39. bölüm · KIRMIZI ÇİZGİ

3.Bölüm: Teslimiyet

Lana Kutay

“Teşekkür ederim,” dedim sessizce.
Ateş omuz silkti.
“Lafı bile olmaz.”
Beni birkaç saniye dikkatle süzdü. Az önceki olayın öfkesi yüzünden tamamen silinmemişti. Çene hattı hâlâ gergindi.
“Seni ben gelmeden önce de böyle rahatsız edenler oluyor muydu?”
Sesi sakindi ama gözlerinde bastırılmış bir öfke vardı.
“Seni ilgilendirmez.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Beni sevgilin olarak kullanmayı biliyorsun ama, Lana Hanım.”
İstemsizce gözlerimi devirdim.
“Orasını karıştırma.”
Tam o sırada telefonu çaldı.
Ekrana baktığında yüzündeki ifade değişti.
Emre.
Telefonu açtı.
“Efendim?”
Karşı taraftan gelen sesi duyamıyordum ama Ateş’in bakışları yavaş yavaş sertleşiyordu.
“Bulduk.”
Kısa bir sessizlik.
“Emin misiniz?”
Bir an beni süzdü.
“Tamam. Onları alın.”
Sesi buz gibiydi.
“Bodrum kata götürün. Ben geliyorum.”
Telefon kapandı.
İçimde tuhaf bir huzursuzluk oluştu.
“Kimdi?”
“Emre.”
“Ne oldu?”
“Küçük bir iş.”
“Küçük iş dediğin şey insanları bodrum katına götürmek mi?”
İlk kez yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
“Merak etme.”
“Merak etmemi gerektirecek kadar tehlikeli konuşuyorsun.”
Ateş bana birkaç saniye baktı.
Sonra çok sakin bir sesle konuştu.
“Tehlike sandığından daha yakın, Lana.”
Sözleri havada asılı kaldı.
Bu adam yedi yıl önce beni bırakıp gitmişti.
Şimdi ise karşımda durmuş, sanki hayatımın ortasına yeniden girmeye kararlıymış gibi davranıyordu.
“Ben eve geçiyorum.”
“Ben seni bırakırım.”
“Gerek yok.”
“Gerek var.”
“Ben kendi arabamla giderim.”
“Arabanı sen kullanmayacaksın.”
Kaşlarımı çattım.
“Senden beni eve bırakmanı isteyen oldu mu?”
Ateş bana doğru bir adım attı.
“Olmadı.”
Sesi sakindi.
“Ama olmasına da gerek yok.”
“Bu bir rica değil.”
Gözlerimin içine baktı.
“İstek.”
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Ne kadar emrivaki bir adamsın.”
“Hâlâ inatçısın.”
“Sen de hâlâ kontrol delisisin.”
Birkaç saniye birbirimize baktık.
Sonunda derin bir nefes verdim.
“İyi. Çok ısrar ettiğin için kabul ediyorum.”
“Yalan söyleme.”
“Ne?”
“Beni merak ettiğin için kabul ediyorsun.”
İstemsizce güldüm.
“Kendine fazla güveniyorsun.”
“Yeteri kadar.”
Restoranın önüne çıktık.
Beyaz bir Tesla kaldırımın kenarında duruyordu.
Kapıyı benim için açtı.
Hiçbir şey söylemeden bindim.
Araba çalıştığında şehir sessizce geride kalmaya başladı.
Arabada garip bir sessizlik vardı.
Camdan dışarı bakıyordum.
Sokak lambaları yüzüme vurup geçiyordu.
“Lana.”
“Hı?”
“Bu gece saat 00.00’da görüşeceğiz.”
Başımı ona çevirdim.
“Konum atacağım.”
“Ne konumu?”
“Alt katımda oturuyorsun.”
“Bu konuşma apartmanda olmayacak.”
“Neden?”
“Çünkü bazı gerçekler duvarların arasında söylenmez.”
Tam cevap verecekken telefonum çaldı.
Ekranda Ahsen yazıyordu.
Telefonu açtım.
“Alo?”
“Efendim, önemli bir durum var.”
Ahsen’in sesi normalden daha gergindi.
“Ne oldu?”
“Şirketinize bazı adamlar geldi. Sizi görmek istiyorlar.”
“Kim olduklarını söylediler mi?”
“Hayır. Söylemediler.”
“Onlara burada olmadığınızı söyledim ama dinlemediler.”
“Lana Hanım’ı bekleyeceğiz dediler.”
Kaşlarımı çattım.
“Tamam.”
Sesimi sakin tutmaya çalıştım.
“Kim olduklarını öğrenmeye çalış. Ben geliyorum.”
Telefon kapandı.
Ateş gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.
“Şirketin varmış.”
“Evet.”
“Güzel.”
“Şaşırdın mı?”
“Hayır.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Sadece seni küçümseyen insanların ne kadar büyük hata yaptığını düşündüm.”
Ona baktım.
İlk kez bunu alay ederek söylemiyordu.
Gerçekten öyle düşünüyordu.
Araba şirket binasının önünde durdu.
Cam binanın ışıkları hâlâ yanıyordu.
Kapıyı açmadan önce bana döndü.
