Kırık Pusula kitap kapağı

4. bölüm / 4

Kırık Pusula

4. Bölüm - Yol Ayrımı

Vaveyla Yazarı: Miray G.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 4. Bölüm - Yol Ayrımı

Kaan Atakul?”

“Bade Ak.” dedi. Neredeyse hiç şaşırmamış gibiydi. İki bin on sekiz senesinde beri karşılaşmamıştık. Ya da ben öyle sanmıştım. Sinirlenmiş miydim? Evet hem de fazlasıyla sinirlenmiştim. Beni takip edip, sevgilimin yaptıklarını gözetlemek ne demekti ya?

“Sen kim oluyorsun da beni takip edip gözetliyorsun?” diyerek elimi havaya kaldırdım. Tam tokat atacağım sırada bileğimi tutarak tokat atmamı engelledi.

“Sakin ol, seni sadece takip ettim. Sana zarar vermek gibi bir amacım yok. Sapıkta değilim saygım var kadınlara. Ayrıca sana zarar vermek isteseydim bunu birkaç hafta önce yapardım.” dedi ve bileğimi serbest bıraktı. Belki haklıydı, belki değildi. Bunu bilmiyordum. Aklıma gelen mantıklı bir soruyu Kaan’a yönelttim.

“Başımın ağrıdığını, Aytuğ’un beni aldattığını, ateş zambağı sevdiğimi, kahvaltı yapmadığımı falan nereden biliyorsun? Beni gözetlesen bile bunları bilmen imkansız.” dedim. Arabaya yaslandım ve kollarımı birleştirerek açıklama yapmasını bekledim.

“Anladığım kadarıyla benden açıklama bekliyorsun ama burada anlatırsam hem seni hem beni hem de duyan, bilen herkesi ortadan kaldırırlar. Arabaya binelim güvenli bir yerde her şeyi açıklayacağım.” dedi. Elimdeki araba anahtarını almak için elini uzattı. Her ne kadar başkalarına arabamı vermekten nefret etsem de başka çarem yok gibi görünüyordu. Anahtarı eline bıraktım ve sağ koltuğa geçtim. Her zaman sol koltuk prensesi olsam da bugün sağ koltuk prensesi olacaktım.

Oturup kemerimi takarken o yanıma geldi. Elinde kumaş parçası vardı.

“Bu ne? Ne yapacaksın bununla?” dedim endişe dolu bir sesle.

“Seni kaçıracağım. Ne yapabilirim Allah aşkına? Gizli bölgeye gidiyoruz görmemen lazım.” dedi ve sıkıntılı bir nefes vererek kafamı yasladığım yerden kaldırmamı bekledi. Kaldırdığım anda bana doğru eğildi. Burnuma dolan o eşsiz kokusunu görmezden gelmeye çalışarak sayı saymaya başladım. Üzerimdeki bu değişik etkisinden rahatsız oluyordum.

Gözlerimi bağlarken elleri çok ustaca, hafif ve çevik bir şekilde hareket etti. İstemsizce oturduğum yerde dikleştim. Ellerinin benden uzaklaştığını hissedene kadar nefesimi tuttuğumu bile fark etmemiştim. Ellerimi bağlamamıştı. Çok düşünmeye de gerek yoktu aslında. İnat biriydim ama bana yapma denilen şeye de kafama yattığı sürece direnmezdim.

Önce benim kapım kapandı sonra solumdaki kapı açılıp kapandı. Gerçi sesten anlamama gerek yoktu. Kokusu zaten ben buradayım diye bağırıyordu. Kontağı açarak arabayı harekete geçirdi. Bir süre hiç konuşmadan sessiz bir yolculuk geçirdik. Git gide sessizlikten canım sıkılıyor, geriliyordum. Arabayı avucum gibi bildiğim için uzanıp radyoyu açtım.

Hoş bir melodi kulaklarımızı doldururken aniden ses kesildi. Radyoyu kapatmıştı. Gerçekten ne gerek vardı ki böyle tantanaya ne güzel ben kendi arabamla gidecektim. Bana konum atsa gelirdim yani.

“Niye kapattın ya? Şurada iki şarkı dinleyeceğiz içine ettin. Ayrıca mesajlaşırken daha iyiydin. Ne bu ciddiyet?” diyerek radyoya uzandım. Tekrar açtığım sırada Kaan’ın sert nefes verişini duydum. Sinirlerini zorladığım her şekilde belli oluyordu.

“Şarkı dinlemeyi sevmiyorum, dikkatimi dağıtıyor.” diyerek radyoyu kapattı. Sonra elimi tutarak avcumun içine küçük metal bir şey koydu. “Kulaklık. Tak dinle ne istiyorsan.” dedi. Beni düşünmüş ve bana kulaklık vermişti.

