29. bölüm / 30
KIZIL GEZEGENDEN BİR MANZARA -Geçmişten Gelen-28. Bölüm FİNAL - YAPAMADIKLARIMIZ VE YAPACAKLARIMIZ
Bölümler 30Şu an: 28. Bölüm FİNAL - YAPAMADIKLARIMIZ VE YAPACAKLARIMIZ
- 1 -TANITIM-171 kelime
- 2 1. BÖLÜM - KİMSİN SEN?3.518 kelime
- 3 2. BÖLÜM - ANLARA SAKLANMIŞ ANILAR4.533 kelime
- 4 3. BÖLÜM - SAHTE3.321 kelime
- 5 4. BÖLÜM - YENİDEN2.179 kelime
- 6 5. BÖLÜM - EN GÜZEL MANZARAM2.764 kelime
- 7 6. BÖLÜM - AŞKIN GEZEGENİ2.483 kelime
- 8 7. BÖLÜM - ÖLENE DEK3.341 kelime
- 9 8. BÖLÜM - SAKLI HAYAT3.569 kelime
- 10 9. BÖLÜM - EŞ RUHUM2.849 kelime
- 11 10. BÖLÜM - BİR AN2.742 kelime
- 12 11. Bölüm - KIZIL GEZEGEN1.581 kelime
- 13 12. Bölüm - SEVGİYİ HİSSET1.516 kelime
- 14 13. Bölüm - AİLE1.405 kelime
- 15 14. Bölüm - İYİLEŞME MESELESİ2.783 kelime
- 16 15. Bölüm - YARA3.130 kelime
- 17 16. Bölüm - HAYAL1.723 kelime
- 18 17. Bölüm - Hep Varmış3.419 kelime
- 19 18. Bölüm - İYİ Kİ…3.457 kelime
- 20 19. Bölüm - DAHASI2.330 kelime
- 21 20. Bölüm - Hangi Gezegen?2.630 kelime
- 22 21. Bölüm - UZAK2.554 kelime
- 23 22. Bölüm - SERSERİ2.689 kelime
- 24 23. Bölüm - YÜZÜSTÜ4.195 kelime
- 25 24. Bölüm - KOKU3.257 kelime
- 26 25. Bölüm - BİR YILDIZ DAHA3.482 kelime
- 27 26. Bölüm - GÜLÜŞÜNDE SAKLI3.169 kelime
- 28 27. Bölüm - BEN BURADAYIM3.589 kelime
- 29 28. Bölüm FİNAL - YAPAMADIKLARIMIZ VE YAPACAKLARIMIZ3.401 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 YAZARDAN SON SÖZ51 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
***
Bazılarımız için yıllar öncesi daha dün gibidir bazılarımız içinse günler yıllar kadar uzun ve yorgun geçmiştir. Her insanın bir geçmişi vardır ve o geçmiş ya musallat olup bırakmaz peşini ya da ışık olup yol gösterir geleceğe... Hayat bu ya, mutlaka tutunacak bir dal verir. Kimisi görür, kimisi görmez, kimi tutunmak için çabalar kimi ise elinin tersi ile iter tutunacağı dalı. Bu hikaye tutunacağı dalı er ya da geç bulan ve dört elle sarılan gençlerin hikayesi.
Şimdi ışıkları olabildiğince loş hale getirelim ve her ihtimale karşı yanımıza peçete alalım. Bu bölümde, hayatlarına okuyarak eşlik ettiğimiz ömürlük dostlara ve birbirlerinin kıymetini bilme yolunda hâlâ büyümekte olan aşıklara veda edeceğiz.
***
Bölüm Şarkıları:
Çağan Şengül - Nehir
Çağan Şengül - Sen Gülünce
Cem Özkan - Bir Hayat Yeter Bize
Herkes cam kenarına geçip yıldızları da yanına aldıysa bölüme geçelim. Keyifli okumalar dilerim.
***
"Nefes... Nefes ne yaşadı peki?" dedi Barış güçsüz çıkan sesiyle, çekingen bakışlarıyla Öniz'e dönmüştü.
"Abim... Abim çok değer verdiği bir arkadaşını kaybetti." Dedi Öniz derin bir soluk vererek. "Abimin bir çocukluk arkadaşı vardı. İlkokuldan liseye kadar hep aynı okulda, aynı sınıfta okumuşlardı. Adı Alara'ydı. Küçüklüklerinden liseye kadar hep çok iyi anlaştılar ama lisede başka arkadaşlar edindiler. Daha az görüşür olmuşlardı. Hani vardır ya aynı sınıftasındır ama bir kez bile konuşmamışsındır, zamanla o hale gelmişler. Dokuzuncu sınıfın ilk zamanları birlikte takılırlarmış aslında ama abim müzik kulübüne girince bütün boş vaktini orada geçirmeye başlamış ve Alara'nın durumunu fark etmemiş."
