Kırık Pusula kitap kapağı

1. bölüm / 4

Kırık Pusula

1. Bölüm - İlk İşaret

Vaveyla Yazarı: Miray G.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm - İlk İşaret

[Yazarın Anlatımıyla]
10 Ağustos 2018
Kıbrıs / Lefkoşa
Lefkoşa bugün her zamankinden daha sıcaktı.
Bade ve Caner, kavurucu güneşin altında havaalanında uçağın inmesini bekliyordu. Bade, saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmış, siyah bandanasını başına bağlamıştı.
"Ceno, daha ne kadar var uçağın inmesine? Yandım, piştim. Vallahi başıma güneş geçti." diye söylenince Caner yalnızca ona kısa bir bakış attı, ardından kolundaki saate göz gezdirdi.
"On beş dakika."
Bade derin bir iç çekti.
Yaklaşık on beş dakika sonra pistteki hareketlilik başladı. Uçak yavaşça inişini tamamladı.
Bade, fotoğraf makinesini boynuna geçirir geçirmez basın mensupları için ayrılan bölüme doğru koşmaya başladı.
Bir haftadır bu haberi bekliyordu.
Ve sonunda karşısındaydı.
Meksika karteli, uyuşturucu ticaretine ilişkin büyük bir görüşme için bugün Lefkoşa'daydı.
"Ceno, koş! Sonunda yakaladık! Uçak indi, kartel üyeleri de şimdi iner!" diyerek arkadaşını peşinden sürükledi.
Beş yıllık savaş muhabirliği boyunca bu kadar büyük bir haberin eşiğine hiç gelmemişti.
Tam ilerleyeceği sırada biri önüne geçti.
"Beyefendi, çekilir misiniz önümden? Acil bir haber yapmam gerekiyor."
Akıcı İngilizcesi işe yarar diye düşünmüştü.
Yanılmıştı.
Başını kaldırdığında karşısındaki adamın neredeyse bir duvar gibi önünde dikildiğini fark etti.
En az bir doksan vardı.
Hayatında hep kısa adamlarla karşılaşmıştı.
Kuzgun Timi'ndeki hayvanlar hariç...
Adam kusursuz bir İngilizceyle konuştu.
"Burası yasaklı bölge. Çık, başka bölgede haber yap."
Bade kaşlarını çattı.
"Sen kimsin de bana ne yapacağımı söylüyorsun? Ben işimi yapıyorum ve sen bunu engelliyorsun."
Adamın ifadesi zerre değişmedi.
Bade onu omzundan itmeye çalıştı.
Fakat adam yerinden milim oynamadı.
Sanki beton duvara çarpmıştı.
Adam bu kez sinirle Türkçe konuştu.
"Hanımefendi... Arkanızı dönün ve buradan uzaklaşın. Siz de benim görevime engel oluyorsunuz."
Söylerken gözlerini bir an bile uçaktan ayırmamıştı.
Bade şaşkınlıkla baktı.
"Türk müsün sen?"
Adam cevap vermedi.
"Her neyse... Bak, ne olur çekil önümden. Bu haber benim için çok önemli. Git sen üyeleri koru, benimle uğraşma."
Uçaktan inen adama gözü takıldı.
Bu adam Meksikalı ünlü iş insanı Gael Tadeo'nun ta kendisiydi.
Bade Gael'e bakmaya devam ederken adam sessizce cebinden kimliğini çıkardı. Kimliği yalnızca bir saniyeliğine gösterdi.
"Kaan Atakul. MİT ajanı."
Sesini alçaltarak devam etti.
"Şimdi işime engel olmadan buradan uzaklaş."
Kimliğini cebine koyduktan sonra kartel üyelerine doğru yürümeye başladı.
"Ben de Bade Ak memnun oldum. Ama şimdi izin ver de haberimi yapayım."
Adam onu dinlemeden yoluna devam ederken Bade arkasından söylendi.
"Ne kadar ukala birisin sen ya!"
Hiç düşünmeden peşinden ilerledi.
Caner arkasından seslense de dönüp bakmadı.
"Umurumda değil! Sen orada kal!"
Kaan derin bir nefes aldı.
"Gazeteciler her zaman bu kadar çok mu konuşurlar? Bir de peşimi bıraksana artık."
"Bir, ben çok konuşmuyorum. İki, sen niye bu kadar sinirlisin? Asıl sinirli olması gereken benim. İşimi engelleyen sensin." diyerek ona yetişmeye çalıştı.
Kaan sonunda durdu. İlk kez başını çevirip doğrudan Bade'ye baktı. Soğuk bakışları, bir anlığına sertliğini kaybetmiş gibiydi.
"Bak..." dedi sakin ama otoriter bir sesle. "Çok güzel bir kadınsın. İnan bana, başka şartlarda tanışmayı ben de isterdim. Ama şu an gerçekten işimi zorlaştırıyorsun."
Bade şaşkınlıkla ona bakmaya devam etti.
Kaan sözünü sürdürdü.
"Gizli görevdeyim. Neden anlamıyorsun? Burada benim dışımda birinin kılına zarar gelse hesabını benden sorarlar. O yüzden lütfen buradan uzaklaş."
Bade duydukları karşısında dona kaldı.
Hayatındaki erkekler ona defalarca güzel olduğunu söylemişti. Ama ilk kez biri, böylesine gergin ve tehlikeli bir anda bunu dile getiriyordu.
Üstelik bunu etkilemek için söylememişti.
Sesinde ne kur yapma isteği ne de gösteriş vardı.
Sadece gerçeği söylemişti.
Kaan Atakul arkasına bile bakmadan yürümeye devam etti ve kartel üyelerinin arasına karışarak gizli görevine başladı.
Bade sessizce kartel üyelerinin yanında duran adama baktı.
Kaan Atakul...
Ne kadar sinir bozucu bir adamdı. Ukalanın tekiydi. Ama bunu kabul etmek istemese de fazlasıyla yakışıklıydı.
"Adama bak... Hem sinir bozucu, hem ukala, hem de çok yakışıklı." diye söylendi.
Kendi düşüncesine sinirlenerek başını iki yana salladı.
"Saçmalıyorum..." diye mırıldandı.
O da arkasını dönüp Caner'in yanına gitti ve uzun bir süre birbirleriyle bir daha karşılaşmadılar.

