28. bölüm / 30
KIZIL GEZEGENDEN BİR MANZARA -Geçmişten Gelen-27. Bölüm - BEN BURADAYIM
Bölümler 30Şu an: 27. Bölüm - BEN BURADAYIM
- 1 -TANITIM-171 kelime
- 2 1. BÖLÜM - KİMSİN SEN?3.518 kelime
- 3 2. BÖLÜM - ANLARA SAKLANMIŞ ANILAR4.533 kelime
- 4 3. BÖLÜM - SAHTE3.321 kelime
- 5 4. BÖLÜM - YENİDEN2.179 kelime
- 6 5. BÖLÜM - EN GÜZEL MANZARAM2.764 kelime
- 7 6. BÖLÜM - AŞKIN GEZEGENİ2.483 kelime
- 8 7. BÖLÜM - ÖLENE DEK3.341 kelime
- 9 8. BÖLÜM - SAKLI HAYAT3.569 kelime
- 10 9. BÖLÜM - EŞ RUHUM2.849 kelime
- 11 10. BÖLÜM - BİR AN2.742 kelime
- 12 11. Bölüm - KIZIL GEZEGEN1.581 kelime
- 13 12. Bölüm - SEVGİYİ HİSSET1.516 kelime
- 14 13. Bölüm - AİLE1.405 kelime
- 15 14. Bölüm - İYİLEŞME MESELESİ2.783 kelime
- 16 15. Bölüm - YARA3.130 kelime
- 17 16. Bölüm - HAYAL1.723 kelime
- 18 17. Bölüm - Hep Varmış3.419 kelime
- 19 18. Bölüm - İYİ Kİ…3.457 kelime
- 20 19. Bölüm - DAHASI2.330 kelime
- 21 20. Bölüm - Hangi Gezegen?2.630 kelime
- 22 21. Bölüm - UZAK2.554 kelime
- 23 22. Bölüm - SERSERİ2.689 kelime
- 24 23. Bölüm - YÜZÜSTÜ4.195 kelime
- 25 24. Bölüm - KOKU3.257 kelime
- 26 25. Bölüm - BİR YILDIZ DAHA3.482 kelime
- 27 26. Bölüm - GÜLÜŞÜNDE SAKLI3.169 kelime
- 28 27. Bölüm - BEN BURADAYIM3.589 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 28. Bölüm FİNAL - YAPAMADIKLARIMIZ VE YAPACAKLARIMIZ3.401 kelime
- 30 YAZARDAN SON SÖZ51 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
***
Bölümü oylamayı ve satır arasına yorumlar bırakmayı unutmayın okur tanelerim 🧡
***
Bölüm şarkıları
Çağan Şengül - Ölemiyorum
Berk Baysal - Yaralarını Ben Sarayım
Hayatta mutlu olmayı insanlar mı seçer? Yoksa hayat mı insanları mutlu eder? Bu kitapta mutluluk bazen kendisi geldi ama her zaman seçilen oldu. Hüzünler yüreğe ağır geldiğinde, acılar kişiyi dibe çektiğinde bir yol bulup mutlu olmayı seçenlerin hikayesi. Hadi gelin birlikte öğrenelim neden mutluluğu seçtiklerini.
Işıkların parlaklıklarını kısalım, yanımıza bir kutu peçete almayı unutmayalım...
***
Akşam evlere dağılmadan önce Iraz ile birbirimize söz vermiştik. Bir sonraki gelişinde baştan sona ikimizin seçtiği bir film izleyecektik çünkü bu günkü film gecesi bizim için Iraz'ın yaşanmışlıklarını anlattığı ve benim anlamlandıramadığım şeyleri artık çok iyi anlamlandırdığım bir gece olmuştu. Nefes, Umay ve Öniz ise keyifle filmlerini izlemişler hatta bizim ortamda olmadığımızı filmin sonunda fark etmişlerdi.
Toparlanıp salonda oturup biraz sohbet ettikten sonra birlikte yarının planını yaptık. Yarın bizim özel bir gündü. Umay ve Nefes için unutmalarına imkân olmayan bir gündü. Hatta öyle ki yarının ruh haline ikisi de bürünmüşlerdi. Onlar bu haldeyken daha fazla oturmanın doğru olmayacağını Öniz de ben de biliyordum. Bu nedenle bir an önce kalkmaya karar verdik. Evlere dağılmalıydık ve Umay ile Nefes kendilerini hazırlamalılardı. Bizi eve Nefes ve Öniz bırakacaktı. Iraz ne kadar çok gelmek istese de yarın akşam yola çıkacağı için dinlenmesini istiyorduk ve en sonunda gelmesine gerek olmadığına ikna edebilmiştik. Kapıda herkes 'yarın görüşürüz' dilekleriyle vedalaşıp aşağı inerken bense Iraz'a sımsıkı sarılıp kulağına 'Yarın sabah bize gel, oradan geçelim, birlikte...' demiştim. Iraz ise başını sallayıp boynuma bir öpücük kondurdu.