Öniz'i zorlayan yerlere gelmişti sözleri. Nefes'in kendisini suçladığı yaşanmışlıklara gelmişti sıra. Bakışlarını cama çevirip konuşmaya devam etti Öniz.
"Lise ikinci sınıfın ilk dönemi Alara'yı defterine bir şeyler yazarken görmüş sınıftaki birkaç kız. Defterini alıp okumuşlar. Meğerse Alara'nın günlük gibi kullandığı anı defteriymiş o defter. İçinde abime karşı hisleri yazılıymış. Hayalleri, umutları, abimle yaşadığı küçük ama onu sevindiren sıradan anıları. İçten içe seviyormuş abimi ama bunu içinde yaşamış hep. Arkadaşlığını kaybetmek istemediği için abime söylemek istediklerini defterine yazmış. Sınıfındaki o gereksizler de yazdıklarıyla dalga geçmişler önce. Alara'nın korktuğunu fark ettiklerinde ise ona zorbalık yapmaya başlamışlar."
"Nasıl?" Barış'ın sorduğu soru Iraz'ın da zihnini kurcalamış olmalı ki Barış'ın sorusuna ekleme yaptı.
"Ne yaptılar kıza?"
"Defteri abime vermekte tehdit etmişler. Sınav notlarını vermezsen Nefes'e defteri veririz demekle başlamışlar. Alara kabul edince dozu arttırmışlar. Kantinden bana şunu almazsan defteri veririm, bana şu markanın ayakkabısını almazsan defteri veririm, benim ödevimi yapmazsan defteri veririm. İstekleri hiç bitmemiş. Ama son noktayı koyan ise okulda yapılan tüm dersler ortak sınavında Alara'nın kağıdını alıp adını değiştirmiş bu zorbaların başını çeken kız. Ve Alara'nın önüne boş kâğıdı koymuş. Sınavın bitmesine ise sadece beş dakika varmış. Sınav sonuçları açıklandığında kız okul birincisi olmuş. Alara ise kağıdını boş teslim etmek zorunda kaldığı için sonuncu olmuş. Öğretmenler Alara'nın sene boyunca çok başarılı olup sınavda kötü yapmasının sebebini sormuşlar hep. Ailesi de neler olduğunu araştırmak istemiş ama konuşursa defterde yazanları sadece abime göstermekle kalmayıp okula yaymakla tehdit etmişler. Alara da daha fazla dayanamamış."
Ellerim uyuşmuştu. Aklıma iki yıl önce yaşadıklarım gelmişti.
Kendimi Alara'nın yerine koymak çok da zor değildi benim için. Aynısı değildi belki ama benzeri bir dışlanmayı ben de yaşamıştım. Alara'yı tam olarak anlayamazdım ama hislerini tahmin edebilirdim. Herkes için zor olan bu tahmin bana uzak değildi.
"Neden Nefes'e gidip söylemedi ki?" dedi Barış. "Keşke söyleseymiş. Akranlarının bu acımasızlığına dayanmak için çabalarken çok zorlanmıştır."
"Aslında... Aslında abime söylemeye çalışmış. Ama abim hiç dinlememiş. Alara'ya hiç vakit ayırmamış. Müzik kulübünün etkinliklerine koşturmuş hep. Öyle demişti bana. Alara defalarca abimle konuşmak istemiş ama abim bazen sözleştiklerini unutmuş bazen de işi olduğunu söyleyip sonra konuşmak istemiş. Alara'nın ne kadar zor zamanlar yaşadığını, ona yapılan zorbalıklarla günden güne nasıl eridiğini hiç fark etmediğini söylüyor. Verdiği sözü tutamadığı için suçlu hissediyor kendini. Bir de... Onu tutamadığı için."
Sessizleşmişti Öniz. Hepimiz bakışlarımızı Öniz'e dikmiştik ama Öniz sonu denizi bulan yağmur damlalarını izliyordu. Abisinin yükü omuzlarındaydı. Ona destek olamamak omuzlarımızdaydı. Nefes'in desteğimize izin vermemesinin yükü büküyordu kalbimizi.
"Bugünden dört sene bir gün önce... Haftanın son okul günü. Öğrenciler sabah sınıfa giriyorlar bir bakıyorlar tahtada bir yazı. Altında Alara yazıyor. Yazıyı ezbere biliyorum çünkü abim yazıp dolabına asmıştı hiç unutmamak için. 'Size güzel bir eser bırakıyorum. Ne olduğunu merak mı ediyorsunuz? Bugüne dek neye güldüyseniz, neyi tehdit ettiyseniz, neyle oynadıysanız ve neyi görmezden geldiyseniz hepsinin bir sonu olacaktı. Şimdi size ders ziliyle birlikte gelecek bir son bırakıyorum. Size benimle birlikte bir ölüm diliyorum.' yazmış tahtaya.
