6. bölüm · Kod adı: Abimin arkadaşı

ABİİ

Gizemli neva Gn

Sabahın erken saatlerinde kapı çalınca Nur, üzerindeki dalgınlığı atıp kapıya koştu. Gelen, elinde sıcak simitlerin olduğu paketle sırıtan Yeliz’di. "Selam uykucu, kahvaltın benden!" diyerek içeri daldı.
Mutfağa geçtiklerinde Nur çoktan çayı demlemiş, domates ve peyniri masaya dizmişti. İkisi karşılıklı oturdular. Yeliz bir yandan simidinden büyük bir parça koparıyor, bir yandan da Nur’u dikkatle süzüyordu. Nur’un ise aklı hala dünkü o ağaç gölgesindeydi; dalgın dalgın çay bardağıyla oynuyordu.
Yeliz dayanamayıp elindeki simidi tabağa bıraktı. "Nur, bak bana," dedi doğrudan. "Mezuniyet gecesinden beri sende bir haller var. Eskisi gibi değilsin. Bakışların değişti, bir dalıp gidiyorsun, telefonun her titrediğinde yerinden sıçrıyorsun. Hadi dökül artık, ne oluyor?"
Nur derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. "Çok mu belli oluyor?"
"Belli olmak ne kelime, bağırıyor resmen! Bir şey var ve sen bunu içinde tutmaktan patlayacak gibisin. Anlatacak mısın artık?"

Nur, elindeki çay kaşığıyla bardağı karıştırırken derin bir iç çekti. "Yeliz, bak kimseye söylemeyeceksin... Biz Ata’yla beraberiz."
Yeliz’in ağzındaki lokma boğazına kaçtı, öksüre öksüre suyuna sarıldı. "Ne?! Saçmalama! Ata mı? Abinin gölgesi olan Ata mı? Kızım nasıl oldu bu?"
"Olay mezuniyet gecesi patladı," dedi Nur, sesini iyice alçaltıp Yeliz’e doğru eğilerek. "Ben lavaboya gitmiştim ya hani, o Furkan denen iğrenç herif arkamdan gelmiş. Beni koridorda bir sıkıştırdı, resmen üzerime eğildi, dokunmaya çalıştı falan. Kurtulamadım elinden."
Yeliz kaşlarını çattı. "Oha şerefsize bak. Eee, Ata mı gördü?"

"Aynen öyle. Ata bir geldi, görmen lazımdı Yeliz, adamın gözü döndü! Furkan’ın bileğini öyle bir kavradı ki, çocuğun kemikleri çıtırdadı resmen. Onu duvara çiviledi, 'Bir daha elini ona sürersen sağlıklı günlerin sonu olur' diye bir kükredi, Furkan zaten arkasına bakmadan kaçtı."
Yeliz nefesini tutup dinliyordu. "Valla helal olsun. Sonra ne oldu?"
"Beni terasa çıkardı. Ama nasıl sinirli, omuzları inip kalkıyor... Başladı bağırmaya; 'Benden habersiz masadan kalkma, niye müsaade ediyorsun' diye esti gürledi. Ben de o anın korkusuyla ağlamaya başladım. Ben ağlayınca o sert adam bir anda gitti; yanıma gelip gözyaşımı sildi, 'Ağlama' dedi ve... bir anda öptü beni."

Yeliz masaya vurdu. "Hadi canım! Ata? Ohaaa!"

"Öptü ama sonra hemen geri kaçtı, 'Özür dilerim, bir anda oldu' diye kekelemeye başladı," dedi Nur, o anı tekrar yaşıyormuş gibi gülümseyerek. "Ben de baktım bu böyle olmayacak, gittim yüzünü ellerimin arasına aldım, bu sefer ben onu öpüp susturdum. "

"Oha Nur ohaaaaaa kızım manyak mısınız siz " kahkaha attı.

Sonra devam etti sorguya "eeee?"

"Eesi"dedi Nur gülümseyerek. Yeliz zaten az çok anlamıştı sonrasını gülerek omzuna vurdu Nurun.

Sonra Nur o günden sonrasını anlattı Yelize.

Sonra çalan telefonla bakışları ekrana döndü.

ATA

Nur tebessüm etti hemen boğazını temizleyip heyecanla telefonu açtı Yeliz hemen işaret etti hoparlöre ver diye.

"Efendim?"

"Efendin değil kölenim, napıyosun bitanem?"

Yeliz karşıdan pis pis sırıtarak başını sallıyordu

"İyiyim Yeliz geldi de kahvaltı yapıyoruz"

"Afiyet olsun "
"Teşekkür ederiz gel beraber olsun,sen ne yapıyorsun?"
"Diyosuuun geliyorum o zaman "
Yeliz bi anda gülmeye başladı.

Ata telefonu kapatır kapatmaz Nur yerinde duramaz oldu. "Yeliz, kalk şu masayı bir toparlayalım, adam geliyor!"
Yeliz hiç oralı olmadı, bir yandan simidini kemirirken bir yandan sırıtıyordu. "Sakin ol kızım, alt tarafı 'kölen' geliyor. Bırak dağınık görsün, ev hali işte."
Nur camın kenarına sinip perdeyi hafifçe araladı. Sokağın başını gözlüyordu. On dakika geçmeden Ata'nın omuzları dik, hızlı adımlarla sokağa girdiğini gördü. Adam resmen profesyonel ajan gibiydi; her adımında etrafı şöyle bir süzüyor, tanıdık birine denk gelmemek için adeta gölgelerden yürüyordu. Binanın kapısına yanaştığı an, sağa sola son bir kez bakıp içeri süzüldü.
"Geldi!" dedi Nur, kalbi küt küt atarak kapıya yöneldi.
Ata binaya girer girmez merdivenleri ikişer ikişer, ama ses çıkarmamaya çalışarak tırmandı. İkinci kata çıktığında nefesi hafifçe hızlanmıştı. Kapıyı o kendine has, üç kere kısa kısa tıklattı.
Nur kapıyı aralar aralamaz Ata içeri daldı ve kapıyı hemen arkasından kapattı. Üzerinde beyaz tişörtü, hafif dağılmış saçlarıyla öylece karşısındaydı. Koridorda kimse yokken Nur’un beline sarılıp onu kendine çekti, alnına derin bir öpücük bıraktı.
"Kimseye yakalanmadan geldim ama ciğerim soldu merdivenlerde," diye fısıldadı gülerek.
"Deli misin sen, niye bu kadar hızlı çıktın?" dedi Nur, gülümseyerek onun tişörtünü düzeltti.
"Seni görmek için her dakikanın hesabı var bende, bilmiyor musun?"
İkisi mutfağa geçtiklerinde Yeliz masada onları bekliyordu. "Hoş geldin 'Ajan Ata'. Valla yakında balkonlara tırmanırken göreceğiz seni bu gidişle," dedi Yeliz dalga geçerek.
Ata sandalyeye çökerken kaskatı kesilmiş omuzları sonunda gevşedi. Gözlerini Nur’dan ayıramıyordu. "Balkon da olur, çatı da... Nur orada olduktan sonra fark etmez."
Yeliz imalı imalı öksürdü. "Eee Ata Bey, Nur her şeyi anlattı bize. Mezuniyet gecesi terasta bir 'susturulma' davası varmış. Doğru mu bunlar? Sen mi susturdun, o mu susturdu?"
Ata bardağını eline alıp Nur’a öyle bir baktı ki, Nur’un az kalsın elindeki çaydanlık düşecekti. "Nur susturdu Yeliz... Ama öyle bir susturdu ki, o geceden beri beynimin içindeki o gürültü kesildi. Sadece onun sesi kaldı."
Nur utançtan Yeliz'e yiyecek gibi baktı. "Yeliz, sus artık istersen!"
"Niye susayım canım," dedi Yeliz, tabağındaki son peynir parçasını ağzına atarken imalı bir iç çekti. "Valla Ata, ben Nur’u hiç böyle görmemiştim. Mezuniyet gecesi o terasta sen buna ne yaptıysan artık, kızın devreleri yanmış. Öyle bir susturmuşsun ki, hâlâ sesi soluğu çıkmıyor, sadece kızarıyor baksana!"

Ata, bardağını yavaşça masaya bıraktı ve arkasına yaslandı. Gözlerini Nur’a dikti, o meşhur çapkın bakışıyla onu baştan aşağı süzdü. "Öyle miymiş?" dedi, sesi iyice muzip bir tona bürünmüştü. "Ben sadece Nur’un başlattığı işi bitirdim diyelim. Ama bakıyorum da susturma taktiğim hâlâ işe yarıyor, baksana dili tutuldu."
Nur, Ata’nın o delici bakışları altında ezilmemeye çalışarak masanın altından ayağına sertçe vurdu. "Ata! Yeliz, siz birleştiniz mi bugün benim üzerime?"
"Ay ne birleşeceğiz be!" dedi Yeliz, elindeki simit parçasını havada sallayarak.

Yeliz, elindeki simidi tabağa bırakıp dirseklerini masaya dayadı ve muzip bir ifadeyle ikisine doğru iyice eğildi. "Bak bak, şu bakışlara bak!" dedi, gözlerini kısıp Ata’yı işaret ederek. "Ata resmen 'Yeliz kanka çok iyisin, simitler falan harika ama artık bir gitsen de biz baş başa kalsak' diye bağırıyor gözleriyle. Boşuna bakma öyle Ata Bey, bugün akşam falan buluşamayacağınızı biliyorum; Nur’un abisiyle işi var, bütün akşam beraberler. O yüzden fırsat bu fırsat, sen o çapkın bakışlarını şimdi dök ortaya da biz de bir şeyler öğrenelim."
Ata, Yeliz’in bu dobralığına karşılık hiç istifini bozmadı; aksine, yüzünde o Nur’u her seferinde savunmasız bırakan kendinden emin gülümseme belirdi. Bakışlarını ağır ağır Yeliz’den çekip Nur’un utançtan parlayan gözlerine sabitledi.
" sabrım olsaydı, kapıları aşındırıp merdivenleri nefes nefese çıkmazdım herhalde," dedi sesi iyice alçalıp Nur’a özel bir ton alarak. "Hem fena mı? Akşamın acısını şimdi, tam karşımda oturan şu güzelliği izleyerek çıkarıyorum işte. Değil mi bitanem?"
Nur, Ata’nın bu kadar rahat ve baskın tavrına karşı elindeki çatalı bırakıp bakışlarını kaçırmaya çalıştı. "Ata, gerçekten delisin... Yeliz sen de kaşınma istersen, abim her an arayabilir diyorum."
Yeliz kahkahayı bastı. "Ay arasın canım! Ata o kadar alışmış ki rol yapmaya, Doruk abi gelse 'Nur’un simidinde susam azdı, ona dert yanıyorduk' der, yine kurtarır paçayı. Baksana adama, senin gözlerinin içine bakarken dünyayı unutmuş resmen."

Yeliz ve Ata bu hallere gülerken, masanın üzerinde duran Yeliz’in telefonu titreyerek çalmaya başladı. Ekrandaki ismi gören Ata ve Nur aynı anda bakışlarını telefona dikti.
"Serkan ❤️"
Nur’un gözleri fal taşı gibi açıldı, sadece imalı bir bakış fırlatabildi. Yeliz bir an panikle telefonu kaptı, yüzü anında alev aldı. Hiçbir soruya cevap vermeden, "Ben... Ben şuna bir bakayım hemen," diyerek sandalyeden fırladığı gibi mutfaktan çıkıp koridora kaçtı.
Mutfakta bir anda o yoğun ve elektrikli sessizlik kaldı. Ata, arkasına yaslanıp gözlerini kısıp Nur’u süzmeye devam etti. "Bak sen şu işe, meğer tek kaçak biz değilmişiz..." dedi sesi iyice kalınlaşarak. Sandalyesini Nur’a doğru iyice yaklaştırdı. "Demek ki hâlâ unutamamışsın o geceyi... Hâlâ bardağı tutarken ellerin titrediğine göre?"
Nur, bakışlarını kaçırmaya çalışırken, "Ata, rahat durur musun lütfen? Yeliz her an gelebilir," diye fısıldadı.
Ata durmadı, daha da yaklaşıp Nur’un kulağına doğru eğildi. "Gerçi dün de o geceden daha uzununu, daha güzelini yaşamıştık ama... Demek ki yetmemiş sana, hâlâ ilk günkü gibi paniklediğine göre."
Nur’un kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı. "Ataaaa!" dedi sitemkar bir sesle.Daha fazla bu baskıya dayanamayıp sandalyeden kalktı, tezgahtaki çaydanlığa doğru yöneldi. "Ben... Ben çayları tazeleyeyim en iyisi."
Ancak Ata bir gölge gibi hemen arkasında bitti. Nur daha çaydanlığı tutamadan, Ata iki elini birden Nur’un yanlarından tezgaha dayayarak onu kendiyle tezgah arasına hapsetti. Nur arkasını dönemedi, Ata'nın sıcaklığını tam arkasında hissetmek dizlerinin bağını çözüyordu.
Ata yavaşça Nur’u omuzlarından tutup kendine çevirdi. Yüzünde o Nur’u bitiren, sinir bozucu derecede yakışıklı piç gülüşü vardı. Nur o bakışların altında daha fazla kalamayıp utançla tekrar önüne, yani tezgaha dönmek istedi ama Ata izin vermedi. Bir eliyle Nur’un belini kavrayıp onu tekrar kendine sabitledi, diğer eliyle çenesini tutup yüzünü kendine hizaladı.
Nur tam itiraz edecekken Ata eğilip dudaklarına kapandı. Tam o tutkulu anda koridordan Yeliz’in sesi duyuldu: "Tamam Serkan, akşam bakarız o işe, hadi bay bay—"
Yeliz elinde telefonla mutfağa adımını attığı an donup kaldı. Gördüğü manzara karşısında eliyle gözlerini kapatıp hemen arkasını döndü.
"Ooovvvv! Tamam, hayır, hazır değildim buna! Gerçekten hazır değildim bunu görmeye!" diyerek bağırdı.
Bizimkiler elektrik çarpmış gibi bir anda birbirinden ayrıldı. Nur utançtan kıpkırmızı kesilip hızla önüne dönerken, Ata ise sanki hiçbir şey olmamış gibi büyük bir rahatlıkla elini ensesine atıp sırıtmaya başladı.
"Yeliz, insanın özel hayatı diye bir şey var hani?" dedi Ata dalga geçerek.
Yeliz parmaklarının arasından bakarak, "Özel hayat mutfak tezgahının önünde mi oluyor Ata Bey?" dedi kahkaha atarak. "Valla her şeyi unuttum şu an. Ben en iyisi geri çıkayım, siz 'çay doldurma' bahanesine kaldığınız yerden devam edin!"