“İyi de görmüyorum ki nasıl açıp bağlayacağım?” diyerek mantıklı bir soru yönelttim. Elimden kulaklığı aldı. Ben yine sessizlikle baş başa kalacağımı düşünürken kulaklığın soğuk metalini kulağımda hissettim.

“Kafanı çevir.” dedi. Hiç beklemeden kafamı çevirdim ve kulaklığı kulağıma takmasına izin verdim. Kulaklığın yerini sağlamlaştırırken Tarkan’dan ‘Ölürüm Sana’ giriş melodisi çalmaya başladı. Tarkan sevdiğimi bile biliyor olmasına mı şaşırmalıydım yoksa benim için tek eliyle araba kullanmasına mı şaşırmalıydım? Ben her ikisine oyumu kullanıyorum. Katılıyorum her ikisine de şaşıralım.

Şarkılar peş peşe çalarken uykunun beni içine aldığını hissettim. Uzun süre karanlıkta, gözü kapalı şekilde kalmak uykumu getiriyordu. “Daha ne kadar var? Uykulu bir şekilde seni dinlersem dediklerini idrak edemem.” dedim uyku mahrumu bir sesle.

“Var biraz, daha hızlı şekilde giderdim de hızdan korkuyorsun.” dediğinde uykudan eser kalmamıştı.

“Bak her şeyi geçtim bunu nasıl biliyorsun oğlum? İn misin cin misin?” dedim. Hafif bir gülme sesi gibi bir ses gelse de kısa sürmüştü. “Hayır sadece biraz araştırma yaptım.” diyerek alayla güldü ve ardından gaza bastı. Araba git gide hızlanırken ellerimle kemerimi sıkıca tuttum.

“Ya madem biliyorsun yavaşlasana!” diye bağırdım. O ise inadına gibi biraz daha gaza basarak arabayı son sürate çıkardı. “Kaçla gidiyorsun, üç yüz falan mı ne bu hız?” sesim ve vücudum titremeye başlamıştı bile. Aslında hızdan değil süren kişiden korkardım. Araştırması eksikti.

“İki yüz bile değil.” dedi keyif dolu bir sesle. Gerçekten inanılmaz biriydi. Hem ukala hem zeki hem de yakışıklı olmayı nasıl becerdiği konusunda en ufak fikrim bile yoktu. Üçü bir araya gelemezdi. Doğanın kanununa aykırıydı bu bir kere!

“Geldik.” dedi gülmemek için kendini zorlar gibi bir sesle. Neredeyse yarım saattir kavga ediyor, bağrışıyorduk. Hız yapıp beni sinirlendirmiş, tam uykuya dalacağım sırada ani fren, gaz yapmıştı. Gerçekten göreve giderken bu kadar zorlanmıyordum.

“Kes sesini artık ya! Çok yoruyorsun ne olur sus.” dedim yalvarırcasına. O gülerken ben gözümü açtım. Etraf bu kadar aydınlık mıydı ya? Kaan'a baktığımda gülümsüyordu ya da alay ediyordu. Ama otoparktaki adam olmadığı kesindi. Otoparktaki adam gitmiş yerine komik bir adam gelmişti. Bence kişilik bozukluğu vardı. Yoksa bunun bir açıklaması yoktu. “Bir şey soracağım, sen bipolar mısın, kişilik bozukluğun mu var ne ya bu? Otoparkta beni öldürecek gibi bakıyordun burada yüzünde güller açıyor ben seni cidden çözemiyorum.” dedim.

“Hayır, hiç öyle bakmıyordum o benim normla bakışım. Ayrıca hasta falan da değilim sadece komiklik ve ciddilik arasındaki geçişim hızlı oluyor o kadar.” dedi ve beni alayla süzdü. Birden yere eğildi hatta diz çöktü. Bir adım geriye giderek, “Daha yeni tanışıyoruz yavaş be hayvan.” dedim. Bana şok içinde bakarken birden kahkaha attı.

“Kızım asıl sen delisin ha, sana niye evlenme teklifi edeyim? O kadar düşmedim.” dedi ve ayağa kalktı. Gerçekten utançtan yerin dibine girecektim. Kaç olduğunu bile saymayı bırakmıştım. Ne kötü bir gün bu Yarabbim!

“Hadi yürü, yürü daha uzun bir gün bekliyor seni. Rezil oldun diye yerin dibine girmene ya da kızarmana gerek yok.” demesiyle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yüzüm mü kızarmıştı? Ne olur olmadı desin biri bana! Bunu kaldıramazdım.

“Yalan söyleme, ben kızarmam bir kere!” diye titreyen sesimle bağırdım. Benim bu sitemime daha fazla gülmeye başladı. Şimdi yerin dibine gireceğim ya bu nasıl iş böyle? Gerçekten bugün dünyanın ve bedenimin bana bir garezi vardı yani yoksa açıklaması yoktu bunun. Çok utandığım zaman kızarmamı ve sesimin titremesinin yıllar önce geçtiğini düşünmüştüm oysaki. Ki zaten olmuyordu. Bunun yüzünden tekrar ortaya çıkmıştı!

