8. bölüm / 8
Kör Nokta~Maskenin Ardından~
Bölümler 8Şu an: ~Maskenin Ardından~
NEYSEKİİ BİTTTİİİ COK UZIN SÜRDÜ FARKINDAYIM AMA SON KISIM BENİ ÇOKK ZORLADI BU YÜZDEN ÖZÜR DİLERİMMM
Titreyen ellerim bir avuç içine sığmıştı. Sıcaktı. Asena nerden bilirdi sıcaklığı? Asenanın aileside olmamıştı. Olan ailesi kırılmış yerini boş bir çerçeve almıştı. Mırıldanıyordum, istemsizce çıkıyordu dudaklarımdan.
"Niye gitmiyorsun Asena! "
"Gitsene! Seni tehtid edicek. Sevdiklerini elinden alıcak! Git ne duruyorsun. Gitsene! Oda gitti zaten kimin umrunda. Asena, kimin umrunda! " Ağzımdan çıkan kelimeler acımasızdı. Kendime bunları söylemem, acınasıydı.
Ellerimdeki eller yüzümü tuttu. Gözlerimi araladım. Tanıdıktı bu maviler. Endişe ile bana bakıyordu. Kulağıma eğildi.
"O gitmedi." Sol elini kalbinin üstüne koydu.
"Tam burada. " Başımı hızlıca salladım.
"Orda olsun istemiyorum! Ben birazda olsa yaşamak istiyorum. " Sol elini kalbinin üstünden çekti.
"O bunları görse, çok üzülürdü. "
"Bırakmasaydı o zaman, ben onun yanında yaşıyodum! Onun yanında piyon değildim. "
"Sen onun için hala Şah'sın. Sana tutunuyor. "
"Tutunmasın! Benim bile kendime hayrım yokken. Tutunmasın. " Sesim düşündüğümden daha bıkkın çıkmıştı.
Sakin sesi yine kullağımda hissettim. Hala zangır, zangır titriyordum. Gözlerim yaşlar ile dolmuştu.Her an ağlayacak moddayım.
"Gözlerini kapat o artık yanında, gittmeyi çok sevdiğiniz sahildesiniz. Kumda kumdan kale yapıyorsun ve o yine kaleni bozuyor. Sen ona kızmak yerine kahkahalar ile eşlik ediyorsun. "
Her şeyi hatırlıyordu. Artık emindim. Dediğini yaptım. Gözlerimi kapadım ve hayal kurdum. Yanımdaydı. Lodos.
Düzensiz nefeslerimin yerini rahatlama alması hayrete düşürmüştü. Ben bu illet krizlerden kurtulamamıştım ama o beni kurtarmıştı.
Tabiki o kurtaracaktı. Piyonun ilerlemesi için onu ilerleten biri olmalıydı. Ama bu seferki farklıydı. Rüzgardı ilerleten. Tüm benliği ile Rüzgar.
Ellerimdeki titreme yavaş, yavaş azalıyordu. Hiç istemessemde gözlerimi açtım. Rüzgar ile dip dibeydik. Fakat fark etmediğim şey onun kucağında yerde yatıyo oluşumdu.
Karan ve Naz endişeli gözler ile bana bakıyorlardı. Korkmuşlardı.
İyi olduğumu anlamaları adına tebessüm ettim. Yalandı. Hiç iyi değildim. Maçların başlamasına ramak kalmıştı. Ben ise hala geçmişteydim. En zoru ise onca tedaviye, psikologlara rağmen beni o sakinleştirmişti. İçimde yıllardır susmayan sesi ilk defa onun yanında duymamıştım.
Böyle olmamalıydı. Yapmamalıydı. Ben onun düşmanıydım. Rakibimdi o benim. Yanında ateşe vermeli, ateşe düşmemeliydim. Zihnimin kapalı perdelerinde nefret aradım. Kalbimde aramak zaman kaybı olurdu. Ona kalbimde yer yoktu. Nefret mi? İşte ona hiç yoktu.
Hızlıca ayağa kalktım. Hızlı kalkmak başımı döndürmüştü. Umursamadım. Zihnimdeki Asenalar susmuyordu.
