10. bölüm · Kızıl dolunayın kızı
ŞAFAK SANCISI VE KUTSAL ÇINAR
Rüya alemindeki fırtına, Gökçe’nin haykırışıyla doruk noktasına ulaştı. Leon, ağacın üzerinden kara bir duman gibi süzülerek Gökçe’nin üzerine çullandı. Pençeye benzeyen parmakları Gökçe’nin boğazına sarılırken, gerçek dünyada Gökçe’nin bedeni çadırın içinde sarsılıyor, burnundan ince bir kan sızıyordu.
Çadır Kapısında Ölüm Dansı
Dışarıda ise tam bir cehennem yaşanıyordu. Leon’un son fedaileri, yüzlerinde cellat maskeleriyle çadıra saldırmıştı. Turgut Alp, tek bir adım bile geri atmadan baltasını savuruyor, her darbede bir karanlığı yere seriyordu. Ama asıl dehşet Börü’ydü. Devasa kurt, Gökçe’nin yattığı yerin önünde adeta bir etten duvar örmüştü. Boğazına sarılan bir suikastçıyı havada yakalayıp fırlatırken, bir yandan da rüya aleminde hapsolan efendisine ruhuyla güç gönderiyordu.
"Dayan Kurt Kızı!" diye bağırdı Turgut, omzuna aldığı kılıç darbesine aldırmadan. "Biz burayı bırakmayız, sen Bey’i getir!"
Mavi Işığın Patlaması
Rüya aleminde Leon, Gökçe’nin kulağına fısıldıyordu: "Onu kurtaramazsın. Osman’ın ruhu benim karanlığımda boğulacak."
Gökçe, nefesi kesilse de pes etmedi. Kanındaki Gök Börü mirası, hayatta kalma içgüdüsüyle değil, sadakatle tetiklenirdi. Gökçe, Leon’un bileklerini kavradı. O an, Gökçe’nin tüm bedeni saf, masmavi bir ışığa dönüştü. Bu ışık, rüya alemindeki o çürümüş, kan damlatan dalları yakmaya başladı.
"Senin karanlığın sadece bir perde Leon! Ve bu perde şimdi iniyor!"
Gökçe’nin yaydığı mavi ışık, Osman Bey’in zincirlerine değdiği an zincirler binlerce cam parçası gibi patladı. Osman Bey, gözlerini rüyada ilk kez açtı. Bakışları artık bulanık değil, bir kartalınki kadar keskindi.
Gerçek Rüya: Devlet-i Aliyye
Zincirler kırılır kırılmaz, o çürümüş ağaç bir anda devasa bir dönüşüm geçirdi. Kan damlayan yapraklar zümrüt yeşiline döndü. Dalları hızla uzayarak göğün yedi katına, kökleri ise yerin yedi kat altına yayıldı. Ağacın gölgesi, rüya alemindeki tüm karanlığı ve Leon’un gölge ordusunu bir anda yuttu.
Osman Bey, ayağa kalktı. Göğsünden çıkan o muazzam nurun ağaca karıştığını gördü. Leon, bu kutsal ışığın karşısında daha fazla duramadı; bedeni parça parça dağılarak karanlığın derinliklerine, gerçek dünyadaki inine doğru savruldu.
Uyanış
Gökçe, bir boşluğa düşüyormuş gibi sarsılarak gerçek dünyaya, çadırın içine döndü. Derin bir nefes alarak doğrulduğunda, Osman Bey de aynı anda yatağında doğrulmuştu. İkisinin de gözleri bir anlığına buluştu; o an, aralarında kelimelere dökülemeyecek bir ahit imzalanmıştı.
Çadırın perdesi hızla açıldı. Turgut Alp, kan revan içinde içeri girdi. Arkasında Börü, ağzında bir düşman sancağıyla kapıda belirdi.
"Beyim... Gökçe..." Turgut’un sesi yorgun ama gururluydu. "Gelenleri toprağa gömdük. Şafak söktü."
Osman Bey, Gökçe’ye baktı. "Kurt Kızı... Sen olmasan, bu şafağı kimse göremeyecekti. Gördüğüm o ağaç... O ağacın gölgesinde tüm dünya dinlenecek. Ama önce, köklerimizi zehirlemeye çalışan o yılanın başını tamamen ezmeliyiz."
Gökçe, kınındaki gümüş kamasını sıkıca kavradı. Alaca, çadırın tepesinden bir zafer çığlığı attı. Leon artık kaçamazdı. Av mevsimi başlamıştı.
11. Bölümde Neler Olacak?
Leon, İznik’teki kalesine çekilip son karanlık ayinini yaparken, Osman Bey ve Gökçe büyük bir baskın hazırlığına girişiyor.
Gökçe, kurt sürüsünü ilk kez büyük bir meydan savaşına çağıracak.
Leon'un gizli müttefiki, obanın içinden çıkan o şaşırtıcı hain kim?