Ata, Yeliz’in o şok olmuş halini görünce sanki üzerinde elektrik akımı varmış gibi bir anda Nur’dan uzaklaştı. Az önceki o kendinden emin, çapkın halinden eser kalmamıştı; bir anda ensesini kaşımaya, mutfağın tavanındaki avizeyi çok ilginç bir şeymiş gibi incelemeye başladı. Yüzü hafiften değil, bayağı bildiğin ısınmaya başlamıştı.
Nur ise zaten tezgahla bir bütün olmuştu. "Yeliz... Şey... Yanlış anladın," diye kekeledi ama sesi o kadar kısıktı ki kendi bile duymakta zorlandı. Titreyen elleriyle boş çaydanlığı lavaboya bıraktı, suyu boşuna akıtmaya başladı.
Yeliz ellerini gözlerinden çekti ama hala yüzünde o "her şeyi gördüm" ifadesi vardı. "Ay neyi yanlış anlayacağım Nur! Mutfak tezgahı dile gelse 'bu kadarını ben bile beklemiyordum' diyecek!" dedi, hala bir yandan gülerken. "Ata Bey, o ağaç altı muhabbetleri, o geceler falan... Valla biz sizi hala sadece göz göze gelince heyecanlanan tipler sanıyorduk. Meğer siz level atlamışsınız!"
Ata, bardağına geri dönmek istedi ama eli bardağa giderken hafifçe titredi. "Yeliz... Tamam, abartma," dedi, sesi her zamankinden daha pürüzlü çıkıyordu. Nur’a bakmak istiyor ama bakamıyordu. "Sadece... Bir şey konuşuyorduk."
"He, dudak okuyarak mı konuşuyorsunuz siz?" diye dalga geçti Yeliz. Sonra Nur’a dönüp, "Kızım domatese döndün, kapat şu suyu boşuna akıyor!"
Nur suyu alelacele kapattı, havluya sarıldı ama arkasını hala tam dönemiyordu. "Yeliz, Serkan aradı ya senin, sen ona baksana... Hadi canım, hadi," diyerek konuyu değiştirmeye çalıştı.
"Serkan'ı falan boşver şimdi, o ayrı mevzu," dedi Yeliz masaya otururken. "Ama Ata, senin bu 'ağır abi' imajın şu an yerle bir oldu bende. Nur’un önünde resmen mum olmuşsun."
Ata, sonunda Nur’un omuzlarına bakarak hafifçe yutkundu. "Ağır abilik bir yere kadar Yeliz... Konu Nur olunca bazı kurallar esniyor demek ki," dedi ama bunu söylerken bile kulaklarının kızarmasına engel olamadı.
Nur, sonunda arkasına döndü ama gözlerini yerden kaldırmıyordu. "Abim... Abim her an arayabilir, biz bu konuyu kapatalım lütfen. Yoksa ben gerçekten kalp krizi geçireceğim."
Mutfaktaki o tutkulu atmosferin yerini, üç arkadaşın arasındaki o hem utangaç hem de komik gerginlik almıştı. Ata başını yana çevirip hafifçe gülümsedi; Nur’un bu hali her ne kadar onu utandırsa da, o an yaşadıkları her şeye değerdi.

Yeliz, tabağındaki son simit parçasını Ata’ya doğru fırlatacakmış gibi yapıp sırıttı. "Valla Ata Bey, hiç öyle zeytin çekirdeğiyle oynayıp mazlum ayağına yatma. O tezgahın dili olsa da konuşsa! Nur’u resmen köşeye sıkıştırdın, biz de seni ağır abi sanırdık."
Ata, kulağının arkasına kadar kızarmış olsa da bu baskıdan kurtulması gerektiğini anladı. Bakışlarını Nur’dan çekip Yeliz’e dikti ve omuzlarını dikleştirip "Hücum en iyi savunmadır" moduna geçti.
"Ya sen bizi bırak da," dedi Ata, sesini toparlayıp masadaki telefona çene ucuyla işaret ederek. "O ekranda gördüğümüz 'Serkan ❤️' mevzusu ne iş? Hayırdır Yeliz Hanım, mahallede kuşlar başka uçuyor da bizim mi haberimiz yok? Sen ne ara Serkan’la kalp kalbe karşı geldin?"

Nur, Ata’nın bu hamlesiyle biraz nefes almıştı ama Yeliz’in bu cevabı onu hiç ikna etmedi. "Allah Allah? Nasıl unutuluyor o isim orada öyle Yeliz?" dedi, yanakları hala alev alevken. "İnsan her telefona baktığında o kalbi görünce bir 'dur ne oluyor' demez mi?"
Yeliz hemen karşı hamleye geçti, Nur’un üzerine doğru eğilip sırıttı. "Ay canım benim, sana da öğreteyim unutmayı da şu kadar kızarma bari! Bak, istersen telefonunu ver, ben de oraya bir 'Ata ❤️' yazayım da alış şu durumlara. Bu kadar panik yaparsan Doruk abin ilk saniyede çakar durumu."
Ata, Nur’un daha fazla köşeye sıkışmasına dayanamayıp araya girdi. Elini masanın altından Nur’un dizine koyup hafifçe sıktı. "Tamam Yeliz, rahat bırak sevgilimi," dedi, sesinde o sahiplenici ama yumuşak tonla. "Konuyu da kendi üzerinden çekip bize getirmeye çalışma. Serkan’la ne zamandır böyle kalpli malpli takılıyorsunuz, sen onu anlat."
Yeliz ellerini havaya kaldırdı. "Tamam, tamam sustum! 'Sevgilim' falan... Valla Ata, sen bu kızı böyle sevmeye devam edersen biz daha çok mutfak baskını yaparız."
Ortamdaki o keskin gerginlik dağılmış, yerini birbirinin sırrını tutan üç arkadaşın o samimi ve muzip havasına bırakmıştı. Nur, Ata’nın "sevgilim" demesiyle bir kez daha içten içe erise de bu sefer kaçmak yerine Ata’nın elini tuttu.

Sonra Nura dönüp devam etti konuyu kendi üstünden değiştirmeye çalışarak

"Valla Nur, ben bu Ata’yı hiç böyle bilmezdim. Mahallenin ağır abisi, iki dakikada romantik prense bağladı."

Ata, Yeliz’in o "romantik prens" lafına karşı gözlerini devirip güldü. "Yeliiiz... Konuyu değiştirme!" dedi, sesi gayet yumuşak ama bir o kadar da muzip bir tonda. "Bırak şimdi benim romantikliğimi falan da, asıl sen anlat. Bak, az önce burada Nur'un üstüne gidiyordun, 'sana da öğreteyim' diye dalga geçiyordun; ama o telefondaki Serkan'ın adının yanındaki kocaman kırmızı kalbi hepimiz gördük. Hayırdır?"

Ata, Yeliz’in o "romantik prens" lafına karşı gözlerini devirip güldü. "Yeliiiz... Konuyu değiştirme!" dedi, sesi gayet yumuşak ama bir o kadar da muzip bir tonda. "Bırak şimdi benim romantikliğimi falan da, asıl sen anlat. Bak, az önce burada Nur'un üstüne gidiyordun, 'sana da öğreteyim' diye dalga geçiyordun; ama o telefondaki Serkan'ın adının yanındaki kocaman kırmızı kalbi hepimiz gördük. Hayırdır?"

"Aslında her şey şu meşhur mezuniyet gecesi başladı," diye söze girdi Yeliz. "Biliyorsunuz, biz zaten oraya Serkan’la beraber gitmiştik. Eve dönerken yolda o kadar güzel bir sohbet döndü ki aramızda... Hiç o bildiğimiz fırlama, şaka yapan Serkan gibi değildi. Çok samimiydi, çok dürüst konuşuyordu. O gece kapının önünde vedalaşırken 'Bu geceyi burada bitirmeyelim, yarın yine görüşelim' dedi."

Nur, çay bardağını masaya bırakıp heyecanla Yeliz’e doğru eğildi. "Eee? Ertesi gün hemen buluştunuz mu yani?"
"Buluştuk ya," dedi Yeliz, yanakları hafifçe kızarırken. "Gitti o fırlama çocuk, yerine bambaşka biri geldi. Bütün gün gezdik, tozduk. Akşamüzeri bir ara durdu, gözlerimin içine öyle bir baktı ki... 'Yeliz,' dedi, 'ben aslında uzun zamandır sana karşı böyleyim ama mezuniyet gecesi o yolda yürürken artık saklayamayacağımı anladım. Seni sadece arkadaşım olarak değil, hayatımın merkezinde görmek istiyorum.' Resmen açıldı çocuk! Ben de o an ne diyeceğimi şaşırdım ama... Ben de boş değilmişim demek ki, kabul ettim işte."

Ata, Yeliz’in bu samimi itirafını dinlerken yüzündeki o muzip ifadeyi korusa da bakışları yumuşadı. "Valla helal olsun Serkan'a," dedi Ata, Nur’un masanın altındaki elini hafifçe okşayarak. "Demek o gece sadece benim için değil, onun için de her şeyin netleştiği gece olmuş."
Ata bir an duraksadı, sonra bakışlarını Nur’a çevirip o her zamanki kendine güvenen, hafif çapkın gülümsemesini takındı. "Ama kusura bakma Yeliz, Serkan açılmış maçılmış ama benimki çok daha güzeldi," dedi gururla. "Seninki yolda yürürken klasik bir itiraf yapmış. Bizimkisi öyle mi? Terasta, yıldızların altında, adrenalin tavan yapmışken... O anın ağırlığı, o sessizlikteki çekim kimsede yoktur herhalde."
Nur, Ata’nın bu kıyaslamasıyla koluna hafifçe vurdu. "Ata!"

Ata, yediği darbeyle omuz silkti ama yüzündeki o 'pişmiş kelle' gülüşü gram eksilmedi. "Acımadı ki!" deyip Nur'un elini masanın üstünde tutup parmaklarıyla oynamaya başladı. "Bak Yeliz, Serkan kardeşimdir, severim; ama sahil yolunda yürürken açılmak nedir ya? Bildiğin Yeşilçam filmi. İnsan biraz yaratıcı olur."
Yeliz elindeki çay kaşığını tehditkarca Ata’ya doğru salladı. "Ay sana da bir şey beğendiremiyoruz! Çocuk mis gibi duygularını dökmüş işte. Seninkinden daha net olduğu kesin."
"Net mi?" Ata kaşlarını kaldırıp Nur’a baktı. "Nur, biz o gece terasta birbirimize bakarken 'Net' miydik, yoksa 'Statik elektrikten çarpılmak üzere' miydik? O sessizlikte kalp atışımızdan birbirimizi duyamıyorduk, ne anlatıyor bu kız?"
Nur, Ata’nın bu aşırı özgüvenli hallerine karşı gözlerini devirse de bıyık altından güldü. "Ata, abartmasan mı acaba? Bir ara heyecandan nefes almayı unuttun sandım, rengin falan değişmişti."
"O rüzgardandır, rüzgardan..." diye geçiştirdi Ata, bozuntuya vermeden. Sonra Yeliz’e dönüp asıl bombayı patlattı: "Ayrıca Serkan o cümleyi kurarken kesin önceden beş tur prova yapmıştır aynanın karşısında. 'Hayatımın merkezi' falan... Valla büyük prodüksiyon. Bizimkisi tamamen doğal, tamamen o anın adrenalini. Doğaçlama takıldık biz."
Yeliz kahkahayı bastı. "Yahu sen harbi iflah olmazsın! Nur, Allah sana peygamber sabrı versin hayatım, işin zor."
Ata, Nur’un elini öpüp başına koydu. "Zor mor ama halinden memnun gibi duruyor, baksana şunun tipine..." Nur yine koluna vuracakken bu sefer elini havada yakaladı. "Tamam tamam, vurma.