Sende öyle yapardın, çocuğun yanında bayıldın ya hani!
O sen değil, hem geçmişi unutmamış!
Düşmanlar savaşır diye biliyosun Asena! Sizinki iç savaş herhalde!
Naz koluma girmişti. Yüzümden dökülen terleri siliyordu. Omzuma öpücük kondurdu. Onları üzmek istemediğimden kenarda dinlenme teklifinde bulundum. Başta tereddüt etselerde sonunda kabul ettiler. Yavaş adımlar ile sahanın bitişine yöneldim. Bağdaş kurup oturdum. Naz ve Karanı görebiliyordum. Hemen karşımdalardı. Ama Rüzgar yanlarında yoktu.
Yanımdan derin bir nefes alışı geldi. Dönüp bakmadım. Rüzgar olduğu çok açıktı.
"Beni kurtardığını düşünüyorsan yanılıyorsun. "
"Sanmıyorum çünkü öyle yaptım. " Bi raddede haklıydı itiraz etmedim.
"Kimseden yardım istemedim. " Sesim sitemkâr çıkmıştı.
"Zaten hiçbir zaman istemiyorsun.Sonra herkes seni toparlamaya çalışıyor. "
Sinirlendirmişti. Ne demek "herkes seni toparlamaya çalışıyor"? Aynen, fazlasıyla yardımcı oluyorlardı!
"En azından insanların hayatını kendi egom için mahvetmedim! "
"Geçmişimi bilmiyorsun. " Yüzü asılmıştı. Bu konunun açılmasından hoşlanmamıştı.
"Birlikte geçirmediğim bir geçmişin varsa tanımıyorum! "
"Geçmiş sadece çocukluk değil, Asena. "
"Benimde tek yaşadığım geçmiş çocukluk, Rüzgar. " Yüzüne dönmüştüm.
Acaba hiç düşünmüşmüydü? Ona olan nefretimi. Merak etmişmiydi. Aklımdaki soruları dışarı döktüm.
"Senden.... Neden nefret ettiğimi düşündün mü hiç? "
"Düşünseydim. Senden bu kadar nefret etmezdim. "
"Düşünseydin. Benden nefret etmek yerine kendinden nefret ederdin. "
Son cümlem ağırdı. Ama yaşadıklarımdan fazla değil. Yavaşça ayaklandı. Saha çıkışına ilerlerledi. Yüzünü bana çevirdi.
"Bir daha kriz geçirirsen, gözlerin beni aramasın. "
"Aramam."
"İyi. Bu sefer gelmem. "
"Yalan söylüyorsun. "
"Onu nerden çıkardın? "
"Bu iki oldu. Rüzgar Ege Sönmez. "
"Üçüncü olmasın o zaman, Sarı Bela. "
"Endişelendin mi? "
"Senin için mi? Elinden geleni ardına koyma. " Yüzü sahanın çıkışına döndü ve oraya doğru ilerledi. Dudaklarımda hafif bir tebessüm oluştu.
"Elinden geleni ardına koyma. "
Bu durumda söylemesi ne kadar kolaydı. Bende isterdim. Hemde çok isterdim...
Naz ve Karan'da oynamayı bitirmişti. Eve gidip sıcak bir duş almak istiyordum. Sonrasında sıcak yatağımda yaşadığım günü gözümün önünden geçirmek.
...
Sahadan koşar adımlar ile çıktım. Bunalmıştım. Naz, Karanında beni bırakabileceğini söylemişti fakat cilveleşmelerini çekemiycektim. Zaten ev iki adımlık yerdi. Boşuna farklı yöne saptırmak istememiştim. Hızlı adımlar ile eve ilerlerledim. Kapıyı çaldım. Annemin güzel çehresi ile kesiştim. Kumral saçlarını topuz yapmıştı. Yeşil gözlerimi annemden almıştım, benimkinlerden daha koyu olan gözlerinin içi gülüyordu. İçten gülünce oluşan gamzeleri yanaklarındaki en güzel yerlerdi. İşinden dolayı nadiren kapıyı açardı. Bitkin düşmüştü. Gözlerinin altındaki mor halkalar görülmiyecek gibi değildi. Zarif ellerini belime doladı ve vücudumu kendine çekti. Karşı koymadım. Benim nefret ettiğim saçlarımı sanki mucizeye dokunur gibi okşadı. Sapsarı saçlarım babamı hatırlatırdı bana. Babamın saçlarıra sarıydı.
