23. bölüm / 30
KIZIL GEZEGENDEN BİR MANZARA -Geçmişten Gelen-22. Bölüm - SERSERİ
Bölümler 30Şu an: 22. Bölüm - SERSERİ
- 1 -TANITIM-171 kelime
- 2 1. BÖLÜM - KİMSİN SEN?3.518 kelime
- 3 2. BÖLÜM - ANLARA SAKLANMIŞ ANILAR4.533 kelime
- 4 3. BÖLÜM - SAHTE3.321 kelime
- 5 4. BÖLÜM - YENİDEN2.179 kelime
- 6 5. BÖLÜM - EN GÜZEL MANZARAM2.764 kelime
- 7 6. BÖLÜM - AŞKIN GEZEGENİ2.483 kelime
- 8 7. BÖLÜM - ÖLENE DEK3.341 kelime
- 9 8. BÖLÜM - SAKLI HAYAT3.569 kelime
- 10 9. BÖLÜM - EŞ RUHUM2.849 kelime
- 11 10. BÖLÜM - BİR AN2.742 kelime
- 12 11. Bölüm - KIZIL GEZEGEN1.581 kelime
- 13 12. Bölüm - SEVGİYİ HİSSET1.516 kelime
- 14 13. Bölüm - AİLE1.405 kelime
- 15 14. Bölüm - İYİLEŞME MESELESİ2.783 kelime
- 16 15. Bölüm - YARA3.130 kelime
- 17 16. Bölüm - HAYAL1.723 kelime
- 18 17. Bölüm - Hep Varmış3.419 kelime
- 19 18. Bölüm - İYİ Kİ…3.457 kelime
- 20 19. Bölüm - DAHASI2.330 kelime
- 21 20. Bölüm - Hangi Gezegen?2.630 kelime
- 22 21. Bölüm - UZAK2.554 kelime
- 23 22. Bölüm - SERSERİ2.689 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 23. Bölüm - YÜZÜSTÜ4.195 kelime
- 25 24. Bölüm - KOKU3.257 kelime
- 26 25. Bölüm - BİR YILDIZ DAHA3.482 kelime
- 27 26. Bölüm - GÜLÜŞÜNDE SAKLI3.169 kelime
- 28 27. Bölüm - BEN BURADAYIM3.589 kelime
- 29 28. Bölüm FİNAL - YAPAMADIKLARIMIZ VE YAPACAKLARIMIZ3.401 kelime
- 30 YAZARDAN SON SÖZ51 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
***
Merhaba sevgili okurlarım. Bölüme oy vermeyi ve satır aralarına yorumlar yapmayı unutmayalım :)
Bölüm şarkıları:
Rei - Uzun Bir Yol
Batuhan Kordel - Seni Terk Etmem Gerek
***
Hayat her zaman günlük güneşlik değildir. Bazı zamanlar vardır ki yıllar geçer ama siz geçemezsiniz oradan. Senelerce aynı tarihi, aynı saati yaşarsınız. Bazı cümleler vardır ki kimin söylediğini bile hatırlamazsınız belki ama size hissettirdiği o duyguları asla unutmazsınız. Bazı hisler vardır ki işte o hisleri gömülen yerden tek başınıza isteseniz de çıkaramazsınız...
Mendillerinizi hazırladıysanız buyrun bölüme...
Keyifli okumalar dilerim🧡
Instagram - @tugbaycaltindas
***
Aylardan aralık. Yılın ilk mevsiminin yeniden yaşandığı o aydayız. Yağmur şiddetini iyice arttırmışken çaylarımızı içip sohbet ediyorduk. Bu kez bizim kafedeydik. Umay, Nefes, Öniz ve ben...
"İdil ile Iraz'da olsaydı şimdi ne güzel olurdu."
"Dimi Umay... Canım Irazla yağmurda yürümek istedi." Dedim yüzüm düşmüştü. Gözlerimi camda süzülen yağmur damlalarından ayırıp ellerime dikmiş parmaklarımla oynamaya başlamıştım. Gözlerim doluyordu ama bu kez izin vermeyecektim göz yaşlarıma.
"Iraz gelmeyecek mi şimdi buraya?"