Ata, sanki birden aydınlanmış gibi elini masaya vurdu. "Yahu biz niye burada boş boş oturup birbirimize laf yetiştiriyoruz?" dedi, gözleri parlayarak. "Madem kadro hazır, madem bu Serkan da sahalara romantik bir dönüş yaptı; kalkın, dörtlü bir date yapalım. Şöyle güzel bir kafeye geçip beraber oturalım işte, akşamı orada bitiririz."
Yeliz ve Nur daha "olur mu, olmaz mı" diye düşünmeye fırsat bulamadan Ata çoktan telefonu çıkarmıştı bile. "Dur bakayım şu fırlamaya, hemen ayarlayalım."
Rehberden Serkan’ı bulup kulağına götürdü. Birkaç saniye sonra yüzündeki gülümseme genişledi. "Ooo, şairlerin efendisi! Ne yapıyorsun? Bak, biz şimdi Yeliz ve Nur’la oturuyoruz, kulaklarını çınlattık. Dedik ki bu kadro niye eksik? Hemen kalk gel kafeye, dörtlü bir takılalım diyoruz... Tamam mı? Hadi, itiraz kabul etmiyorum, bekliyoruz aslanım. Konum gönderiyorum."
Telefonu kapatıp masaya bıraktı ve kızlara dönüp göz kırptı. "Tamamdır, 'romantik kahramanımız' yola çıkıyor"

" ekip toplanıyor ama şu olay yerinden iz bırakmadan bir tüymemiz lazım," dedi, sesi her zamankinden daha kararlı ve muzipti. "Şimdi Nur’un annesi içeri girerse, 'Bu saatte elin oğluyla nereye gidiyorsunuz?' diye bir başlar, akşamı sorgu odasında bitiririz. Hiç o toplara girmeyelim."
Yeliz ve Nur, Ata'nın bu telaşlı ama haklı uyarısına kıkırdayarak katıldılar. Üçü birden profesyonel bir ekip gibi saniyeler içinde mutfak masasını tertemiz edip her şeyi yerli yerine koydu.
Ata, anahtarlarını parmağında çevirip kapıya doğru yöneldi. "Plan şu: Ben şimdi çaktırmadan önden çıkıyorum, arabayı sokağın başına getireceğim. Kapının önünde bekleyip mahalleye reklam olmayalım. Ben sokağın başına varınca seni ararım yavrum, siz de o zaman gelirsiniz."

Nur başını sallayıp"tamam" dedi.

Ata mutfaktan hızlıca çıkıp arabaya doğru yöneldi.

Kısa bir süre sonra Nur’un telefonu masanın üzerinde titredi. Ata, sokağın başına varmıştı. Nur hemen telefonu açtı, hoparlörden Ata’nın o neşeli ve sabırsız sesi duyuldu:
"Güzelim, geldim sokağın başına gelin hadi!"

Tamam, geliyoruz!" dedi Nur, telefonu kapatıp Yeliz’e baktı. "Hadi gidelim"

İkisi de aynada son bir kez kendilerine bakıp seri adımlarla evden çıktılar.

Sokağın bittiği noktada Ata, arabayı çalışır vaziyette bekletiyordu. Kızları görünce içeriden kapıların kilidini açtı. Nur ön koltuğa, Yeliz de arkaya kendini attığı an Ata hemen gaza yüklendi.
"Hoh! Kimseye malzeme vermeden, sorgusuz sualsiz çıktık mahalleden," dedi Ata, dikiz aynasından sokağın girişini kontrol edip o meşhur fırlama gülüşüyle. "Şimdi gidelim de şu bizim şair Serkan bizi kafede daha fazla beklemesin. Bakalım yüz yüze gelince de o kadar romantik olabiliyor mu!"

Nur gülerek Ata’ya baktı. "Serkan’la uğraşmasana Ata, çocuk ne güzel duygularını açmış işte."

Ata vites değiştirirken muzip bir tavırla omuz silkti. "Duygu açmak güzeldir yavrum da, sahalarda görmek lazım şimdi onu."

Araba ana yola çıkıp hızlanırken, Ata radyodan Nur'un sevdiği bir şarkıyı açıp sesini hafifçe yükseltti. Yeliz arkadan kafasını uzatıp, "Siz ona bakmayın, o sadece kendi hikayesinin üstüne hikaye tanımıyor," diyerek takıldı. Ata ise sadece sırıttı ve gaza biraz daha basarak onları buluşacakları kafeye doğru hızla götürdü.
Araba kafenin önüne yanaştığında Ata, motoru durdurup dikiz aynasından arkadaki Yeliz’e baktı. "Evet hanımlar, büyük buluşma anı geldi. Serkan’ı heyecandan bayılmadan masada bulursak iyidir," diyerek sırıttı ve arabadan indiler.
Kafenin bahçesine girdiklerinde Serkan'ı, girişin biraz uzağındaki bir masada, sürekli kapıyı kollar vaziyette otururken gördüler. Yeliz’i fark ettiği an Serkan’ın yüzünde öyle bir aydınlanma oldu ki, Ata dayanamayıp Nur’un kulağına eğildi: "Bak, bak... Çocuk şu an şiir yazmaya başladı bile, bakışından belli."

Nur bi an kendini tutamayıp gülmeye başladı Atanın omzuna yalandan vurup.

Yeliz "Ataaaa!" Diye çıkışınca daha çok güldüler.

Masaya yaklaştıklarında Serkan hemen ayağa kalktı. Yeliz’e bakarken o her zamanki fırlama halinden eser yoktu; daha çok ne yapacağını bilemeyen, mutlu bir çocuk gibiydi. Ata, ortalığı hemen dağıtmak için Serkan’ın omzuna bir tane patlattı. "Ooo şairlerin efendisi! Ne o, bizi görünce dilini mi yuttun? Gel bakalım buraya," diyerek Serkan’la samimi bir şekilde kucaklaştı.
Tam o sırada Serkan’ın gözü Ata’nın yanındaki Nur’a, sonra da Ata’nın hiçbir çekince duymadan Nur’u yanına çekişine kaydı. Masaya yerleştiklerinde Ata, Nur’un yanındaki sandalyesine iyice yayıldı ve kolunu rahat bir tavırla Nur’un arkasına, sandalyenin sırtlığına attı.
Serkan bir süre Yeliz’e, bir süre de Ata’nın Nur’un arkasına attığı o sahiplenici kola bakakaldı. "Oha!" dedi Serkan, şaşkınlığını gizleyemeyerek. "Siz... Bir dakika ya, siz ciddi misiniz? Ata, neler oluyor ya? Biz burada Yeliz’le ne konuşacağız diye prova yaparken asıl bomba burada patlamış!"
Ata, bu tepkiyi bekliyormuş gibi bir kahkaha patlatıp sandalyesine daha da yerleşti. Nur’u kendine doğru hafifçe çekerek cevap verdi: "Eee Serkan efendi, sen sahil yollarında şiir dizerken biz burada icraata geçtik. Hayat sadece senin etrafında dönmüyor herhalde."
Nur, Serkan’ın o şaşkın ama bir yandan da sevinen yüzüne bakıp utangaç bir gülümsemeyle Ata’ya sokuldu. Serkan hala inanamaz bir halde, "Valla helal olsun, hiç çaktırmadınız da... Ben de diyorum bu Ata niye bu kadar hevesli bizi buluşturmaya, niye kendi mekanıymış gibi konum atıyor. Meşruiyet kazanmaya çalışıyormuş meğer çakkkaaal! Bizi kendine siper etmişsin resmen!" diye takıldı.

Ata, Serkan’ın bu "çakal" yakıştırmasına hiç bozulmadı; aksine, büyük bir gururla sırıttı. Kolunu Nur’un arkasında hafifçe oynatıp Serkan’a göz kırptı. "Eee, bizde oyun içinde oyun biter mi kardeşim? Hem fena mı oldu? Bak, hepinizi topladım işte. Tek tek uğraşacağımıza toplu seans yapıyoruz," dedi ve masaya gelen garsona eliyle "dört çay" işareti yaptı.
Serkan hala şoku atlatamamış gibi Yeliz’e bakıp, "Yeliz, sen biliyor muydun bunu? Yoksa benim gibi saf saf sadece bizim buluşacağımızı mı sanıyordun?" diye sordu.

"Valla bende bugün öğrendim"

Ata, masadaki hakimiyetini iyice perçinlemek ister gibi arkasına yaslandı. Nur’a dönüp, "Bak görüyorsun değil mi güzelim? Bizim sahalara inişimiz bile sarsıntı yaratıyor," diyerek takıldı. Sonra ciddileşir gibi yapıp Serkan’a döndü:
"Neyse, bırak şimdi bizi. Sen anlat bakalım şu yol meselesini. Şiirler, yürüyüşler falan... Yeliz’i nasıl ikna ettin de bugün buraya oturttun? Dökül bakalım, kaç puan topladın?"
Serkan derin bir nefes alıp Yeliz’e baktı, yüzünde o az önceki şaşkınlığın yerini tatlı bir mahcubiyet aldı. "Valla Ata, puan toplamak için yapmadım hiçbir şeyi. İçimden ne geliyorsa onu söyledim. Ama senin bu baskınından sonra benim bütün romantizm karizması yerle bir oldu, sağ ol kardeşim."
Ata bir kahkaha daha patlattı. "Saçmalama aslanım, biz burada sizin mutluluğunuzu perçinlemeye geldik. Hem bak, Yeliz’in yüzü gülüyor, demek ki doğru yoldasın."

Çaylar masaya geldiğinde Ata, bardağından bir yudum alıp arkasına yaslandı. Nur’un arkasındaki kolunu hafifçe Nur’un omzuna dokundurup Serkan’a döndü.
"Eee Serkan efendi, çaylar da geldiğine göre artık masaya 'resmi' olarak çöktük diyebiliriz," dedi muzip bir gülüşle. "Bırak şimdi bizim şoku da, asıl sen anlat. Bu kıza neler dedin de ikna ettin? Bak, Yeliz öyle kolay kolay kimsenin peşinden gitmez, bir sihir falan mı yaptın ne yaptın?"
Serkan, Yeliz’e bakıp hafifçe gülümsedi. "Sihir değil de Ata... Sadece artık saklanacak bir şey kalmamıştı, ben de ne hissediyorsam onu söyledim."

Ata, Serkan’ın bu samimi itirafına karşı Nur’a dönüp göz kırptı. "Bak bak... Nur, duyuyorsun değil mi? Bizim Serkan’ın içinden resmen bir romantik kahraman çıkmış. Yeliz, valla sabrına hayran kaldım, bu kadar duygusallığı nasıl çektin bir günde?"
Yeliz kıkırdayarak cevap verdi: "O kadar da fena değildi Ata, abartma istersen, hem ne yapsaydı senin gibi..."

