9. bölüm · Kırmızı Kolye

9.Bölüm

Livza Ö.

Perdeyi kapattıktan sonra bir süre kıpırdayamadım.
Sırtım hâlâ duvara yaslıydı. Nefesim düzensizdi. Odanın içi sessizdi ama içimdeki gürültü dinmiyordu.

Az önce gördüğüm araba gerçekten orada mıydı, yoksa korkudan hayal mi görüyordum bilmiyordum. Ama telefonumdaki fotoğraf gerçekti. Mesaj gerçekti. Bizi izleyen biri vardı ve artık bunu inkâr edemezdim.

Yavaşça yatağa oturdum. Telefonu elime aldım. Ekran hâlâ açıktı. Mesaj oradaydı.

"Görüşmek üzere:)."
Tek bir cümle.
Kısa. Soğuk. Net.
Numarayı inceledim. Kayıtlı değildi. Ülke kodu bile görünmüyordu. Sanki özel bir hattan gönderilmişti.

Engellemek istedim ama parmaklarım ekrana değmeden durdu. Engellersem ne olacaktı? Başka bir numaradan mı yazacaklardı? Yoksa daha kötüsü mü olacaktı?

Başımı iki elimin arasına aldım. Gözlerimi kapattım. Derin nefes almaya çalıştım. Ama her nefes göğsümde yarım kalıyordu. Kalbim hâlâ hızlıydı.

Noah'la yüzleştiğimiz an gözümün önüne geldi. Bize bakışı. Sakinliği. Hiçbir şey olmamış gibi duruşu.

İçimdeki öfke tekrar kabardı. Ama bu sefer öfkenin yanında korku da vardı. Çünkü artık yalnız değildik. Birileri bizi izliyordu ve bu kişiler Noah'la bağlantılı olabilir ya da olmayabilirdi. Bunu bilmiyordum.

Telefonu açıp Yüsra ve yaseminle olan sohbet grubuna yazmak istedim.-grupta talia'da vardı ancak çıkmıştı-.Parmaklarım klavyeye gitti.
Sonra durdum.

Onları korkutmak istemiyordum. Belki de sadece tesadüftü. Belki o araba komşularımızdan birine aitti. Belki fotoğrafı çeken biri parkta oturan sıradan biriydi. Kendimi buna inandırmaya çalıştım. Ama içimdeki ses bunun bir tesadüf olmadığını söylüyordu.

Ayağa kalktım. Odanın içinde birkaç adım attım. Perdeye tekrar bakmamaya çalışıyordum. Pencereye yaklaşmak istemiyordum. Ama merak ağır bastı. Yavaşça tekrar yaklaştım. Perdenin kenarından küçük bir boşluk açtım.
Sokak lambasının altına baktım.
Araba yoktu.

Bir an için gerçekten orada olup olmadığını sorguladım. Belki de çok kısa süreli durmuştu. Belki beni fark edince gitmişti. Bu düşünce içimdeki huzursuzluğu daha da artırdı. Demek ki beni izleyen biri vardı ve fark edilmek istemiyordu.

Perdeyi tamamen kapattım. Bu gece uyuyamayacağımı biliyordum. Yatağa uzansam bile gözlerimi kapattığım an karanlıkta birinin bana baktığını hissedecektim.

Telefonu şarja taktım ve yatağın üzerine oturdum. Saat sabaha karşı üçe yaklaşıyordu. O an tek istediğim şey zamanın hızlı geçmesiydi. Sabah olunca her şey daha normal görünecekti. İnsanlar uyanacak, sokaklar dolacak, karanlık dağılacaktı.
Ama sabah gelene kadar yalnızdım.
Bir süre sonra gözlerim ağırlaşmaya başladı. Uyku ile uyanıklık arasında gidip geliyordum. Zihnim hâlâ tetikteydi. En ufak seste irkiliyordum. Sonunda yorgunluk ağır bastı ve kısa, huzursuz bir uykuya daldım.

Telefonumun alarmıyla uyandım.
Sabah olmuştu.
Odanın içi gri bir ışıkla doluydu. Bir an her şey normalmiş gibi hissettim. Sanki gece yaşananlar bir rüyaydı. Ama komodinin üzerindeki telefonuma baktığım an her şey geri geldi. Mesaj hâlâ duruyordu.