"Bilmiyorum ki Öniz. Bir ara geleceğim dedi ama şimdi Ankara'da. Kısa filminin senaryosu üzerine çalışıyormuş."
"İzmir'de olsa ben getirirdim onu bir hafta sonu." Dedi Nefes küçük bir kahkaha attı ve devam etti.
"Eee İdil ne zaman gelecekmiş buraya? Hiç konuştunuz mu?" Soruyu sorarken Öniz'e bakıyordu Nefes dikkatle. Öniz ise camdan dışarıya bakıyordu.
"Öniz? Kime diyorum ben."
"Niye bana soruyorsun ki? Kızlara sor."
"İdil ile en yakın olan sensin de ondan soruyorum."
"Bizim öyle bir yakınlığımız da samimiyetimiz de yok. Siz yanlış anlamışsınız... Birkaç kere aynı ortamda bulunduk diye onunla samimi olmuş değilim. Olmam da."
"Öniz... Senin İdil'e karşı olan bu tavrının bir sebebi var mı?" soruyu Umay sormuştu. Çok yerinde bir soruydu. Bu sert tavrı artık hepimizi germeye başlamıştı. Hoş İdil de ondan aşağı değildi. Ona da Öniz ile ilgili bir şey demeye gelmiyordu ama Öniz kesinlikle daha fevriydi. Sanki İdil Öniz'in bu fevri tavrına hak veriyor, onu alttan alıyordu. Aralarında ne geçmişti de böylelerdi gerçekten merak ediyordum.
Öniz bakışlarını Umay'dan kaçırmış, derin bir soluk vererek camdan dışarı bakmaya başlamıştı. Bir eliyle ensesini ovalıyordu. Kaşlarını çatmıştı ama yüzünde yorgunluk ve hüzün vardı.
"Öniz... Aranızda geçen her neyse bize anlatmak ister misin?" dedim yanımda oturan Öniz'in omzuna elimi koydum. Başını çevirip kısa bir bakış attı. Dudaklarından minicik bir tebessüm hızla belirip silinirken bir elini elimin üstüne koydu. Başını salladı usulca. Kendini hazırlıyor olmalıydı.
"Haklısınız. Sizden başka kim anlar ki beni? Benim sizden başka kimim var ki?.."
Sakin ve hüzünle dökülmüştü kelimeler dilinden. Umay da ben de acaba Nefes bir şeyler biliyor mu diye bakışlarımızı Nefes'e çevirmiştik ama Nefes'in Öniz'e doğrulttuğu bakışlarından anlamıştık ki Nefes de en az bizim kadar şaşkındı.
"Oğlum, sen iyi misin? Ne oldu, neden böylesin?" Nefes'in sesinde tedirginlik ve endişe vardı. Biraz da korku. Umay Nefes'in koluna girdi ve eliyle kolunu okşadı. İlk defa Umay'ın bu hareketine rağmen Nefes'in yüzünde mimik dahi oynamamıştı.
"Ya aslında çocukluk bizimkisi. Gerçekten çocukluk..."
Sıkıntıyla nefes alıp verirken saçlarıyla oynadı Öniz.
"Senelerce ondan hoşlandım ben. İdil benim ilk aşkımdı..."
Susmuş dikkatle Öniz'i dinliyorduk. Bu aralarındaki mesele bence hiç de çocukluk değildi. Yüzünde hafif bir tebessüm yayılırken Öniz anlatmaya devam etti.
"İlk aşkım dediysem gerçekten ilk aşkım. Kendimi bildim bileli hoşlanıyorum ondan... Yani hoşlanıyordum..."
Şimdi de hoşlandığını fark etmeden itiraf edivermişti. Hızla kendince yaptığı hatasını düzeltip boğazını temizledi ve konuşmaya devam etti.
"Abim bilir küçükken ben hep İdil'e mesafeliydim. Yanına yaklaşmaya bile cesaretim yoktu çünkü. Ona hep kötü davranırdım oyuncaklarını kırardım. Sırf onu sevdiğimi anlamasın diye yapardım. Dedim ya çocuktum, çocuktuk. Bu yaptıklarımı sevmek sanıyordum. İnsan sevince böyle davranır sanıyordum."
