6. bölüm · Kırmızı Dosyadaki Siyah Gül

5. BÖLÜM-Kızıl Kadın mı?

yazarolmak isteyenbirisi

PARK LUCİEN'İN ANLATIMIYLA.....

Sabah uyandığımda kedim çıtır başımda durmuş bana yargılayıcı bakışlar atıyordu. Hayır ciddiyim, yargıçlar gibi beni bakışlarıyla yargılıyordu. Hayatımda gördüğüm en garip kedi olabilir.
"Ne bakıyorsun be?"
"Meow."
"Çok anlamlı konuştun tebrik ederim."
Yerimde doğrulup onu kucağıma aldım. Kediyi döverek sevdikten sonra ayağa kalktım. Hala kucağımdaydı ve sanırım bana yargılayıcı bakışlar atma sebebini bulmuştum.
Koridora koyduğum mama kabının boş olduğunu görünce tahminlerimde yanılmadığımı anladım. Açtı ve benden yemek istiyordu.
"Açsın değil mi?"
"Meoww."
"Bencede meoow."
Çıtır'ı yere bırakıp mama kabını elime alıp mutfağa gittim. Mamanın bulunduğu dolabı açıp kaba biraz doldurdum ve yerine koydum. Ben mama kabını koyar koymaz yemeye başlaması çok aç olduğunu bana anlatma şekliydi.
Bir kaç saniye onu izleyip Hanwool'un odasına gittim. Sanki bu anı bekliyormuş gibi kapıyı çaldığım anda açıp " Günaydın aşkım." deyip boynuma sarıldı.
" Napıyorsun mal?"
"Aaa sevgilim mal falan oluyor mu hiç? Küstüm sana."
"Haanwol dışarıdan birisi görse bizi gay sanacak napıyorsun?"
"Yakışırız bence."
"Yani ben de yakışmayız demiyorum ama heteroyum ben."
Konuşa konuşa mutfağa gelmiştik.
"Of iyi be, acıktım ben.
" Bende, yemek mi söyleyelim yemek mi yaparsın?"
" Şu an kendi ellerimle bir şey hazırlama ihtimalim Çıtır'ın hayatı boyunca hiç miyavlamaması ihtimalinden daha az."
O saçma sapan konuşana kadar çoktan sipariş vermiştim bile. Mutfaktan çıkıp lavaboya girdim. Ellerimi yıkayıp yüzümüde yıkadım ve saçımı ellerimle hafif nemlendirip çıktım.
" Offf yakışıklım beeee!"
Hanwool elinde çorapla beni süzüyordu.
" Abartma oğlum,tamam anladık bu kadar yakışıklı olduğum için iki cinsinde ilgisini çekiyorum."
" Egondan geçilmiyor. Bir de, bana bak senin sevgilin falan mı var? Dün eve girdiğinde kadın parfümü kokuyordun bir de otuz iki diş sırıta sırıta girdin eve."
" Yok, ama olucak."
" OHA KİM?"
" Bina inledi hayvan oğlu hayvan yavaş."
" Ya bir şey olmaz, kim bu kız anlat hele sen."
" Dün kitapçıda tanıştık. İki sokak ötemizde oturuyor. Bu arada 'Olucak.' derken şaka yapmıştım. Kadınla tanışalı iki gün bile olmadı."
"Nasıl biri peki?"
"Yüzü güzel, gözü falan var.Sonra burnundan nefes alıyor. İçinde organları varmış biliyor musun? İlk duyduğumda çok şaşırmıştım. Sonra, işte böyle saçları falan var."
" Oğlum insan değil bu. Her insanda organ bulunmuyor, mesela sende de beyin yok."
Dediği son şeyden sonra evin içinde onu kovalamaya başladım. Yaklaşık beş dakikalık bir kovalamacanın ardından çalan kapı ile durduk.
Nefes nefese kapıyı açtım. Tahmin ettiğim gibi gelen kuryeydi. Siparişi alıp parasını ödeyip içeriye girdim. Sonrası ise gayet normaldi. Kahvaltı yaptık, üzerimizi giyindik çıktık falan.

