3. bölüm · KIRIK TERAZİ

Bölüm 3: Üç Gün

Ercan Aydın

Sabah olduğunda Veyra yine sessizdi.

Meydan yavaş yavaş doluyor, dükkânlar açılıyor, insanlar işe yetişmeye çalışıyordu.

Fakat Brad için o sabahın diğerlerinden hiçbir farkı yoktu.

En azından dışarıdan öyle görünüyordu.

Fırının kapısını açtı.

İçeri girdi.

Tezgâhı temizledi.

Fırını yaktı.

Hamuru hazırladı.

Her zamanki düzen.

Her zamanki sessizlik.

Ama tezgâhın altında duran küçük kâğıt hâlâ oradaydı.

"Geçmiş bazen borçlarını geri almaya gelir."

Brad kâğıdı eline aldı.

Bir süre baktı.

Sonra ikiye katlayıp cebine koydu.

Tam o sırada kapı açıldı.

Yaşlı bir adam içeri girdi.

"İki ekmek."

Brad:

"Tabii."

Adam parasını verdi.

Sonra çıkmadan önce:

"Başkan bugün kuzey tarafındaki evlerin vergilerini artıracakmış."

Brad başını kaldırdı.

"Kim söyledi?"

"Belediyeden duydum."

Adam çıktı.

Brad bir süre kapıya baktı.

Vergiler.

Borçlar.

Evler.

Hepsi aynı yere bağlanıyordu.

Veyra'da parası olan daha fazla kazanıyor, borcu olan ise her gün biraz daha kaybediyordu.

Brad bunu yıllardır görüyordu.

Fakat bugün ilk kez bunun kendi ailesine kadar uzanabileceğini düşünüyordu.

--------------------------------------------------

Okulda Rose, öğretmenin dağıttığı kâğıda bakıyordu.

Konu yine adaletle ilgiliydi.

Öğretmen:

"Bu hafta herkes Veyra'daki eşitsizlikler hakkında kısa bir yazı hazırlayacak."

Sınıftan birkaç kişi homurdandı.

Rose kalemini eline aldı.

Sayfanın başına yazdı:

"Bir toplumda herkes aynı kurallara uyuyorsa, neden sonuçlar aynı olmuyor?"

Bir süre düşündü.

Sonra yazmaya başladı.

Zenginlerin çocukları özel okullara gidiyordu.

Fakirlerin çocukları ise eski kitaplarla ders görüyordu.

Bazı aileler vergilerini ödemekte zorlanırken, bazıları vergilerin nasıl düşürüleceğini bile biliyordu.

Rose bunların hepsini yazdı.

Ama yazının sonuna bir cümle ekledi:

"Belki sorun terazinin bozuk olması değil, teraziyi kimin tuttuğudur."

Öğretmen kâğıdı okuduğunda birkaç saniye sessiz kaldı.

"Rose."

"Evet?"

"Bu düşünceyi nereden çıkardın?"

Rose omuz silkti.

"Yaşadığım yerden."

--------------------------------------------------

Öğleden sonra Brad fırında çalışırken kapı yeniden açıldı.

İçeri dün gelen adamlardan biri girdi.

Bu kez yalnızdı.

Brad onu görünce:

"Üç gün demiştiniz."

Adam:

"İki gün kaldı."

"Param hazır değil."

"Bu benim sorunum değil."

Brad:

"Biraz daha süre ver."

Adam:

"Brad, biz yıllardır bekliyoruz."

Brad'in sesi sertleşti.

"Ben de yıllardır ödüyorum."

Adam:

"Yeterince değil."

Fırında birkaç müşteri vardı.

Brad tartışmayı uzatmadı.

"Akşam konuşuruz."

Adam:

"Akşam değil."

Brad:

"Ne zaman?"

"Yarın."

Adam çıktı.

Brad arkasından baktı.

Müşterilerden biri:

"Başın belada mı?"

Brad:

"Eski borç."

Adam başını salladı.

"Borç insanı yaşlandırır."

Brad hafifçe gülümsedi.

"Doğru."

--------------------------------------------------

Akşamüstü Rose okuldan çıktığında yağmur başlamıştı.

Çantasını başının üzerine tuttu.

Koşarak eve gitmeye çalıştı.

Meydandan geçerken bir grup insanın belediye binasının önünde toplandığını gördü.

Merak edip yaklaştı.

Bir adam bağırıyordu:

"Bu vergileri ödeyemeyiz!"

Başka biri:

"Bizden aldığınız parayla kuzey tarafına yeni yollar yapıyorsunuz!"

Belediye görevlileri kalabalığı dağıtmaya çalışıyordu.

Rose uzaktan izledi.

Bir görevli:

"Dağılın!"

Kalabalık:

"Adalet istiyoruz!"

Rose'un içi sıkıldı.

Tam oradan ayrılacakken kalabalığın içinden bir kadın yere düştü.