Anlam veremiyormuşçasına bir gülüş vardı yüzünde. Sanki kendi kendine konuşuyordu. Kendi kendine söylüyordu bu cümleleri. Sanki söyledikleri kendine yaptığı itiraflardı.
"Ama sevmek öyle değilmiş. Ben ne kadar sevgiden yapıyorum desem de İdil'i çok kırdım. Bunu biliyorum ama yaptıklarıma rağmen İdil bana hep iyi oldu. Bana kendini daha çok sevdirdi. Oyun oynarken ki o mızıkçı ve asi Öniz'i bir tek o hoş gördü. Ne yaparsam yapayım bana hep gülerek bakardı biliyor musunuz?"
Burnunu çekerek gözlerini cama çevirdi. Özlem duyuyordu belli ki. Başını kaldırıp derin bir nefes alıp hepimizin gözlerine tek tek baktı.
"Ama o da bıktı bir gün. Benden vazgeçti..."
Sesinde öyle bir hüzün vardı ki kalbim cız etmişti. İçimde bir şeyler koptu. İçime zorla sızan o ışık da sönmüştü bu cümlesiyle. Ben onları yakıştırıyor onların birlikte mutlu olacaklarını düşünürken meğer Öniz her an acı çekmiş ve biz anlamamışız.
Hiçbirimiz mi anlamadık? Nasıl anlamazdık? Neden anlayamadık? Kendimizle mi çok ilgilendik yoksa birbirimize karşı mı duyarsızlaştık? Gerçek dostlukta böyle şeyler olup geçer miydi yoksa izi hep kalır mıydı? Peki bizim gerçekten birbirimizden başka kimimiz vardı?
Zihnimde onlarca soru dolanırken sesler boğuklaşmıştı. Öniz'in bu halini görünce kendimi çok kötü hissetmiştim.
"Bir gün bana tam bir serseri olduğumu söyledi. O günden sonra bana bir daha anlayışla yaklaşmayacağını söyledi. Kızgın olmadığını biliyordum. Sadece beni korumak istiyordu, biliyordum. Serserilerle işi olmazmış, öyle dedi ve gerçekten o günden sonra gerekmedikçe bana gülmedi."
"Sen o soruya cevaben serseri demiştin. Bu yüzden miydi?" diye sordu Nefes. Öniz belli belirsiz gülümsedi.
"Evet. Bana edilen en güzel iltifat onun bana serseri demesiydi."
Usulca kafamızı salladık. Hala neden aralarında bu gerilim olduğunu anlayamamıştım. Anlattıkları henüz sorduğumuz sorulara cevap değildi. Gülüşü yüzünden silindirken cümlelerini duymaya başlamıştık.
"Ortaokulun son sınıfına gireceğimiz yazda sevgili olduk onunla. Mezun olduğumuzda ise her şey bitti."
"NE?"
Şok olmuştum duyduklarımla. Ağzımızdan çıkan bu şaşkınlık nidasını üçümüz aynı anda söylemiştik. Öniz bunu bizden, en yakınlarından nasıl gizlemişti. Nefes'ten peki?
"Evet. Ortaokulda İdil ile aynı okuldaydık. Aynı sınıfta değildik ama bu beni durduramamıştı. Sınıfından arkadaşlar edinmiştim. Neredeyse her ders arasında onların sınıfına gidiyordum. Onu görmek için yapıyordum bunu. Sınıfındaki kızlar gelip benimle sohbet etmek istiyorlar ben de İdil kıskansın bir kez de o gelsin yanıma, sen ne yapıyorsun, desin diye kızlarla konuşuyordum."
Memnuniyetsiz ve pişmanlıkla dolu gözlerini ellerinden çekip bize çevirmişti. Gözlerine öfke hücüm etti birden.