Bu yüzdendi güçsüzken saçlarımı yolduğum.
Kendimi banyoya attım. Hayallerimde sıcak bir duş vardı fakat ellerim soğuk tarafa yöneldi. Suyun altında oturdum. Fayans soğuktu fakat ummursamadım.
Gözlerimi kapattım. Anılarımda gezindi zihnim. Sadece onun olduğu.
...
“Ben yapamıyorum.
“Bir kere daha dene.”
“İstemiyorum!Bir daha oynamayacağım.”
"O zaman ben de oynamam. "
“Niye?”
“Çünkü sen olmadan sıkıcı.”
“Ya yine kaybedersem?”
“Beraber kaybederiz.”
...
Gözlerimdeki yaşlar soğuk suyun etkisi ile akıp giderken. Gözlerimi açtım.
"Özledim, seni özledim Rüzgar. " Sesim çatallı çıkıyordu. Suyu kappattım, havlumu vücuduma dolayıp odama ilerledim. Giyinip kendimi yatağa attım. Banyoda geçmişimi bile göz önünde bulundurmuştum. Artık yatmalıydım. Alarmımı 07.00 aldım. İlk baharın en sıcak günlerinde olmamıza rağmen kafama kadar yorgan geçirdim. Yapay sıcaklığa attım kendimi. Gerçeğini bile bilmeden hemde.
...
Çocukluğumdan beri annemin sevgisini kazanmak için uğraştım. Ne yaptıysam yetmedi. Derslerim iyi oldu, yetmedi. Sessiz kaldım, yetmedi. Onun istediği kız olmaya çalıştım, yine yetmedi.
Ama en çok çillerimden nefret etti.
Bana her baktığında yüzündeki o ifadeyi görürdüm. Sanki yüzümdeki birkaç küçük leke, ona dünyanın en kötü şeyini hatırlatıyormuş gibi...
Çocukken nedenini bilmiyordum. Sadece annemin beni sevmediğini düşünüyordum.
Sonra çillerimi saklamayı öğrendim.
Aynaya baktığımda ilk gördüğüm şey kendim değil, annemin nefret ettiği kızdı. İnsanlar çillerimi övdüğünde bile rahatsız oldum. Çünkü benim için onlar hiçbir zaman güzel değildi.
Onlar annemin bana bakarken gördüğü şeydi.
Belki de bu yüzden insanlara karşı böyleyim. Yaklaşmalarına izin vermiyorum. Çünkü birinin beni gerçekten sevmesine inanmak, annemin beni hiç sevmediğini kabullenmekten daha zordu.
Telefonumdan gelen mesaj sesi irkilmeme neden oldu.
Karann: Naber güzelim?
Ben:iyii senden naber?
Karann:bu gün göz alıcıydın, özel bir sebebi varmı?
Ben:Genetik bir mucize, sen anlamassın!
Karann: ama güzelim, kalbimi kırıyorsun benim genetiğimde çok özell!
Ben:hımm ne demessin!
Karann:Acaba çocuğumuzun gözleri hangimizinki gibi olur? Her şeyi ile sen olan bir kız çocuğumuz olsaydı harika olurdu!
Ben:bu nasıl bir hayal gücü?
Karann:umarım sende hayal gücümün parçası değilsindir güzelim. Tabi hayal gücümün senin kadar güçlü olduğunu zannetmiyorum.
Ben: çok naziksiniz Kargacık.
Karann: Kargacık mıı artık en sevdiğim lakabım buu Nazımm.
Ben:Kargacık senden bir şey isteyebilirmiyimm?
Karann:Tabi ki birtanemm ne istersenn
Ben: Rüzgar ve Asena için bir planım var.
Karann:Hımm yani bizden önce onlar mı kavuşsun!
Ben: ya saçmalama Karan
Karann: peki bebeğim bizim aşkımızı kim kavuşturucak?
Ben:Asena ve Rüzgarınki daha mühim.