Hızla merdivenlerden inmiş bina kapısından önceki son basamaklarda olan arkadaşlarıma yetişmiştim. Iraz'ın oturduğu apartmandan dışarı adımımızı atmıştık ki Nefes karşımızda durdu.
"Umay... Yarın birlikte gidelim mi?"
Bu soru hepimizi çok şaşırtmıştı. Umay şimdiye dek teyzemler olmadan, biz olmadan gitmemişti oraya. Bir kez bile. Gidememişti çünkü. Cesaret edememişti. Tek giderse ağlardı, biliyordu. Yanında birileri olmazsa neşeli kalmazdı. Ama şimdi Nefes onunla gitmek istiyordu ve Nefes'in yanına ağlamak Umay için daha kolaydı. Çünkü Nefes Umay'ın sığınağıydı...
Öte yandan Nefes de şimdiye dek yanında kimseyi götürmemişti. Bizi gördüğünde bile hızla uzaklaşırdı. Bir kez bile yanına birisi olmazdı. Belki o acıyı tek başına çekmek istediğinden belki de onunla konuşurken rahat olmak istediğinden. Bilmiyordum. Zaten her şeyi içinde yaşardı Nefes. Gelip bize anlatmazdı hiç. Bizi hep dinler bize ağabeylik yapardı ama bir kez ben de çok yoruldum bir kere de siz dinleyin beni demezdi. Şimdi ise onu dinleyecek birine sahipti. Umay'ı vardı artık. Belki de bu sebeple birlikte gitmek istemişti.
"Nefes... Annemlerle birlikte gideriz hep, biliyorsun..."
"Ben de geleyim bu sefer sizinle. Sonra sen de benimle gelirsin olur mu?"
Umay'ın gözleri doldu. Öniz ile birbirimize bakıyorduk. Bugün öğrendiklerimin üstüne şu anda yaşananlar benim kalbime ağırdı. Öniz'in bile gözleri buğulanırken benim ağlamam kadar normal bir şey olamazdı. Nefes kendisini zor tutuyor Umay'ın ise gözlerinden sicim gibi gözyaşları akıyordu. Onları böyle görmek beni daha da etkilemişti. Ağladığımı görmelerini istemediğim için arkamı dönmüş Öniz'e bakıyordum. Bakışlarını bana çevirmesi ile Öniz'in gözünden bir damla yaş düşmesi de bir olmuştu. Hemen elinin tersiyle gözyaşının yanağında bıraktığı izi yok etti. Bir elini omzuma koyup sıktı. Yağmurluğumun koluyla gözlerimi sildim ve ciğerlerime büyükçe bir hava çekerek tekrar önüme döndüm. Nefes Umay'a sarılmış saçlarından öpüyordu. Umay ise Nefes'in boynuna gömmüştü başını ve titriyordu.
Sakinlediklerinde yavaş adımlarla binanın önünden ayrıldık. Yol boyu bir kelime bile çıkmadı ağzımızdan. Hepimizin boğazında dikenli teller vardı. Ne yutkunabiliyorduk ne de konuşabiliyorduk. Dolan gözlerimizi kırpmamaya çalışıyor arada başımızı gökyüzüne kaldırıp zorla gözlerimize dolan yaşları geri gönderiyorduk. Önce Umay'ı eve bıraktık. Ben yanağına kocaman kokulu bir öpücük bırakırken Öniz Umay'ın kolunu sıvazlamış ve iyi geceler dilemişti. Nefes sımsıkı sarılıp yarın sabah 08.00'de evin önünde olacağını söylemişti. Umay'ın saçlarına uzunca bir öpücük bıraktıktan sonra istemeyerek gevşetti kollarını. Umay'ın el sallayıp kapıyı kapatmasıyla bize doğru yürümeye başladık.
Bahçe kapısının önüne geldiğimizde önce Nefes'e sarıldım.
"Sabah Iraz da gelecek. İstersen birlikte gelin. Hı?"
"Tek geleceğim. Umaylarda buluşuruz sizinle."
Yavaşça başımı salladım. Başarılı olmamıştım. Yine kapatmıştı kendini dünyaya. Niye o zaman dönmüştü ruhu ve Umay'dan başkası onu oradan çıkaramazdı. Ama Umay da kapatmıştı kendini dünyaya. Öniz ila göz göze geldik. Bana doğru bir adım attı. Parmak ucuma yükselip sarıldım. Nefes'in duymamasına özen göstererek fısıldadım.
"İkisi de kapattı kendini yine."
"Umalım da birbirlerinden kaçmayıp birbirlerine iyi gelsinler bu kez."
"Öniz... Lütfen dikkat et abine olur mu?"
"Merak etme sen. Bu sefer Umay var." Dedi Öniz buruk bir tebessümle.