"Bu şekilde iki koca yıl geçti. İdil ile her okul çıkışı eve yürüyorduk. Bir gün ikimizin sınıfından da olmayan bir çocukla çıktı bahçe kapısından. Çocuğu tanıyordum. İsmi Şahan'dı ve son sınıftı. Okulun basketbol takımındaydı. Aptalca bir kıskançlık işte. İdil'in saçı ile oynadığını gördüğümde sinirlenmiştim ama İdil'in ona içten gülüşünü gördüğümde delirdim. Gidip çocuğun yüzüne yumruk attığımda ne olduğunu anlayamadığı için yere düşmüştü. İdil'in kolundan tutup yanıma çektim. İdil'in benim sevgilim olduğunu bağırdım o çocuğun suratına. İdil'e söyleyemediğim her şeyi o gün orada bütün okula bağırmıştım. İdil'i bir an bile düşünmemiştim. Gerçekten tam bir aptalmışım."
"Şşş deme öyle. Küçükmüşsünüz. Doğru olanın bu olduğunu sanıyordun belli ki. Hatanı biliyorsan telafi etmelisin. Kendini aşağılamaktan vazgeç." Dedim sakince. Başını olumsuz anlamda sallayıp devam etti konuşmaya.
"Denemedim mi sanıyorsun? Çok denedim ama olmadı Meri. Belki beni affetti evet ama o zamanlarda yaptıklarımın hep izi kaldı... O gün yanımda zorla eve götürmüştüm onu. Tabi ki bana öfkeli olduğu için bir iki metre önümden yürüyordu. Bahçeye geldiğinde ise durup bana döndü yüzünü. İşte o an anladım yaptığımın onu nasıl kırdığını. Hayatımda yediğim hiçbir tokat onun attığı kadar acıtmayacak canımı biliyorum. Onun o narin eli, attığı tokatla yüzümde bir iz bile bırakmamıştı. Öyle hafif vurmuştu bana, belki de her şeye rağmen kıyamamıştı. Ama benim canım acımıştı işte. Gözlerinde gördüğüm hayal kırıklığı acıtmıştı canımı."
Derin bir nefes aldı ve devam etti konuşmaya. Ama bu kez zorlanıyordu. Sesi titriyor bakışlarını kaçırıyordu sürekli.
"Bana, Madem beni seviyordun neden bana acı çektirdin bunca yıl, dedi. Defalarca sana seni sevdiğimi söylerken neden ağzını açıp hiçbir şey söylemedin bana, diye sordu. Yol boyu ağlamaktan kızarıp şişmiş gözleri bana öyle bir bakıyordu ki abi, ben o zaman anladım ne halt yediğimi."
Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Gözleri kızarmıştı. Ağlamıyordu ama ağlasa gözleri daha az kızarırdı buna emindim. Nefes kardeşine şefkatle bakıyordu ama kızgın ve üzgün olduğu yüzünden okunuyordu.
"Bana ne dedi biliyor musunuz? 'Sonunda seni unutmuş, kalbim başkası için çarpabilmişken, neden geldin? Ben çok çabalamıştım.' Dedi. Bu konuşmanın üstünden aylar geçti. Kendimi affettirmek için her şeyi yaptım. Sonunda başardım. Beni affetti. Benimle sevgili oldu. Beni hiç böylesine güzel seven olmamıştı. Ben hiç kimseyi böyle güzel sevmek istememiştim. Her şey öyle güzeldi ki. Gerçek olmayacak kadar güzeldi. İdil, varlığından şüphe edeceğim kadar gerçekti."
Yüzündeki gülümseme büyürken kızarak gözleri şimdi ışıl ışıldı. Hala İdil'i sevdiği öylesine belliydi ki. Gözlerindeki bakış, yüzündeki gülüş öyle masumdu ki. Öniz'i tanımayan öylesine birisi bile anlardı yüzünden okunan bu derin sevgiyi.
"Komşu olduğumuz için ailemizin yanında hep eskiden olduğu gibi davrandım ona. Soğuk, itici, asi bir serseri... Böyle bir sene kadar geçti. Öyle mutluydum ki. İdil ile boyumuzdan büyük hayallerimiz bile vardı. Mesleklerimizden ileride yaşamak istediğimiz evlere varana kadar hayaller kurduk hep. Birlikte ders çalıştık aynı okula gidebilmek için. Son sınıfın son dönemiydi. Okulda sınıflar arası müsabakalar başlamıştı. Ben basketbol takımında kaptandım. Maçımızın olduğu gün İdil'i okulda sadece iki kez görebilmiştim. Biri antrenman için spor salonuna gideceğimi haber verdiğimde. Diğeri de maç yaparken atacağım üçlüğün ona olduğunu anlatmak için parmağımla onu gösterdiğimde. Keşke göstermeseydim. Yanında o çocuk vardı yine. Şu yüzüne yumruğumu geçirdiğim çocuk, Şahan."