Bunu ilk kez duyuyordum. Nefes bana anlattığında bu nottan bahsetmemişti. Öniz'in söyledikleriyle kanımın damarlarımdan çekildiğini hissettim. Bu kız tahmin edemeyeceğim kadar çok zorlanmıştı.
"Abim tahtada yazanı sonradan fark etmiş çünkü sırasının üstünde bir kâğıt varmış. Alara abime bir not bırakmış. O notta ise abime birlikte geçirdikleri vakit için, kendisine destek olduğu zamanlar için teşekkür edip onu sevdiğini söylemiş ve olanlardan kendisini sorumlu tutmamasını, mutlu olmasını istediğini yazmış. Abim bu nottan sonra tahtada yazanları gördüğünde koşarak en üst kattaki kütüphaneye gitmiş. Alara en çok kütüphanede vakit geçirirmiş çünkü. Kütüphaneye girdiğinde Alara'nın açık camın önüne çektiği sıranın üstünde durduğunu görmüş. Alara'ya seslenip konuşmak istemiş ama Alara ona 'bunu görmeni istemezdim Nefes, ama ben artık dayanamıyorum' demiş ve camın dışına atmış kendini. Abim koşup Alara'nın kolunu yakalamış ama ellerinden kaymış. Aşağı düşmesine engel olamamış."
Öniz'in bakışları hala camın dışındaydı. Sesi titriyor, kesik kesik soluyordu. Ağlıyordu. Ağlıyorduk. Barış yumruk yaptığı elini ısırıyor, Iraz ise olağan kuvvetiyle tırnaklarını dizlerine bastırıyordu. Bense yeni öğrendiğim detayların yüreğimdeki yüküyle şok geçiriyordum. Ne diye acısına saygı duydum? Ne diye onu yalnız bıraktım? Ne diye bu acıyla bir başına kalmasına izin verdim diye kendimi sorguluyordum.
"Öniz bunu bana neden daha önce söylemedin?" dedim. Sesimde hem isyan hem acı vardı.
"Abim izin vermedi Meri. Seni, Umay'ı üzmek istemedi."
"Ama kendisi..." cümlemi tamamlamaya gücüm yoktu. Öğrendiklerimin acısı, idrak ettiklerimin ağırlığı altında eziliyordum. Uğradığım şokla ve düşünce yoğunluğuyla yaşanmışlığın sonunu ben tamamladım.
"Alara'yı hastaneye kaldırmışlar ve dört yıl önce bugün vefat etmiş." Dedim fısıltıyla. İki olay da aynı gün yaşanmıştı. Hemen hemen aynı saatlerde hatta. İkisinin de sevdiği insan aynı gün, aynı hastanede, sadece birkaç dakika arayla ölmüştü. İkisi de aynı koridorda yaşamıştı yıkımı. İkisi de kendisini suçlamaya, yapamadıklarının kefaretini ödemeye o gün başlamışlardı.
Bilmiyorum kaç saat koltuklara gömülüp çık bile çıkarmadan oturduk. Kaç saat kendimizi, arkadaşlığımızı, yaşadıklarımızı, acılarımızı sorguladık. İçimizdeki mahkeme kaç saat sürdü, kim tutuklandı kim cezaya çarptırıldı bilmiyordum. Zamanın farkında olmadığımız kadar hayatın gerçekliğinin ve acımasızlığının farkındaydık. Yapamadıklarımızın içimizdeki acı veren yükünün hepimiz farkındaydık.
"Ben size bir şey söylemek istiyorum." Iraz'ın sesi ile içimizden dünyaya döndük. Bakışlarımız Iraz'daydı.
"Aslında bunu size söylemek istememiştim. Ama bugün öğrendiklerimle fark ettim ki sevdiklerimizin içindeki yükleri bilmemek, onlara destek olamamak bize yaşadıklarımızdan daha çok acı veriyor. Ben size bunu yaşatmak istemiyorum." Sesindeki endişe konuşması boyunca git gide artmıştı. Kendisini toparlamak için hafifçe öksürerek boğazını temizledi.
"Ben bana kimin çarptığını biliyorum."
"Ne- ne demek biliyorum?" duyduğum cümleyi sindirirken gözlerimi açmakta ve soruyu sormakta zorlanmıştım.
"Iraz sen, bilmiyorum demiştin." Dedi Öniz şaşkınlıkla.
"Gençler sakin olalım. Iraz bizimle paylaşmak istemiş üstüne gitmeyelim." Barış hepimize bakarak kaşlarını kaldırmış düşüncesini kabullendirmek istiyordu. Hafifçe başımızı salladık.