[Bade'nin Anlatımıyla]
1 Kasım 2020
Alarmın tiz sesiyle gözlerimi araladım ve yataktan hızla kalktım. Bugün sıradan bir gün değildi.
Yeni bir haber için Amerika'ya gönderilmem konuşulacaktı. Haberin konusu, operasyonun detayları ve ne zaman yola çıkacağım bugün belli olacaktı.
Yatağımdan hızla kalkıp telefonumu elime aldım. Her sabah olduğu gibi en sevdiğim şarkıyı açıp sesi sonuna kadar yükselttim. Banyoya doğru yürürken Tarkan'dan Kuzu Kuzu çalmaya başladı.
"Bak, kırıldı kolum, kanadım olmadı, tutunamadım..."
Şarkıya bağıra çağıra eşlik ederek duşa girdim.
Duştan çıktığımda saç bakım ürünlerimi sürüyor, Tarkan'ın bir sonraki şarkısına da aynı coşkuyla eşlik ediyordum.
Tam o sırada odamın kapısı açıldı.
"Sabahın köründe ne bu gürültü böyle? Kapat şunu Bade, deli edeceksin beni."
Duyduğum sesle irkilip arkamı döndüm.
"Ananı avradını!"
Kalbim resmen yerinden çıkacak gibiydi.
Dünkü film gecesinden sonra Aytuğ'un salonda uyuyakaldığını tamamen unutmuştum.
Bana attığı ters bakışı görünce suçlu bir ifadeyle yanına yaklaştım.
"Kusura bakma aşkım... Evde kaldığından haberim yoktu."
Yanağına kısa bir öpücük kondurdum.
Aytuğ'la 15 Ağustos 2018'de tanışmıştık. İlişkimiz beklediğimizden çok daha hızlı ilerlemişti.
Onunla tam sekiz yüz dokuz gündür sevgiliydik.
Sekiz yüz dokuz gün...
On dokuz bin dört yüz on altı saat...
Bir milyon yüz altmış dört bin dokuz yüz altmış dakika...
İnsanlar buna sadece iki yıl, iki ay on yedi gün derdi.
Ben diyemezdim.
Nefret etmediğim ya da önemsediğim insanlarla geçirdiğim zamanı hep böyle hesaplıyordum. Gün, ay, yıl, saat hatta dakika. Bu benim için bir takıntı gibi bir şeydi.
"Bade, ne bekliyorsun? Kıs şunun sesini. Tabii sen içmediğin için dünden kalma değilsin. Başın ağrımıyor."
Telefonumu masanın üzerinden alıp müziği durdurdu.
Gece bu yüzden içmemiştim. Alkol bana göre değildi. Ertesi gün baş ağrısı, sinir ve en ufak sese bile tahammül edememek... Hiç çekilecek dert değildi.
"Sakin ol aşkım. Ne bu sinir?" dedim gülümseyerek.
Cevap vermeyince "Neyse..." diye mırıldandım. "Sen ne zaman çıkıyorsun?"
Hazırlanmaya devam ederken saatimi bileğime taktım ve cevabını beklemek için ona döndüm.
"Sekiz buçukta müşteriler gelecek."
Bir şirkette acenta personeli olarak çalışıyordu.
Saatime son kez göz attım. Kameramı ve çantamı alıp kapıya yöneldim.
"Tekrar uyandırdığım için kusura bakma canım. Geç kalmak üzereyim. Ben çıkıyorum, görüşürüz."
Aytuğ'a son kez gülümsedikten sonra evden çıktım.
Son zamanlarda onda anlam veremediğim bir değişim vardı.
Benden uzaklaşıyor, eskisi kadar birlikte vakit geçirmek istemiyor ve telefonuna gelen mesajları benden gizliyordu.
Aramıza giren o görünmez mesafe, farkında olmadan ilişkimizi yavaş yavaş tüketiyordu.
Ajans binasını görür görmez içimde kelebekler uçuşmaya başladı. Nedense bugün her şeyin güzel geçeceğine dair tuhaf bir his vardı içimde.
"Günaydın aşk bahçem." diyerek ajanstaki en yakın arkadaşım İrem'e göz kırptım ve doğruca toplantı odasına yöneldim.