Yeliz tam devamını getirecekken, Ata ne diyeceğini çoktan tahmin etmiş gibi duraksadı ve yüzüne o meşhur, "pis" diye tabir edilen muzip gülümsemesini yerleştirdi. Hani o her şeyi bilen ama hiçbir şeyi inkar etmeyen, üste çıkmakta usta olan o sinir bozucu ama karizmatik bakışıyla Yeliz’in cümlesini havada bıraktı.
Ata, bakışlarını Yeliz’den çekip Nur’un arkasındaki kolunu hafifçe hareket ettirerek Nur’u kendine biraz daha yaklaştırdı. Hiçbir şey demedi ama o gülüşüyle resmen "Benim yöntemlerim farklı ama sonuç ortada" diyordu.
Serkan, Ata’nın o pişkin gülüşüne daha fazla dayanamayıp öne doğru eğildi. "Ya bırak şimdi millete laf atmayı," dedi, gözlerini kısarak. "Sen ne yaptın asıl onu anlat? 'Operasyon lideri' beyefendi, sen Nur'u nasıl ikna ettin de böyle dize getirdin? "
Serkan, Ata’nın o pişkin gülüşüne daha fazla dayanamayıp öne doğru eğildi. "Ya bırak şimdi millete laf atmayı," dedi, gözlerini kısarak. "Sen ne yaptın asıl onu anlat? 'Operasyon lideri' beyefendi, sen Nur'u nasıl ikna ettin de böyle dize getirdin? Kesin yine bir fırlamalık peşindeydin."
Serkan’ın bu beklenmedik "ters köşesi" üzerine Yeliz, sanki bu anı bekliyormuş gibi bir anda kahkahayı patlattı. Masadaki o ağır ağabey havası bir saniyede dağılırken, Yeliz’in neşeli gülüşü kafenin bahçesinde yankılandı.
Ata, Serkan’ın bu atağı karşısında beklemediği bir yerden darbe almış gibi oldu. O az önceki özgüvenli hali yerini hafif bir mahcubiyete bıraktı. Sağ elinin işaret parmağıyla burnunun kenarını ve yanağını hafifçe kaşırken, bakışlarını masadaki çay bardağına kaçırdı.
Nur’un yanında hafifçe kıpırdanıp, "Bizimki... Bizimki tamamen taktiksel bir süreçti kardeşim, öyle yollarda şiir okumaya benzemez," diye mırıldandı ama o kaçamak bakışları, aslında Nur’un yanında nasıl "yumuşadığını" ele veriyordu. Arada bir kafasını kaldırıp Nur’a kısa, suçlu ama bir o kadar da sevgi dolu bir bakış atıp hemen önüne dönüyordu.
Yeliz gülmekten yaşaran gözlerini silerken, "Ay Ata, hiç boşuna kıvırma! O kaçamak bakışların her şeyi anlatıyor zaten."diyerek dalgasını geçmeye devam etti.
Ata, köşeye sıkıştığını anlayınca yine o bildik, "pis" ama bu sefer biraz daha "yakalanmış" gülüşünü takındı. Nur’un arkasındaki kolunu hafifçe Nur’un omzuna dokundurup, "Eee, her yiğidin bir yoğurt yiyişi var dedik ya. Bizimki de böyle işte, ne yaparsın?" diyerek konuyu dağıtmaya çalıştı ama yüzündeki o hafif kızarıklık hala oradaydı.

"Mesela sen yoğurdu nasıl yiyorsun kardeşim?" Dedi Serkan.

" O biraz sıcak yemeyi seviyor sanırım aşkım" deyip güldü Yeliz.

Serkan, Yeliz’in o "sıcak yiyor" imasına karşılık gözlerini iyice kısıp Ata’ya doğru masanın üzerinden uzandı. "Dur dur, mevzu derinleşiyor," dedi, sesi iyice merak dolu bir tona bürünerek. "Ne demek sıcak yiyor? Oğlum, sen bu kızı ikna etmek için dağları mı deldin, yoksa bildiğimiz o klasik Ata taktiklerinin dışına çıkıp bambaşka bir yola mı girdin? Anlat şu işin aslını, meraktan çatlatma adamı!"
Ata, Serkan’ın bu kadar üstüne gelmesiyle iyice köşeye sıkıştığını hissetti. Parmağıyla hâlâ yüzünü kaşırken, bakışlarını masada bir o yana bir bu yana kaçırıyor, Nur’a bakmaya bir türlü cesaret edemiyordu. O bildiğimiz, her duruma cevabı olan Ata gitmiş, yerine ilk defa bir konuda açık vermiş ve ne diyeceğini bilemeyen biri gelmişti.
Yeliz, Ata'nın bu hallerine daha çok gülerek, "Aşkım sorma, bunun hikayesi senin o yürüyüşlerinden çok daha aksiyonlu," deyip ateşe odun attı.
Serkan iyice heyecanlanarak sandalyesini Ata’ya doğru çekti. "Hadi be! Vallahi anlatmazsan şuradan şuraya kalkmam. Nur, sen anlat bari; bu çakal seni nasıl kandırdı? Bakma bunun böyle sustuğuna, kesin yine bir kurnazlık yapmıştır ama ucu kendine dokunmuş belli ki."
Ata, Serkan’ın bu bitmek bilmeyen merakı karşısında derin bir nefes alıp, "Ya Serkan, her şeyi de bilme be kardeşim! Özelimiz de mi kalmasın?" diye mırıldandı ama sesindeki o "yakalanmışlık" tonu Serkan’ı daha da iştahlandırdı.

Ata, bir yandan kolunu Nur’un omzuna daha sıkı dolayıp onu kendine çekerken, bir yandan da Serkan’a "kafanı başka yöne çevir" der gibi bir işaret yaptı ama o "pis" ve mahcup gülüşü yüzünden bir türlü gitmiyordu. Serkan ise kararlıydı: "Yok öyle yağma! O kadar yol geldik, o kadar şok yaşadık. Şimdi o yoğurdun neden sıcak yendiğini tek tek anlatacaksın."

"Bunu ikimiz baş başa konuşalım Serkancığım" dedi Ata sırıtarak.

Serkan, Ata’nın bu "baş başa konuşalım" teklifine kanacak gibi değildi; aksine, bu cevabın altındaki kaçış payını hemen sezdi. "Yemezler aslanım!" dedi Serkan, masaya biraz daha yaklaşıp sesini iyice meraklı bir tona bürüyerek. "Baş başayken sen yine bir kılıf uydurur, beni 'operasyon falan' diye geçiştirirsin. Bak burada yengeler var, şahitler var; dökül hadi. Şu sıcak yoğurt hikayesi nasıl başladı?"
Ata, Serkan’ın bu ısrarı karşısında iyice daraldı ama o "pis" gülüşü hâlâ yüzündeydi. Nur’u kolunun altına iyice çekip sanki bir koruma kalkanı oluşturuyormuş gibi yaptı. "Oğlum Serkan, bak kaşınıyorsun. Benim lugatımda 'baş başa' demek, 'sana ders vereceğim' demektir. Çok merak ediyorsan anlatayım; bu işler senin o yolda okuduğun mısralara benzemez. Bizde öyle bir an geldi ki, bütün planlar, o çok güvendiğim taktikler Nur’un tek bir bakışıyla çöpe gitti."

Ata, Nur’a kaçamak bir bakış atıp sesini biraz daha kıstı ama masadaki herkes duyuyordu. "Yani anlayacağın Serkan; ben kurgu yaparken, Nur çoktan filmin sonunu izlemiş meğer. Ben tam 'şöyle yaparım, böyle ikna ederim' derken, bir baktım ki ikna olan benim. Yoğurdu da o yüzden sıcak yedik; acele ettik, ağıza yüze bulaştırdık ama tadı da başka oldu hani."

Yeliz sırıtarak hemen araya girdi.

"O ağzına yüzüne bulaşan sadece yoğurt değildi bence ama neyse "

Yeliz’in bu imalı çıkışıyla masada bir anlık sessizlik oldu, ardından Serkan sanki bir şifreyi çözmüş gibi masaya öyle bir vurdu ki çay kaşıkları çınladı. "Ooo! Yeliz, sen neler diyorsun? Mevzu yoğurdu aşmış, bildiğin yangın yerine dönmüş buralar!" diyerek kahkahayı kopardı.
Ata, Yeliz’in bu son darbesiyle ilk defa "savunmasız" yakalandı. Yüzündeki o mahcup kızarıklık kulaklarına kadar yayılırken, parmağıyla burnunun kenarını kaşıma hızı iki katına çıktı. Nur’a yan gözle baktı; Nur ise dudaklarını birbirine bastırmış, Yeliz’in bu açık sözlülüğüne hem şaşırıp hem de içten içe eğlenerek Ata’nın bu nadir görülen çaresizliğini izliyordu.
Ata, "Yeliz... Vallahi kaşınıyorsunuz," diye mırıldandı ama sesi her zamanki o sert, 'her şeyi çözerim' tonundan çok uzaktı. "Bulaşan bulaştı kardeşim, ne yapalım? Bizde geri vites yok. Ama bakıyorum da siz Serkan’la bir olmuş, bugün beni burada harcamaya ant içmişsiniz."

Serkan, Ata’nın bu "dağılmış" halinden aldığı keyifle arkasına yaslandı. "Harcanmak mı? Yok be abi, biz sadece 'operasyon liderinin' nasıl bir pusuda yakalandığını anlamaya çalışıyoruz. Desene o gün sadece planlar değil, karizmanın anahtarı da Nur’a teslim edilmiş. Bulaşan bulaşmış, tadı da güzelmiş... Bak bak laflara bak!"
Ata, Nur’un arkasındaki kolunu hafifçe Nur’un omzuna daha sıkı bastırıp ona biraz daha yaklaştı. Sanki masadaki bu "sözel saldırıdan" kurtulmanın tek yolu Nur’un sessiz desteğine sığınmaktı. "Eee, herhalde güzel olacak aslanım," dedi sonunda, kendini toparlamaya çalışarak. "Bizim bulaşığımız bile kalite kokar. Ama Serkan, uyarayım; bu kadar çok detay öğrenirsen senin o şairlik bünyen kaldırmayabilir, sonra 'yoğurdum nerede' diye dolanırsın ortalıkta."

Ata ise pes edercesine bardağını eline aldı, Nur’un omzundaki kolunu çekmeden çayından büyük bir yudum çekti. "Tamam, tamam... Bugünlük zafer sizin olsun. Ama bu masa burada kapanmaz, şu bizim Serkan’ın 'şiirsel' performansını bir de ben detaylıca inceleyeceğim, o zaman görüşürüz," diyerek konuyu bir nebze olsun üzerinden atmaya çalıştı.

Serkan, Ata’nın bu "geri çekilme" hamlesini yememiş gibi sırıtmaya devam etti. "İncele abi, incele de... Sen daha demin 'Nur filmin sonunu izlemiş' demedin mi? Bence senin o inceleme yetkini de Nur yengem elinden almıştır çoktan. Sen artık sadece onay makamısın, 'olur' dersen olur, 'olmaz' dersen yine olur ama Nur ne derse o olur!"
Masada bir kez daha kahkahalar yükselirken Ata, bardağını masaya bırakıp "Valla Serkan, senin bu dilin fazla uzadı bugün. Yanında Yeliz var diye güveniyorsun ama unutma, ben bu masayı kurduğum gibi dağıtmasını da bilirim," dedi. Ama bunu söylerken bile kolunu Nur’un omzundan milim kıpırdatmıyordu; Nura dönüp

"Hayatım sende bi şey desene ama bak beni sıkıştırdılar sağdan soldan" dedi gülerek.

Nur, Ata’nın bu alışılmadık "yardım çağrısı" karşısında önce hafifçe kıkırdadı, sonra Serkan ve Yeliz’e dönüp o kendine has, sakin ama etkili ses tonuyla konuştu.
"Valla Serkan, Ata haklı... Adam masayı kurdu, bizi evden kaçırdı, buraya getirdi. Şimdi üstüne bu kadar gitmeyin," dedi Nur, tam Ata 'oh be, sonunda biri beni savundu' diye rahatlayacakken muzipçe ekledi: "Ama 'onay makamı' meselesinde Serkan’a katılmıyor da değilim. Ata planları yapar, stratejiyi belirler ama son sözü kimin söylediği konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz, değil mi?"
Bu sözler masaya bomba gibi düştü. Serkan ve Yeliz aynı anda "Oooo!" diye tempo tutarken, Ata resmen kendi kalesine atılan ikinci golle sarsıldı.

"Sağol yavrum çok destek oldum" deyip güldü.

Sabahın erken saatlerinde kapı çalınca Nur, üzerindeki dalgınlığı atıp kapıya koştu. Gelen, elinde sıcak simitlerin olduğu paketle sırıtan Yeliz’di. "Selam uykucu, kahvaltın benden!" diyerek içeri daldı.
Mutfağa geçtiklerinde Nur çoktan çayı demlemiş, domates ve peyniri masaya dizmişti. İkisi karşılıklı oturdular. Yeliz bir yandan simidinden büyük bir parça koparıyor, bir yandan da Nur’u dikkatle süzüyordu. Nur’un ise aklı hala dünkü o ağaç gölgesindeydi; dalgın dalgın çay bardağıyla oynuyordu.
Yeliz dayanamayıp elindeki simidi tabağa bıraktı. "Nur, bak bana," dedi doğrudan. "Mezuniyet gecesinden beri sende bir haller var. Eskisi gibi değilsin. Bakışların değişti, bir dalıp gidiyorsun, telefonun her titrediğinde yerinden sıçrıyorsun. Hadi dökül artık, ne oluyor?"
Nur derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. "Çok mu belli oluyor?"
"Belli olmak ne kelime, bağırıyor resmen! Bir şey var ve sen bunu içinde tutmaktan patlayacak gibisin. Anlatacak mısın artık?"

