8. bölüm · KIZIL HİLAL
8. Bölüm: Küllerin Altındaki İsim
“Lysera’nın mirasçısı…”
Azrael’in sesi taş duvarların arasında yankılanırken Lina’nın nefesi kesilmişti.
“…Yoksa sana çok daha eski isminle mi hitap etmeliyim?”
Sessizlik.
Meşalelerin titrek alevleri, adamın gümüş gözlerinde uğursuz gölgeler oluşturuyordu.
Kael aniden Lina’nın önüne geçti.
“Bir kelime daha söylersen—”
“Ne yapacaksın?” diye gülümsedi Azrael.
“Beni öldürecek misin, Ravaryn?”
Lina şaşkınlıkla Kael’e baktı.
“Onu tanıyor musun?”
Kael’in çenesi gerildi.
“Ne yazık ki…”
Azrael hafifçe başını eğdi.
“Ah, hâlâ aynı öfke. Aradan yüzyıllar geçmiş ama değişmemişsin.”
“Sus.”
“Gerçeği ondan saklamaya devam mı edeceksin?”
Kael’in kızıl gözleri karanlıkta parladı.
“Sus dedim!”
Bir anda bütün salonu ölümcül bir aura kapladı.
Taş sütunlar çatlamaya başladı.
Lina ilk kez Kael’in içindeki öfkenin ne kadar korkutucu olabileceğini hissediyordu.
Azrael ise en ufak bir korku göstermiyordu.
“Gördün mü, Lina?” dedi sakince.
“Gerçekten korkman gereken kişi ben değilim.”
“Yeter!”
Kael’in sesi bütün mabedi titretti.
Ancak Azrael’in dudaklarında acı dolu bir tebessüm belirdi.
“Onu korumaya çalışıyorsun…”
“Çünkü ona zarar vermene izin vermeyeceğim.”
“Ben mi?”
Azrael başını iki yana salladı.
“Kael… Ben onu öldürmek için gelmedim.”
Lina şaşkınlık içinde ikisine bakıyordu.
“Biriniz bana neler olduğunu açıklayacak mı?”
Azrael, ilk kez gözlerindeki alaycı ifadeyi kaybetti.
“Çünkü zamanımız kalmadı.”
“Ne demek istiyorsun?”
Adam derin bir nefes aldı.
“Onlar uyandı.”
Lina’nın kalbi hızlandı.
“Kim?”
Azrael’in yüzü karardı.
“Gölgelerin Efendileri…”
Bu isim duyulduğu anda Kael’in yüzündeki renk değişti.
Hayır…
Bu imkânsızdı.
Onlar bin yıl önce mühürlenmişti.
Azrael sessizce cebinden eski, siyah bir mühür taşı çıkardı.
Taşın üzerinde kan kırmızısı bir hilal sembolü vardı.
Ve sembol…
Parlıyordu.
“Son mühür kırıldı.”
Lina’nın avuç içi aniden yanmaya başladı.
Acıyla geri çekildiğinde bileğinin iç kısmında ince, kırmızı çizgiler belirdiğini gördü.
Ancak bu çizgiler sıradan değildi.
Bir hilal şekli oluşturuyorlardı.
Azrael’in gözleri büyüdü.
“Hayır…”
Kael donup kalmıştı.
“Bu kadar erken olamaz…”
Lina korkuyla ikisine baktı.
“Neler oluyor?”
Azrael fısıldadı.
“Hatırlamaya başlıyorsun…”
Tam o anda…
Lina’nın zihninde bir görüntü belirdi.
Kan kırmızısı gökyüzü.
Yanan şehirler.
Diz çökmüş binlerce insan.
Ve siyah kanatlara sahip, altın gözlü bir kadın…
Kadın yavaşça dönerek Lina’ya baktı.
Ve fısıldadı:
“Beni hatırlıyor musun?”
Lina’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Çünkü…
Kadının yüzü…
Kendi yüzüydü.
Uzaklarda…
Kimsenin bilmediği, dünyanın altındaki kadim mezarlardan birinde…
Altı siyah tabut aynı anda açıldı.
Ve karanlığın içinden gelen derin, uğursuz bir ses yankılandı.
“Lysera’nın kızı uyandı…”
“Ve bu kez…”
“Bizi durduracak kimse kalmadı.”