“Çok tatlı ve komiksin ama hadi Kor bizi bekliyor.” dedi birden ciddileşerek. Cidden dediği gibi komiklik ve ciddilik arasındaki geçiş hızlı, beklenmedik oluyordu. Ama asıl takıldığım nokta bu değildi. Kor kimdi? Kaan ona mı çalışıyordu? Bu sorular içimi kemirirken ilk adımı Kaan attı. Bana bakmadan yürümeye başlayınca ona yetişmek için koşmuştum resmen.

Hızlı ve büyük adımlarına odaklanacağım diye nereye geldiğimizi fark etmemiştim. Kaan'ın adımları durduğunda hızımı alamayarak sırtına çarpmıştım. Sırtı da sırttı mübarek. Benim açımdan görseniz muhtemelen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü derdiniz. Yani şahsen ben öyle diyorum şu an.

Bana yan bir bakış atarak önümden çekildi. Yani çekilmese de olurdu manzaram güzeldi. Etrafıma göz atınca nerede olduğumuz biraz daha yattı. Loş ışıklı, koyu gri yeşil karışımı boyalı, fayansları oldukça eski görünümlü bir koridordaydık. Önünde durduğumuz kapıda bir isim yazıyordu.

‘Sergen Kor.’

Galiba görüşeceğim adamdı. Aslında galibası yoktu görüşeceğim adamın adıydı işte. Kaan bir adım atamayacağımı fark ederek önüme tekrar geçti. Kapıyı iki kez tıklatarak içerideki adamın ses vermesini bekledi.

“Gel.” diyen adamın tok sesi bana hatırlamamam gereken birinin sesini hatırlatmış ve ürpermeme sebep olmuştu. Kaan içeri girerek hazır ola geçti. “Rahat ol, Atakul.” dedi sert sesiyle. Yavaşça içeri girdim ve adamı incelemeye başladım.

Beklediğimin aksine daha yakışıklı ve çatık kaşlı bir adam çıkmıştı. Gerçekten yakışıklıydı. Ellili yaşlarının sonunda olduğu her halinden belliydi. Gözleri mavi bir denizi andırıyordu. Sakalları ne çok uzun ne çok kısaydı. Tam yüzüne yakışır bir şekilde şekillendirilmişti. Kaşlarının her zaman çatık olduğunu anlamak çok zor değildi. Sert, biçimli ve babacan bir yüzü vardı. Siyah saçları taranmıştı. Hafif beyazlamış yerler olsa da bu göz zevkini bozmuyor aksine seyir zevki veriyordu. Üstünde siyah bir takım elbise vardı. Kravatı bordo renginden biraz açık bir renkti.

Adam benimle birlikte ayağı kalktı ve elini bana uzattı. Sert ve tok bir sesle, “Merhabalar Bade Hanım, ben Sergen Kor.” dedi. Uzattığı eli sıkarak gülümsedim. Kendimi tanıtmama gerek yoktu, çünkü beni zaten tanıyorlardı. Adam yerine oturduktan sonra eliyle hem Kaan’a hem de bana otur işareti yaptı. Kaan hiç beklemeden, tereddüt etmeden tekli koltuğa kuruldu.

Ben de karşısına oturduktan sonra Sergen Bey konuşmak için derin bir nefes alarak bana baktı. “Bade Hanım, eminim burada neden bulunduğunuzu fazlasıyla merak ediyorsunuzdur.” dedi.

“Evet, hem neden burada olduğumu hem de ajanınızın neden beni sapık gibi izleyip takip ettiğini merak ediyorum.”

Göz ucuyla Kaan’a baktığımda onun da bana baktığını ve dudağının kenarının hafif kıpırdadığını fark ettim. Belkide göz yanılsamasıydı. Adam sabrının son demlerinde gibi duruyordu. Ama ağzım bez değildi ki büzesin. Ağzıma ilk ne gelirse söylerdim.

Sergen Bey arkasındaki dosyalardan birini aldı ve kapağını açıp üç tane fotoğraf gösterdi. “Bunlar on bir kartel üyelerinin üçü. Eminim bunları hayatınızın bir kısmında görmüşsünüzdür.” dedi. Evet, yüzleri daha önce görmüş, isimlerini daha önce duymuştum.

İlk fotoğraftaki adam Nikoliva Roht’un ta kendisiydi. Almanya’da doğmuş annesi babası Alman olan biriydi.

İkinci fotoğrafta alımlı bir kadın vardı. Kim olduğunu bilmiyordum ama görmüştüm.

Üçüncü fotoğrafta Altınsoy Holding’in tek varisi Kerem Altınsoy’du. Bir dakika, bir dakika! Kartel üyelerinden biri de Kerem Altınsoy muydu? Kerem ile birkaç kez röportaj yapmak istemiştim. Magazincilerin yanına sızıp adının geçtiği dosyalar hakkında gizlice bilgi almak istemiştim ama magazin dünyası beni tanımadığı için maalesef röportaj yapmama izin vermemişti.