Arkamdan bana, hayatının en iğrenç insanıyla karşılaşmış gibi baktığına emindim. Söylediğine göre "aşk bahçem", "aşkitom", "bebeğim" gibi hitaplar midesini bulandırıyormuş.
Açıkçası benim de pek hoşuma gitmezdi.
Ama sırf İrem'i sinir etmek için nefret ettiğim şeyleri bile söyleyebilirdim.
Toplantı odasının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım. Saçlarımı elimle düzelttikten sonra kapıyı iki kez tıklattım.
"Gel."
İçeriden gelen sesi duyar duymaz cam kapıyı araladım.
"Hoş geldiniz Bade Hanım."
Sesin sahibine baktım.
Esra...
Kendimi zor tutuyordum. Ciddi bir ortamda olmasaydık büyük ihtimalle gözlerimi devirirdim.
"Hoş buldum Esra Hanım."
'Hanım' kelimesini özellikle vurgulamıştım.
Kendisi ajans sahibinin kızıydı ve birkaç aydır genel yayın yönetmenimizdi.
Ondan daha kıdemli olmama rağmen, sırf Çetin Bey'in kızı olduğu için o seçilmişti.
Adalet gerçekten bu muydu?
İstemsizce üç ay öncesine gittim.
Genel Yayın Yönetmenimiz Mert Bey kısa süre önce evlenmişti. Balayını İzmir'de geçirmiş, şehre âşık olmuştu. Eşi de İzmir'de yaşamak isteyince görevinden ayrılma kararı almıştı.
O gece ajansın düzenlediği baloya katılmıştık.
Dolabımdaki en sevdiğim elbiseyi giymiştim; sırtı açık, derin göğüs dekolteli, yırtmaçlı kırmızı elbisemi...
Herkes yeni Genel Yayın Yönetmeni'nin kim olacağını konuşuyordu.
Ben de dahil...
Çünkü bu ajansta en eski ve en kıdemli muhabir bendim.
Her ne kadar savaş muhabiri olsam da, genel yayın yönetmeni olursam artık benim yerime başka birini göndereceklerini söylemişlerdi. En azından CEO'muz Çetin Bey bana bunu söylemişti.
İşimi seviyordum ama neredeyse hiç izin yapamıyordum. Sürekli görevde olmak beni fazlasıyla yormuştu.
İrem'le birlikte sahneye en yakın masalardan birinde otururken Çetin Bey kürsüye çıktı.
"Öncelikle eski Genel Yayın Yönetmenimiz sevgili Mert Bey'e emekleri için teşekkür ediyorum. Başarılarıyla ajansımıza adını altın harflerle yazdırdı. Kendisine yeni hayatında mutluluklar diliyorum."
Kısa bir alkışın ardından konuşmasına devam etti.
"Şimdi ise yeni Genel Yayın Yönetmenimizi açıklamak istiyorum."
Elbisemin eteğini toparlayıp ayağa kalkmaya hazırlanmıştım.
Ta ki...
"Yeni Genel Yayın Yönetmenimiz ve aynı zamanda kızım Esra Ulusoy'u sahneye davet ediyorum."
...deyinceye kadar.
Kulaklarım uğulamaya başladı.
Salondaki herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu.
Elimde tuttuğum kadeh parmaklarımın arasından kayıp yere düştü.
Camın kırılma sesi bile uğultunun arasında kaybolmuştu.
Sonrasını pek hatırlamıyorum.
"Bade Hanım... Dün gece sevgilinizle çok eğlenmiş olmalısınız. Galiba uykunuzu alamamışsınız."
Esra'nın alaycı sesi beni yeniden bugüne döndürdü.
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Özel hayatım sizi hiç ilgilendirmez. Siz kendi olmayan aşk hayatınızla ilgilenin."
Yüzündeki gülümseme bir anlığına silindi.
"Neyse..." dedim sandalye arkamı yaslanırken. "Artık konuya geçelim mi? Bildiğim kadarıyla burada kimse benim ya da sizin aşk hayatınızı dinlemek için bulunmuyor."