Karann: biz zaten hep geri plandayız. Anladım ben!
Ben: ya Kargacık lütfenn🙏
Karann:Peki bebeğim ama bir yanak alırım!
Ben: hıı sen önce işi hallet bakacağızzz
Karann: bir yanak için bedel söyle güzelim dinliyorum!
...
Islak saçlarımın çıplak üstümü ıslatması ile havluyu saçıma daldırdım. Eve geleli iki saat olmuştu. Duşa girmiştim. Ve şu bir saattir Asenanın söylediği kelimeler bir bıçak misali kalbime saplanıyordu.
"En azından insanların hayatlarını kendi egom için mahvettmedim! "
On üç yaşındaydım.
İnsanların “çocuk” dediği,
ama benim kendimi çoktan büyümek zorunda hissettiğim yaş.
Babamın sesi hâlâ kulağımdaydı.
“Kaptan olacaksan, herkesten iyi olmalısın.”
Bir ergen için söylenmemesi gereken bir cümleydi. Rekabet. Hırs. Ve sonun olabilecek bir baskı.
Kaptan olmak için daha çok çalışmam gerektiğini değil,
bir başkasını aşağı çekmem gerektiğini sandım.
Takım kaptanının üzerine bir suç attım.
Gerçek değildi.
Ama benim söylediğim yalan,
onun hayatındaki gerçeğe dönüştü.
Kulüpten kovuldu.
Ben kaptan oldum.
O gün elimde bir zafer olduğunu sandım.
Meğer tuttuğum şey,
başkasının kırılmış hayatıymış.
Aradan yıllar geçti.
Ama bazı hatalar yaşlandıkça küçülmüyor.
Sadece insanın içinde daha derine gömülüyor.
O gün kaptanlığı kazanmadım.
Sadece birinin yerini,
onun hayatına mal olacak şekilde aldım.
Beni buna o zorlamıştı. Bedelini yine en masumlar ödüyordu. Bana aşıladığı hırs birinin kariyerini kötü etkilemişti. Buda mental çöküş için yeterli bir sebepti.
Neden? Onu dinlememin sebebi neydi? Ona minnet mi duymalıydım. Hayatta olmamın sebebi o diye ona ittat mi etmeliydim. Asla.
Bu hırsı bana aşılayan Levent. Bir gün kendi yarattığı canavarın rekabetine kurban gidecekti. Bunu bize yaşatan herkes hesabını verecekti. Hemde kendi yarattıkları ile. Onun kanı benim lanetim, benim hırsım onun kâbusu olucaktı. Ben ona minnet duymayacaktım, ama o benden pişmanlık duyacaktı.
...
Yeni, yeni aydınlanan gökyüzüne henüz güneş girmemişti. Saat 6.40 'ı gösteriyordu. Beklediğimden daha erken kalkmıştım. Yatakta doğruldum. Uyanmak istediğim son şeydi. Yavaşça ayağa kalktım. Odamın lavabosuna doğru ilerledim. Odam küçük değildi. Yatağım , komidinim, çalışma masam ve kitap okuma köşem ile şık görünüyordu. Lavaboya girdiğimde aynada bir not ile karşılaştım. Şaşırtmamıştı
Günaydın canım! İş gezimden sana bahsetmiştim. Üç gün boyunca uslu ol lütfen. Seni seviyorum
Annen.
Artık alıştığım iş gezileri canımı sıkmıyordu. Annem ile babam boşandıktan sonra annem kendini işe vermişti. Zihnindeki sesleri susturmanın yolu işiydi.
Yüzümü yıkadım. Dişlerimi fırçalarken, bu üç gün boyunca ne yapıcağımı düşündüm. Naz ile zaman geçirmekti tercihim. Odama tekrar girdim ve dolabımı açtım. Gri pileli etteğimin üstüne pastel pembe bir sweatshirt geçirdim. Akşamdan hazırladığım çantamı tek koluma geçirip mutfağa ilerledim. Yemek masasının ortasında duran meyve tabağından iki adet muz aldım. Tezgaha doğru süzülüp matematik dersinde mal gibi durmamak adına filtre kahve hazırladım. Kahveninde iki adet olmasına dikkat ettim. Hava bu gün beklediğimden daha soğuktu. Kapalıydı. Hayat enerjimin çekildiğini hissediyordum. Telefonumdan bir bildirim sesi yükseldi.
