8. bölüm · Kırılan Şafak: Zifir

8. BÖLÜM: Çatlaklardaki Şafak

Aybige Aydan

Kulübenin içindeki hava; ter, pas ve ağır yaralı Ammar’ın yarasına sürdükleri tentürdiyot kokusuyla ağırlaşmıştı. Gece boyunca çatıda duyulan o ritmik "tık... tık..." sesleri kesilmişti ama hiçbiri gözünü kırpmamıştı. Karanlıkta birbirlerinin sadece nefes alışverişlerini ve dışarıdaki rüzgarın raylar arasında çıkardığı ıslık sesini duyabiliyorlardı.

Mert, sırtını buz gibi soğuk sac duvara yaslamış, elindeki kamp baltasını dizlerinin üzerinde tutuyordu. Gözleri, kapının altındaki ince aralıktan sızacak olan ilk ışık hüzmesini bekliyordu.

-"Işık geliyor," diye fısıldadı Ebru.

Gerçekten de, sac levhaların arasındaki paslı çatlaklardan içeriye soluk, gri ve puslu bir ışık sızmaya başlamıştı. Ama bu, bildikleri o umut dolu sabah güneşine benzemiyordu. Gökyüzü hâlâ o tekinsiz morluğunu koruyordu; sanki güneş, dünyayı aydınlatmaktan vazgeçmişti.
Astsubay Hakan, yavaşça ayağa kalktı ve eklemlerini çıtlattı.

-"Hazırlanın. Işık varken hareket etmeliyiz. Gece açık hedefiz ama gündüz en azından neyle savaştığımızı görebiliriz."

Ali ve Ramazan, Ammar’ı taşımak için istasyonda buldukları eski bir sedyeyi ve üzerine serdikleri brandayı kontrol ettiler. Ammar’ın bilinci yarı açıktı, sürekli sayıklıyordu. Dilek ise bulabildikleri son bir şişe suyu paylaştırıyordu.

-"Mert, kapıyı açıyorum," dedi Hakan.

Kasaturasını kınından çıkardı ve kapının sürgüsünü yavaşça, hiç ses çıkarmadan çekti.

Kapı gıcırtıyla açıldığında içeriye keskin bir soğuk doldu. Dışarısı tamamen sis altındaydı. Rayların üzeri kırağı tutmuş, her yer bembeyaz bir örtüyle kaplanmıştı. Ancak bu beyazlığın üzerinde, kulübenin hemen önünde devasa, simsiyah pençe izleri vardı. O "Stalker", bütün gece kapıda onları beklemiş, sonra orman yoluna doğru süzülmüştü.

-"Burada beklemek bizi sadece kapana kıstırır," dedi Mert, dışarıdaki sessizliğe bakarak.

-"Şehir arkamızda kaldı. Önümüz orman. Eğer o ormanı geçebilirsek, belki daha güvenli bir yerleşim yeri buluruz."

Grup, kulübeden tek sıra halinde çıktı. Arkalarında bıraktıkları o küçük metal barınak, artık bir sığınak değil, bir mezar gibi görünüyordu. Rayların bittiği yerde başlayan orman yolu, devasa çam ağaçlarının ve birbirine girmiş sarmaşıkların arasında karanlık bir tünel gibi uzanıyordu.

Mert, baltasını havaya kaldırdı ve grubun en önüne geçti.

-"Birbirinizden kopmayın. Ses duysanız da, görmeseniz de durmayın. Sadece yürüyün."

"Kırılan Şafak"ın ilk ışıkları altında, yedi kişi ormanın derinliklerine, o yeşil ve karanlık sessizliğe doğru ilk adımlarını attılar. İstanbul'un gürültülü kıyametinden sonra, bu sessizlik hepsine daha korkutucu geliyordu.