“Evet, tanıyorum ama benim burada olma sebebim nedir tam olarak?”

Sergen Bey doğrudan gözüme bakmaya sürdürürken konuşmaya başladı, “Kartel üyeleri tarafından tanınmıyorsunuz. Görseler bile hatırlamaları mümkün değil. Haberlerde genellikle sadece gözünüz ve saçlarınız görünecek şekilde görünüyorsunuz, bu da bizim için bir fırsat ve avantaj.”

Haklılık payı vardı ama hala benim burada bulunmam için yeterli bir sebep değildi. “Bu, beni buraya getirmeniz için yeterli bir sebep değil Sergen Bey.” dedim. Kaan'a baktığımda saatine bakıyordu. Sıkılmış mıydı? İyi de beni buraya getiren ve yanımda duran oydu. Bunu boş verip Sergen Bey’e odaklandım. Eğer ki odaklanamazsam muhtemelen operasyonu berbat ederdim ve bu isteyeceğim en son şey bile değildi.

“Evet, elbette bu tek başına bir sebep değil.” diyerek dosyanın içinden bir sayfa daha çıkardı. “İki yıldır bu yapılanmayı takip ediyoruz. Kaan, Kerem Altınsoy’un yakın koruması olarak uzun zamandır bu dosyanın içinde. Edindiğimiz bilgiye göre geçen hafta on ikinci kartel üyesi Sophia Miller’ın şüpheli ölümü gerçekleşti. Gael denen adam ile bir ilişkisi olduğu ve zamanla birbirlerine düşman oldukları bilgisi elimize ulaştıktan sadece yarım saat sonra içtiği viski sonrası öldüğü anlaşıldı. Herkes alkol zehirlenmesi dese de biz Gael’in yaptığını biliyoruz.” dedi. Jeton sonunda düşmüştü.

“Kaan artık yeterli değil ve ulaşamayacağı yerler size pürüz çıkartıyor,” dedim dehşet dolu bir sesle.

Sergen Bey hafifçe başını salladı.

“Öyle de denilebilir.”

“Peki benden ne istiyorsunuz? Nasıl yardımcı olabilirim?” dedim ve koltuğuma sindim. Gerginliğim tavan olmuştu. Cidden stresliyken vücudumu taşımak çok daha zor oluyordu.

“İçeride daha fazla göz ve kulak.” diyen Kaan’a baktım. Dakikalar sonra konuşmuştu ve ettiği laflar buydu. Kaşlarımı çattım. Artık gerçekten anlama kıtlığım olduğunu düşünecektim. Bu neydi ya? Bir öyle, bir böyle vallahi hayat geçmezdi böyle. Kafiyeli oldu ha.

“Ajan olarak içeri sızıp size bilgi mi vereceğim?” diye masum bir soru yönelttim.

“Hayır.” diyen Kaan’la göz göze geldim. Çok bakmadan gözlerimi Sergen Bey’e çevirdim. Cevap öyle hızlı gelmişti ki şaşkınlıktan birkaç saniye susmak zorunda kalmıştım. “Peki o zaman ne yapacağım?” dedim.

“Size başka bir kimlik vereceğiz Bade Hanım.” diyen Sergen Bey’e alayla baktım. “Ne kimliği, şef, hizmetçi falan olarak mı gireceğim içeri?” dedim.

“Hayır, aksine daha büyük bir rolle. Kartel üyesi olarak.” soru değildi bildiğin kumaş gibi seçilmiş, işlenmiş ve kıyafet olarak sunuluyordum. İnanmayarak gülmeye başladım. Kimse gülmeyince boğazımı temizleyip konuşmaya başladım, “Siz şaka yapmıyorsunuz.”

“Hayır son derece ciddiyiz Bade Hanım.”

“Ben gazeteciyim.”

“Bunun zaten farkındayız. Sizi bu yüzden seçtik.” diyen Sergen Bey’e sanki komik bir şaka yapmış gibi bakıyordum. Yüzümdeki o aptal sırıtış yerini korurken konuştum, “Hayatımda kartelle bir bağlantım bile olmadı, sadece haberlerini yaptım.”

“Olmaması bu işleri bilmediğiniz anlamına gelmiyor Bade Hanım. Size bunun eğitimini de verildiğini biliyoruz.”

Yok ebesini! Bunu nereden biliyorsunuz ya? O kadarını da araştırmaz insan. Mahremiyetim hiçbir şeyim kalmamıştı resmen.

Sergen Bey devam etti.

“İçerideki insanlar sizi tanımıyor, geçmişinizi bilmiyorlar. Sizin hakkınızda bilecekleri tek şey, onlara verdiğiniz kimlik ve sahte geçmişiniz olacak.” dedi. Cidden aklımı yitirmek üzereydim. Oyuncu değildim ki ben. Alt tarafı savaş muhabiriydim.