"Haklısınız, burada kimse bizim özel hayatımızı dinlemek için bulunmuyor." dedi Esra, dudaklarının kenarındaki yapmacık gülümsemeyi bozmadan.
"Konuya gelecek olursak... Sizi Amerika'da hızla büyüyen savaş bölgesine savaş muhabiri olarak göndermeyi planlıyoruz."
Önünde duran dosyayı bana doğru itti.
"Herhangi bir aksilik yaşanmazsa önümüzdeki on iki Kasım Perşembe günü Amerika'ya hareket edeceksiniz. Uçak biletiniz ve gerekli evraklarınız hazırlanacak."
Kısa bir duraksamanın ardından ekledi.
"Elbette bu görevi kabul edip etmemek tamamen sizin kararınız. Fikriniz değişirse pazartesi gününe kadar bize bildirmeniz yeterli olacaktır."
"Teşekkür ederim ama fikrimin değişeceğini hiç sanmıyorum." dedim, dudaklarımın kenarına en yapmacık gülümsememi yerleştirerek.
Aslında hiç de zor değildi.
Rol yapmak, yıllar içinde hayatımın bir parçası hâline gelmişti.
"Siz yine de büyük konuşmayın Bade Hanım." dedi Esra. "Dediğim gibi, pazartesi gününe kadar kararınızı bildirmeniz iyi olur. Böylece fikriniz değişirse yerine yeni bir muhabir seçmek için yeterli vaktimiz kalır."
Sözlerini bitirir bitirmez sahte bir kahkaha attı.
Odadaki hiç kimsenin yüzünde en ufak bir mimik bile oynamayınca boğazını temizledi ve ifadesini toparladı.
"Tamamdır Esra Hanım." dedim dosyayı elime alıp rahatça arkama yaslanırken. "İki kez söylemenize gerek yoktu. İlkinde gayet net anlamıştım."
"Tabii..." dedi dudaklarını büzerek. "Sizin tek seferde anlayabilecek kapasitede olduğunuzdan şüphem yoktu zaten."
Bir an duraksayıp kapıyı işaret etti.
"Sizinle ilgili konuşacağımız başka bir konu kalmadı. Çıkabilirsiniz Bade Hanım."
Dosyayı elimde sıkıca tutarak ayağa kalktım.
Bu kadın, attığı her adımı, kurduğu her cümleyi, yaptığı her mimiği nasıl bu kadar yapmacık yapmayı başarıyordu, gerçekten aklım almıyordu.
"Peki. İyi günler, kolay gelsin arkadaşlar." dedim ve Esra'ya bir kez bile bakmadan toplantı odasından çıktım.
Koridora adımımı atar atmaz biraz ileride Caner'i gördüm. Hiç düşünmeden koşup boynuna sarıldım.
"Ceno! Kaptım işi! Var ya, kartel haberini kaçırınca bir daha bana görev vermeyecekler diye ödüm kopmuştu."
Caner belimden tutup beni kendi etrafında döndürdü.
"Helal lan sana, Bademcik!" dedi gülerek.
Sonra da beni usulca yere bıraktı.
"O zaman ben de seninle gelirim herhalde." dedi kollarını göğsünde bağlayarak.
"Bilmiyorum..." dedim omuz silkerek. "O olaydan sonra sana bir daha görev vermediler, değil mi?"
Aslında bu konuda haklı olan taraf Ulusoylardı.
Caner, kartel operasyonunda başımıza bir şey gelir korkusuyla kamerayı bile açmamış, tek bir görüntü dahi almamıştı. O günden sonra da saha görevlerinden tamamen çekilmiş, yeniden masa başına geçirilmişti.
"Evraklar dışında mı? Vermediler." diye iç çekti. "Of ya... Hâlâ evrak düzenliyorum. Gerçekten İrem'i şimdi daha iyi anlıyorum."
Tam o sırada arkamızdan hızlı adımlarla biri yaklaştı.
Esra'nın asistanıydı.