"Iraz... Sana çarpan kim?" Barış'ın sakince sorduğu soru karşısında bu sorgulamayı ona bırakmaya karar verdim. Zira ben aynı sakinlikle Iraz'a yaklaşamazdım.
"Rüzgar."
"NE!?" Öniz ile aynı anda Iraz'a dönerek bağırmıştık. İkimizin de elleri titriyordu. Daha fazla oturamayarak ayağa kalkıp çatı katında bir ileri bir geri yürümeye başladım. Iraz'ın bakışları bendeydi.
"Peki sen bunu ne zamandır biliyorsun?" Hah Barış güzel bir noktaya değinmişti. Titreyen ellerimi gizlemek için ellerimi belime koydum ve durup Iraz'a döndüm.
"Hastaneden çıktıktan sonra rüyalar görmeye başladım. Önce bunların bilincimin oyunu olduğunu sandım ama sonra tamamen hatırladım. Arabadan birisi indi bana yaklaştı. Görüntüsü çok bulanıktı ama sesi... Sesini çok net hatırlıyorum. 'Ne yaptım ben?' dedi. Panikle sarstı beni. Çevredekilerin seslerini hatırlıyorum. Özür diledi ve koşarak uzaklaştı. Biraz sonra etrafıma toplaştı birkaç kişi. Sonrasını hatırlamıyorum sanırım bilincimi yitirmiştim." Dedi sıkıntıyla.
"Ben kendime bile itiraf edemezken size söyleyemedim. O benim kuzenim. Bana yaşattıklarına rağmen..." son cümle fısıltıyla dökülmüştü dudaklarından. Rüzgar'ın gidişine üzüldüğüm için pişmanlık duyuyordum.
"Peki sen emin misin Rüzgar olduğuna? Yani Rüzgar ile konuştun mu bu konuyu hiç?" Barış'ın sorduğu soruya Öniz de bir soruyla ek yaptı.
"Rüzgar gitmemiş miydi?"
"Rüzgar'a sordum. Hatırladıklarımı anlattığımda ilk başta telefonu yüzüme kapatıp bir daha açmadı. Kimseye söylemeyeceğimi, onu suçlamayacağımı sadece neden yaptığını merak ettiğimi yazdığımda beni aradı. Sen gitmiştin neticede belki de hayal gördüm dedim. Rüzgar gitmediğini söyleyene kadar ben de gitti sanıyordum. Meğer gitmemiş. Gidiyorum dediği günden beri bizi adım adım izlemiş. Meri ile mutlu oluşumuza duyduğu öfke gözünü kör etmiş. Sonrası da malum. Bana çarpınca anlamış ne yaptığını. Arabadan inip bana bakmış ama yanıma gelenleri görünce korkup kaçmış. Araba arkadaşının arabasıymış ve Rüzgar'ın aracı o gün aldığını bilmiyormuş. Çalıntı ihbarı yaptığı için de kimin çarptığı bulunamamış."
Benim yüzümdendi. Iraz benim yüzümden ölümün eşiğine gelmişti. Aptalca bir sevgi yüzünden, hastalıklı biz zihnin bana olan takıntısı yüzünden, benim varlığım yüzünden zarar görmüştü. Dün gibi aklımdaydı vücudundaki yaralar. Kaburgalarındaki bereler yüzünden çektiği acılar, sıçrayarak uyandığı uykular, gizli gizli acıyla kıvrandığı anlar bir saniye olsun çıkmıyordu aklımdan. Ben onun çektiği acıları dindiremediğim için, elimden daha fazlası gelmediği için kendimi kahrederken şimdi bu acıları benim yüzümden çektiğini öğrenmek paramparça etmişti beni. Benim canı acır diye doyasıya sarılamadığım sevgilim benim yüzümden hayattan koparılıyordu. Ben bu gerçeklikle nasıl baş edebilirdim?
"Gerçekten tam bir şerefs- Meri var diye ağzımı bozmak istemiyorum ama anladınız siz beni." Dedi Öniz. "Bir de adam yerine koyup dinlemiştik. Bu çocuk ne istiyor senden?"
"Evet Iraz aynı soruyu ben soracaktım. Konu sadece Meri olamaz. Yani sadece sizi mutlu gördüğü için bu aşırılığı yapması aklıma yatmıyor." Barış'ın söyledikleri yüreğimdeki sıkışıklığı meraka evirmişti. Hala olduğum yerde dikilip Iraz'a bakarken yüreğimdeki acı bu kez gözyaşlarımın firar etmesine izin vermiyordu.