Gözlerindeki öfke geri gelmişti. Sanki o güne o sahaya geri dönmüştü. Bulunduğu yerde, bir elinde basketbol topu diğer eli ise sevdiği kızı ve yanındaki o çocuğu gösteriyordu. Sanki şu an karşısında olsa bir yumruktan fazlasını yapardı bu kez.
"Şahan'ın okulda olmaması lazımdı. Bizden bir yıl önce mezun olan birinin okulda, spor salonunun içinde bizim maçımızı maçı izlememesi lazımdı. İzlese bile İdil'in yanında omzu İdil'in omzuna değecek kadar yakın oturmaması lazımdı. Dahası İdil'in buna izin vermemesi gerekirdi... Ben öylece İdil'e bakarken İdil o çocukla gülüp sohbet ediyordu. Elimdeki topu kaptırmıştım, skorda geriye düşmüştük. Kaptanlığa devam edebilmek için ezeli rakibimle girdiğim iddiayı kaybetmiştim. Maç devam ederken ben sahadan çıktım. Kimse bu yaptığıma anlam verememişti. Hoca neden yaptığımı sorduğunda verebileceğim bir cevap yoktu. Hoca defalarca sordu, ben defalarca sustum. Sonunda takımdan atıldım. Sene sonu yapılacak olan okullar arası müsabakalarında da oynayamadım. Oynasam belki de seçmelerde başarılı olup hayatıma farklı şekilde devam edecektim. Ama Şahan denen o çocuk ve İdil'in ona olan tavrı benim hayatımı mahvetti!"
Son cümleleri söylerken bağırmıştı. Mutfağın kapısı açılmış annem ve teyzem kapıdan bize bakıyorlardı.
"Ben hepimize bir su getireyim." Diyerek yanlarına gittim.
"Kızım ne oldu Öniz'e? İyi mi?"
"Anneciğim ben sana evde anlatacağım. Ama merak edilecek bir şey yok. Biraz kızgınmış öyle bize anlatırken sesi yükseldi." Dedim fısıltıyla.
İkisi de başlarını sallayıp mutfağa geri girerken ben de elimdeki tepsiyle tezgâhın arkasından çıkıp oturduğumuz masaya doğru yürüdüm. Tepsiyi masanın ortasına koyup yerime oturdum. Öniz önüne koyduğum bardaktan bir yudum aldı. Az da olsa iyi gelmiş olmalıydı.
"Teşekkür ederim Meri."
"Sonra ne oldu Öniz? İdille konuştun mu?"
"Konuştum. Ne işi vardı diye sordum. Ne konuşuyordunuz diye sordum. Şu an hatırlayamadığım bir sürü soru sordum ama verdiği tek cevap vardı. Ben onu yanlış anlamışım... Bana sürekli bunu diyordu. Sen bizi yanlış anlamışsın, neden burada bilmiyorum, yanıma oturdu bir şey söyledi güldüm sen o sırada görmüşsün, dedi. İnanmak istedim. Hatta inandım da. Ben olanları unutmaya çalıştıkça o çocuğu sürekli İdil'in çevresinde görmeye başladım. Sonra öğrendim ki İdil'in gittiği tenis kursuna hafta sonları bu çocuk da geliyormuş. Tamam dedim olabilir. Ama dahası da varmış. Meğer tenis kursunun verildiği spor salonu o çocuğun ailesine aitmiş."
Sesi öylesine düz çıkmıştı ki şaşkınlıkla Öniz'e bakarken tüylerim ürpermişti. Şu anda yüzünde de gözlerinde de sesinde de hiçbir duygu yoktu. Duygularını aldırmış gibi boş bakıyordu.
