ise yine bir boş oda. Kullanılmıyor.Burası da bitti. '' Yine koridora yönelerek ilerlerken bir kapı daha vardı koridorda. ''Burada ise büyük yengem kalıyor.'' artık son yere yatak odalarının olduğu yere gelmiştik. ''Burayı daha önce görmüşsündür. Bu merdiven Girişe çıkıyor. Tam camın kenarındaki köşedeki oda Dimitri ve Anastasia 'nın odası, karşısındaki oda ise abim ve Rai'nin odası. Çocukların odasının yanındaki oda benim odam. Benim odamın karşısındaki oda ise Ronan'ın odası. Büyük ihtimalle de senin odan girişe bakan oda değil mi?'' Yine onaylayarak kafasını salladı. ''Senin odan galiba en büyük oda diye düşünüyorum doğru mu?'' Bende onun gibi kafamı salladım. Bundan dolayı övünmüyordum. Ama çocukken abim ile odaları paylaşırken beni çok sevdiği için en büyük oda senin olsun diyerekten odayı bana vermişti.
Nicholas yine beni düşüncelerden çıkartarak ''Seninle odalarımız çok yakınmış. Eee artık bir şeye ihtiyacım oldumu duvara tıklatırım. Bakarsın.'' Sinirlerimle oynamada ilk sıralara yerleşmek üzereydi. ''Dikkat et de gece seni uykunda öldürmeyeyim.'' Yine çok yakınıma gelerek üzerime eğildi. ''Asıl sen dikkat et gece odama girersen kendimi boğazımda değilde başka bir yerimde bulmayasın.'' Gözlerimi kocaman açarak tam çıkışıp şurada öldürecekken ''İyi geceler'' diyerek, Odasının kapısını açtı ve yüzüme kapattı.
Tam sinir anımda olduğum için kapısını çalıp kafasına silah dayayıp öldürmek istedim fakat arkamdan bir ses geldi baktığımda ise Dimitri'yi gördüm. ''Halacım ben uyuyamadım. Birlikte uyusak olurmu?'' Onu orada görünce tüm sinirim yok oldu ve hemen kollarımı açtım ve gelip sarıldı. ''O zaman gidip birlikte uyuyalım bakalım.'' onu kucağıma alıp odama girdim. Dimitriye biraz beklemesini söyleyip altıma bir şort ve üstümede bir kısa kollu, düğmeli, siyah ve satem olan bir gecelik takımı giydim. Dimitri yatağa yatmış battaniyeyi bir kenara atmış gözleri yarı açık yarı kapalı bana bakıyordu. Hemen yatağa girdim ona sıkıca sarıldı üstümüzü örttüm.Birkaç dakika sonra Dimitri tamamen uyumuştu. Bende gözlerimi kapatıp uyumaya çalışmıştım.En azından birkaç saat uyusam bile bana yeterdi. Uyku problemim olmasına rağmen az da olsa gözümü kapattım ve uyumayı bekledim. Yarın bu günden daha sinir bozucu bir gün olmaması için tanrıyı yalvardım.