Yatağımdan kalktım. Yüzümü yıkadım. Aynaya baktım. Gözlerimin altı hafif morarmıştı. Uykusuzluk hemen belli oluyordu. Saçlarımı toparladım, üstümü değiştirdim. Normal bir gün gibi davranmaya çalışıyordum. Normal davranırsam her şey normale döner sanıyordum.

Mutfaktan hafif sesler geliyordu. Annem uyanmıştı. Kahvaltı hazırlıyordu. Mutfak kapısında bir an durdum. İçeri girmeden önce yüzümü sakinleştirmeye çalıştım. Onu endişelendirmek istemiyordum. Zaten yeterince şey yaşamıştı.

İçeri girdim. Annem gülümsedi.
"Günaydın." dedi.
Ben de hafifçe gülümsedim. Başımı salladım. Masaya oturdum. Çay kokusu mutfağa yayılmıştı. Her şey normal görünüyordu. Bu normal görüntü içimi daha çok sıkıştırdı. Çünkü içimde hiçbir şey normal değildi.

Annem bana baktı.
"Dün arkadaşlarınla buluştun mu?" diye sordu.
Başımı salladım.
"İyi geçti mi?" dedi.

Bir an duraksadım. Sonra yine başımı salladım. Yalan söylemek kolay değildi ama onu korumak için gerekliydi.
Kahvaltı sessiz geçti. Annem işe hazırlanırken ben de çantamı topladım. Bugün evden çıkmak istemiyordum ama kaçamazdım. Hayat devam ediyordu. Ya da en azından devam ediyormuş gibi yapmak zorundaydım.
Evden çıktığımda hava soğuktu. Nefesim buhar olup havaya karışıyordu. Sokağın köşesine yürüdüm. Yüsra ve Yasemin'le her zamanki yerde buluşacaktık.

Onları uzaktan gördüm. İkisi de beni fark edince el salladı. Yanlarına yürüdüm. Yüzlerindeki ifade hemen değişti. Yorgun olduğumu anlamışlardı.
Yasemin kaşlarını çattı.

"Hiç uyumadın mı?" dedi.
Telefonumu çıkarıp kısa bir cümle yazdım.
"Pek uyuyamadım."
Yüsra dikkatle yüzüme baktı.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu.
Bir an durdum. Onlara her şeyi anlatmak istedim. Fotoğrafı, mesajı, gece gördüğüm arabayı. Ama kelimeler yine içimde düğümlendi. Onları korkutmak istemiyordum. Henüz emin olmadığım bir şey yüzünden panik yaratmak istemiyordum.
Başımı salladım.

"Yorgunum sadece." yazdım.
Yüsra ikna olmamış gibiydi ama üstelemedi.
"Bugün dersler uzun." dedi. "Sonra birlikte bir yere otururuz."
Okula doğru yürümeye başladık. Kalabalığın arasına karıştık. İnsan sesleri, arabalar, günlük hayatın sıradan gürültüsü etrafımızı sardı. Bir an için kendimi güvende hissettim.

Kalabalığın içinde görünmez olacağımı düşündüm.
Ama okul kapısına yaklaştığımız sırada içimdeki huzursuzluk geri döndü.
Çünkü karşı kaldırımda park etmiş siyah bir araba vardı.

Dün gece gördüğüm arabayla aynıydı.
Adımlarım yavaşladı. Gözlerim arabaya kilitlendi. Camlar yine koyuydu. İçerisi görünmüyordu. Ama motor çalışıyordu. Bunu hissedebiliyordum. Sanki beni bekliyordu.

Yüsra koluma dokundu.
"Ne oldu?" dedi.
Cevap veremedim.
Sadece arabaya baktım.
O an arabanın içinden biri hareket etti.
Direksiyon başındaki siluet başını hafifçe çevirdi.

Tam bana bakacak gibiydi.
Kalbim sertçe çarptı.
İçimde tek bir düşünce yankılandı.
Bu bir tesadüf değildi.
Ve artık nereye gidersem gideyim... yalnız değildim.


KİTABI BASTIRMAK İSTİYORUM!!!!

instagram;cherrish_bookss
Takip etmeyi unutmayalım 😽

Oy ve yorumlaaarr