Nur, elindeki çay kaşığıyla bardağı karıştırırken derin bir iç çekti. "Yeliz, bak kimseye söylemeyeceksin... Biz Ata’yla beraberiz."
Yeliz’in ağzındaki lokma boğazına kaçtı, öksüre öksüre suyuna sarıldı. "Ne?! Saçmalama! Ata mı? Abinin gölgesi olan Ata mı? Kızım nasıl oldu bu?"
"Olay mezuniyet gecesi patladı," dedi Nur, sesini iyice alçaltıp Yeliz’e doğru eğilerek. "Ben lavaboya gitmiştim ya hani, o Furkan denen iğrenç herif arkamdan gelmiş. Beni koridorda bir sıkıştırdı, resmen üzerime eğildi, dokunmaya çalıştı falan. Kurtulamadım elinden."
Yeliz kaşlarını çattı. "Oha şerefsize bak. Eee, Ata mı gördü?"

"Aynen öyle. Ata bir geldi, görmen lazımdı Yeliz, adamın gözü döndü! Furkan’ın bileğini öyle bir kavradı ki, çocuğun kemikleri çıtırdadı resmen. Onu duvara çiviledi, 'Bir daha elini ona sürersen sağlıklı günlerin sonu olur' diye bir kükredi, Furkan zaten arkasına bakmadan kaçtı."
Yeliz nefesini tutup dinliyordu. "Valla helal olsun. Sonra ne oldu?"
"Beni terasa çıkardı. Ama nasıl sinirli, omuzları inip kalkıyor... Başladı bağırmaya; 'Benden habersiz masadan kalkma, niye müsaade ediyorsun' diye esti gürledi. Ben de o anın korkusuyla ağlamaya başladım. Ben ağlayınca o sert adam bir anda gitti; yanıma gelip gözyaşımı sildi, 'Ağlama' dedi ve... bir anda öptü beni."

Yeliz masaya vurdu. "Hadi canım! Ata? Ohaaa!"

"Öptü ama sonra hemen geri kaçtı, 'Özür dilerim, bir anda oldu' diye kekelemeye başladı," dedi Nur, o anı tekrar yaşıyormuş gibi gülümseyerek. "Ben de baktım bu böyle olmayacak, gittim yüzünü ellerimin arasına aldım, bu sefer ben onu öpüp susturdum. "

"Oha Nur ohaaaaaa kızım manyak mısınız siz " kahkaha attı.

Sonra devam etti sorguya "eeee?"

"Eesi"dedi Nur gülümseyerek. Yeliz zaten az çok anlamıştı sonrasını gülerek omzuna vurdu Nurun.

Sonra Nur o günden sonrasını anlattı Yelize.

Sonra çalan telefonla bakışları ekrana döndü.

ATA

Nur tebessüm etti hemen boğazını temizleyip heyecanla telefonu açtı Yeliz hemen işaret etti hoparlöre ver diye.

"Efendim?"

"Efendin değil kölenim, napıyosun bitanem?"

Yeliz karşıdan pis pis sırıtarak başını sallıyordu

"İyiyim Yeliz geldi de kahvaltı yapıyoruz"

"Afiyet olsun "
"Teşekkür ederiz gel beraber olsun,sen ne yapıyorsun?"
"Diyosuuun geliyorum o zaman "
Yeliz bi anda gülmeye başladı.

Ata telefonu kapatır kapatmaz Nur yerinde duramaz oldu. "Yeliz, kalk şu masayı bir toparlayalım, adam geliyor!"
Yeliz hiç oralı olmadı, bir yandan simidini kemirirken bir yandan sırıtıyordu. "Sakin ol kızım, alt tarafı 'kölen' geliyor. Bırak dağınık görsün, ev hali işte."
Nur camın kenarına sinip perdeyi hafifçe araladı. Sokağın başını gözlüyordu. On dakika geçmeden Ata'nın omuzları dik, hızlı adımlarla sokağa girdiğini gördü. Adam resmen profesyonel ajan gibiydi; her adımında etrafı şöyle bir süzüyor, tanıdık birine denk gelmemek için adeta gölgelerden yürüyordu. Binanın kapısına yanaştığı an, sağa sola son bir kez bakıp içeri süzüldü.
"Geldi!" dedi Nur, kalbi küt küt atarak kapıya yöneldi.
Ata binaya girer girmez merdivenleri ikişer ikişer, ama ses çıkarmamaya çalışarak tırmandı. İkinci kata çıktığında nefesi hafifçe hızlanmıştı. Kapıyı o kendine has, üç kere kısa kısa tıklattı.
Nur kapıyı aralar aralamaz Ata içeri daldı ve kapıyı hemen arkasından kapattı. Üzerinde beyaz tişörtü, hafif dağılmış saçlarıyla öylece karşısındaydı. Koridorda kimse yokken Nur’un beline sarılıp onu kendine çekti, alnına derin bir öpücük bıraktı.
"Kimseye yakalanmadan geldim ama ciğerim soldu merdivenlerde," diye fısıldadı gülerek.
"Deli misin sen, niye bu kadar hızlı çıktın?" dedi Nur, gülümseyerek onun tişörtünü düzeltti.
"Seni görmek için her dakikanın hesabı var bende, bilmiyor musun?"
İkisi mutfağa geçtiklerinde Yeliz masada onları bekliyordu. "Hoş geldin 'Ajan Ata'. Valla yakında balkonlara tırmanırken göreceğiz seni bu gidişle," dedi Yeliz dalga geçerek.
Ata sandalyeye çökerken kaskatı kesilmiş omuzları sonunda gevşedi. Gözlerini Nur’dan ayıramıyordu. "Balkon da olur, çatı da... Nur orada olduktan sonra fark etmez."
Yeliz imalı imalı öksürdü. "Eee Ata Bey, Nur her şeyi anlattı bize. Mezuniyet gecesi terasta bir 'susturulma' davası varmış. Doğru mu bunlar? Sen mi susturdun, o mu susturdu?"
Ata bardağını eline alıp Nur’a öyle bir baktı ki, Nur’un az kalsın elindeki çaydanlık düşecekti. "Nur susturdu Yeliz... Ama öyle bir susturdu ki, o geceden beri beynimin içindeki o gürültü kesildi. Sadece onun sesi kaldı."
Nur utançtan Yeliz'e yiyecek gibi baktı. "Yeliz, sus artık istersen!"
"Niye susayım canım," dedi Yeliz, tabağındaki son peynir parçasını ağzına atarken imalı bir iç çekti. "Valla Ata, ben Nur’u hiç böyle görmemiştim. Mezuniyet gecesi o terasta sen buna ne yaptıysan artık, kızın devreleri yanmış. Öyle bir susturmuşsun ki, hâlâ sesi soluğu çıkmıyor, sadece kızarıyor baksana!"

Ata, bardağını yavaşça masaya bıraktı ve arkasına yaslandı. Gözlerini Nur’a dikti, o meşhur çapkın bakışıyla onu baştan aşağı süzdü. "Öyle miymiş?" dedi, sesi iyice muzip bir tona bürünmüştü. "Ben sadece Nur’un başlattığı işi bitirdim diyelim. Ama bakıyorum da susturma taktiğim hâlâ işe yarıyor, baksana dili tutuldu."
Nur, Ata’nın o delici bakışları altında ezilmemeye çalışarak masanın altından ayağına sertçe vurdu. "Ata! Yeliz, siz birleştiniz mi bugün benim üzerime?"
"Ay ne birleşeceğiz be!" dedi Yeliz, elindeki simit parçasını havada sallayarak.

Yeliz, elindeki simidi tabağa bırakıp dirseklerini masaya dayadı ve muzip bir ifadeyle ikisine doğru iyice eğildi. "Bak bak, şu bakışlara bak!" dedi, gözlerini kısıp Ata’yı işaret ederek. "Ata resmen 'Yeliz kanka çok iyisin, simitler falan harika ama artık bir gitsen de biz baş başa kalsak' diye bağırıyor gözleriyle. Boşuna bakma öyle Ata Bey, bugün akşam falan buluşamayacağınızı biliyorum; Nur’un abisiyle işi var, bütün akşam beraberler. O yüzden fırsat bu fırsat, sen o çapkın bakışlarını şimdi dök ortaya da biz de bir şeyler öğrenelim."
Ata, Yeliz’in bu dobralığına karşılık hiç istifini bozmadı; aksine, yüzünde o Nur’u her seferinde savunmasız bırakan kendinden emin gülümseme belirdi. Bakışlarını ağır ağır Yeliz’den çekip Nur’un utançtan parlayan gözlerine sabitledi.
" sabrım olsaydı, kapıları aşındırıp merdivenleri nefes nefese çıkmazdım herhalde," dedi sesi iyice alçalıp Nur’a özel bir ton alarak. "Hem fena mı? Akşamın acısını şimdi, tam karşımda oturan şu güzelliği izleyerek çıkarıyorum işte. Değil mi bitanem?"
Nur, Ata’nın bu kadar rahat ve baskın tavrına karşı elindeki çatalı bırakıp bakışlarını kaçırmaya çalıştı. "Ata, gerçekten delisin... Yeliz sen de kaşınma istersen, abim her an arayabilir diyorum."
Yeliz kahkahayı bastı. "Ay arasın canım! Ata o kadar alışmış ki rol yapmaya, Doruk abi gelse 'Nur’un simidinde susam azdı, ona dert yanıyorduk' der, yine kurtarır paçayı. Baksana adama, senin gözlerinin içine bakarken dünyayı unutmuş resmen."

Yeliz ve Ata bu hallere gülerken, masanın üzerinde duran Yeliz’in telefonu titreyerek çalmaya başladı. Ekrandaki ismi gören Ata ve Nur aynı anda bakışlarını telefona dikti.
"Serkan ❤️"
Nur’un gözleri fal taşı gibi açıldı, sadece imalı bir bakış fırlatabildi. Yeliz bir an panikle telefonu kaptı, yüzü anında alev aldı. Hiçbir soruya cevap vermeden, "Ben... Ben şuna bir bakayım hemen," diyerek sandalyeden fırladığı gibi mutfaktan çıkıp koridora kaçtı.
Mutfakta bir anda o yoğun ve elektrikli sessizlik kaldı. Ata, arkasına yaslanıp gözlerini kısıp Nur’u süzmeye devam etti. "Bak sen şu işe, meğer tek kaçak biz değilmişiz..." dedi sesi iyice kalınlaşarak. Sandalyesini Nur’a doğru iyice yaklaştırdı. "Demek ki hâlâ unutamamışsın o geceyi... Hâlâ bardağı tutarken ellerin titrediğine göre?"
Nur, bakışlarını kaçırmaya çalışırken, "Ata, rahat durur musun lütfen? Yeliz her an gelebilir," diye fısıldadı.
Ata durmadı, daha da yaklaşıp Nur’un kulağına doğru eğildi. "Gerçi dün de o geceden daha uzununu, daha güzelini yaşamıştık ama... Demek ki yetmemiş sana, hâlâ ilk günkü gibi paniklediğine göre."
Nur’un kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı. "Ataaaa!" dedi sitemkar bir sesle.Daha fazla bu baskıya dayanamayıp sandalyeden kalktı, tezgahtaki çaydanlığa doğru yöneldi. "Ben... Ben çayları tazeleyeyim en iyisi."
Ancak Ata bir gölge gibi hemen arkasında bitti. Nur daha çaydanlığı tutamadan, Ata iki elini birden Nur’un yanlarından tezgaha dayayarak onu kendiyle tezgah arasına hapsetti. Nur arkasını dönemedi, Ata'nın sıcaklığını tam arkasında hissetmek dizlerinin bağını çözüyordu.
Ata yavaşça Nur’u omuzlarından tutup kendine çevirdi. Yüzünde o Nur’u bitiren, sinir bozucu derecede yakışıklı piç gülüşü vardı. Nur o bakışların altında daha fazla kalamayıp utançla tekrar önüne, yani tezgaha dönmek istedi ama Ata izin vermedi. Bir eliyle Nur’un belini kavrayıp onu tekrar kendine sabitledi, diğer eliyle çenesini tutup yüzünü kendine hizaladı.
Nur tam itiraz edecekken Ata eğilip dudaklarına kapandı. Tam o tutkulu anda koridordan Yeliz’in sesi duyuldu: "Tamam Serkan, akşam bakarız o işe, hadi bay bay—"
Yeliz elinde telefonla mutfağa adımını attığı an donup kaldı. Gördüğü manzara karşısında eliyle gözlerini kapatıp hemen arkasını döndü.
"Ooovvvv! Tamam, hayır, hazır değildim buna! Gerçekten hazır değildim bunu görmeye!" diyerek bağırdı.
Bizimkiler elektrik çarpmış gibi bir anda birbirinden ayrıldı. Nur utançtan kıpkırmızı kesilip hızla önüne dönerken, Ata ise sanki hiçbir şey olmamış gibi büyük bir rahatlıkla elini ensesine atıp sırıtmaya başladı.
"Yeliz, insanın özel hayatı diye bir şey var hani?" dedi Ata dalga geçerek.
Yeliz parmaklarının arasından bakarak, "Özel hayat mutfak tezgahının önünde mi oluyor Ata Bey?" dedi kahkaha atarak. "Valla her şeyi unuttum şu an. Ben en iyisi geri çıkayım, siz 'çay doldurma' bahanesine kaldığınız yerden devam edin!"