"Caner, Esra Hanım son olayla ilgili evrakları getirmeni istiyor."
Bunu söyledikten sonra cevap bile beklemeden toplantı odasına doğru geri yürüdü.
Caner bana dönüp yüzünü buruşturdu.
"İş beni bekliyor Bademcik. Sana da savaş muhabirliğinde bol şans. Kendine dikkat et."
Elini omzuma hafifçe vurduktan sonra evrak odasına doğru uzaklaştı.
Olduğum yerde öylece kaldım.
Resmen kabak gibi ortada kalmıştım.
"Bu ne şimdi ya?" diye söylendim kendi kendime. "Herkes tek tek yanımdan gidiyor."
Derin bir nefes verip dosyayı kolumun altına sıkıştırdım. Yapacak bir şey yoktu. Ben de ajansın çıkışına doğru yürümeye başladım.
Yürürken bir yandan da telefonumu cebimden çıkardım. Rehberimin en üstünde duran numaraya bastım.
Alaz ve İzgi...
Benim biricik kardeşlerim.
Ailede hâlâ görüştüğüm tek insanlar.
Telefon üçüncü çalışta açıldı.
"Kraliçe aradığına göre kesin işi kapmış." dedi Alaz.
İstemsizce güldüm.
Bu çocuk beni nasıl güldüreceğini gerçekten çok iyi biliyordu.
"Niye geç açtın? Annemlerle miydin?" diye peş peşe sorular sormaya başladığım sırada telefondan kapının açılma sesi geldi.
Alaz hızlıca öksürdü.
Bu, bizim yıllardır kullandığımız gizli işaretti.
'Aileden biri yanıma geldi.'
Tam o sırada yıllardır duymak istemediğim o sesi işittim.
"Ula oğlum, bu odanın hâli ne? Kalk da topla şunları! Anan durmadan 'Bu oğlanın sevgilisi mi var?' diye soruyor. Söyle bakayım... Sevgilin mi var lan? Sürekli odaya kaçıyorsun."
Babam...
Hayatım boyunca beni desteklemeyen ilk kişi.
Ardından bir ses daha duyuldu.
"Oğluşum... Paşam benim... Dünyalar güzeli gelinimle mi konuşuyorsun?"
Annem.
Hayatım boyunca beni desteklemeyen ikinci kişi.
Daha fazla seslerini duymaya dayanamadım.
Hiçbir şey söylemeden telefonu Alaz'ın yüzüne kapattım.
Ardından rehberimdeki ikinci numarayı aradım.
Aytuğ.
Telefon uzun uzun çaldı.
Bir kez...
İki kez...
On kez...
Ama açmadı. Daha fazla zorlamadan kapattım. Muhtemelen müşterilerle ilgileniyordur.
Ajansa yakın bir ev tuttuğum için kendimle büyük gurur duyuyorum.
Kısa sürede apartmanın girişine ulaştım.
Şifreyi girip hızlı adımlarla asansöre yöneldim.
On katlı binanın sekizinci katında oturuyordum.
Asansör kapıları açılır açılmaz dışarı çıktım ve çantamın içinde anahtarımı aramaya başladım.
"Buldum seni!"
Anahtarı çıkarıp kapıyı ikinci çevirişimde açtım.
Her zamanki gibi beni o tanıdık parfüm ve vanilyalı mum kokusu karşıladı.
Tek istediğim kendimi yatağa bırakıp biraz dinlenmek, ardından da Esra'nın verdiği dosyayı incelemekti.
Odama girer girmez çantamı yere bıraktım.
Çoraplarımı çıkarıp birbirine geçirerek yatağın kenarına fırlattım.
Üzerimdekileri değiştirip Tweety desenli pijamamı giydim.
Sonunda derin bir nefes alarak kendimi yatağın üzerine bıraktım.
Telefonda haberleri incelerken karşıma çıkan başlıkla gözlerim istemsizce büyüdü.
'MEKSİKALI ÜNLÜ İŞ İNSANI GAEL TADEO, 15 KASIM TARİHİNDE YURT İÇİ VE YURT DIŞINDAN KATILIMCILARIN YER ALACAĞI BÜYÜK BİR TOPLANTIYI TÜRKİYE'DE DÜZENLEYECEK.'