Ayrıldığımızda benim bakışlarımda endişeyle karışık bir yalvarış Öniz'in gözlerinde ise hüzün ve minnet vardı. Arkamı dönüp bahçeye girdim ve anahtarımla kapıyı açıp içeri girdim. Son gördüğüm görüntü ise Öniz'in bir kolunu Nefes'in omzuna atmış ağır ağır yürümeleriydi.
Sabah 07:00'de uyanmıştık. Babam çoktan çiçekçiye gitmiş ve saksıda beyaz karanfil almıştı. Annem ise sandıktan bebek biberonunu çıkarmış içine su doldurmuştu. Benim hazırlığım ise bu kez farklıydı. Ben bu kez ona bir masal anlatacaktım. Masama oturmuş masalın son satırlarını yazıyordum.
"Ve ablası minik meleğine oyuncaklar almış yanına geldiğinde oynamak için. Çünkü biliyormuş ki orası dünyadan çok daha güzelmiş. Diğer ablası ise ona anlatmak istediği masalları yazıyormuş yanına geldiğinde okumak için. Ve ikisi de dua ediyorlarmış o güzel yüzlü melek rüyalarımıza gelsin diye... Ailen seni çok seviyor Elay."
Annem burnunu çekerek odama girdiğinde kâğıdı katlayıp ayağa kalktım. Ah... Şimdiden ağlamaya başlamıştı biriciğim.
"Nefes de gelecekmiş." Dedi yanıma doğru yürürken.
"Evet... Iraz da gelecek." Dedim tebessüm etmeye çalışırken. Annem ise dolu gözlerle bakıyordu bana. Hafifçe başını salladı.
"Bu kez kalabalık olacağız demek. Dayın ve Barış da gelecek." Dedi. İkimizin de içinden aynı düşünceler geçiyordu, biliyordum. İkimiz de ailemizin büyüdüğünü çok net hissetmiştik. İkimiz de hayatımıza giren ya da hayatımızda olan insanların nasıl yavaşça ailemiz olduğunu anlamıştık bugün. Annem yavaşça arkasına dönüp kapıdan çıkarken ben de telefonumu almak için adımlarımı yatağıma yönelttim. Iraz'dan haber bekliyordum. Olayları derinlemesine anlatmamıştım. Sadece nereye gideceğimizi biliyordu. Bir de kimin için gideceğimizi...
Masama dönüp az önce katladığım kâğıdı açıp bir kez daha okudum. Bu notu Elay için yazmış olsam da anı kutuma koymam gerektiğini hissedip sonra temize geçirmek üzere fotoğrafını çektim. Sanki şu anki hislerimi asla unutmak istemiyordum. Daha önceleri Elay'ın yanına giderken pek çok minik hediye yapmıştım ama ilk kez kalbimden kalemime akan cümleleri götürüyordum ona. Ve ben gerçekten bu hissettiklerimi unutmak istemiyordum.
Telefonumun çalışıyla tekrar tekrar okuduğum minik masalı katlayıp kot pantolonumun arka cebine koydum ve telefonu açtım.
"Sevgilim."
"Kızıl Gezegenim. Uyandınız mı?"
"Uyandık ve hazırlandık sevgilim. Sen ne yaptın?"
"Ben de hazırlandım evden çıkayım mı diye sorayım dedim."
"İnce fikirlim benim... Gel sevgilim. Dayımla Barış da gelince çıkarız."
"Tamam Kızıl Gezegenim. On dakikaya oradayım." Yüzümde buruk bir tebessümle telefonu kapatıp odama sebebini bilmediğim kısacık bir bakış attıktan sonra odamdan çıkıp aşağı indim. Annem ve babam salonda oturmuş konuşuyorlardı.
"Biz zamanla unutuyoruz ama onlar hiç unutmuyor. Ben hâlâ Sumru'nun gözlerinde o acıyı görüyorum Oray."
"Ben de fark ediyorum bazı konuşmalarda. En çok da Umay'da fark ediyorum ama Kumru."
"Nasıl yani?" Annemin şaşkınlıkla sorduğu bu soru benim de zihnimde yankılanmıştı.
"Sanki Sumru ve Yekta hayatlarına devam ediyormuş ama Umay hep o yaşta kalmış gibi." Uzun bir sessizlik oldu. Babam doğru söylüyordu. Umay dört yıl öncesinde kalmıştı. Liseden önceki son çocukluk zamanında sıkışıp kalmış gibiydi. Bunu ben de fark ediyordum ama ilk kez benden başkasının fark ettiğini duymak kötü hissettirmişti. Adımlarımı ilerletip salona girdim.
"Yekta eniştem ve Umay hâlâ kendini suçluyor bence." Dedim fısıltıyla.
"Gel canım... Gel... Neden böyle düşündün güzel kızım?"