“İçeri yalnız girme.”
“Abartıyorsun.”
“Hayır.”
Bakışları sertleşti.
“Benim hislerim kolay kolay yanılmaz.”
“Elimde silah yok diye güçsüz olduğumu mu sanıyorsun?”
Ateş hafifçe gülümsedi.
“Hayır.”
Sesi alçaldı.
“Senden korkan insanlar olduğunu biliyorum.”
“İyi.”
Kapıyı açtım.
“Sen kendi işini hallet.”
İnerken arkamdan seslendi.
“Lana.”
Döndüm.
“Bu gece geç kalma.”
Bir an duraksadım.
Sonra hiçbir şey söylemeden kapıyı kapattım.
Şirket binasına doğru yürürken omuzlarım dikti.
Kapılar açıldı.
İçeri girer girmez herkes ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz, Lana Hanım.”
Artık eski Lana değildim.
Bu binada duygular değil, kararlar konuşurdu.
Ahsen hızlı adımlarla yanıma geldi.
“Heh, Lana Hanım, hoş geldiniz. Bu adamların kim olduklarını sorguladım ama doğru düzgün bilgi alamadım. O yüzden elimizdeki raporları hazırlattım.”
“Elindeki dosyayı ver.”
Dosyayı önüme uzattı.
Sayfaları hızlıca çevirdim.
İsimler, fotoğraflar, yaşlar…
Ama hiçbirinde aradığım cevap yoktu.
Başımı kaldırıp toplantı odasının camından içeri baktım.
Altı adam.
Üçü sakin.
Üçü ise dikkat çekmeyecek kadar sessizdi.
Dosyayı kapattım.
“İçeri geçiyoruz.”
Kapıyı açıp içeri girdim.
Altı çift göz aynı anda bana döndü.
Hiçbiri ayağa kalkmadı.
Gülümsedim.
“Demek ki nezaket kurallarını bilmiyorsunuz.”
Bu kez hepsi ayağa kalktı.
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Masanın başına geçtim.
Dosyayı masaya bıraktım.
“Kaan Eryılmaz.”
Kaan öne çıktı.
Rahat görünmeye çalışıyordu ama omuzları hafifçe gergindi.
“Buyurun, Lana Hanım.”
“Sana tek bir soru soracağım.”
Ellerimi masaya yasladım.
“Ateş’in adamı mısın?”
Kaan hiç düşünmeden cevap verdi.
“Evet.”
“Yalan söylersen bunu ilk Ateş öğrenir.”
Yüzündeki rahat ifade bir anlığına değişti.
“Yalan söylemiyorum.”
“Peki burada ne işin var?”
“Biz üçümüz Ateş’in ekibindeyiz.”
"Tamamdır"
Arkasındaki iki adama baktım.
“Doruk Şahin.”
Doruk sessizce başını kaldırdı.
Yeşil gözleri tek bir noktaya odaklanmıştı.
Ne korkuyordu ne de meydan okuyordu.
Sadece beni inceliyordu.
“Mert Karaca.”
Mert gözlüğünü düzeltti.
“Buradayım.”
“Güzel.”
Bakışlarımı tekrar Kaan’a çevirdim.
“Peki arkanızdaki üç kişi?”
Dosyadaki sayfayı çevirdim.
“Ege Arslan, Miran Roland, Baran Demir.”
Üçü de öne çıktı.
“Ege.”
“Efendim?”
“Kimsin?”
Ege kısa bir nefes aldı.
“Ege Arslan.”
“Bunu dosyada da okuyabiliyorum.”
Sesimi biraz sertleştirdim.
“Ben sana adını sormadım.”
Odadaki hava değişti.
“Neden buradasın?”
Ege gözlerini kaçırmadı.
“Sizi görmek için.”
“Neden?”
“Korumak için.”
Kaşlarımı çattım.
“Beni mi?”
“Evet.”
“Kim görevlendirdi?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra tek kelime söyledi.
“Ateş bey.”
O an içimde bir şey gerildi.
Dosyayı yavaşça kapattım.
“Pekâlâ.”
Sandalyeye yaslandım.
“Demek Ateş bana koruma gönderecek kadar ileri gitti.”
Kimse konuşmadı.
Gözlerim Miran’a kaydı.
“Sen?”
Miran gri gözlerini bana çevirdi.
“Ben de aynı görev için buradayım.”
“Baran?”
“O da.”
Parmak uçlarımla masaya ritmik şekilde vurdum.
Üçü de aynı cevabı veriyordu.
“Yani üçünüz de Ateş’in gönderdiği adamlarsınız.”
“Evet.”
İstemsizce güldüm.
“Hayret bir şey.”
Başımı iki yana salladım.
“Çocukluk aşkımla yirmi beş yaşında yeniden karşılaşıyorum.”
Gözlerim odadaki herkesi tek tek dolaştı.
“Ve mafya kurduğunu öğreniyorum.”
Kimse itiraz etmedi.
Bu sessizlik, cevaptan daha tehlikeliydi.
Dosyayı tekrar açtım.
“Peki.”
Gözlerimi Doruk’a çevirdim.
“Asıl size gelelim.”
Doruk başını hafifçe kaldırdı.
“Mert.”
Mert dikkatle bana baktı.
“Ve son olarak Kaan.”
Üçü de aynı anda bana odaklandı.
“Sizin Ateş ve Emre’nin yanında olmanız gerekmiyor mu?”
Bu kez cevap vermek için kimse acele etmedi.
Sessizlik uzadı