“Peki ya Kaan? O da orada olacak mı?”

“Evet, gerektiği zaman olacak. İki yıldan fazla süredir içeride.”

Bakışlarım tekrar Kaan’a kaydı. Bu kez bana bir şeyler anlatsın diye değil, sadece anlamak için baktım yüzüne. Sindirmesi kolay şeyler söylememişlerdi. Gerçi kabul etmek dışında yapabileceğim pek bir şey yoktu. İşimden istifa etmiş, ailesi tarafından para takviyesi alamayan, beş kuruşsuz biriydim. Başka seçeneğim kalmıyordu.

“Aynı evde mi kalacağız?”

“Evet, Bade Hanım. Mümkün olduğu kadar uzak ama bir o kadar da yakın olacaksınız.” diyen Sergen Bey koltuğunda rahat bir şekilde oturuyordu.

“Peki, son bir soru soracağım ondan sonra zaten her şey hazır olduğu için operasyona katılacağım.” dedim.

“Elbette, buyurun.”

“Kaan ile yakınlık seviyemiz ne olacak, beni tanıyacak mı?”

Kendimce önemli bir soruydu. Nedeni yoktu merak etmiştim ama önemliydi. O varken her şey daha tıkırında işliyor gibiydi.

“Maalesef, tanıyor olacağım.” diyerek gözlerini kapatıp ellerini boynunda birleştirip boynunu ovdu.

“Aman ne iyi, bir de başıma sen çıktın.” dedim ve sanki üzülmüş gibi gözlerimi devirdim. Aslında sevindim bile denilebilirdi.

Kaan'ın delici bakışları üzerime sabitliyken Sergen Bey araya girdi.

“Yeter bu kadar laubalilik! Kaan çek o gözlerini Bade’den!” dedi sinirli ve sert bir şekilde. Öz babam tarafından görmemiştim böyle koruma. Adam beni daha tanımadan korumuştu. Aklım yine bulanıyordu bulanmamalıydı. Bunun olmasına bir kez daha izin veremezdim.

“Tamam, ben varım. Ne yapacağımı biliyorum siz sadece bana dosyayı, kimliğimi işte ne gerekiyorsa onu verin.” dedim hızlı hızlı. Hissediyordum o his yeniden beni içine çekecek ve yutacaktı. Bu işi ne kadar erken bitirirsem benim için o kadar karlı olurdu.

Serge Bey son kez konuştu, “Operasyon ANKA’ya hoş geldin Bade.” dedi ve elini uzatarak bir kez daha elimi sıktı.

🐦🔥🧭

Odadan çıkalı on on beş dakikayı geçmemişti. Temiz hava o hissi alıp götürmüştü. Ama Kaan ile birbirimize öldürücü bakışlar atıyorduk. Evet az önce gülüşen insanlar gitmişti. Her şey çok ani olmuştu. Odadan çıktıktan sonra bana salak saçma şeyler söyleyerek kavga çıkarmıştı. Sinirden ne dediğini bile hatırlamıyordum.

Arabaya doğru yürürken ayağım burkuldu. Acı ile inlerken yere oturdum. Kaan göz ucuyla bana baktı. “İyi misin?” demesiyle alaycı bir şekilde güldüm.

“Çok iyiyim yoruldum da azıcık oturayım dedim.” sonra tekrar ciddileşerek konuştum, “Salak mısın sen ayağımı burktum çok acıyor nasıl iyi olayım?” diyerek ayağa kalkmaya çalıştım. Yanlışlıkla ayağımın üstüne basınca acıyla gözlerim kapandı. Tam o sırada ayağımın yerden kesildiğini ve baş aşağı durduğumu hissettim. Gözlerimi hızla açtım. Gördüğüm ilk manzaranın Fatih Sultan Mehmet Köprüsü olacağını düşünmezdim ama oydu. Sertçe yutkunduktan sonra ne olduğunu idrak ettim. “Ne yapıyorsun? Bıraksana it köpek!” diye bağırsam da ne fayda.

“Sen bize daha lazımsın Lada Volkova.” dedi. Bir saniye, ne? Lada Volkova kim ya? Ne olur düşündüğüm şey olmasın. Rus mu olacaktım ya?

“O kim? Ne olur bana Rus olacaksın deme.” dedim yalvarırcasına. Güler gibi bir ses çıkardı. “Evet, Rus olacaksın hatta yeni adını da ezberle de biri seslenince öyle ortada kalma.” dedi. Zamanında Rusçayı yarım bıraksaydım keşke. Ne diye C2 seviyesine kadar öğreniyorsun ki? Öğrenmeseydin Rusya’da hayatta kalamazdın Bade. Rusya’da yaşadığın zaman öğrendin ya. Evet ama şimdi Rus gibi davranmam gerekiyor o zaman konuşmak yetiyordu.