Bu haberi benden başka kimse yapamazdı.
Tam sekiz yüz on dört gün...
On dokuz bin beş yüz otuz altı saat...
Bir milyon yüz yetmiş iki bin yüz altmış dakika önce elimden kayıp giden haber...
Şimdi yeniden karşıma çıkmıştı.
Üstelik bu kez...
Türkiye'deydi.
Yattığım yerden fırlayıp yatağın üzerinde zıplamaya başladım.
"İşte bu be! Sonunda!"
Sevinçten resmen yatakta tepiniyordum.
Tam o sırada aklıma Caner geldi.
Hızla yatağa oturup telefonumu elime aldım. Rehberden Caner'in numarasını bulur bulmaz aradım.
Telefon ikinci çalışta açıldı.
"Cenooo!"
"Ne oluyor Bademcik? Ne bu telaş?" dedi nefes nefese.
"Buldum! Buldum!"
"Neyi buldun? Ne diyorsun sen Bademcik?"
Tam konuşacakken telefondan tanıdık bir kadın sesi duydum.
"Canerciğim... Neredesin?" dedi Esra, her zamanki yapmacık ve cilveli sesiyle.
Kaşlarımı çattım.
"Caner? Orada ne oluyor?"
"Bir şey yok." dedi telaşla. "Sen asıl ne bulduğunu söyle."
Belli ki konuyu değiştirmeye çalışıyordu.
Neyse...
Onun hesabını sonra soracaktım.
"İki yıl önce elimizden kaçırdığımız o haberi buldum!" dedim, heyecandan son kelimeleri uzatarak.
"Ne diyorsun?" diye heyecanla bağırdı.
Refleks olarak telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.
Bu bağırışa dört buçuk yıldır alışamamıştım.
"Neyse, ben kapatıyorum. Sen önce şu haberi sindir, akşam uzun uzun konuşuruz." dedim ve cevap vermesini beklemeden telefonu kapattım.
Ne güzel bir gündü böyle...
Bir saniye!
Esra bana az önce on iki Kasım'da Amerika'ya gideceğimi söylemişti. Üstelik sınır savaşıyla ilgili dosyayı da vermişti.
"Hayır ya..." diye iki elimle saçlarımı tuttum. "Şimdi ne diye savaş çıkıyor? Ben şimdi Esra'ya ne diyeceğim? Of Bade! Hep senin yüzünden. Büyük konuşursan olacağı buydu."
Demek ki gerçekten büyük konuşmamak gerekiyormuş.
Hayat bunu bana acı bir şekilde öğretiyordu.
Tam o sırada aklıma Aytuğ geldi.
Telefonuma baktım.
Hâlâ geri dönmemişti.
İşi uzayacak olsa mutlaka haber verirdi.
İçime çöken huzursuzluğu bastırmaya çalışarak rehberden numarasını bulup aradım.
Telefon beşinci çalışta açıldı.
"Bade'm... Nasılsın canım?" dedi nefes nefese.
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
"İyiyim. Sen nasılsın? Müşterilerle at mı koşturdun? Ne bu nefes nefesesin?"
Son zamanlarda onu ne zaman arasam hep böyle oluyordu.
"Hayır aşkım. Telefonum ofiste kalmış. Saatim çalınca koşarak almaya geldim. Ondan böyle nefes nefeseyim."
Her gün aynı bahaneyi söylüyordu.
"Hiç mi yanında olmuyor telefonun? Her gün aynı şeyi söylüyorsun Aytuğ."
Sesimdeki kırgınlığı gizleyemedim.
Cevabını bile beklemeden telefonu kapattım.
Neydi bu böyle?
Eskiden ilk çalışta telefonu açan adam, şimdi aradığımda ulaşamadığım birine dönüşmüştü.
Canım sıkılmıştı.
Telefonum art arda gelen bildirimlerle titredi.
Mesaj uygulamasını açınca en üstte kızlarla olan grubumuz duruyordu.
Seç Al Market 🛒🏪
Grubun yanında 250 okunmamış mesaj yazıyordu.
"İki saatte ne konuştunuz siz böyle?" diye söylenerek en baştan okumaya başladım.