"Bunu öğrendiğimde neden bana o çocukla aynı kursa gittiğini söylemediğini sordum. Onu arkadaşı olarak gördüğünü beni sevdiğini bu nedenle söyleme ihtiyacı hissetmediğini söyledi. Yine inandım ama içim soğumamıştı. Bir hafta sonu İdil'in kurs çıkışına gittim o çocuk da vardı. İdil'e eve bırakmayı teklif etmiş İdil de reddetmişti. İdil'e inanmakla doğru yaptığımı düşünüyordum."
Gülerek kafasını iki yana salladı ve devam etti.
"İdil'in rahatsız olduğunu düşünüp yanlarına ilerledim ve İdil'i kendime çekip kolumu omzuna attım. O sırada Şahan 'Demek ödeşme zamanımız geldi.' Diye bağırırken sağlam bir yumruk attı yüzüme. Yerden kalktığımda ona daha da öfkeliydim. Ödeştik diye düşündüm. Belki de ona karşılık vermeyebilirdim ama yapamadım. Gözümün önüne İdil ile Şahan'ı spor salonunda nasıl gördüğüm geliyordu. Bir öncekinden daha sert bir yumruk daha savurdum Şahan'ın yüzüne. O da bana karşılık vermişti. İdil ise olayın büyüyeceğini anlamış ve çok korkmuştu. İkimiz de pes etmeyecektik çünkü, birbirimize vurmaktan vazgeçmeyecektik. Birkaç dakika sonra İdil'in keskin çığlığı ile durduk. Yanına gidip sarılmak, sakinleştirmek istemiştim. O ise endişeyle Şahan'a bakıyordu. O an anladım işte. Bana, ona verdiği değer kadar değer vermiyordu. Onun için endişelendiğinden daha fazla endişelenmiyordu. Ben onun umurunda bile değildim."
Bardaktaki bütün suyu tek dikişte içtikten sonra gözlerini kapattı sıkıca. Birkaç saniye böyle bekledikten sonra devam etti. Sona geliyordu sanki. Anlatacakları bitince çektiği azap bitecekti belki de, böyle düşünüyordu. Artık bitsin istiyordu.
"Yanlarından yürüyüp giderken İdil önce onun yanına koşup iyi misin diye sordu. Arkama dönüp bakmadım. Sonra koşarak yanıma geldi, konuşmadım. Birkaç gün sonra okul çıkışında eve tek başıma giderken İdil önümde durdu. O gün yaptıklarımın çok yanlış olduğunu hatta oraya gelmemin bile başlı başına hata olduğunu, benim gerçekten bir serseri olduğumu, beni artık sevmediğini söyledi."
Başını önüne eğip gözlerini açtı. Ardından gözlerini Nefes'in gözlerine çiviledi. Ondan güç almak istiyordu sanki.
"Bana 'Ben senin asiliğinden, bu serseri hallerinden yoruldum. Bu kalp senin için atmak istemiyor Öniz... Bir ölüden farkın yok artık benim için. Sen benim içimde öldün.' Dedi gözlerimin içine baka baka bağırdı yüzüme. Öldürse belki daha az acırdı içim. O kadar yaktı ki içimi söyledikleri abi..."
Zorla yutkundu. Gözlerini kırpmadan Nefes'e bakıyordu.
"İçim soğur belki diye ben de içimden geçenleri söyledim ona. 'Şahan'a nasıl baktığını onun için nasıl endişelendiğini gördüm. Merak ediyorum ne zamandır benimle sevgiliyken Şahan ile de sevgiliydin?.. Madem ben artık senin için bir ölüden farksızım, sen beni nasıl yüz üstü bıraktın ölüler bile sırt üstü gömülürken?.. Sen beni sadece kendi içinde öldürmedin İdil. Sen beni gerçekten öldürdün. Bir daha yaşamayayım, bir daha mutlu olamayayım, bir daha hiç kimseye güvenmeyeyim diye bütün hislerimi diri diri toprağa gömdün sen.' Diye bağırdım ağlarken."
Aynı acıyı yaşıyordu. Göz yaşlarını daha fazla tutamamıştı. Bizden saklamaya bile gerek görmüyordu. Canı öyle yanıyordu ki...