"Bu yaz siz tatile gittiğinizde teyzemlerde kaldığımda duydum ikisini. Eniştem ile Umay konuşuyorlardı. İkisi de hâlâ kendisini suçluyor, sorumluluğu kendi üstlerine alıyorlar. Birisi sebebi olduğunu birisi de zamanında yetişemediğine inanıyor." Annem de babam da susmuş bana bakıyorlardı. Eminim teyzem de içten içe kendisini suçluyordu. Ama kimsenin bir suçu yoktu işte. Bunu hepsi biliyor ama hiçbiri kabul edemiyordu. Ben de böyle bir olay yaşasam kabul edemezdim.
Kapının çalması ile annem ayaklanmış babamsa benim yanıma gelip kocaman sarılmıştı. Iraz'ın sesi eve dolduğunda az önceki kasvetli hava az da olsa dağılmıştı. Önde Iraz arkada annem salondan içeri girdiklerinde babam ayağa kalkıp Iraz ile selamlaşmıştı. Ben de kalkıp kısacık bir kucaklaşmanın ardından oturması için koltuğu gösterdim.
"Başınız sağolsun. Ben, Umay'ın bir kardeşi olduğunu bilmiyordum. Meri dün söyledi."
"Sağol Irazcığım. 4 yıl önce bir ihmal sonucu vefat etti. Bu sebeple konuyu onlar açmadıkça bizler de açmamaya çalışıyoruz... Geldiğin için teşekkür ederiz Iraz."
"Ne demek Kumru teyze. Meri'nin, Umay'ın ve sizlerin yanında olmayı çok isterim. Umuyorum ki bugüne kadar yanlış bir cümlemle kimseyi üzmemişimdir." Annem dolan gözlerle Iraz'a bakarken babam, annemin konuşamayacağını anlamış olmalı ki sözü devraldı.
"Sağol oğlum. Eminim ki olmamıştır ve olmayacaktır... Hanım gel biz mutfağa geçelim, Işıner ile Barış da birazdan gelirler zaten. Sen biraz toparla kendini."
Annem yavaşça ayağa kalkarken babam da koluna girmişti annemin. Elay'ı kaybetmemizin üstünden uzun uzun seneler geçmemişti. Bizim ailemizin bir tanesiydi bu nedenle hepimiz bugün geldiğinde, onu hatırlatan şeyler gördüğümüzde kendimizi zor tutuyorduk. Birbirimiz için tutuyorduk kendimizi. Annem o günden sonra kendini hep teyzem için tuttu. Ben kendimi hep Umay için tuttum. Şimdilerde fark ediyorum da biz onlar acılarını yaşarken dimdik durup destek olurken kendimiz acımızı yaşayamamışız. Bu sebepten belki de her geçen yıl annem daha çok ağlar olmuştu Elay için. Ben her geçen sene Elay'ın dolmayacak yerini daha iyi anlamıştım. Teyzem ve Umay her geçen sene daha dirayetli dururken Yekta eniştem, annem ve ben daha da bırakıyorduk yılın bugünü kendimizi. Seneler sonra yaşamaya çalıştığımız yasımızdı belki de bu. Ve içim Iraz'ı gördüğüm an ona yaslanmak istemiş, dört yıldır ilk kez, yoğun bir ağlama isteğiyle dolmuştu.
"Ben yanındayım sevgilim." Oturduğu yerden kalkıp tam önümde durmuş, saçlarıma bir öpücük bırakmıştı bense hâlâ oturuyordum. Ellerini uzatıp omuzlarıma koyarken "Tutma kendini daha fazla. Ben buradayım." Dedi. Güçlükle bakıyordum gözlerine. Beni böyle hemen anlaması duygu yoğunluğumun üstüne tuz biber olmuştu.
Gözyaşlarım Iraz'ın siyah tişörtünün eteklerine belli belirsiz izler bırakırken hıçkırıklarımı tutmaya çalışıyordum. Iraz'ın parmakları saçlarımda gezinirken bir eliyle de sırtımı sıvazlıyordu. Senelerce yaşayamadığım yasımı Iraz'ın desteğiyle yaşıyordum ama yine de güçlü durmalıydım. Gözlerim kızarırsa Umay anlardı ve eminim o da Nefes yanında durduğunda avaz avaz ağlamak isteyecekti.
Birkaç dakika da olsa içimi boşaltmak iyi gelmişti. Başımı kaldırıp Iraz'ın gözlerine baktım. Hüzünlü bir tebessümle bana bakıyordu. Yüzümü avuçlarının arasına alıp baş parmaklarıyla ıslanmış yanaklarımı sildi önce, ardından göz pınarlarımda asılı kalan birer damla yaşı. Kalkıp yüzüme su çarpmak geliyordu içimden. Yanan gözlerim ancak böyle kendine gelirdi. Ve sanıyorum Iraz'da benimle aynı fikirdeydi lakin benim bacaklarımdaki bütün güç buhar olup uçmuş gibiydi. Gözlerim hâlâ Iraz'ın gözlerindeydi. Bana cesaret vermek ister gibiydi bakışları. 'O güç bacaklarında ama sen hissetmiyorsun hadi kalk' der gibiydi. Yüzümdeki ellerini çekerken biriyle dizlerimde duran elimi kavradı.