Ata, Yeliz’in o şok olmuş halini görünce sanki üzerinde elektrik akımı varmış gibi bir anda Nur’dan uzaklaştı. Az önceki o kendinden emin, çapkın halinden eser kalmamıştı; bir anda ensesini kaşımaya, mutfağın tavanındaki avizeyi çok ilginç bir şeymiş gibi incelemeye başladı. Yüzü hafiften değil, bayağı bildiğin ısınmaya başlamıştı.
Nur ise zaten tezgahla bir bütün olmuştu. "Yeliz... Şey... Yanlış anladın," diye kekeledi ama sesi o kadar kısıktı ki kendi bile duymakta zorlandı. Titreyen elleriyle boş çaydanlığı lavaboya bıraktı, suyu boşuna akıtmaya başladı.
Yeliz ellerini gözlerinden çekti ama hala yüzünde o "her şeyi gördüm" ifadesi vardı. "Ay neyi yanlış anlayacağım Nur! Mutfak tezgahı dile gelse 'bu kadarını ben bile beklemiyordum' diyecek!" dedi, hala bir yandan gülerken. "Ata Bey, o ağaç altı muhabbetleri, o geceler falan... Valla biz sizi hala sadece göz göze gelince heyecanlanan tipler sanıyorduk. Meğer siz level atlamışsınız!"
Ata, bardağına geri dönmek istedi ama eli bardağa giderken hafifçe titredi. "Yeliz... Tamam, abartma," dedi, sesi her zamankinden daha pürüzlü çıkıyordu. Nur’a bakmak istiyor ama bakamıyordu. "Sadece... Bir şey konuşuyorduk."
"He, dudak okuyarak mı konuşuyorsunuz siz?" diye dalga geçti Yeliz. Sonra Nur’a dönüp, "Kızım domatese döndün, kapat şu suyu boşuna akıyor!"
Nur suyu alelacele kapattı, havluya sarıldı ama arkasını hala tam dönemiyordu. "Yeliz, Serkan aradı ya senin, sen ona baksana... Hadi canım, hadi," diyerek konuyu değiştirmeye çalıştı.
"Serkan'ı falan boşver şimdi, o ayrı mevzu," dedi Yeliz masaya otururken. "Ama Ata, senin bu 'ağır abi' imajın şu an yerle bir oldu bende. Nur’un önünde resmen mum olmuşsun."
Ata, sonunda Nur’un omuzlarına bakarak hafifçe yutkundu. "Ağır abilik bir yere kadar Yeliz... Konu Nur olunca bazı kurallar esniyor demek ki," dedi ama bunu söylerken bile kulaklarının kızarmasına engel olamadı.
Nur, sonunda arkasına döndü ama gözlerini yerden kaldırmıyordu. "Abim... Abim her an arayabilir, biz bu konuyu kapatalım lütfen. Yoksa ben gerçekten kalp krizi geçireceğim."
Mutfaktaki o tutkulu atmosferin yerini, üç arkadaşın arasındaki o hem utangaç hem de komik gerginlik almıştı. Ata başını yana çevirip hafifçe gülümsedi; Nur’un bu hali her ne kadar onu utandırsa da, o an yaşadıkları her şeye değerdi.

Yeliz, tabağındaki son simit parçasını Ata’ya doğru fırlatacakmış gibi yapıp sırıttı. "Valla Ata Bey, hiç öyle zeytin çekirdeğiyle oynayıp mazlum ayağına yatma. O tezgahın dili olsa da konuşsa! Nur’u resmen köşeye sıkıştırdın, biz de seni ağır abi sanırdık."
Ata, kulağının arkasına kadar kızarmış olsa da bu baskıdan kurtulması gerektiğini anladı. Bakışlarını Nur’dan çekip Yeliz’e dikti ve omuzlarını dikleştirip "Hücum en iyi savunmadır" moduna geçti.
"Ya sen bizi bırak da," dedi Ata, sesini toparlayıp masadaki telefona çene ucuyla işaret ederek. "O ekranda gördüğümüz 'Serkan ❤️' mevzusu ne iş? Hayırdır Yeliz Hanım, mahallede kuşlar başka uçuyor da bizim mi haberimiz yok? Sen ne ara Serkan’la kalp kalbe karşı geldin?"

Nur, Ata’nın bu hamlesiyle biraz nefes almıştı ama Yeliz’in bu cevabı onu hiç ikna etmedi. "Allah Allah? Nasıl unutuluyor o isim orada öyle Yeliz?" dedi, yanakları hala alev alevken. "İnsan her telefona baktığında o kalbi görünce bir 'dur ne oluyor' demez mi?"
Yeliz hemen karşı hamleye geçti, Nur’un üzerine doğru eğilip sırıttı. "Ay canım benim, sana da öğreteyim unutmayı da şu kadar kızarma bari! Bak, istersen telefonunu ver, ben de oraya bir 'Ata ❤️' yazayım da alış şu durumlara. Bu kadar panik yaparsan Doruk abin ilk saniyede çakar durumu."
Ata, Nur’un daha fazla köşeye sıkışmasına dayanamayıp araya girdi. Elini masanın altından Nur’un dizine koyup hafifçe sıktı. "Tamam Yeliz, rahat bırak sevgilimi," dedi, sesinde o sahiplenici ama yumuşak tonla. "Konuyu da kendi üzerinden çekip bize getirmeye çalışma. Serkan’la ne zamandır böyle kalpli malpli takılıyorsunuz, sen onu anlat."
Yeliz ellerini havaya kaldırdı. "Tamam, tamam sustum! 'Sevgilim' falan... Valla Ata, sen bu kızı böyle sevmeye devam edersen biz daha çok mutfak baskını yaparız."
Ortamdaki o keskin gerginlik dağılmış, yerini birbirinin sırrını tutan üç arkadaşın o samimi ve muzip havasına bırakmıştı. Nur, Ata’nın "sevgilim" demesiyle bir kez daha içten içe erise de bu sefer kaçmak yerine Ata’nın elini tuttu.

Sonra Nura dönüp devam etti konuyu kendi üstünden değiştirmeye çalışarak

"Valla Nur, ben bu Ata’yı hiç böyle bilmezdim. Mahallenin ağır abisi, iki dakikada romantik prense bağladı."

Ata, Yeliz’in o "romantik prens" lafına karşı gözlerini devirip güldü. "Yeliiiz... Konuyu değiştirme!" dedi, sesi gayet yumuşak ama bir o kadar da muzip bir tonda. "Bırak şimdi benim romantikliğimi falan da, asıl sen anlat. Bak, az önce burada Nur'un üstüne gidiyordun, 'sana da öğreteyim' diye dalga geçiyordun; ama o telefondaki Serkan'ın adının yanındaki kocaman kırmızı kalbi hepimiz gördük. Hayırdır?"

Ata, Yeliz’in o "romantik prens" lafına karşı gözlerini devirip güldü. "Yeliiiz... Konuyu değiştirme!" dedi, sesi gayet yumuşak ama bir o kadar da muzip bir tonda. "Bırak şimdi benim romantikliğimi falan da, asıl sen anlat. Bak, az önce burada Nur'un üstüne gidiyordun, 'sana da öğreteyim' diye dalga geçiyordun; ama o telefondaki Serkan'ın adının yanındaki kocaman kırmızı kalbi hepimiz gördük. Hayırdır?"

"Aslında her şey şu meşhur mezuniyet gecesi başladı," diye söze girdi Yeliz. "Biliyorsunuz, biz zaten oraya Serkan’la beraber gitmiştik. Eve dönerken yolda o kadar güzel bir sohbet döndü ki aramızda... Hiç o bildiğimiz fırlama, şaka yapan Serkan gibi değildi. Çok samimiydi, çok dürüst konuşuyordu. O gece kapının önünde vedalaşırken 'Bu geceyi burada bitirmeyelim, yarın yine görüşelim' dedi."

Nur, çay bardağını masaya bırakıp heyecanla Yeliz’e doğru eğildi. "Eee? Ertesi gün hemen buluştunuz mu yani?"
"Buluştuk ya," dedi Yeliz, yanakları hafifçe kızarırken. "Gitti o fırlama çocuk, yerine bambaşka biri geldi. Bütün gün gezdik, tozduk. Akşamüzeri bir ara durdu, gözlerimin içine öyle bir baktı ki... 'Yeliz,' dedi, 'ben aslında uzun zamandır sana karşı böyleyim ama mezuniyet gecesi o yolda yürürken artık saklayamayacağımı anladım. Seni sadece arkadaşım olarak değil, hayatımın merkezinde görmek istiyorum.' Resmen açıldı çocuk! Ben de o an ne diyeceğimi şaşırdım ama... Ben de boş değilmişim demek ki, kabul ettim işte."

Ata, Yeliz’in bu samimi itirafını dinlerken yüzündeki o muzip ifadeyi korusa da bakışları yumuşadı. "Valla helal olsun Serkan'a," dedi Ata, Nur’un masanın altındaki elini hafifçe okşayarak. "Demek o gece sadece benim için değil, onun için de her şeyin netleştiği gece olmuş."
Ata bir an duraksadı, sonra bakışlarını Nur’a çevirip o her zamanki kendine güvenen, hafif çapkın gülümsemesini takındı. "Ama kusura bakma Yeliz, Serkan açılmış maçılmış ama benimki çok daha güzeldi," dedi gururla. "Seninki yolda yürürken klasik bir itiraf yapmış. Bizimkisi öyle mi? Terasta, yıldızların altında, adrenalin tavan yapmışken... O anın ağırlığı, o sessizlikteki çekim kimsede yoktur herhalde."
Nur, Ata’nın bu kıyaslamasıyla koluna hafifçe vurdu. "Ata!"

Ata, yediği darbeyle omuz silkti ama yüzündeki o 'pişmiş kelle' gülüşü gram eksilmedi. "Acımadı ki!" deyip Nur'un elini masanın üstünde tutup parmaklarıyla oynamaya başladı. "Bak Yeliz, Serkan kardeşimdir, severim; ama sahil yolunda yürürken açılmak nedir ya? Bildiğin Yeşilçam filmi. İnsan biraz yaratıcı olur."
Yeliz elindeki çay kaşığını tehditkarca Ata’ya doğru salladı. "Ay sana da bir şey beğendiremiyoruz! Çocuk mis gibi duygularını dökmüş işte. Seninkinden daha net olduğu kesin."
"Net mi?" Ata kaşlarını kaldırıp Nur’a baktı. "Nur, biz o gece terasta birbirimize bakarken 'Net' miydik, yoksa 'Statik elektrikten çarpılmak üzere' miydik? O sessizlikte kalp atışımızdan birbirimizi duyamıyorduk, ne anlatıyor bu kız?"
Nur, Ata’nın bu aşırı özgüvenli hallerine karşı gözlerini devirse de bıyık altından güldü. "Ata, abartmasan mı acaba? Bir ara heyecandan nefes almayı unuttun sandım, rengin falan değişmişti."
"O rüzgardandır, rüzgardan..." diye geçiştirdi Ata, bozuntuya vermeden. Sonra Yeliz’e dönüp asıl bombayı patlattı: "Ayrıca Serkan o cümleyi kurarken kesin önceden beş tur prova yapmıştır aynanın karşısında. 'Hayatımın merkezi' falan... Valla büyük prodüksiyon. Bizimkisi tamamen doğal, tamamen o anın adrenalini. Doğaçlama takıldık biz."
Yeliz kahkahayı bastı. "Yahu sen harbi iflah olmazsın! Nur, Allah sana peygamber sabrı versin hayatım, işin zor."
Ata, Nur’un elini öpüp başına koydu. "Zor mor ama halinden memnun gibi duruyor, baksana şunun tipine..." Nur yine koluna vuracakken bu sefer elini havada yakaladı. "Tamam tamam, vurma.