Beni hala taşıyor olması daha sinirimi fazlasıyla bozuyordu. Sırtına sertçe vurmaya başladım. “Bırak! İndir beni!”

“Azıcık sakin olur musun Lada Volkova.” dedi alaycı bir şekilde. Bana böyle seslenmesini istemiyordum. “Adım Bade bana Lada demekten vazgeç.” dedim. Beni dikkate almayacağını biliyordum ama yine de şansımı denemeliydim. Beni sırtından kucağına aldı sonra da araba kaputunun üstüne oturttu. “İsmine alış diye yapıyorum, Lada Volkova.” dedi. Cidden sinirlerimle oynamak için gönderilmişti.

“Şimdi asıl bizim mevzumuza gelelim.” dedi ciddiyetini arttırarak. Ellerini iki yanıma koydu ve hafifçe üstüme eğildi. O eşsiz kokusu bir daha burnuma geldiğinde kayışlar kopmuştu. Hayatta odaklanamazdım şimdi. Kısık bir sesle konuşmaya başladı. “Öncelikle seni evde göztlemiyordum. Dışarıda ne yaptıklarına bakıyordum. Sadece ajan olan ben değilim, operasyonda kadınlarımız da var. Ben sadece gözetleme ve biraz mesajlaşma kısmındaydım. Onun dışındaki bütün her şey Terzi, Kuaför ve diğer kadınlar tarafından yapıldı.”

“Çiçeği, ilacı, kahvaltıyı sen göndermedin mi yani?” diye sordum. Gözlerimi gözlerinden alamıyordum. Daha önce görmediğim bir renkti. İçleri bal, dışları orman gibiydi.

“Çiçeği ben gönderdim, çünkü ateş zambağı bilgisi sadece bende var ama ilaç mevzusu tamamen Doktor’un tavsiyesiydi. Başının ağrıdığını bile fark etmemiştim ben. Ve evet kahvaltıyı da ben gönderdim.” dedi. Ben sadece ‘Çiçeği ben gönderdim, çünkü başka kimse bilmiyor.’ yerinde kalmıştım.

“Yani o notu ve fotoğrafı vermek için en sevdiğim çiçeği kullandın.” dedim. Aslında ilk defa kendimi özel hissetmiştim. Uzun zamandır kimse tarafından sevdiğim çiçekleri almamıştım. Hatta en sevdiğim çiçeği hiç almamıştım da denilebilir.

“Bir bakıma öyle, bir bakıma değil. Düz şekilde yollarsam daha çok üzülür, kafayı takarsın diye çiçeğin arasına koyup gönderdim.” dedi. Dediklerine bir türlü odaklanamıyordum ki! Kokusu ve gözleri içine çekiyor dikkatimi bozuyordu! Gözlerim dudaklarına kaydı. Dudaklarımız arasında beş santim ya vardı ya yoktu.

Benim nereye baktığımı anlamış gibi güldü ve üstümden çekildi. Sertçe yutkundum. Nefes almayı unutmuştum resmen. Bu adam nasıl bir şeydi ya? Bir gün onun yüzünden nefessizlikte ölüp gideceğim.

Ayağa kalkmak için hareketlendiğimde Kaan beni belimden kavrayarak tekrar kucağına aldı. Arka kapıyı açarak beni ayağımı uzatacak şekilde oturttu. Kapıyı kapatarak şoför koltuğuna geçti ve konuştu, “Bizim sığınağa götüreceğim seni. Doktor baksın, ayağının çabuk iyileşmesi lazım.”

“İyi de daha gelmelerine çok yok mu?” dedim. Hatırladığım kadarıyla ayın on beşinde geleceklerdi. “Evet, ayın on beşinde gelecekler ama biz ilk önce Meksika’ya gideceğiz. Sana güvenecekler ki Türkiye’ye gelebilelim.”

“Peki, ben mi onların ayağına gideceğim? 'Beni lütfen kartele üye olarak alır mısınız?' Diye yalvaracak mıyım anlamadım.” dedim. Harbiden o iş nasıl olacaktı ya? Ayaklarına kapanıp ‘Ne olur beni de kartel üyesi yapın söz size ihanet etmeyeceğim.’ diye yalvardığımı hayal ettim. Düşününce hem sinir olmuştum hem de gözümün önüne getirince komik bir görüntü olmuştu.

“Hayır, sen Rusya’nın en büyük mafyasısın. Her şeyden haberin var, uçan kuşta bile sana geliyorlar. Yüzün bilinmiyor ama ismin dünyada nam salmış isimlerden. Hatta seni herkes erkek sanıyordu ismini duyana kadar. Sen sormadan söyleyeyim, üç yıldan fazla Rusya haberlerine seni daha doğrusu Lada Volkova’yı veriyoruz. Bu haberleri uzun süredir takip eden ve sana özel ilgisi olan Gael Tadeo’da sana adamıyla bir mesaj yolluyor ve senin de kartel üyesi olup olamayacağını soruyor. Çok karışık bir mevzu ama anlayacağına eminim. Ayrıca yaptığımız işleri Rusya Federasyonu biliyor.” dedi. Bir şeyler kafamda oturmaya başlarken bazı şeyler de aklımı karıştırıyordu.