* * *
Polis Merkezine girdiğimde içeride bir koşuşturmaca vardı. Herkes çok telaşlı görünüyordu. Bana sürekli " Siyah Gülü aramayı bırak." diyen erkek hademeyi durdurdum. O da telaşla bir yere koşturuyordu.
" Neler oluyor?"
" Efendim, Siyah Gül yine bir cinayet işlemiş."
" Tamam da sen neden elinde temizlik malzemeleriyle bahçeye iniyorsun?Ayrıca Hanwool, ekipleri ara hazırlansınlar çıkıyoruz."
" Ekip hazırlamanıza hiç gerek yok, efendim. Siyah Gül cinayeti uzak bir yerde işlememiş."
" Nerede işlemiş?"
Ekipleri hazırlatmamıza gerek bile olmayacak kadar yakın yer neresi olabilirdi ki?
" Efendim, Siyah Gül cinayeti şirket binasının bahçesinde işlemiş. Bende kan izlerini temizlemek için görevlendirildim, o yüzden elimde temizlik malzemesiyle iniyordum."
Binanın bahçesinde.
Binanın bahçesinde.
Binanın bahçesinde.
BİNANIN BAHÇESİNDE.
Son cümle aklımda tekrar edip duruyordu. Cidden önümüzde cinayet işleyecek kadar yakındaydı ve biz fark etmemiştik.
"Ciddi misin sen? Bana bak bana şaka yapma, zaten sinirliyim kovdurturum seni."
"Ciddiyim efendim. Şaka yapmıyorum, binanın bahçesinde işlenmiş."
Çıldırmak üzereydim. Bu kişi kimdi ve nasıl işinde bu kadar profesyonel olabiliyordu?
Kimseye bakmadan merdivenlerden inip bahçeye çıktım. Cinayetin işlendiği yere şeritler çekilmiş, ceset hala ortada duruyordu.
Kenarda durmuş cesedi izleyen bir polise döndüm.
" Kaç kere bıçaklanmış?"
" 87 kere."
Mütevazi de olmamış şerefsiz. Birini 87 kere bıçaklayacak kadar ne yaşamış olabilirsin ki?
" Cinayet ne zaman işlenmiş?Kamera kayıtları var mı?"
" Ne zaman işlenmiş bilmiyoruz ama kan kurumuş. Ayrıca kamera kayıtları yok. Bölgeyi çeken bütün kameralar tek tek zarar görmüş ama nasıl yapmış bilmiyoruz."
Bölgeyi çeken kameralara döndüm. Gerçekten hepsi ya kırılmış, ya da parçalanmış ve aşağıya sarkmış şekilde duruyordu.
Yerde duran bir kamerayı elime alıp incelemeye başladım. Kameranın sol tarafında belirgin bir delik vardı. Ayrıca deliğin içinde bir şey duruyordu. Yerden bir taş alıp kamerayı parçalayıp deliğin içindeki şeyi elime aldım. Bir mermi, demek silahı da vardı. Kameralardan silah ile kurtulmuştu. Kameranın içindeki sert malzemeler de mermiyi zor da olsa durdurmayı başarmıştı.
Az önce ki polise döndüm.
" Kameraları silah ile devre dışı bırakmış. İki ihtimal var. Ya bir kör noktadan bütün kameralara sıktı ya da keskin nişancılık yeteneği var."
" İyi güzel de silah sesleri nasıl duyulmadı. Hadi burayı çeken kameralardan görülmedi, öbür taraftaki kameralar sesi kaydetmedi mi?"
" Susturucu takmış olabilir."
İkimizde iç çekip cesede döndük. Bir kaç saniye izledikten sonra binaya geri girdim. Bu olayı çözmem gerekiyordu....

SİYAH GÜL'DEN....

Üzerimde ki kan kokusuna bulabildiğim tek çözümün parfüm olması canımı sıkıyordu. Duştan yeni çıkmıştım ve bu gün 3. kez yıkanıyordum. Aslında sadece vücudumu yıkıyordum ama ne yaparsam yapayım koku gitmiyordu. Bu yüzden şimdiye kadar belki 200 tane parfüm şişesi bitirmiştim.
Kan kokusu benim için problem değildi ama çevremdeki insanların benden şüphelenmesini istemezdim.
Üzerimi giyinirken telefonumun çaldığını fark ettim. Ekranda yazan yazıyı görünce kaşlarımı çattım. Beni ilk defa "Bilinmeyen Numara" arıyordu. Açsa mıydım? Hayır, açmamalıydım. Sonuçta çalar çalar susardı.
Öyle de oldu. Bir kaç saniye çaldıktan sonra sustu. Bende giyinmeyi bitirmiş, saçımda ki havluyu çözüyordum. Derken telefonum yine titredi. Hayır bu sefer uzun değil, bir kere titreyip durdu. Ekrana baktığımda aynı bilinmeyen numaradan bir mesaj olduğunu gördüm.
Kaşlarımı çattım. Bu da kimdi ve benden ne istiyordu? Mesajın üzerine tıkladım. Ekranda yazan yazıyı görünce tüylerim diken diken oldu.
"Ölüm ne kadar güzel değil mi? Peki, öldürdüğün kişilerin yerinde sen olsaydın ne yapardın?"
Sadece bu. Ne yazmalıydım? Benden ne istiyordu? Hiç cevap vermesem olmaz mıydı?
Mesaja cevap vermeden ortağımı aradım. Telefon 6. çalışta açıldı.

"Alo?"
"Şükür yani."
"Sana beni işteyken arama demedim mi Lora?"
Lora ikimizin kullandığı bir kod adıydı. Kalabalık bir ortamdaysak sevgili rolü yapardık, birbirimize sesleneceksek de kod adlarımızla seslenirdik.
"Telefon hoparlörde mi?"
"Hayır."
"Heh iyi bari. Bak şimdi beni iyi dinle. Duştan yeni çıktım ve çıkar çıkmaz birisi beni aradı. Numarası gözükmüyor. Telefonu açmadım ve bana mesaj attı. Mesajda 'Ölüm ne kadar güzel değil mi? Peki, öldürdüğün kişilerin yerinde sen olsaydın ne yapardın?' yazıyor."
"Ciddi misin sen? Kim bu?"
"Yengem, sıkılmış kadın yeğenime şaka yapayım demiş."
"Dalga geçme gerizekalı."
"Ama sorduğun soruya bak kim olduğunu bilsem sence sana yazar mıyım?"
" Tamam ya dur bi, bana bak. Hiç bir mesajına cevap vermiyorsun ve her mesajının bana ekran görüntüsünü atıyorsun tamam mı?"

Suratına kapattım. Bana emrivaki konuşmasını sevmiyordum ama maalesef dediklerini yapacaktım.
Saçlarımı kurutup taradım. Dışarıya çıkmam gerektiği için dışarı çıktım. O gün normal geçti,yani umarım....