"Ben... Ben evlat edinilmişim." Dedi Iraz dudaklarını birbirine bastırarak. "Rüzgar benim öz kuzenim değil. Ailenin tek çocuğuyken ben girmişim hayatlarına. Evlatlık olduğum için ona bir yaptıklarını bana iki yapmışlar. Ben on iki yaşımda öğrendim evlatlık olduğumu. Hastaydım o zamanlar. Rüzgar benden çok daha önce öğrenmiş benimle öz kuzen olmadığını. Hem evlatlık olduğumdan benim için çabalamaları hem hasta olduğum için benimle ilgilenmeleri onu zamanla doldurmuş. Çocukluk aklı işte, ben hak veriyorum ona. Şimdilerde düşünüyorum da kendisini ailedekilere göstermek için çok çabalamış olmalı. Bana gösterilen ilgiye kıyasla daha az ilgi görüyor olmak çocuk kalbini yaralamış olmalı. Bu yüzden kızamıyorum ona." Derin bir nefes aldı. Halıya diktiği gözlerini çekip hepimizin gözlerinde tek tek durdurdu.
"Rüzgar benim onun hayatını çaldığımı düşünüyor. Ve ben onun açısından baktığımda bunu inkâr edemiyorum. Farkında olmasam da bunu istemesem de bugün olduğum yerden baktığımda ona verilecek ilgi benim aileye girmemle ve sonrasında geçirdiğim hastalıkla bölünmüş. Rüzgar haksız değil." Bakışları bendeydi. EnYanına oturup elinden tuttum.
"Sevgilim bu senin seçimin değil. Bu, bu Rüzgar'ın seçimi de değil. Sakın kendini suçlama. Bunu kendine yapma." Dedim titreyen sesime engel olmaya çalışırken nefes almaya korkuyordum.
"Az önce bana nasıl baktığını gördüm Meri. Sen de kendini suçluyorsun. Bunu yapma. Üçümüz de isteğimiz dışında şeyler yaşadık. Ben Rüzgar'ı anladım ve onu affettim. Ona kızgın değilim. Yaşananların sebepleri bizim seçimlerimizle yaşanmadı." Ellerimi avcunun içine aldı. "Bak. Rüzgar ve benim içinde olduğumuz aile bir seçim yaptı. Annem, babam ve onların ailesi bir seçim yaptı.
Farkında olmadıkları bir adaletsizlikle Rüzgar'ı ötelediler. Bunun sorumlusu hiç kimse değil çünkü bilerek yapmadılar. Ben isteyerek ilgi toplamadım. Rüzgar isteyerek beni kıskanmadı. Bu sebeple ben ona kızamam. Onu şikâyet edemem. Hele sen... Sevgilim sen ikimizin hayatını kurtarmaktan başka bir şey yapmadın. Bu yüzden sakın kendini suçlama. Yaşananların sebebi asla sen olamazsın." Gözümden akan yaşları silerken yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
"Duydun mu Kızıl Gezegenim?"
Yavaşça başımı salladım. Haklıydı. İsteyerek değildi yaşananlar. Planlanmış değildi. Ama Rüzgar cezasını çekmeliydi.
"Iraz söylediklerinde çok haklısın ama ben Rüzgar'ın cezasını çekmesi gerektiğini düşünüyorum." Barış aklımdan geçenleri okumuş gibi bir cümleyle içimdekileri özetledi.
"Evet bilerek seni kıskanmadı, tamam bilerek de sana çarpmadı öfkeyle bilinçsiz yaptı diyelim ki ikinci söylediğim tam bir iyimserlik düşüncesi. Ama şu var ki Rüzgar sana bilerek yardım etmedi. Bilerek kaçtı. Bunu kendisi isteyerek yaptı. Kendisini bilerek gizledi. Sen onu aramadan o gidip suçu üstlenmedi. İşte bu yüzden cezasını çekmesi gerekiyor." Karşımızda oturduğu koltukta öne doğru eğildi ve Iraz'a baktı. "Sen Rüzgar'ı affetmiş olabilirsin ama az önce söylediklerim onun masumiyetini gölgeler. Senin affetmen onu suçsuz kılmaz. Sen bunu bir düşün."
(Altı ay sonra...)
Geçen zamanda Iraz okuluna dönmüş ve ödevini teslim ederek başarıyla senesini bitirmişti. Nefes ve Umay birbirilerine iyi gelmişler, o günden sonra hayatlarına kaldıkları yerden devam etmekte zorlanmamışlardı. Öniz ile İdil bir daha hiç karşılaşmamışlardı ama ikisiyle de ayrı ayrı görüştüğümüz için birbirilerini merak edip özlediklerini Umay ile çok iyi biliyorduk. Bütün bunlar yaşanırken Rüzgar bizi şaşırtacak şeyler yapmayı bırakmamıştı. Bunların başında aile toplantısı düzenleyerek Iraz ile ortak ailelerini toplayıp Iraz'a çarpan kişi olduğunu itiraf etmiş ve ardından polise gidip itirafta bulunmuştu. Iraz şikayetçi olmamış ama cezasını çekmesini de engellemeye çalışmamıştı. Ailemiz ise büyümeye bir adım daha yaklaşmıştı.