"Hadi gel. Yüzüne bir su çarpalım. Umay ve Nefes'e, teyzenlere destek olmalıyız. Sonra burası" boştaki eliyle omzunu gösterdi "sana sığınak olur. Anlaştık mı Kızıl Gezegenim?"
Hayatımda olmasına binlerce kez şükrettim içimden ve hafifçe başımı sallayıp buruk bir tebessümle teşekkür ettim ona. Elimi yavaşça çekmesi ile yerimden kalktım ve üst kattaki banyoya çıkarak yüzüme su çarptım. Havluyla yüzümü kurularken zilin çaldığını duydum. Dayım ve Barış gelmiş olmalıydı. Nitekim annemin seslenişi ile geldiklerini teyit etmiş koşarak aşağı inip evden çıkmıştım. Babam ardımdan kapıyı kilitlerken bahçe kapısının dışında sohbet eden genç adamların yanına gittim. Kollarımı iki yana açarak dayıma koştum.
"Dayı."
"Güzelim... Nasılsın?"
"Bugün iyi olduğumu söyleyemeyeceğim dayı."
"Bana biraz anlattılar ama ayrıntıları bilmiyorum."
"Mezarlıktan ayrılınca birlikte bir yere otururuz anlatırım ben size. Hem hepiniz bilseniz daha iyi olur. Çünkü bugün yalnızca Elay'ın vefatının yıl dönümü değil."
"Nasıl yani?" Dedi şaşkınlıkla Barış. Kaşlarını çatmış mavi gözleri gölgelenmişti. Işıner dayım da aynı Barış gibi kaşlarını anlamaya çalışır bir ifadeyle çatmış bana bakıyordu.
"Kızıl Gezegenim bence dayın ve Barış'ı biraz bilgilendirsen iyi olur."
"Doğru diyorsun sevgilim." Elimle önüme düşen saçımı kulağımın arkasına attım ve derin bir soluk çektim ciğerlerime. Sahiden zor bir gündü bugün.
"Bugün Elay'ın vefatının yıl dönümü, evet... Ama aynı zamanda Nefes'in çok yakın bir arkadaşının da vefat ettiği gün bugün... İntihar etmiş..."
Boğazımı kurutmuştu son kurduğum cümle. Nefes'in bana anlattığı o gün gelmişti aklıma. Gözlerindeki suçluluk, sesindeki çaresizlik ve acı... Ağzımın içi kupkuru olmuştu. Zorlukla yutkunup devam ettim cümlelerime.
"Nefes... tutamamış düşerken... O yüzden kendini suçluyor. Arkadaşı Elay'ın birkaç sıra ilerisinde yatıyor."
Keskin bir sessizlik olmuştu. Hava hafiften yağmur attırıyordu. Dayım ve Barış öğrendiklerini sindirmeye çalışırken Iraz elini omzuma koymuş bana destek çıkmaya çalışıyordu. En sevdiğim insanların acılarla doldukları gündü bugün. Ve benim de içim acıyla doluyordu. Gökyüzü ise sanki biliyor gibi her sene bugün ağlardı.
Ağır adımlarla önce teyzemlere ardından mezarlığa gitmiştik Anneannem ve dedemi dayım almaya gitmiş mezarlıkta bizimle buluşmuşlardı. Nefes Umay'ın elinden tutmuş dimdik duruyordu. Hani dağ gibi derler ya işte tam da öyleydi duruşu. Umay'ın bugün ne kadar hassas olduğunu anlamış olmalı ki belki de yaşadığı acıyı içine gömmüştü.
Mezarlığın dar yollarından geçip Elay'ın mezarına ulaştığımızda teyzem çoktan ağlamaya başlamıştı. Dedem göz yaşlarını siliyor anneannemse anneme sarılmış ağlıyordu. Yıllar geçmişti evet ama içimizdeki acı hafiflememişti. Alışmıştık belki, her gün aklımızda olmuyordu bu acı ama kalbimizde bir burukluk hep oluyordu. Hani zaman her şeyin ilacı diyorlar ya eğer geçmesini istersen ilaç olurmuş zaman. Eğer geçmesini istemezse insan, zaman geçer ama insandan geçmezmiş yaşadığı acı, bunu öğretmişti bana hayat ve görüyordum yaşamda. Bu acı bizden geçmişti belki, zaman bize ilaç olmuştu ama teyzem, eniştem ve Umay'dan hiç geçmemişti ve sanırım hiç geçmeyecekti.