Ata, sanki birden aydınlanmış gibi elini masaya vurdu. "Yahu biz niye burada boş boş oturup birbirimize laf yetiştiriyoruz?" dedi, gözleri parlayarak. "Madem kadro hazır, madem bu Serkan da sahalara romantik bir dönüş yaptı; kalkın, dörtlü bir date yapalım. Şöyle güzel bir kafeye geçip beraber oturalım işte, akşamı orada bitiririz."
Yeliz ve Nur daha "olur mu, olmaz mı" diye düşünmeye fırsat bulamadan Ata çoktan telefonu çıkarmıştı bile. "Dur bakayım şu fırlamaya, hemen ayarlayalım."
Rehberden Serkan’ı bulup kulağına götürdü. Birkaç saniye sonra yüzündeki gülümseme genişledi. "Ooo, şairlerin efendisi! Ne yapıyorsun? Bak, biz şimdi Yeliz ve Nur’la oturuyoruz, kulaklarını çınlattık. Dedik ki bu kadro niye eksik? Hemen kalk gel kafeye, dörtlü bir takılalım diyoruz... Tamam mı? Hadi, itiraz kabul etmiyorum, bekliyoruz aslanım. Konum gönderiyorum."
Telefonu kapatıp masaya bıraktı ve kızlara dönüp göz kırptı. "Tamamdır, 'romantik kahramanımız' yola çıkıyor"

" ekip toplanıyor ama şu olay yerinden iz bırakmadan bir tüymemiz lazım," dedi, sesi her zamankinden daha kararlı ve muzipti. "Şimdi Nur’un annesi içeri girerse, 'Bu saatte elin oğluyla nereye gidiyorsunuz?' diye bir başlar, akşamı sorgu odasında bitiririz. Hiç o toplara girmeyelim."
Yeliz ve Nur, Ata'nın bu telaşlı ama haklı uyarısına kıkırdayarak katıldılar. Üçü birden profesyonel bir ekip gibi saniyeler içinde mutfak masasını tertemiz edip her şeyi yerli yerine koydu.
Ata, anahtarlarını parmağında çevirip kapıya doğru yöneldi. "Plan şu: Ben şimdi çaktırmadan önden çıkıyorum, arabayı sokağın başına getireceğim. Kapının önünde bekleyip mahalleye reklam olmayalım. Ben sokağın başına varınca seni ararım yavrum, siz de o zaman gelirsiniz."

Nur başını sallayıp"tamam" dedi.

Ata mutfaktan hızlıca çıkıp arabaya doğru yöneldi.

Kısa bir süre sonra Nur’un telefonu masanın üzerinde titredi. Ata, sokağın başına varmıştı. Nur hemen telefonu açtı, hoparlörden Ata’nın o neşeli ve sabırsız sesi duyuldu:
"Güzelim, geldim sokağın başına gelin hadi!"

Tamam, geliyoruz!" dedi Nur, telefonu kapatıp Yeliz’e baktı. "Hadi gidelim"

İkisi de aynada son bir kez kendilerine bakıp seri adımlarla evden çıktılar.

Sokağın bittiği noktada Ata, arabayı çalışır vaziyette bekletiyordu. Kızları görünce içeriden kapıların kilidini açtı. Nur ön koltuğa, Yeliz de arkaya kendini attığı an Ata hemen gaza yüklendi.
"Hoh! Kimseye malzeme vermeden, sorgusuz sualsiz çıktık mahalleden," dedi Ata, dikiz aynasından sokağın girişini kontrol edip o meşhur fırlama gülüşüyle. "Şimdi gidelim de şu bizim şair Serkan bizi kafede daha fazla beklemesin. Bakalım yüz yüze gelince de o kadar romantik olabiliyor mu!"

Nur gülerek Ata’ya baktı. "Serkan’la uğraşmasana Ata, çocuk ne güzel duygularını açmış işte."

Ata vites değiştirirken muzip bir tavırla omuz silkti. "Duygu açmak güzeldir yavrum da, sahalarda görmek lazım şimdi onu."

Araba ana yola çıkıp hızlanırken, Ata radyodan Nur'un sevdiği bir şarkıyı açıp sesini hafifçe yükseltti. Yeliz arkadan kafasını uzatıp, "Siz ona bakmayın, o sadece kendi hikayesinin üstüne hikaye tanımıyor," diyerek takıldı. Ata ise sadece sırıttı ve gaza biraz daha basarak onları buluşacakları kafeye doğru hızla götürdü.
Araba kafenin önüne yanaştığında Ata, motoru durdurup dikiz aynasından arkadaki Yeliz’e baktı. "Evet hanımlar, büyük buluşma anı geldi. Serkan’ı heyecandan bayılmadan masada bulursak iyidir," diyerek sırıttı ve arabadan indiler.
Kafenin bahçesine girdiklerinde Serkan'ı, girişin biraz uzağındaki bir masada, sürekli kapıyı kollar vaziyette otururken gördüler. Yeliz’i fark ettiği an Serkan’ın yüzünde öyle bir aydınlanma oldu ki, Ata dayanamayıp Nur’un kulağına eğildi: "Bak, bak... Çocuk şu an şiir yazmaya başladı bile, bakışından belli."

Nur bi an kendini tutamayıp gülmeye başladı Atanın omzuna yalandan vurup.

Yeliz "Ataaaa!" Diye çıkışınca daha çok güldüler.

Masaya yaklaştıklarında Serkan hemen ayağa kalktı. Yeliz’e bakarken o her zamanki fırlama halinden eser yoktu; daha çok ne yapacağını bilemeyen, mutlu bir çocuk gibiydi. Ata, ortalığı hemen dağıtmak için Serkan’ın omzuna bir tane patlattı. "Ooo şairlerin efendisi! Ne o, bizi görünce dilini mi yuttun? Gel bakalım buraya," diyerek Serkan’la samimi bir şekilde kucaklaştı.
Tam o sırada Serkan’ın gözü Ata’nın yanındaki Nur’a, sonra da Ata’nın hiçbir çekince duymadan Nur’u yanına çekişine kaydı. Masaya yerleştiklerinde Ata, Nur’un yanındaki sandalyesine iyice yayıldı ve kolunu rahat bir tavırla Nur’un arkasına, sandalyenin sırtlığına attı.
Serkan bir süre Yeliz’e, bir süre de Ata’nın Nur’un arkasına attığı o sahiplenici kola bakakaldı. "Oha!" dedi Serkan, şaşkınlığını gizleyemeyerek. "Siz... Bir dakika ya, siz ciddi misiniz? Ata, neler oluyor ya? Biz burada Yeliz’le ne konuşacağız diye prova yaparken asıl bomba burada patlamış!"
Ata, bu tepkiyi bekliyormuş gibi bir kahkaha patlatıp sandalyesine daha da yerleşti. Nur’u kendine doğru hafifçe çekerek cevap verdi: "Eee Serkan efendi, sen sahil yollarında şiir dizerken biz burada icraata geçtik. Hayat sadece senin etrafında dönmüyor herhalde."
Nur, Serkan’ın o şaşkın ama bir yandan da sevinen yüzüne bakıp utangaç bir gülümsemeyle Ata’ya sokuldu. Serkan hala inanamaz bir halde, "Valla helal olsun, hiç çaktırmadınız da... Ben de diyorum bu Ata niye bu kadar hevesli bizi buluşturmaya, niye kendi mekanıymış gibi konum atıyor. Meşruiyet kazanmaya çalışıyormuş meğer çakkkaaal! Bizi kendine siper etmişsin resmen!" diye takıldı.

Ata, Serkan’ın bu "çakal" yakıştırmasına hiç bozulmadı; aksine, büyük bir gururla sırıttı. Kolunu Nur’un arkasında hafifçe oynatıp Serkan’a göz kırptı. "Eee, bizde oyun içinde oyun biter mi kardeşim? Hem fena mı oldu? Bak, hepinizi topladım işte. Tek tek uğraşacağımıza toplu seans yapıyoruz," dedi ve masaya gelen garsona eliyle "dört çay" işareti yaptı.
Serkan hala şoku atlatamamış gibi Yeliz’e bakıp, "Yeliz, sen biliyor muydun bunu? Yoksa benim gibi saf saf sadece bizim buluşacağımızı mı sanıyordun?" diye sordu.

"Valla bende bugün öğrendim"

Ata, masadaki hakimiyetini iyice perçinlemek ister gibi arkasına yaslandı. Nur’a dönüp, "Bak görüyorsun değil mi güzelim? Bizim sahalara inişimiz bile sarsıntı yaratıyor," diyerek takıldı. Sonra ciddileşir gibi yapıp Serkan’a döndü:
"Neyse, bırak şimdi bizi. Sen anlat bakalım şu yol meselesini. Şiirler, yürüyüşler falan... Yeliz’i nasıl ikna ettin de bugün buraya oturttun? Dökül bakalım, kaç puan topladın?"
Serkan derin bir nefes alıp Yeliz’e baktı, yüzünde o az önceki şaşkınlığın yerini tatlı bir mahcubiyet aldı. "Valla Ata, puan toplamak için yapmadım hiçbir şeyi. İçimden ne geliyorsa onu söyledim. Ama senin bu baskınından sonra benim bütün romantizm karizması yerle bir oldu, sağ ol kardeşim."
Ata bir kahkaha daha patlattı. "Saçmalama aslanım, biz burada sizin mutluluğunuzu perçinlemeye geldik. Hem bak, Yeliz’in yüzü gülüyor, demek ki doğru yoldasın."

Çaylar masaya geldiğinde Ata, bardağından bir yudum alıp arkasına yaslandı. Nur’un arkasındaki kolunu hafifçe Nur’un omzuna dokundurup Serkan’a döndü.
"Eee Serkan efendi, çaylar da geldiğine göre artık masaya 'resmi' olarak çöktük diyebiliriz," dedi muzip bir gülüşle. "Bırak şimdi bizim şoku da, asıl sen anlat. Bu kıza neler dedin de ikna ettin? Bak, Yeliz öyle kolay kolay kimsenin peşinden gitmez, bir sihir falan mı yaptın ne yaptın?"
Serkan, Yeliz’e bakıp hafifçe gülümsedi. "Sihir değil de Ata... Sadece artık saklanacak bir şey kalmamıştı, ben de ne hissediyorsam onu söyledim."

Ata, Serkan’ın bu samimi itirafına karşı Nur’a dönüp göz kırptı. "Bak bak... Nur, duyuyorsun değil mi? Bizim Serkan’ın içinden resmen bir romantik kahraman çıkmış. Yeliz, valla sabrına hayran kaldım, bu kadar duygusallığı nasıl çektin bir günde?"
Yeliz kıkırdayarak cevap verdi: "O kadar da fena değildi Ata, abartma istersen, hem ne yapsaydı senin gibi..."

Yeliz tam devamını getirecekken, Ata ne diyeceğini çoktan tahmin etmiş gibi duraksadı ve yüzüne o meşhur, "pis" diye tabir edilen muzip gülümsemesini yerleştirdi. Hani o her şeyi bilen ama hiçbir şeyi inkar etmeyen, üste çıkmakta usta olan o sinir bozucu ama karizmatik bakışıyla Yeliz’in cümlesini havada bıraktı.
Ata, bakışlarını Yeliz’den çekip Nur’un arkasındaki kolunu hafifçe hareket ettirerek Nur’u kendine biraz daha yaklaştırdı. Hiçbir şey demedi ama o gülüşüyle resmen "Benim yöntemlerim farklı ama sonuç ortada" diyordu.
Serkan, Ata’nın o pişkin gülüşüne daha fazla dayanamayıp öne doğru eğildi. "Ya bırak şimdi millete laf atmayı," dedi, gözlerini kısarak. "Sen ne yaptın asıl onu anlat? 'Operasyon lideri' beyefendi, sen Nur'u nasıl ikna ettin de böyle dize getirdin? "
Serkan, Ata’nın o pişkin gülüşüne daha fazla dayanamayıp öne doğru eğildi. "Ya bırak şimdi millete laf atmayı," dedi, gözlerini kısarak. "Sen ne yaptın asıl onu anlat? 'Operasyon lideri' beyefendi, sen Nur'u nasıl ikna ettin de böyle dize getirdin? Kesin yine bir fırlamalık peşindeydin."
Serkan’ın bu beklenmedik "ters köşesi" üzerine Yeliz, sanki bu anı bekliyormuş gibi bir anda kahkahayı patlattı. Masadaki o ağır ağabey havası bir saniyede dağılırken, Yeliz’in neşeli gülüşü kafenin bahçesinde yankılandı.
Ata, Serkan’ın bu atağı karşısında beklemediği bir yerden darbe almış gibi oldu. O az önceki özgüvenli hali yerini hafif bir mahcubiyete bıraktı. Sağ elinin işaret parmağıyla burnunun kenarını ve yanağını hafifçe kaşırken, bakışlarını masadaki çay bardağına kaçırdı.
Nur’un yanında hafifçe kıpırdanıp, "Bizimki... Bizimki tamamen taktiksel bir süreçti kardeşim, öyle yollarda şiir okumaya benzemez," diye mırıldandı ama o kaçamak bakışları, aslında Nur’un yanında nasıl "yumuşadığını" ele veriyordu. Arada bir kafasını kaldırıp Nur’a kısa, suçlu ama bir o kadar da sevgi dolu bir bakış atıp hemen önüne dönüyordu.
Yeliz gülmekten yaşaran gözlerini silerken, "Ay Ata, hiç boşuna kıvırma! O kaçamak bakışların her şeyi anlatıyor zaten."diyerek dalgasını geçmeye devam etti.
Ata, köşeye sıkıştığını anlayınca yine o bildik, "pis" ama bu sefer biraz daha "yakalanmış" gülüşünü takındı. Nur’un arkasındaki kolunu hafifçe Nur’un omzuna dokundurup, "Eee, her yiğidin bir yoğurt yiyişi var dedik ya. Bizimki de böyle işte, ne yaparsın?" diyerek konuyu dağıtmaya çalıştı ama yüzündeki o hafif kızarıklık hala oradaydı.