İdil'e kurduğu o cümleler öyle ağır bir duygunun dışa vurumuydu ki. Aldatılmak ve kandırılmak güçlü ve ağır duygulardı ve Öniz bunlarla küçükken tanışmıştı. Bizler bu kelimelerin sözlük anlamlarını bilmezken Öniz yaşamıştı. Bu kelimeler Öniz'in en saf ve derin duygularını katletmişlerdi.
Sustuk... Ne söyleyebileceğimiz bir kelime vardı ne de ağzımızı açmaya cesaretimiz. Nefes Öniz'in bir elinden Umay diğer elinden tutuyordu. Bense Öniz'in omzuna başımı koymuş sırtını sıvazlıyordum. Onun acısını tahmin etmek benim için çok da zor değildi. Bu nedenle olsa gerek benim de gözlerimden yaşlar akıyor, Öniz'e eşlik ediyordu.
"Şimdi ise benim kafamı karıştırıyor. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Onun için her umutlandığımda, onu her affettiğimde beni yüzüstü bırakıp o çocuğun peşinden hiç gitmemiş gibi... Hani aynı okulu yazacaktık ya biz, birlikte ders çalışacaktık. İdil o okulu tercihine yazmadı bile biliyor musunuz? Onun okuduğu okulu yazdı! Milas'dan kilometrelerce uzakta olan o spor lisesini yazdı. Şahan için!.."
Sitem, öfle ve kırgınlık vardı sesinde. Gözlerinde ise çaresizlik. Sinirle solurken kalbinde kabuk bağlayan yaraları, açıldıkları ilk günkü gibi kanıyor, gözyaşları acıyla akıyordu. Bir insanın aldığı nefesten bile anlardınız bunu. Hele de bu duygu size yabancı değilse...
Bu duygu bana hiç yabancı değildi. 'Beni neden yüzüstü bıraktın?' diye avaz avaz bağırmak istediğim birisi olmuştu. Okulda yaşadığım zorlukları katlanılabilir kılan dört kişi vardı hayatımda. Şu anda biri yanımda içini döküyor diğer ikisi ise karşımda onu dinliyor ve destek oluyorlar benim gibi. Dördüncü kişi ise artık hayatımda olmayı hak etmeyen biri.
Başım Öniz'in omzundayken gözyaşlarım hem Öniz'in hissettiği bu ağır duyguya hem de iki yıl önce bu duyguyu hisseden, şimdiki halinden daha toy olan küçük Meri'ye ağlıyordu. Ben o günleri atlatmıştım. Çok zor olmuştu. Sancılı, acı verici bir süreçti ve benim yanımda yine bu masadakiler vardı. Ben dostlarım sayesinde atlatmıştım. Hiç yeşermez dediğim o hislerim Iraz'ın hayatıma girmesi ile yeşermeyi beklemeden çiçekler açmıştı.
Peki ya Öniz ne yapacak, nasıl olacaktı? Onun da hisleri yeşerir mi benimkiler gibi? Yoksa yeşersin diye çoktan sulandı mı öldüren tarafından? Peki ya İdil? O hiç mi acı çekmedi? İdil'in gözlerindeki o sevgi pırıltısı ne anlama geliyor? Ya aslında yaşananların birden fazla boyutu varsa?
Her insan kendi hayatının başrolüdür. Güzel oynayıp oynamadığını bulunduğun yerden, başrolken, bilemezsin. Zannedersin ki film senin etrafında dönüyor sadece. Ama bazen yönetmen koltuğuna oturup oyuncular doğru mu oynuyor, diye bütünü izlemek, diğer oyuncuların sahnelerine de bakmak gerekir. Öniz'in anlattıkları bir filmin Öniz'in gözünden yorumuydu. Filmin tamamını anlamak içinse diğer başrolümüzün de film yorumunu dinlememiz gerekiyordu. Umay ile göz göze geldiğimizde çoktan İdil ile konuşmamız gerektiği konusunda anlaşmış ve planımızı hazırlamıştık. Filmin aslında ne anlattığını ancak böyle öğrenebilirdik.
***
Instagram - @tugbaycaltindas
Bölüm etkileşimi