Nazım: Kapının önündeyimm!
Ben: Geliyorumm! Çatlama hemen.
Kahveleri ve muzları elime alıp kapıya doğru koştum. Kapıyı açıp Nazın güzel gözlerine baktım. Saçlarını balıksırtı örmüştü. Kahve ve muzları kucağına tutuşturdum. Anahtar ile kapıyı kilitleyip bebeğime döndüm. Bu gün diğer günlerden daha farklı görünüyordu. Yüzüme yaklaşıp yanağıma kocaman bir öpücük kondurdu.
"Günaydın, Sarı Bela! "Bozuntuya vermedim.
"Günaydın, Güzelim! " Naz'da bir değişiklik vardı. Fazla üzülen biri değildi ama sabahları çok gergin ve sinirli olurdu. Bugün yüzü hiç olmadığı kadar canlı duruyordu. Elindeki muz ve kahveyi bana uzattı. Kendi muzunun kabuğunu açıp koca bir ısırık aldı. Birlikte üç gün boyunca neler yapabileceğimi düşünerek yola koyulduk.
...
Sınıfa erkenden gelmiştim.
Kimse yoktu.
Ben ve duvar saatinin anlamsızca ilerleyen saniyeleri.
Aslında yalnız değildim. Aklımda Naz vardı.
Her zamanki gibi.
Sonra kapı açıldı.
"Selamlar sınıf! "
Bir insanın sesini özlemek mümkün müydü bilmiyordum ama ben onun sesini, daha duymadan önce bile özlüyordum.
"Günaydın! Herkese. "
Asıl şimdi doğmuştu güneş. Gün aydı ve ben kayboldum her zerresinde.
Öldüm ben savaşmadan, direnmeden bir çift sonbaharda öldüm.
Naz...
Nasıl olur da bir insan her seferinde ilk kez görüyormuşum gibi güzel gelirdi?
Gözlerim istemsizce yüzünde gezindi. O ceylan gözleriyle karşılaşınca birkaç saniyeliğine nefes almayı unuttum. Sanki gözleri bana bakmıyor da içimde sakladığım bütün sırları tek tek ortaya çıkarıyordu.
Bakma, dedim kendime.
Bakma artık!
Ama nasıl bakmayacaktım?
O gözlere bir kez alışan insan, başka hiçbir yere bakmayı öğrenemezdi.
Saçlarının yüzüne düşen birkaç telini izledim. Elini kaldırıp saçlarını geriye attı.
Bu kadar küçük bir hareket bile kalbimi yerinden sökecekmiş gibi çarptırmaya yetiyordu.
Gülümsemesini gördüm.
Ve yine düşündüm:
Ben bu kıza gerçekten çok fena aşığım.
Öyle böyle değil.
Adını duyduğumda içimi deşicek kadar.
Sınıfa girdiğinde gözlerimin onu aramayı bırakmayacağı kadar.
Bir gün konuşmasa, sesini özleyeceğim kadar.
Bir gün gülmese, o gülüşü bekleyeceğim kadar.
Naz'ın yüzündeki her ayrıntıyı ezberlemiştim.
Gözlerinin nasıl kısıldığını, gülerken başını nasıl hafifçe yana eğdiğini, düşünürken dudaklarını birbirine bastırışını...
Kimse fark etmezdi belki.
Ama ben fark ederdim.
Çünkü insan aşık olduğu kişiye bakarken yalnızca yüzünü görmezdi.
Onun bütün küçük hallerini toplar, kalbinin en güzel yerine saklardı.
Ben de Naz'ın her hâlini oraya saklamıştım.
Sonra göz göze geldik.
Dünya yine birkaç saniyeliğine sustu.
Ve o an anladım.
Ben Naz'a yalnızca bakmıyordum.
Ben ona her baktığımda, biraz daha bitiyor oluyordum.
Belki de en korkunç tarafı buydu.
Doyamıyordum. Seviyordum. Hep sevmek istiyordum.