Babam dikilecek çiçeklerle mezara daha da yaklaştı. Eniştem, dayım ve Barış da babamın yanına giderek onunla diktiler çiçekleri. Elay için süslemişlerdi toprağını. Bir an aklımdan geçen düşüncenin ağırlığıyla sarsıldım. 'Elay için süslediler toprağını...' Bu düşünce daha fazla dayanma gücü bırakmamıştı bende. Iraz'ın elini sıkı sıkı tutarken gözlerimin kararmasıyla sendeledim. Iraz'ın belimde hissettiğim kolu sayesinde ayakta duruyordum. Umay'da benden farksız değildi. Nefes kolunu Umay'a dolamıştı Umay ise Nefes'in omzunda sessizce döküyordu gözyaşlarını. Zor duruyordu bu kez mezarın başında. Her sene gülerek gelen, bir damla yaş dökmeden teyzem ve eniştemin koluna girip giden o kız şimdi Nefes'in omzuna yaslanmış, ağlayamadığı günler için ağlıyordu.
Çiçekler mezara dikildiğinde can suyu vermek için yarışır gibi yağmur şiddetini daha da arttırmıştı. Dualarımızı ettikten sonra önce anneannem ve dedem ile dayım, ardından annem, babam, teyzem ve eniştem ayrılmıştı Elay'ın yanından. Umay ile Nefes hâlâ Elay'ın yanındalardı. Mezara daha da yaklaşmışlar çömelmiş elleriyle toprağını seviyorlardı. Barış, Iraz ve ben ise Elay'ın yanından biraz uzaklaşmıştık ama hâlâ oradaydık. Elimde Elay için yazdığım masalı sıkı sıkıya tutuyordum. Öniz'in yanımızdan geçerek Umay ile Nefes'in yanına gitti ve elindeki şemsiyelerden birini abisine uzattı. Anlaşılan yağmur şiddetini arttırınca evde ne kadar şemsiye varsa kapıp yanımıza gelmişti. Abisinin şemsiyesi açtığını görünce Umay'ın sırtını sıvazlayıp çömeldiği yerden kalktı ve yanımıza gelip elindeki kapalı olan diğer şemsiyeyi Iraz'a uzattı ve kendisi de Barış'ın yanına geçti. Sessizlik içinde dostlarımızı ve kardeşlerimizi izledik ta ki kalkıp yanımıza geldikleri ana kadar.
"Meri." Umay kollarını açmış bana doğru yaklaşıyordu. Iraz'ın tuttuğu şemsiyenin altından çıkıp Umay'a doğru yürümeye başladım. Umay da şemsiyenin altından çıkmış yeniden ıslanmaya başlamıştı. Sımsıkı sarıldık, uzun uzun sustuk ikimiz de.
"Biz Nefesle birlik-"
"Gidin siz... İşiniz bitince yanımıza gelmek isterseniz ararsınız." Yavaşça başını salladı Umay ardından Nefes'in yanına gidip onun kanatlarının altına sokuldu. Nefes'in kolu Umay'ı sararken saçlarına da bir öpücük kondurmuştu.
Onlar arkalarını dönüp birkaç mezar ilerideki Nefes'in arkadaşının yanına gittiler. Biz de Iraz ile Elay'ın yanına gittik. Avcumda sımsıkı tuttuğum masal şimdi yerini bulacaktı. Bugüne kadar neler olduğunu, ailedeki her bir kişinin onu nasıl içlerinde yaşattığını bu masalda anlatmıştım. Önce masalı okudum fısıltıyla. Yüzümde gülümseme vardı ama ağlıyordum. Iraz arkamdan sarılmış kollarının arasına almıştı beni. Sanki beni korumak ister gibiydi. Sanki anlamıştı bu halimi kimsenin görmesini istemediğimi. Çenesini omzuma koyarak şemsiyenin altına çekti beni iyice. Masal ise çoktan bitmişti. Dizlerimi kırıp çömeldim ve kâğıdı Elay'ın toprağının üstüne bıraktım. Iraz'da hemen yanıma geçmiş o da çömelmişti.
"Elay bak, sana kimi getirdim." Dedim burnumu çekerken.
"Iraz..." dedim Iraz'ın elini birazcık kaldırarak. "Benim sevgilim..." tebessüm ettim. "Hani her yaz iskelede birini bekliyordum ya. Hatta bir kez seni de götürmüştüm. Hatırladın mı?"
Gözümden akan bir damla yaşı hızla sildim. Gülümsedim sonra.
"Beni buldu, yanıma geldi, ben de sana getirdim." Dedim tebessümle.
"Merhaba Elay. Ben Iraz. Seninle tanıştığım için çok mutluyum." Dedi Iraz sakin bir ses tonuyla. Sonra devam etti. "Ablalarına çok iyi bakacağız." Bakışları bakışlarımı buldu. Ardından Elay'ın mezarına baktı. "Söz..."
Yeniden bana bakıp tebessüm etti. Ayağa kalkıp tuttuğu elimden hafifçe çekti. Olduğum yerden ona baktım. Gözümden bir damla yaş daha aktı.
"Hadi... Üşüyeceksin sevgilim."