Dayım bizim muhitten bir öğretmen ile tanışmış ve görüşmeye başlamıştı. İkisi de birbiriyle iyi anlaşınca aileleri tanıştırdılar ve evlenmeye karar verdiler. Çok güzel ve anlayışlı bir matematik öğretmeni olan müstakbel yengem benimle ve Umay ile o kadar iyi anlaşmıştı ki sınava kalan az zamanda eksik konularımızı tamamlamamızda bize ders vermek için gönüllü olmuştu.
Barış işleriyle uzaktan ilgileniyor, bir yandan da Ege ve Akdeniz bölgesinde bolca geziye çıkıyordu. Hayattan böyle keyif aldığını, üniversite sınavı sonrası bizi de gezdireceğini söylüyordu. Yaz gelip üniversiteler kapandığında, Iraz ve Nefes Milas'a geldiğinde, biz çoktan sınav stresimizi atlatmıştık. Kendi hesaplamamıza göre istediğimiz yerleri tutturma ihtimalimiz yüksekti. Ama hesaplamalarımız doğru muydu işte onu bilemiyorduk.
Her ne kadar sonuçlara stres yapmıyor gibi görünsek de, daha doğrusu görünmeye çalışsak da, hepimiz stresten yemeden içmeden kesilmiştik. Özellikle Umay, Öniz ve ben bir araya geldiğimizde üniversite sınav sonuçlarından bahsetmediğimiz bir an olmuyordu. Bu durumu sevgililerimizin gelmesi bile değiştirememişti.
Nefes üniversitedeki müzik grubuyla yaptıkları şarkılara klip çekerek sektöre adım atmayı düşünüyor, şarkılarının sözlerini bize okutup uygun bir klip içeriği hazırlamasına yardımcı olmamızı istiyordu. Bu konuda en büyük destek okulunu okumuş olan Iraz'dandı eğer başarılı olurlarsa ikisi de sektöre isimlerini yazdırabilirler ve bunun için gece gündüz çalışıyorlar. Klip çekimleri ile uğraşmadıkları zamanlarda da annemlere yardıma, yanımıza, geliyorlardı.
Tercih sonuçlarımızın açıklanmasına iki gün kala Umay, Öniz ve ben ortalıktan çekilmiş odamıza kapanmıştık. Heyecan ve stresten ne doğru düzgün uyuyabiliyor ne de yemek yiyebiliyordum. Gözlerimin altı morarmış, yüzüm iyiden iyiye sivilcelenmişti. Öniz ve Umay'ın da benden farksız olmadığını biliyordum. Bu yüzden de birbirimizle bile konuşmuyorduk çünkü patlamaya hazır birer bombaydık. Sadece gezinen değil de odasında oturan bombalardık. Ve o gün geldiğinde hepimizin kapısının önünde bekleyen aile büyüklerimizden aynı cümleyi duyduğumuza yemin edebilirdim.
"Kızım açar mısın şu kapıyı? Bak meraktan ölürüm ben. Ay sen hiç böyle yapmazdın kızım niye böyle yapıyorsun?.. Hem, hem ne var yani alt tarafı tercih sonucun açıklanacak."
"Hayır anne. Şimdi açamayacağım." Diye bağırdım kapıya doğru. Yatağımın üstüne oturmuş tam anlamıyla tırnaklarımı kemiriyordum.
"Bari sonucuna bakacağın zaman aç kapıyı. Birlikte bakalım. Hı? Olmaz mı?"
"Şimdilik beni yalnız bırakır mısınız? Söz bakarken sizi çağıracağım." Dedim ve oturduğum yerde kayarak sırt üstü devrildim.
"Çağırmayan?"
"Davul olsun." Dedim kahkaha atarken. Annem de kahkaha atıp merdivenlerden inmeye başladı. Telefonumdan odama dolan müziğin sesini biraz daha açtım. Gözlerimi kapatıp müziğin beni götürdüğü bilinmez diyarlara gittiğimi hayal ettim. Iraz ile aynı üniversitede olduğumuz bir diyara sürüklemişti. Derslere girip çıkıyordum. Iraz ile kahve içip ders çalışıyorduk. Umay, Nefes ve Öniz de vardı. Yine birlikteydik. Yine birbirimize destektik. Tam daha da derinlere, gelecekle ilgili güzel hayallere dalıyordum ki kesilen müziğin yerini telefonumun zil sesinin almasıyla yerimden sıçradım. Arayan Umaydı.