Ve her seferinde, biraz daha derine.
Bana döndü bakışları. Kafasını hafifçe eğdi.
"Günaydın! "
"Gü- Günaydın. "
Ardından kadraja Asena girdi. Gözlerindrn uyku akıyordu. Sarı saçlarını ensesinde topuz ile toplamıştı.
"Ya yeter! Bu ne kargalar daha bokunu yapmadan! "
"Sana da günaydın Asenacım! "Dedim sitem ile manzaram ile arama girmişti!
"Ya sorun da o işte! Daha güneş çıkmadı lan! "
O sırada sanki kapının arkasında gizli, gizli Asenayı izlemiyormuş gibi ardından çıkan Rüzgar'a kaydı bakışlarım yavaşca sınıfa girmişti.
Odağımın sahibi Naz'da Rüzgarın kolundan çekiştitip kendine döndürdü.
"Sanada günaydın Rüzgar! İnsan bi özledim falan der. "
"Daha dün görüştük ya Naz. "
"Olsun! Ben seni özledim. " Yok böyle olmazdı şimdi dalıcaktım şu çocuğa! Rüzgar Nazın sarılmasına tek kolu ile karşılık verdi.
Naz, Rüzgâr’a sarıldığında içimde bir şey sustu.
Sonra başka bir şey konuşmaya başladı.
Sanada sarılmalı!
Kıskançlık değildi bu yalnızca sanki bana ait olmayan bir mutluluğu uzaktan izlemek zorunda kalmaktı.
Gözlerimi onlardan çekemedim.
Naz’ın gülüşü Rüzgara değdikçe kötü hissediyordum kendimi. O Nazın eski sevgilisi dua etmeliydi. Rüzgar olmasaydı sadece burnunu kanatmaz, her yerini parçalardım. Mal herifin tekiydi. Ne bulmuştu Naz onda?
Sakin! Sakin.
Alihan iti şuan defolup gidebilir.
Sen ve Naz sadece, Naz.
Rüzgar Naz dan hızlıca uzaklaşmıştı.
"Ben seni özlemedim Naz. " Bakışları gözleri kapalı sırasında yatan Asena'ya döndü.
Bu çocuğun hali ne olacaktı?
Tamam Rüzgar, Asena senin!
Naz kınayan bakışlar ile Rüzgarı süzdü.
"Hih! Ne kadar ayıp! Ben seni özlemiştim. Neyse. "
Geri durmadım. Rüzgar'a bir daha özledim derse sonuçlar kötü olacaktı.
"Burda seni özleyen biri var! " Sonbahar gözleri etrafına bakındı.
"Hani nerde? "
"Karşında."
Nefesi bir anlığına yarım kaldı. Gözleri, gözlerimde iken parmaklarını birbirine geçirmişti. Yüzüne yayılan sıcaklığı saklamak istercesine aşağı eydi yüzünü. Daha fazla yaklaştım ona. Parmaklarım incitmekten korktuğum çenesine kaydı. Yavaşça kendime döndürdüm yüzünü.
"Yüzünü benden saklama Naz... Sana bakarken kaybolduğum tek yer gözlerin. "
"Kayboluyorsan... Nedeni ne hala bakmanın? "
"İnsan bazı kayboluşlarında bulunmak istemez Naz. " Arkadan tanıdık bir ses yükseldi.
"Kargalar daha bokunu yapmadı ama Karan, Naza abıyı yakmıs gibi. " Rüzgardı bunu söyleyen. Haklıydı.
Karan, Naz'da kayboldu. Naz ise onun kaybolduğu yerde kendine bir yuva buldu.
Biri yuvasını diğeri ilk kez dönmek istediği yeri söküp çıkardı hayatın en acımasız yerinden.
Bozkırın kalbine savaş açtı bir sevgi çiçeği, Naz ve Karan yeşerdi. Şehrin ayazına inat toprağı yırtan bir çığlıktı aşkları. Yaprakları yeşil, çanakları sevda kırmızısı....
Dünya bilmeden unuttu onları, Ankara ise sakladı bağrında. Bir sevgi çiçeği açtı sesizce, ikisinin adına.
.