Iraz'ın arkasında, biraz uzakta ileriye bakan Barış ve Öniz'i gördüğümde yavaşça ayağa kalktım. Yanlarına gidip gözlerini diktikleri yere çevirdim bakışlarımı. Umay ve Nefes' bakıyorlardı. Mezarın ayakucuna çömelmişlerdi. Bu kez sıkı sıkıya sarıp sarmalayan kişi Umaydı. Nefes'in saçlarını seviyor, gözünden akan yaşları siliyordu. Öniz'in gözleri kızarmıştı. Umay'ın abisine böylesi bir destekçi olması Öniz'i etkilemişti. Dahası minnettardı çünkü Nefes şimdiye dek, bu konuda kimsenin ona destekçi olmasına izin vermemişti. Öniz'in boğazını temizlemesiyle bakışlarımız ona döndü.
"Gidelim mi artık?" dedi gözlerini Nefes ve Umay'dan ayırmadan.
"Gidelim... Gidelim de bana seneler önce bugün neler olduğunu anlatın." Dedi Barış. Iraz ve ben başımızı sallamakla yetinmiştik.
Öniz bakışlarını bize çevirdi ve hepimiz aynı anda arkamıza dönüp mezarlıktan çıktık. Yağmur şiddetini azaltırken şemsiyelerimizi kapatıp yürümeye devam ettik. Iraz omzumu sıvazlıyor ara ara yüzüme bakıyordu. Endişelenmiş olmalı ki bakışlarımdan ruhumu okumaya çalışıyordu. Tebessümle elimi beline doladım ve başımı göğsüne yasladım. Adımlarımız bizi ikinci yuvamız olan Sahil Kafeye getirmişti. İçeri geçtiğimizde kalabalık olduğunu görerek hayal kırıklığına uğradık.
"Bugün çok kalabalık." Dedim. İstemsizce somurtmuştum. Boş olan iki masaya bakıyordum. İkisine de oturmak gelmemişti içimden.
"Ne yapsak ki? Sizin kafeye de gidemeyiz şimdi." Öniz'in söylediği doğruydu. Bizim kafeye gidip yaşananları orada anlatamazdık Barış'a. Zaten çok üzgünlerken yaşananları tekrar duymalarına gerek yoktu.
"Boş masalardan birine oturalım o zaman. Hem belki boşalır zamanla." Dedi Barış hepimizin yüzüne tek tek bakarken.
"Bir dakika durun siz ben geliyorum hemen." Diyerek koşar adım yanımızdan uzaklaştı Iraz. Biraz geçmişti ki yanında genç bir çocukla geri döndü.
"Tanıştırayım, Akın... Ailesi kafenin sahibi son iki yıldır kendisi işletiyor."
"Merhaba. Yüz göre tanıyorum, daimî müşterilerimiz. Ama bugün eksiksiniz." Dedi Akın gülümseyerek.
"Merhaba." Dedik bir ağızdan sonra Öniz devam etti. "Bugün öyle oldu."
"Akın'dan üst katı kullanmak için izin istedim sağolsun beni kırmadı." Dedi Iraz Akın'ın sırtına vurarak.
"Ayıp ediyorsun kardeşim. Orası sana ve arkadaşlarına hep açık. Birlikte yaptık orayı, benim olduğu kadar sana da ait."
"Ne var ki yukarıda?" dedik Barış ile aynı anda. Merak etmiştik.
"Eh ben sizi götüreyim de kendiniz görün." Dedi Akın. Gülerek ve arkasına dönüp bize baktı. "Bu taraftan." Iraz elimden tutup Akın'ın arkasından yürümeye başladı. Barış ve Öniz ise bizi takip ediyorlardı.
Önce kafenin deposuna ardından deponun içindeki bir kapıdan geçtik ve birkaç adım sonra üst kata çıkan merdivenlere ulaştık. Akın elindeki anahtarı Iraz'a verip göz kırptı.
"Bir ihtiyacınız olursa Iraz'a söylersiniz o bana haber verir. İyi sohbetler size. Keyfinize bakın." Dedi Akın ve arkasına dönüp az önce girdiğimiz kapıdan çıktı. Iraz elimi daha da sıkı tutup dik merdivenden çıkmaya başladı. Merdivenlerin sonundaki kapıyı az önce Akın'ın verdiği anahtarla açtı ve ardına kadar itti. İçeri girip bizim de gelmemizi bekledi.
Burası kafenin çatısında bulunan küçük bir odaydı. Kapının solunda, denize bakan büyük cam sayesinde ışığa ihtiyaç duymayacak kadar aydınlıktı içerisi. Camın solunda kocaman bir kitaplık, camın kitaplık tarafında, önünde, bir çalışma masası ve camın kalan ön kısmında büyük bir koltuk vardı. Tam karşısına bir koltuk daha konulmuş, ikisinin tam ortasına ise eski bir döküm soba kurulmuştu. Camın sağında, sobanın arkasında ise küçük bir tezgâh, bir dolap, bir mini buzdolabı ve birkaç raftan oluşan, resmen küçültülmüş bir mutfak vardı.