"Efendim Umay?"
"Açıklandı. Açıklanmış. Ama bakamıyorum."
"NE! Ay hani gece açıklanacaktı? Ben hiç hazır değilim şu an."
"Ben de hazır değilim."
"Ama deli gibi merak ediyorum."
"Meri bakalım gitsin ya. En fazla ne olabilir ki?"
"Tamam hadi kapatalım da bakalım." Telefonu kapatmamla koşar adım kapıya yöneldim. Kapının kilidini açtım ve başımı kapıdan çıkarıp merdivenlere doğru bağırdım.
"Anne, baba! Açıklanmış gelin. Ben tek başıma bakamıyorum." Babam banyoda tıraşını yarım bırakmış, annem hamurlu elleriyle merdivenleri saniyeler içinde tırmanmıştı. Odama girip sandalyemin arkasında durdular. Hepimiz ekrana bakıyorduk.
"Hadi kızım." Babam elini omzuma koyup beni yüreklendirmeye çalıştı. Arama motorundan sonuç sayfamı açarken istemsizce bir elimi ekrana koymuştum.
"Ay galiba yapamayacağım ben çok heyecan yaptım." Dedim ağlamaklı gözlerle başımı kaldırmış tepemde dikilen anne babama bakarak.
"Kızım baktın istemediğin bir yer geldi gitmezsin tekrar çalışırsın. Bir şey olmaz. Hadi bak artık. Ben de merak ediyorum." Dedi annem. Bir yandan da ellerindeki hamur bir yere bulaşmasın diye çabalıyordu.
"Tamam o zaman. Çekiyorum elimi." Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ellerimi çekerken bu kez de gözlerimi kapatmıştım. Yavaş yavaş gözlerimi aralayarak bilgisayarımın ekranına baktım. Gördüğüm ekran benim geleceğimdi. Bu ekran benim yeni hayatımın ilk bildiğim adımıydı.
"Ben... Ben başarmışım." Dedim sevinçle haykırıyordum.
"Gördünüz mü? Marmara Üniversitesi, Film Tasarımı yazıyor. Siz de görüyorsunuz değil mi? Doğru bu gördüklerim değil mi?"
"Evet benim prensesim. Başardın. İstediğin yeri kazandın." Babam saçlarıma kokulu öpücükler bırakırken annem eğilip yanağımdan öptü.
"Aferim benim kızıma. Başardın."
Ayağa kalkıp ikisine de yaşlı gözlerle sımsıkı sarıldım. Öyle mutluydum ki çalan telefonumu babamın haber vermesiyle açabilmiştim. Umay, Nefes, Öniz, Iraz ve benim olduğumuz bir grup aramasıydı. Hemen açtım.
"Baktınız mı?" soruyu soran kişi Öniz'di.
"Baktım." Dedik Umay ile aynı anda.
"Söyleyin hadi." Dedi Nefes ve Iraz. Seslerini aynı anda duymak çok komikti. Bizimle yaşadıkları bu heyecan ise çok ama çok özeldi.
"Önce Meri söylesin." Dedi Umay kıkırdayarak. Kısa bir sessizlik oldu.
"Film Tasarımı bölümü... Marmara üniversitesi hem de." Bunları söylerken yerimde sıçramaya başlamıştım.
"Helal be kızım. Biliyordum başaracağını." Nefes'in bağırarak söylediği cümleler mutluluğuma mutluluk katmıştı.
"Tebrik ederim ufaklık. Bize bir boğaz turu attırırsın artık." Dedi Umay. Şimdiden hayallere daldığına yemin edebilirdim.
"Sen var ya sen... Tebrik ederim Meri."
"Teşekkür ederim Öniz."
"Sevgilimden de bu beklenirdi. Emeklerinin karşılığını aldın Kızıl Gezegenim." Dedi Iraz heyecanla. Koşup sarılmak istiyordum ona ama hala odamda bir o tarafa bir bu tarafa sıçramakla meşguldüm.
"Şimdi Umay söylesin." Dedi Öniz.
"Tekstil ve Moda Tasarımı... Dokuz Eylül." Attığı çığlıkla yerinde sıçradığına emindim. Hatta ağlıyor bile olabilirdi.
"Tebrikler." Dedik hep bir ağızdan.
"Nasıl yani benim kır çiçeğim benim okuluma mı yerleşti şimdi? Hem de benim fakülteme?" Nefes şok olmuş olmalıydı çünkü ses tonu çok tuhaf geliyordu.
"Abi kendine gel ya. Tebrik etsene kızı." Dedi Öniz bir çırpıda.
"Ben ne diyeceğimi bilemedim sevgilim. Seni çok seviyorum." Hepimiz gülmeye başlamıştık. Nefes bir tek konu Umay olduğunda ne yapacağını bilemiyordu ve bu durum bizi çok güldürüyordu.