"Mesela sen yoğurdu nasıl yiyorsun kardeşim?" Dedi Serkan.

" O biraz sıcak yemeyi seviyor sanırım aşkım" deyip güldü Yeliz.

Serkan, Yeliz’in o "sıcak yiyor" imasına karşılık gözlerini iyice kısıp Ata’ya doğru masanın üzerinden uzandı. "Dur dur, mevzu derinleşiyor," dedi, sesi iyice merak dolu bir tona bürünerek. "Ne demek sıcak yiyor? Oğlum, sen bu kızı ikna etmek için dağları mı deldin, yoksa bildiğimiz o klasik Ata taktiklerinin dışına çıkıp bambaşka bir yola mı girdin? Anlat şu işin aslını, meraktan çatlatma adamı!"
Ata, Serkan’ın bu kadar üstüne gelmesiyle iyice köşeye sıkıştığını hissetti. Parmağıyla hâlâ yüzünü kaşırken, bakışlarını masada bir o yana bir bu yana kaçırıyor, Nur’a bakmaya bir türlü cesaret edemiyordu. O bildiğimiz, her duruma cevabı olan Ata gitmiş, yerine ilk defa bir konuda açık vermiş ve ne diyeceğini bilemeyen biri gelmişti.
Yeliz, Ata'nın bu hallerine daha çok gülerek, "Aşkım sorma, bunun hikayesi senin o yürüyüşlerinden çok daha aksiyonlu," deyip ateşe odun attı.
Serkan iyice heyecanlanarak sandalyesini Ata’ya doğru çekti. "Hadi be! Vallahi anlatmazsan şuradan şuraya kalkmam. Nur, sen anlat bari; bu çakal seni nasıl kandırdı? Bakma bunun böyle sustuğuna, kesin yine bir kurnazlık yapmıştır ama ucu kendine dokunmuş belli ki."
Ata, Serkan’ın bu bitmek bilmeyen merakı karşısında derin bir nefes alıp, "Ya Serkan, her şeyi de bilme be kardeşim! Özelimiz de mi kalmasın?" diye mırıldandı ama sesindeki o "yakalanmışlık" tonu Serkan’ı daha da iştahlandırdı.

Ata, bir yandan kolunu Nur’un omzuna daha sıkı dolayıp onu kendine çekerken, bir yandan da Serkan’a "kafanı başka yöne çevir" der gibi bir işaret yaptı ama o "pis" ve mahcup gülüşü yüzünden bir türlü gitmiyordu. Serkan ise kararlıydı: "Yok öyle yağma! O kadar yol geldik, o kadar şok yaşadık. Şimdi o yoğurdun neden sıcak yendiğini tek tek anlatacaksın."

"Bunu ikimiz baş başa konuşalım Serkancığım" dedi Ata sırıtarak.

Serkan, Ata’nın bu "baş başa konuşalım" teklifine kanacak gibi değildi; aksine, bu cevabın altındaki kaçış payını hemen sezdi. "Yemezler aslanım!" dedi Serkan, masaya biraz daha yaklaşıp sesini iyice meraklı bir tona bürüyerek. "Baş başayken sen yine bir kılıf uydurur, beni 'operasyon falan' diye geçiştirirsin. Bak burada yengeler var, şahitler var; dökül hadi. Şu sıcak yoğurt hikayesi nasıl başladı?"
Ata, Serkan’ın bu ısrarı karşısında iyice daraldı ama o "pis" gülüşü hâlâ yüzündeydi. Nur’u kolunun altına iyice çekip sanki bir koruma kalkanı oluşturuyormuş gibi yaptı. "Oğlum Serkan, bak kaşınıyorsun. Benim lugatımda 'baş başa' demek, 'sana ders vereceğim' demektir. Çok merak ediyorsan anlatayım; bu işler senin o yolda okuduğun mısralara benzemez. Bizde öyle bir an geldi ki, bütün planlar, o çok güvendiğim taktikler Nur’un tek bir bakışıyla çöpe gitti."

Ata, Nur’a kaçamak bir bakış atıp sesini biraz daha kıstı ama masadaki herkes duyuyordu. "Yani anlayacağın Serkan; ben kurgu yaparken, Nur çoktan filmin sonunu izlemiş meğer. Ben tam 'şöyle yaparım, böyle ikna ederim' derken, bir baktım ki ikna olan benim. Yoğurdu da o yüzden sıcak yedik; acele ettik, ağıza yüze bulaştırdık ama tadı da başka oldu hani."

Yeliz sırıtarak hemen araya girdi.

"O ağzına yüzüne bulaşan sadece yoğurt değildi bence ama neyse "

Yeliz’in bu imalı çıkışıyla masada bir anlık sessizlik oldu, ardından Serkan sanki bir şifreyi çözmüş gibi masaya öyle bir vurdu ki çay kaşıkları çınladı. "Ooo! Yeliz, sen neler diyorsun? Mevzu yoğurdu aşmış, bildiğin yangın yerine dönmüş buralar!" diyerek kahkahayı kopardı.
Ata, Yeliz’in bu son darbesiyle ilk defa "savunmasız" yakalandı. Yüzündeki o mahcup kızarıklık kulaklarına kadar yayılırken, parmağıyla burnunun kenarını kaşıma hızı iki katına çıktı. Nur’a yan gözle baktı; Nur ise dudaklarını birbirine bastırmış, Yeliz’in bu açık sözlülüğüne hem şaşırıp hem de içten içe eğlenerek Ata’nın bu nadir görülen çaresizliğini izliyordu.
Ata, "Yeliz... Vallahi kaşınıyorsunuz," diye mırıldandı ama sesi her zamanki o sert, 'her şeyi çözerim' tonundan çok uzaktı. "Bulaşan bulaştı kardeşim, ne yapalım? Bizde geri vites yok. Ama bakıyorum da siz Serkan’la bir olmuş, bugün beni burada harcamaya ant içmişsiniz."

Serkan, Ata’nın bu "dağılmış" halinden aldığı keyifle arkasına yaslandı. "Harcanmak mı? Yok be abi, biz sadece 'operasyon liderinin' nasıl bir pusuda yakalandığını anlamaya çalışıyoruz. Desene o gün sadece planlar değil, karizmanın anahtarı da Nur’a teslim edilmiş. Bulaşan bulaşmış, tadı da güzelmiş... Bak bak laflara bak!"
Ata, Nur’un arkasındaki kolunu hafifçe Nur’un omzuna daha sıkı bastırıp ona biraz daha yaklaştı. Sanki masadaki bu "sözel saldırıdan" kurtulmanın tek yolu Nur’un sessiz desteğine sığınmaktı. "Eee, herhalde güzel olacak aslanım," dedi sonunda, kendini toparlamaya çalışarak. "Bizim bulaşığımız bile kalite kokar. Ama Serkan, uyarayım; bu kadar çok detay öğrenirsen senin o şairlik bünyen kaldırmayabilir, sonra 'yoğurdum nerede' diye dolanırsın ortalıkta."

Ata ise pes edercesine bardağını eline aldı, Nur’un omzundaki kolunu çekmeden çayından büyük bir yudum çekti. "Tamam, tamam... Bugünlük zafer sizin olsun. Ama bu masa burada kapanmaz, şu bizim Serkan’ın 'şiirsel' performansını bir de ben detaylıca inceleyeceğim, o zaman görüşürüz," diyerek konuyu bir nebze olsun üzerinden atmaya çalıştı.

Serkan, Ata’nın bu "geri çekilme" hamlesini yememiş gibi sırıtmaya devam etti. "İncele abi, incele de... Sen daha demin 'Nur filmin sonunu izlemiş' demedin mi? Bence senin o inceleme yetkini de Nur yengem elinden almıştır çoktan. Sen artık sadece onay makamısın, 'olur' dersen olur, 'olmaz' dersen yine olur ama Nur ne derse o olur!"
Masada bir kez daha kahkahalar yükselirken Ata, bardağını masaya bırakıp "Valla Serkan, senin bu dilin fazla uzadı bugün. Yanında Yeliz var diye güveniyorsun ama unutma, ben bu masayı kurduğum gibi dağıtmasını da bilirim," dedi. Ama bunu söylerken bile kolunu Nur’un omzundan milim kıpırdatmıyordu; Nura dönüp

"Hayatım sende bi şey desene ama bak beni sıkıştırdılar sağdan soldan" dedi gülerek.

Nur, Ata’nın bu alışılmadık "yardım çağrısı" karşısında önce hafifçe kıkırdadı, sonra Serkan ve Yeliz’e dönüp o kendine has, sakin ama etkili ses tonuyla konuştu.
"Valla Serkan, Ata haklı... Adam masayı kurdu, bizi evden kaçırdı, buraya getirdi. Şimdi üstüne bu kadar gitmeyin," dedi Nur, tam Ata 'oh be, sonunda biri beni savundu' diye rahatlayacakken muzipçe ekledi: "Ama 'onay makamı' meselesinde Serkan’a katılmıyor da değilim. Ata planları yapar, stratejiyi belirler ama son sözü kimin söylediği konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz, değil mi?"
Bu sözler masaya bomba gibi düştü. Serkan ve Yeliz aynı anda "Oooo!" diye tempo tutarken, Ata resmen kendi kalesine atılan ikinci golle sarsıldı.

"Sağol yavrum çok destek oldum" deyip güldü.

Yeliz gülmekten katılarak, "Ata, Nur seni savunmuyor, Nur seni yönetiyor kardeşim! Kabullen artık şunu," dedi.
Ata, Nur’un omzundaki kolunu iyice sıkılaştırıp onu kendine daha çok çekti. "İyi, tamam... Yönetiliyoruz madem, böyle güzel yönetilmeye can kurban o zaman," diyerek pes etti. "Serkan, bak görüyorsun; bizde demokrasi var. Nur ne derse o oluyor ama ben de o kararları 'çok gizli operasyon' gibi pazarlıyorum, olayımız bu."
Serkan bardağındaki son yudumu içip Ata’ya göz kırptı. "Abi, senin bu 'teslimiyet' operasyonu yol hikayelerinden bin kat daha romantikmiş, haberin olsun. Meşruiyetini de, otoriteni de Nur yengeme devretmişsin, hayırlı uğurlu olsun!"

Ata sadece sırıttı, Nur’un saçlarına kaçamak bir öpücük kondurup arkasına yaslandı. Artık masadaki "lider" karizması çizilmiş olsa da, Nur’un yanındaki o huzurlu hali her şeye bedeldi. "Hadi," dedi Ata konuyu kapatmaya çalışarak, "Çayları tazeleyelim de Serkan'ın şairlik madalyasını takalım artık, yoksa bu çocuk bizi daha çok harcar."

Ata, hesabı ödeyip masadan kalkarken kolunu Nur’un omzundan bir milim bile ayırmadı. Akşamın serinliği çökmüş, sokak lambaları cılız ışıklarıyla kaldırımları boyamaya başlamıştı. "Hadi bakalım, operasyonun son aşamasına geldik. Herkes evli evine," dedi Ata, o her zamanki otoriter ama bu sefer keyifli sesiyle.
Arabaya bindiklerinde masadaki o neşeli hava yerini huzurlu bir sessizliğe bıraktı. Ata önce Yeliz’i, sonra Serkan’ı bıraktı.

En son Nur’la baş başa kaldıklarında, arabanın içindeki hava bir an ağırlaştı. Nur’un evine yaklaştıkça Ata’nın o fırlama hali gitmiş, yerine veda etmenin verdiği o huzursuz ciddiyet gelmişti.
Evin sokağının başına geldiklerinde Ata arabayı yavaşça kenara çekti. "Burada bırakıyorum, biliyorsun durumları," dedi Nur’a dönerek. Nur başıyla onayladı, "Biliyorum, böylesi daha güvenli."
İkisi de aynı anda arabadan indiler. Gecenin sessizliğinde sadece motorun soğuma sesi duyuluyordu. Ata, Nur’un karşısına geçip durdu. O masadaki "onay makamı" esprilerinden sonra, şimdi bu loş ışıkta birbirlerine bakarken her şey daha gerçekti. Ata, dayanamayıp Nur’u kollarının arasına aldı, ona sıkıca sarıldı. Nur da başını onun göğsüne yaslayıp bu güvenli limanın tadını çıkardı.
Tam o sırada, sokağın karanlığından gelen sert ve öfkeli bir ses geceyi bıçak gibi kesti:
"NUR!"
İkisi de birbirinden hızla ayrılırken Nur, buz kesmiş bir halde sesin geldiği yöne döndü. Sokağın köşesinde, yumruklarını sıkmış bir halde onlara bakan abisini görmesiyle kanı dondu.
"Abi?" diyebildi sadece, sesi titreyerek.