6. bölüm · KIRIK ZAMAN(gerçek ailem)

6. Bölüm

Derin .

"YA nichego iz togo, chto ty prinesesh', yest' ne budu."(Getirdiğin hiç bir şeyi yemeyeceğim) Diye bağırdım. Korkuyordum ama belli olmaması gerekiyordu bu kim olduğunu bilmediğim kadın bana yemek getirmişti,en son o adamın yanındaydı şimdi niye yemek getiriyordu?

"Ye artık şunları" anlamadığım bir dilde konuştu bağırmıyordu ama bağırmak ister gibiydi. Anlamıyorum der gibi bakarken
"Bağırmıyorum yoksa o gelir ne halin varsa gör!" Dedikten sonra oradan çıktı

Kendim gibi küçük olan adımlarımla ayağa kalkıp getirdiği yemeğe ilerledim ve bir bakış attım bunlar neydi? Ben daha önce görmemiştim ve yememiştim bunlar Rus yemeği değildi başka bir kültüre aitti sanki.

"Vytashchite menya otsyuda!"(çıkarın beni buradan!)

Son kez bağırdım ki o adam sinirli bir ifadeyle odaya girdi. Olduğum yerde korkudan tit tir titrerken bir yandan nereden ezberlediğimi bilmediğim ama küçükken uyuyamadığımda abimin gelip bana mırıldandığı ninniyi mırıldanmaya başladım

"Şu tepe pullu tepe
Nenni de yarim nenni
Su gelir serpe serpe
Eski de yarim hani

Dediler yar uyumuş
Nenni de yarim nenni
Uyardım öpe öpe
Eski de yarim hani..." Devamını biliyordum ama karşımdaki adamın bağırışı ile devamını getiremedim.

"Zatknis'! Yesli yeshcho raz zagovorish', ya vyrvu tebe golosovyye svyazki."(Sus artık bak bir daha konuşursan o ses tellerini kopartırım) Hiç bir cevap vermemiştim ama bu adam da anlamadığım bir şekilde konuştu

"Bunu hatırlıyor olamazsın,unutman gerekiyordu! Unutmalıydın kim ezberletti sana bunu? Anlamıyorsan anlatmasını biliriz sana aptal Orlovaların kızı"

Adam tekrar odadan çıkınca sadece olduğum yere çöktüm.
6 yaşındaki hiç bir çocuk bunları yaşamamalıydı.

Hatırlamaktan nefret ediyordum.
Kalbimden apayrı nefret ediyordum.

Merdivenlerden aşağıya inerken arkamdan omzuma dokunan el ile irkildim. Arkamı dönüp baktığımda arkamda Eren abiyi gördüm

"Arina"

"Hı" diyerek arkamı döndüm

"Niye kalbini tutup duruyorsun"

Ne desem inanırdı? Ama beni doğru düzgün tanımıyordu hatta hiç tanımıyordu ne desem inanması gerekiyordu değil mi?

"Hiç" çipil çipil gözlerle ona baktığımda gülümseyerek

"İyi hadi gel aşağıya" dedi.

İkimiz de aşağıya inince bana doğru yürüyen Işık'ı gördüm, eğilip kucağıma aldığımda ellerini boynuma dolayınca gülümseyerek koltuğa gidip oturdum.

Işık kucağımda saçlarım ile oynamaya devam ederken kapı çalınca Çağıl abi ayağa kalkıp kapıyı açmaya gitti.

Büge hanım ve Baran bey gelmişti, acaba kalbimin ağrıdığını söylesemiydim?
Ama ya onlar da ilgi için diye düşünürlerse? Ya da yok bir şey diyip umursamazlarsa?

Ama kalbimi tutarken bile ne oldu diye soruyorlar?

Büge hanım ve Baran bey içeriye girince herkes aynı anda "hoş geldiniz" derken benim ağzımdan "Dobro pozhalovat" çıktı.

Nasıl olsa aynı anlamda ama...

"Hoşbulduk" demek ki biri hoş geldin dediğinde böyle cevap veriliyor

Ama Türkçe çok zor!

Aşağıda kalbimin ağrısını söyleyememiştim daha doğrusu bir anda sohbet güzel bir hal alınca ortamı bozmak istememiştim.

Yanda titreyen telefonumu elime aldım.
Abim arıyordu!
Yani Rusya'da abim sandığım abim.

Hızlıca açtım

"Abii!"

"Abim"

"Seni çok özledim!" Rusça konuştum çünkü bunları Türkçe söylemeyi bilmiyorum ama öğrencektim

"Ben de seni çok özledim en kısa sürede gelmeye çalışacağım"
Gözümden bir damla yaş süzüldü

"Ya abi doğru konuşamıyor ben Türkçe'yi!" Diye mırıldandım

"Öğrenirsin güzelim öğrenirsin" dedikten sonra Rusça konuşmaya devam etti
"Sen orada karanlıktan ve kapalı alanlardan korkmuyorsun değil mi?" Nefes alamadım.
Zaten normalde de doğru düzgün alamıyorum.
Neden soruyordu ki?
Buradakinler öyle insanlar değildi.