"Hadi Öniz sıra sende." Dedim heyecanla.
"Dokuz Eylül, Endüstri Mühendisliği." İşte bunu hiçbirimiz beklemiyorduk.
"Şaka yapıyorsun!" diye Umay ile bağırırken Nefes ve Iraz bir ağızdan "Yok artık!" demişti.
"Oğlum sen ne ara bu kadar ders çalıştın?" dedi Nefes. "Biz seninle aynı evde yaşamıyor muyuz?" Biz kahkahalarla gülerken Öniz de gülmeye başlamıştı.
"Sayısalım iyi ya ondan böyle oldu."
"Ee spor için yetenek sınavına girecek misin yine de?" soru Umay'dan gelmişti.
"Aslında istiyorum ama önce bu bölümü okumak istiyorum. Eğer sevmezsem spora geçerim." Öniz'in düşüncesi çok mantıklıydı. Sonuçta okuduğun bölümü sevmek en önemlisiydi.
"O zaman akşama hazırlanın üniversiteliler." Dedi Nefes neşeyle.
"En güzelinden bir kutlamayı hak ettiniz." Diye ekledi Iraz. Hepimizin sesi gülüyordu. Mutluluk sarhoşu denir ya hani, hepimiz tam olarak böyleydik.
Telefonu kapattığımda içimde biriken bu kusursuz ve tarifsiz duyguları 'His Defterim'e yazmak için masama yöneldim. Çekmecesinden defterimi alıp camın önündeki berjerime oturdum. Defterin sayfalarını karıştırırken bir yılda ne kadar çok anı biriktirmiş ne kadar karmaşık hislere kapılmıştım.
Tam da geçen sene bu günlerde beni kandırdığını düşündüğüm kişiyle otobüste yeniden tanışmıştım. Hiç tatmadığım duyguların başlangıcı olduğunu bilmeden bir yola çıkmıştım. Âşık olduğumu anlamadan kendimi önce eve kapatmış ardından görebilmek umuduyla sokak sokak gezmiştim Milas'ı. Sahilde sabahladık bütün yaz. Her gece sırrını hala öğrenemediğim kırmızı bir ip yumağına sarılarak uyumuştum. Defalarca sormama rağmen Iraz bana kırmızı ip yumağının ne olduğunu, niye bana verdiğini söylememişti. Zamanı gelince öğrenecekmişim. Bekleyip öğreneceğim.
Ailemize katılan üyeler oldu. Dayım ve Barış seneler sonra gelen birer ilaç gibiydi. Kalbimize gömdüğümüz aşklar gün yüzüne çıktı mesela. Hiç istemesek de öfkemiz dindi, aşkımız alevlendi. Senelerce içimizde tuttuklarımız vardı bir de. Büyümesini beklediğimiz duygular büyüdü. Olgunlaşmasını istediğimiz sevgi olgunlaştı. Senelerce sadece bakışlarda kalan duygular, söylenmek isteyip de söylenemeyen sözler döküldü dillerden. Beklenen anlar gerçekleşti. Bazı aşıklar Ölü Deniz'i seyreden tepede kavuştu.
Bu bir yılı aşkın zamanda sadece güzel şeyler olmamıştı hayatımda. Ölümden dönmüştüm mesela. Sevgilimi öldü sanmıştım. Kayıpların acısını yaşamıştık. Hastalıkların acısını, kelimelerin yürekte bıraktığı acıları çektik. Farklı yerlerde, farklı konularda, farklı şiddetlerde acılar çektik. İçimize gömdüklerimizi, gücümüzü toplayıp birbirimizle paylaştık. Bazı acılarımızı içimizde daha da derine gömdük. Bazı yaralarımızı, bile isteye tekrar tekrar kanattık. Ama bunu birlikte yaptık.
Şimdi ise yeni hayatımız için yepyeni rotalar belirlemişti hayat bize. Hepimiz kilometrelerce uzaktaki bambaşka bir şehre taşıyacaktık hayatımızı. Kimimiz tek başına olacaktı bu yolculukta, kimimiz kalabalıklaşacaktı yolda. Her birimizin penceresinden akan manzara farklı olacaktı bu yeni hayatta. 'Değişmeyen tek şey ise Kızıl Gezegen'in gördüğü o mükemmel Manzara olacaktı.' Defterimin son sayfalarını doldururken aklımdan geçen düşünceyle tebessüm ettim ve defterimin boş bıraktığım ilk sayfasını açtım. Özenle yazdığım kelimeleri okşadım parmağımla.
Kızıl Gezegen'den Bir Manzara...
"Bu hikâye; benim ve benim gibi olanların hikayesi."
-SON-
Bölüm etkileşimi