İnsanlar geri çekildi.

Rose hemen yanına koştu.

"İyi misiniz?"

Kadın nefes nefese kalmıştı.

"İyiyim."

Rose onu kaldırmaya çalıştı.

Tam o sırada bir el kadının kolundan tuttu.

Brad.

"Baba?"

Brad kadını ayağa kaldırdı.

"İyi misiniz?"

Kadın başını salladı.

Brad Rose'a baktı.

"Burada ne yapıyorsun?"

"Okuldan geliyordum."

"Burada durma."

Rose:

"Niye?"

Brad kalabalığa baktı.

"Ortalık karışık."

Rose itiraz etmek istedi.

Ama babasının yüzündeki ifadeyi görünce sustu.

Birlikte eve doğru yürüdüler.

--------------------------------------------------

Yolda Rose:

"Bu vergiler neden arttı?"

Brad:

"Belediye para istiyor."

"Nereye harcıyorlar?"

Brad:

"Onu ben de bilmiyorum."

"Sen hep köyde yaşadın. Hiç mi bilmiyorsun?"

Brad:

"Bilmek başka, değiştirmek başka."

Rose durdu.

"Sen neden hiçbir şeyi değiştirmiyorsun?"

Brad arkasını döndü.

"Çünkü tek başına bir insan bütün sistemi değiştiremez."

Rose:

"Belki denemesi gerekir."

Brad birkaç saniye kızına baktı.

"Sen büyüdükçe annenin bazı özelliklerini daha çok taşıyorsun."

Rose'un yüzü asıldı.

"Annem hakkında konuşma."

Brad sustu.

Rose yürümeye devam etti.

Aralarında yine sessizlik oluştu.

--------------------------------------------------

O gece fırında ışıklar geç saate kadar yandı.

Brad hesap defterlerinin başında oturuyordu.

Gelir.

Gider.

Borç.

Vergi.

Un.

Yakıt.

Ev masrafları.

Rakamları topladı.

Sonuç değişmiyordu.

Eksi.

Brad kalemi masaya bıraktı.

Sonra kapı çalındı.

Saat gece yarısını geçmişti.

Brad ayağa kalktı.

Kapıya yaklaştı.

"Kim?"

Cevap yok.

Tekrar sordu.

Yine cevap yok.

Kapıyı açtı.

Kimse yoktu.

Yerde küçük bir zarf duruyordu.

Brad eğilip aldı.

Zarfın üzerinde adı yazıyordu.

Brad.

Zarfı açtı.

İçinden tek bir belge çıktı.

Üzerinde eski bir tarih vardı.

Brad belgeyi görünce dondu.

Bu, eşinin öldüğü geceden kalan bir belgeydi.

Brad'in elleri titredi.

Belgenin arkasında tek bir cümle vardı:

"Senin söylediğinden daha fazlasını biliyoruz."

Brad uzun süre kâğıda baktı.

Sonra kapıyı kapattı.

--------------------------------------------------

Ertesi sabah Rose erkenden uyandı.

Mutfağa geldiğinde Brad yoktu.

Masada yalnızca küçük bir not vardı.

"Fırındayım."

Rose notu okudu.

Çantasını aldı.

Okula gitmeden önce fırına uğradı.

Kapı açıktı.

İçeri girdi.

"Baba?"

Cevap gelmedi.

Fırının arka tarafına geçti.

Brad yoktu.

Tezgâhın üzerinde bir ekmek sepeti vardı.

Rose bir süre bekledi.

Sonra dışarı çıktı.

Fırının yanında yerde bir şey gördü.

Küçük metal bir kutu.

Rose eğilip aldı.

Kutunun üzerinde eski bir sembol vardı.

Terazi.

Rose kutuyu çevirdi.

Kilidi yoktu.

Açtı.

İçinde eski bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta annesi gençti.

Yanında Brad vardı.

Fakat fotoğrafın arka tarafında Rose'un daha önce hiç görmediği başka biri bulunuyordu.

Rose fotoğrafı çevirdi.

Arkada tarih yazıyordu.

1987.

Altında ise üç isim vardı.

Brad.

Marek.

Ve üçüncü bir isim...

Rose ismi okuyamadan dışarıdan bir ses duydu.

"Rose!"

Rose irkildi.

Kutuyu hemen kapattı.

Kapıya baktı.

Brad içeri girmişti.

Rose:

"Baba..."

Brad:

"Ne yapıyorsun?"

Rose kutuyu arkasına sakladı.

"Hiç."

Brad ona baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Okula geç kalacaksın."

Rose:

"Tamam."

Kutuyu yerine bıraktı.

Ama fotoğrafın görüntüsü artık aklından çıkmıyordu.

--------------------------------------------------

O gün Rose okulda derslere odaklanamadı.

Marek.

İsim sürekli aklındaydı.

Annesinin fotoğrafı.

1987.

Brad.

