9. bölüm · Kızıl dolunayın kızı

KABUSLARIN GÖLGESİNDE

Sungur 📖

Gökçe’nin parmakları Osman Bey’in buz kesmiş eline değdiği an, Kayı Obası’nın sesleri bir kuyuya düşer gibi uzaklaştı. Umay Ana’nın yaktığı üzerlik otunun kokusu, rüya aleminde keskin bir sise dönüştü. Gökçe gözlerini açtığında, kendini uçsuz bucaksız, simsiyah bir bozkırın ortasında buldu. Gökyüzünde güneş yoktu; sadece ağlayan, kızıl bir dolunay ve mor şimşeklerin aydınlattığı ölü bir sessizlik vardı.
Gölge Kurtlar ve Çürüyen Rüya
Gökçe, sisin içinde ağır adımlarla ilerlerken uzaktan bir inilti duydu. Osman Bey, devasa bir çınar ağacının köklerine simsiyah zincirlerle bağlanmıştı. Ancak bu ağaç, efsanelerde anlatılan o ulu çınar değildi; dalları yılan gibi kıvranıyor, yapraklarından kan damlıyordu.
Leon, ağacın en yüksek dalında, dev bir kuzgun gibi tünemişti. Kahkahası rüya aleminin boşluğunda yankılandı.
"Bak Kurt Kızı! Kurmak istediğiniz devletin tohumu bu çürümüş ağaçtır. Osman, bu karanlık uykudan uyanamayacak. Onun rüyasını ben satın aldım!"
Aniden, karanlığın içinden onlarca Gölge Kurt fırladı. Bunlar Börü’nün karanlık ve çarpık yansımalarıydı; gözleri yoktu, sadece nefret saçan hırıltıları vardı. Gökçe, bu alemde kılıcının ya da yayının olmadığını fark etti. Burada sadece ruhuyla savaşabilirdi.
Ruhun Kalkanı
Gölge kurtlar üzerine atıldığında, Gökçe paniklemek yerine diz çöktü ve ellerini hayali toprağa bastırdı. Obada, bedeni başında bekleyen Börü’nün sıcaklığını hissetmeye çalıştı.
"Benim kanım Gök Börü’nün mirasıdır!" diye haykırdı. "Karanlık, sadece ışığın yokluğudur!"
Gökçe’nin göğsünden yayılan mavi bir ışık, rüya alemindeki karanlığı bir kılıç gibi kesti. Bu ışık, etrafını saran gölge kurtları birer sabun köpüğü gibi eritti. Leon’un yüzündeki alaycı ifade, yerini öfkeye bıraktı.
Zincirlerin Kırılışı
Gökçe, Osman Bey’e doğru koştu. Zincirlere dokunduğunda elleri yandı ama bırakmadı. Osman Bey’in kapalı gözlerine bakarak ruhuna seslendi:
"Beyim! Bu senin rüyan değil, bu bir illüzyon! Uyan ki ağaç yeşersin, uyan ki dünya nefes alsın!"
Gökçe’nin bu samimi çağrısı, rüya aleminde dev bir fırtına kopardı. Tam o sırada, gerçek dünyada obanın sınırlarında bir patlama oldu. Leon’un fiziksel dünyadaki son fedaileri, Gökçe ve Osman Bey’in savunmasız bedenlerini öldürmek için çadıra saldırmıştı.
Dışarıda Turgut Alp ve Börü, çadırın kapısında cansiperane bir savaşa tutuşurken; rüya aleminde Gökçe, Osman Bey’in elini daha sıkı kavradı. Zincirler çatırdamaya başlamıştı.
10. Bölümde Neler Olacak?
Gökçe, Osman Bey’i o karanlık zincirlerden kurtarabilecek mi?
Çadırın kapısında bekleyen Turgut ve Börü, suikastçıları durdurabilecek mi?
Ve o meşhur "Büyük Çınar" rüyası, Leon'un karartmasından kurtulup asıl ihtişamıyla nasıl belirecek?