Ama gene de korkuyordum ve sanırım hep korkmaya devam edecektim ben o korkuyu atlatamıyordum.

"Bilmiyorum ama konu o değil sen iyi misin"

"Ben iyiyim sakın kendini hiç bir şey için üzme güzelim, şimdi kapatmam gerek en kısa sürede oraya geleceğim"

"Tamam... Görüşürüz" dediğimde kapattı.
Özlemiştim.

Hem abimi hem Alisa'yı çok özlemiştim. Ayağa kalkıp cam kenarına oturdum ki odanın kapısı tıklatılıp sonra da hemen açılınca içeriye Eren girdi.
Yani Eren abi

"Kimle konuşuyordun"

"Abim yani.." diye mırıldandığımda o devam etti

"Mark'la mı?"
O nereden tanıyordu ki?

"Evet... Sen tanıyor onu?" Diye mırıldandım

"Türkiye'ye gelip gidiyor ya arkadaşım o benim"

Ne yani
Abim bildiğim abim öz abimin arkadaşı mıydı?
Az buz bildiğim Türkçe ile düşününce böyle oluyor!

"Şey soracaktım ben sana ya aşağıda da elin sürekli kalbindeydi. Kalbin mi ağrıyor kız senin" anlamış mıydı? Hayır ama ya.
Gerek yoktu anlamasına.

"Nemnogo"(biraz)

Eren abi bir şey diyecekken ben konuştum
"Sen Türkçe uchitel'(öğretmen) değil?"

Değil mi derken bile kelimenin söylenişini bilmiyorum ben nasıl doğrusu düzgün konuşacağım!

"Evet"

"Bana öğretir sen?" Diye mırıldandım. Rusça söylesem anlamayacaktı ama böyle de anlaşılıyor muydu ki?

Ben düşüncelerim arasında kaybolacakken Eren abi bu anı bekliyormuş gibi

"Öğretirim!" Dediğinde ayağa kalkıp yanına gittim

"Ne diyor siz Türkler..." Diye mırıldandığımda Eren abiden gelen küçük bir kıkırtıyı duydum

"Sende Türk'sün kız" doğru

Kıkırdadım
"Ee doğru şey ben teşekkür ediyor sana"

"Rica ederim"

"Ne zaman öğretmemi istersin ne zaman başlayalım" Hemen öğretse çok güzel olurdu.
En azından buraya alışmam daha kolay olurdu benim için.

"Hemen öğretsen olur? Ben alışamıyor buraya konuşamayınca olmuyor hiç" dediğimde yüzünden eksik olmayan tebessüm ile "olur" dediğinde ben de gülümsedim "akşam yemekten sonra başlıyorum o zaman öğretmeye?" Dediğinde kafa salladım ve odadan çıktı. Tekrar cam kenarına geçip oturdum. Ön bahçeye bakıyordu.
Manzara güzel!

Ama benim içim yanıyordu.
Yani...
Tamam geldim buraya, karanlık oda yok, bağıran sürekli kızan birileri yok ama...
Bilmediğim bir ülke, bilmediğim bir ev, yarım yamalak bildiğim bir dil ve tanımadığım on kişi...

Olmuyor işte olmuyor!
Beni onca yıl Rusya'da bambaşka bir hayata alıştırmışlardı, bambaşka!
Bir insan onca yıl sonra nasıl alışırdı yeni hayata?
Ben sanırım alışamayacağım.

Rol yap, rol yap ama nereye kadar?
Bunu nereye kadar devam ettirebilirdim?

Gözümden akan tek damla yaşı elimle sildiğimde aşağıdan bana el sallayan Işık'ı gördüm.

Yaren abla ve Yankı abiyle aşağıda Işık'ın ellerinden tutmuş yürüyorlardı. Ben de elimi sallayıp gülümsediğimde gülümsemi yarıda bırakan tek şey kalbime saplanan ve ilk defa bu kadar çok acıtan acı oldu

Ağzımdan "Ah!" Diye çıkan küçük bir inlemeyi engellemek için elimi ağzıma koydum.

Rusya'daki evde bir kere ağrı kesici içmiştim biraz hafifletmişti ve sanırım çantamda bir yerde bir tane kalmıştı.

İçsem iyi gelir miydi?

Ya da

İçeridekinlere söylesem?

Kalkıp kenarda duran çantamı elime aldım ve içine bakmaya başladım

Yoktu.

Kahretsin!

Aşağıya inip birine söylesem her türlü bir ağrı kesici verirlerdi

Odadan çıkıp hızlıca aşağıya koştum.
Koşma Arina koşma.
Koştukça kalbimiz hızlanıyor o da canımızı yakıyor.