Ve tanımadığı üçüncü kişi.

Öğle arasında kütüphaneye gitti.

Okulun eski arşivlerinde Veyra'nın geçmişiyle ilgili birkaç kitap vardı.

Rose rafları karıştırdı.

Sonunda eski bir gazete buldu.

Tarihi 1987'ydi.

Sayfaları çevirdi.

Veyra'da o yıl büyük bir borç krizi yaşandığını yazıyordu.

Bazı aileler evlerini kaybetmişti.

Bazı işyerleri kapanmıştı.

Birçok insan köyü terk etmişti.

Rose daha fazla okudu.

Sonra bir haber gördü.

Başlığı:

"Veyra'da Büyük Borç Anlaşması."

Altında birkaç isim vardı.

Rose gözlerini kıstı.

Brad.

Marek.

Ve üçüncü isim.

Rose'un eli gazeteyi sıkıca tuttu.

Çünkü o isim...

Annesinin soyadıydı.

--------------------------------------------------

Akşam Rose eve döndüğünde Brad mutfaktaydı.

Rose kapıda durdu.

"Baba."

Brad:

"Ne oldu?"

Rose:

"Annemin soyadı neydi?"

Brad'in eli bir an durdu.

Sonra:

"Neden soruyorsun?"

"Merak ettim."

Brad ona baktı.

"Bu kadar yıl sonra neden?"

Rose:

"Okulda bir şey gördüm."

Brad:

"Ne gördün?"

Rose cevap vermedi.

Brad de sormadı.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Brad:

"Annenin soyadı Carter'dı."

Rose başını salladı.

"Tamam."

Odama gidiyorum.

Brad:

"Rose."

Rose durdu.

"Efendim?"

"Geçmişi fazla kurcalama."

Rose arkasını döndü.

"Neden?"

Brad:

"Çünkü bazen geçmişte cevap değil, sadece daha fazla soru vardır."

Rose:

"Belki de bazı soruların cevaplarını bilmek gerekir."

Sonra odasına çıktı.

Brad mutfakta yalnız kaldı.

Pencerenin dışına baktı.

Yağmur başlamıştı.

--------------------------------------------------

O gece Rose odasında eski gazeteyi tekrar açtı.

İsimlere baktı.

Brad.

Marek.

Carter.

Tam o sırada telefonuna mesaj geldi.

Bilinmeyen numara.

Mesajda sadece şunlar yazıyordu:

"Annenin ölümünü gerçekten öğrenmek istiyorsan eski değirmene git."

Rose'un kalbi hızlandı.

Telefonu elinden düşürmek üzere oldu.

Bir süre ekrana baktı.

Sonra pencereye baktı.

Dışarıda kimse yoktu.

Rose telefonu kapattı.

Gitmeli miydi?

Gitmemeli miydi?

Bir süre düşündü.

Sonra korkusuna rağmen montunu aldı.

Sessizce evden çıktı.

--------------------------------------------------

Eski değirmen köyün dışında kalıyordu.

Rose oraya daha önce hiç gitmemişti.

Yağmur hafifçe yağıyordu.

Yol çamurluydu.

Değirmenin kapısına geldi.

Kapı açıktı.

Rose içeri girdi.

"Biri var mı?"

Cevap yoktu.

İçeride eski makineler ve kırılmış tahtalar vardı.

Rose ilerledi.

Bir masanın üzerinde eski bir kutu gördü.

Kutuyu açtı.

İçinde birkaç belge vardı.

Bir fotoğraf.

Ve annesine ait bir kolye.

Rose'un nefesi kesildi.

Kolye annesinin boynunda gördüğü kolyeydi.

Rose kolyeyi eline aldı.

Gözleri doldu.

Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

"Burada ne yapıyorsun?"

Rose hızla döndü.

Kapıda Brad duruyordu.

Rose'un yüzü bembeyaz oldu.

"Baba..."

Brad ona baktı.

Sonra masadaki kutuya.

Sonra tekrar kızına.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Rose:

"Bu annemin."

Brad başını salladı.

"Evet."

"Neden burada?"

Brad cevap vermedi.

Rose'un sesi titredi.

"Sen neden buradasın?"

Brad birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra:

"Çünkü buraya gelmemen gerekiyordu."

Dışarıda gök gürledi.

Rose babasına baktı.

İlk kez onun yüzünde gördüğü ifade, kızgınlık değildi.

Korkuydu.

Ve o anda Rose'un aklından tek bir düşünce geçti:

Annesinin ölümü hakkında bildiği her şey eksik olabilirdi.

Brad ise yalnızca şunu söyledi:

"Rose, eve gidiyoruz."

Rose cevap vermedi.

Elindeki kolyeye baktı.

Sonra babasına.

Ve ikisi yağmurun altında değirmenden ayrılırken, yıllardır kapanmış sanılan bir geçmiş yeniden açılmaya başladı.