"Ayakta durmayın. Hadi geçin koltuklara ben de bize birer kahve yapayım." Dedi Iraz. Şaşkınlıkla koltuklara oturup etrafı incelemeye başladık. Gözlerim bulunduğum ortama biraz alıştığında Barış'a döndüm.
"Barış. Dayım gelmeyecek mi?"
"Az önce mesaj attı. Annemlerle kalsam iyi olur diyor. Annem ve babam çok üzgünlerdi bugün sanrım onları bırakmak istemedi."
"Ne kadar teşekkür etsem az. Benim de aklım onlarda kalıyordu. Genelde hep ben kalırdım anneannemlerde bugün."
"Dayın yanlarında güzelim sen orayı düşünme şimdi." Dedi ve gülümsedi. Iraz da yanımıza gelmiş kahvelerimizi vermişti.
"Kızıl Gezegenim, anlat bakalım. Seni dinliyoruz." Anlatmaya nereden başlayacağımı bilememiştim. Bana yardımcı olmak için Barış söze atıldı.
"Elay dört yıl önce bir kazada vefat etmiş. Kumru ablam öyle söyledi bize. Detayını bilmiyorum ama."
"Evet Barış. Elay dört yıl önce bugün vefat etti. Ama kaza bir hafta önce olmuştu." Avuçlarımdaki kupadan bir yudum kahve aldım ve devam ettim.
"Umay ve Elay lunaparka gitmek istemişler. Teyzem de onları hava kötü olduğu için alışveriş merkezine götürmüş oyuncaklara binsinler diye. Biz on dört yaşındaydık o zaman. Elay'da sekiz yaşındaydı. Aramızda altı yaş vardı. Birkaç tane oyuncağa bindikten sonra Umay uçan sandalyeye binmek istemiş. Sandalyeler çok yüksekte değildi o zamanlar ama hızlı dönerdi. Elay'da ablasıyla binmek istemiş. Oyuncak hareket ettikten kısa bir süre sonra Elay'ın önündeki salıncağın bir zinciri kopmuş ve salıncak kuvvetle Elay'ın kafasına çarpmış."
"NE!" Dinlerken ellerinde tuttukları bardakları çoktan yere koymuşlardı. Hepsinin gözleri irice açılmış, acıyla dolmuş bakışlarıyla Meri'ye bakıyorlardı. Barış ve Iraz yumruk yaptıkları ellerini yüzlerine kapattılar.
"Çarpmanın etkisiyle Elay'ın sandalyesinin koruma kilidi açılmış ve Elay sandalyeden fırlamış. Hastaneye götürmüşler ama o..." bir damla yaş süzüldü yanağımdan.
"Hayır!" diye bir inilti çıktı Barış'ın dudaklarından. Gözlerinden sessizce yaşlar akıyordu. Hepimiz gözlerimizden akan sessiz yaşlarla ona eşlik ediyorduk.
"Minicikti, oyuncak bebek gibiydi yüzü. Beyaz yeni sarımsı saçlarıyla, mavi boncuk gözleriyle teyzeme o kadar benziyordu ki... Benim aklımda hep öyle kaldı." Dedim hıçkırıklarla. "Ama Umay kardeşini nasıl hatırlıyor bilmiyorum. Sormaya hiç cesaret edemedim. Bana anlatacaklarından korktum. Elay'ı güzel hatırlayamamaktan korktum ben!"
Iraz oturduğu yerde kayarak yanıma geldi ve sımsıkı sarıldı bana. Öniz ise Barış'ın omzuna elini koymuş onu teselli ediyordu. Derin derin nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum ama pek başarılı değildim. Iraz hıçkırıklarım dindiğinde elleriyle yüzümü kavradı ve gözyaşlarımı sildi. Yanaklarımdan süzülen yaşlara bakan gözlerinden yaşlar akıyordu. Ellerimi kaldırıp yaşlarını silmeye güç bulamadım. Bugün o güçlü kız yoktu. Bugün kendisiyle, korkularıyla, çaresizlikler içinde hep güçlü kalmış bu genç kızın kendisini güvendiği sığınağında serbest bıraktığı gündü. Bugün yıllar sonra yas tuttuğum gündü.
Sessizce oturduk bir müddet. Anlattıklarımın etkisini kimse atlatabilmiş değildi. Neler olduğunu yıllardır bile Öniz bile. Umay Elay'ı nasıl hatırlıyor acaba dediğimde Öniz'in ürperdiğini fark etmiştim. Benim sesli düşündüğüm bu konu onun da zihnini kurcalamış olmalıydı. Nefes Alara'yı nasıl hatırlıyordu?
***
Instagram >> @tugbaycaltindas
Bölüm etkileşimi