“Şimdi doğru mu anladım, ben Lada Volkova adında bir kadın mafyayım. Herkes beni isim olarak tanıyor ama yüzüm yok, üç yıldan fazla süredir siz Rusya’da illegal işler yapıyorsunuz ve beni haberlere çıkarıyorsunuz. Gael Tadeo’nun da bana olan özel bir ilgisi var ve haberleri takip ediyor. Adamının biriyle de bana kartele katılmam için mesaj yolluyor ve ben de buluşalım diyorum. Doğru anlamış mıyım?” dedim. Anlatırken ben yorulmuştum ya. Bunların hepsini nasıl aklımda tutacaktım ben?

“Güzel, doğru anlamışsın.”

Araba sonunda durunca kapıyı açtım. Kaan gelip beni kucağına aldı ve giriş kapısına yürümeye başladı. Kapının önünde dokuz kişi duruyordu.

“Bunlar ekip üyeleri, Sinyal İsthibaratından (SIGINT) Engin Ar ve Aslıhan Kesik, Siber İstihbarattan Sezin Öz ve Bulut Toklu, TECHINT üyeleri Alp Yalçın ve Yasemin Akay. Ve son olarakta Doktor, Terzi ve Kuaför var.” dedi ve beni içerideki koltuğa bıraktı.

“Doktor ayağına bir baksana burktu.” diyen Kaan’a baktım. “Oğlum başından söylesene ya ben de diyorum bizim Şef niye kızı kucağında taşıyor. Bir an sevgili oldunuz sandım.” Doktor’un söyledikleriyle ağzım açık kalsa da Kaan sadece sert bir bakış atarak Doktor’un susmasını sağladı. Etrafı incelemeye başlamadan önce içeridekilere baktım. Hepsi çok güzel ve yakışıklıydı.

Yasemin açık tenli, kahverengi saçlara ve yeşil gözlere sahipti. Yüz hatları ne çok sert ne çok yumuşaktı. Gözleri badem şeklindeydi. Hiç makyaj yapmamasına rağmen kirpikleri kaşına değiyordu.

Aslıhan buğday tenli, siyah saçlı ve siyah gözlü çok güzel bir kadındı. Yüz hatları fazlasıyla sertti. Gözleri hafif çekikti bu da yüzünü daha güzel gösteriyordu. Tek sorun gözlerine doğrudan bakınca o karanlığın seni çekmesi ve yaydığı enerjinin insanlardan nefret ettiğini doğrulamasıydı.

Sezin aralarında en normal olanı diyebilirdim. Kahverengi saçları, koyu kahverengi gözleri vardı. Yüzü oval şeklindeydi. Ne sert bir yüzü ne yumuşak bir yüzü vardı. Tatlı görünüyordu.

Terzi, gerçek adını söylememişlerdi. Doğal sarı olduğu belli olan saçları vardı. Gözleri kahverenginin en açık tonuydu. Yüzünde hafif çiller vardı. Yüzü sert ama bir o kadar da yumuşaktı.

Kuaför, yine onun da adını söylememişlerdi. Kızıl saçları, mavi gözleriyle büyük bir uyum içerisindeydi. Yüzü kusursuz, altın orandaydı. Kim ne derse desin en beğendiğim Kuaför olmuştu.

Erkekleri tanıtmaya çok gerek yoktu. Engin, kumral, kahverengi gözlü, Alp, esmer, mavi gözlü, Bulut koyu kumral, mavi gözlüydü. Ama aralarında en yakışıklısı Doktor’du. Sarışın, yeşil gözlü, uzun boylu, kaslı ve çene gamzeli bir adamdı.

Ayağımı kontrol ederken eline baktım. Adam evliydi ve ben az önce ona yürümeyi hayal etmiştim!

“Burası acıyor mu?”

“Hayır,”

“Burası?

“Acımıyor.”

Doktor eline bir krem aldı ve masaj yaparak sürmeye başladı. Kremi iyice yedirdikten sonra ayağımı sardı. Oturur pozisyona geçtim. Doktor ellerini yıkamaya giderken Kuaför yanıma oturdu. “Ay! Çok güzelsin.” dedi. Ani gelen iltifatla gülerken, “Asıl sen çok güzelsin şu gözlerine bak.” dedim ve koyu bir sohbete başladık.

Herkesle konuşup sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmemiştim. Aytuğ aklımdan çıkmıştı. Aklıma gelmesiyle saate bakmam bir olurken saatin dört buçuk olduğunu gördüğüm gibi yerimden fırladım. Dikkatsizliğim sonucu burktuğum ayağımın üstüne basınca acıyla kısık sesle söylendim, “Ananı ya...”