Mutfağa girdiğimde Çağıl abi ve Asaf abi ikisi de mutfaktaydı

Ben daha ağzımı bile açmadan Asaf abi konuştu

"Arina, bir şey mi istemiştin"

"Ağrı ke"
"Ee neydi?" Kendi kendime konuşuyordum

"Ağrı..." Devamını getiremiyordum çünkü kelimeyi bilmiyorum!

Ben hatırlamaya çalışırken Asaf abi
"Ağrı kesici mi" dediğinde

"Evet" dedim gülümseyerek

"Çağıl ağrı kesici versene" dediğinde Çağıl abi çekmecelere bakıyordu

"Neren ağrıyor güzelim, istersen abime ya da Alp'e söyleyelim"
Kalbim ağrıyor abi hem de bu aralar daha çok ağrıyor aynı o karanlık odada kaldığım zamanki gibi ağrıyor.

Elimi kalbimin üzerine koydum
"Kalbin mi? Neden neyin var? Hastaneye gidelim mi?"

"Net(hayır) gerçekten" dediğimde Çağıl ağrı kesiciyi uzatmıştı. Tam alacaktım ki Asaf almamı engelledi

"Yankı'ya bir soralım"

Ama Yankı abi de hemen hastaneye gidelim falan derse?
Veya Rusya'daki gibi ilgi için olduğunu düşünürlerse?

Geçmişi gerçekten unutmam gerekiyordu.

"Gerek yok" diye mırıldandığımda Asaf abi beni mutfaktan çıkaracakken Alp abi girince ne oluyor bakışları atıyordu

"Ne oluyor? Ayrıca Arina'yı niye tuttun" dediğinde Asaf abi konuştu

"Kalbi ağrıyan biri kafasına göre ağrı kesici içebilir mi?" Çağıl'ın da bakışları değişmişti

"Yani sürekli sürekli ağrı varsa içmemeli"
Dedi Alp abi.

Ben içiyorum bu güne kadar sıkıntısını görmedim.
Yalan söyleme, okulda bayılıp kalmıştık.

"Ama ben bu sarışına söz geçiremiyorum" kaşlarımı çattım

"Öyle bakma ha tırsayrum!" dediğinde hafifçe güldüm

Alp abi birden konuşunca gülmeyi bıraktım

"Arina kalbin mi ağrıyor, anlat bakayım"

"Bir şey yok benim" elimle azıcık der gibi bir işaret yaptım "eto bol'no"(acıtıyor) dediğimde Alp abi tekrar konuştu

"Hadi hastaneye gidelim o zaman, senin kalbin ne zamandır ağrıyor?" benim kalbimin ağrımadığı zaman yok ki.

"Gerek yok"

"Gerek var mı yok mu sormadım güzelim gidelim öğrenelim hem söyle bakayım ne zamandır ağrıyor kalbin"

"On yaşimdan" devamını getiremeden Çağıl abinin, Asaf abinin ve Alp abinin yüzlerinde şaşkın bir ifade oluştu

"Senin on yaşından beri kalbin ağrıyor ama seni hiç doktora götürmediler mi? Arina güzelim hadi gidiyoruz hastaneye" dediğinde nazikçe elimi tutup beni içeriye götürdü ki

"Sadec-sace off işte sen bil"

"Nasıl, diğerlerine söylemeyecek miyiz?"

"Net"(hayır) anlamamıştır diye de kafamı iki yana salladım

"Lütfen"

"Sadece ne olduğunu anlayana kadar" dediğinde göz kırptım

"Anne" diye Büge hanıma seslendiğinde Büge hanım direk gelmişti

"Efendim"

"Biz Arina'yla dışarıya çıkıyoruz haberiniz olsun"

"Tamam canım dikkat edin" dediğinde gülümsedim ve kapıya ilerleyip çıktık. Arabaya binince Alp abi sürmeye başladı ben ise sadece duruyordum
Bunca yıl ağrıyan kalbimin neyi olduğunu bilmek...
Bilmiyorum.
Korkutucu geliyor.

Selaamllarr
Bölüm nasildiii

Ah Arina'm ya üzülüyorum ona

Ama şimdi mantıken bakarsak alışamıyor çünkü yıllarca bambaşka bir şekilde büyüdü hadi gene Türkiye'de büyümüş olsa bildiği dil bildiği ülke falan ama yok
O yüzden çocuğum yazık rol yapmaya alışkın ama ilerde alışacakk

Ha bir deeee
Kritik bir soru soracağım çünkü ilerki bölümlerde birazcık şok etkisi yaratacak
Sizce Arina'nın küçükken Orlovaların kaçmasına yardım eden ve onu Orlovalardan o hücreye kaçıran kimdiiirrr? İlerdeki bölümlerde görürüzz

Neysemkinee
Diğer bölümde görüşüzzzzzzzzz 🌷