“İyi misin?” diyen Terzi’ye baktım. Gülümseyerek kafamı salladım. “Kaan şu an nerededir?” diye sordum. Acil Aytuğ’u yakalamalı ve ondan ayrılmalıydım. Gerçi zaten kartele katılacağım için ayrılacaktım ama onun ayrılmama ihtimali de vardı.

“Ofis olan odasındadır.” diyen Alp’e teşekkür ederek odaları gezmeye başladım. Keşke odanın yerini de sorsaydım da sekerek aramak zorunda kalmasaydım.

“Bade?”

Arkamdan gelen sese doğru döndüm. “Neden ayaktasın? Oturman lazım senin.” diyen Doktor kaşlarını çatarak yanıma geldi.

“Benim acil Kaan’ı bulmam gerekiyor bir yere yetişmem lazım.” dedim.

“Kaan evde değil Kor çağırdığı için gitti.” dünyam gerçekten başıma yıkılmıştı. Unutmuş olamazdı. Bu planı bana kendisi söylemişti. Gerçi Kör çağırdığı için gitmişti onu bırakıp da 'Ben Bade'yi sevgilisinden ayrılması için villalara götüreyim.' diyemezdi. Şaka gibi bir gündü gerçekten.

“Ama nereye gideceğini söyle ben yardımcı olayım.”

“Gerçekten mi?” dedim büyük bir heyecanla. Kafasını salladı ve elindeki anahtarı gösterdi. “Hadi, bütün her şeyini aldın mı? Gerçi kalabilir bundan sonra gününün büyük kısmı burada geçecek.” diyerek göz kırptı. Kapıyı açtı ve geçmem için bekledi.

Ben geçtikten sonra kolumdan destek vererek yürümemde yardımcı oldu. Arabaya bindiğimizde hemen bir müzik açtı. Doktor Kaan’dan çok farklıydı. Kaan arada komik olurken Doktor her zaman komik ve neşeliydi. Her şeyle dalga geçebilecek potansiyele sahipti.

“Eee neden acil çıkmamız ve villaların olduğu yere gitmemiz gerektiğini açıklamak ister misin?” dedi muzip ifadeyle. Gülerek konuştum, “İsterim, hatta hemen anlatayım. Sevgilim beni birden fazla kadınla aldatıyor.”

Yüzündeki o ifade sekteye uğrarken bana şok olmuş bir şekilde baktı. “Anlamadım?” dedi. Ben gülmeye devam ederken Doktor bana değişik değişik bakıyordu. Aslında gülmemin tek sebebi içimde bulunan kırgınlığın ve acının yüzeye çıkmasını engellemekti. Ben onu gerçekten sevmiştim. İki yıldan uzun bir süredir sevgiliydik, ben ona daha önce sunmadığım kadar çok güven ve sevgi sunmuştum. Ama o bunları alıp üstüne bir de aldatmayı seçmişti.

“Evet, aldattı. Şimdi de Kaan’ın verdiği adrese gidip onu basacağım ve ondan ayrılacağım. Hatta biliyor musun? Bunu Kaan’a bile anlatmadım ama sana anlatacağım. Dün gece eve geldiğimde benim evimde, ona verdiğim odada o kadınlardan biriyle birlikte oldu.” dedim. Sevmek, aşık olmak aciz bir duyguydu. Önce sana cenneti yaşatıyor sonra cehennemde azap çekmene sebep oluyordu.

Bu söylediklerimden sonra ne o, ne ben konuştuk. Yol boyu sadece radyoda çalan değişik melodileri dinleyerek geçirdik. Adresi ezberlemiştim. Zaten Kaan’ın verdiği fotoğrafa uygun bir villa vardı. Ve ben şu an tam olarak o villanın önündeydim.

“Kapıyı nasıl açacağız ki?” dedim düşünceli bir sesle. Bu evleri daha önce görmüş ve incelemiştim. İki kapı sistemi bulunuyordu ama birinin girmesi engellenecek şekilde tasarlanmıştı.

“Açmayacağız çalacağız.” diyen Doktor’a baktım. Yine o neşesini kaybetmemişti ama bu sefer ciddilikte vardı üstünde. Kapıyı sertçe üç kere tıklattı ve sonra bana bırakmak için geriye çekildi.

İçeriden bir adamın sesi duyuldu. “Geliyorum, aşkım sen de üstüne bir şeyler geçir.” Kim olduğunu anlamak zor değildi. Aytuğ. Kapı açıldığı anda Aytuğ’un gözleri fal taşı gibi açıldı. Şok olmuştu. Üstü çıplak, altında ise sadece boxerı vardı.

“Aytuğ, kimmiş aşkım.” diyerek arkasından gelen kadına baktım.

“Merhaba, ben Bade Ak. Aytuğ’un sevgilisiyim.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18