Şebocuk: Kızzz, gördünüz müüü?

Sana Yağcık: Ne oldu?

Şebocuk: Kız Bade'nin iki yıl önce kaçırdığı haber vardı ya... Türkiye'ye geliyormuş! Bekle, haberi atıyorum.

Şebocuk:'MEKSİKALI ÜNLÜ İŞ İNSANI GAEL TADEO, 15 KASIM TARİHİNDE YURT İÇİ VE YURT DIŞINDAN KATILIMCILARIN YER ALACAĞI BÜYÜK BİR TOPLANTIYI TÜRKİYE'DE DÜZENLEYECEK.'

Sana Yağcık: Oha! Badem, bunu da kaçırırsan vallahi etlerini cimciririm.
Devamında benim hakkımda daha bir sürü şey yazmışlardı.
Komik olanlara tek tek gülüp cevap verdim.
Tam çıkacakken Alaz'dan gelen mesajı gördüm.

Alazom: Abla, çok özür dilerim. Kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. Lütfen ara. :(

"Off..." diye gülümsedim. "Ben bu çocuğa dayanamıyorum."
Hiç beklemeden onu aradım.
Telefon ilk çalışta açıldı.
"Pislik velet..." dedim gülerek. "Sana gerçekten dayanamıyorum."
Telefondan gelen kahkahayı duyar duymaz içimde bir şey sızladı.
Kardeşlerimden ayrı kalmak hâlâ canımı yakıyordu.
Neyse ki ikisi de akıllı çocuklardı da neredeyse hergün konuşabiliyorduk.
Yaklaşık yarım saat sohbet ettikten sonra telefonu kapattım.
Ekranıma son kez baktım.
Aytuğ'dan...
Tek bir mesaj bile yoktu.
Üstelik telefonu yüzüne kapatmama rağmen...
Aytuğ'la ilgili düşüncelerimi bir kenara bırakıp makyaj masamın üzerindeki dosyayı elime aldım. Dosyayı da yanıma alarak kendimi yatağa bıraktım ve incelemeye başladım. Dünyada türlü türlü sebeplerden savaş çıkıyordu.
Bu savaşın sebebi ise Meksika'nın sınırlarını genişletmek istemesiydi. Gitmekle gitmemek arasında kalmıştım. Gidersem belki yeni bir terfi alacaktım ama gitmez, burada kalıp Gael Tadeo'nun ne işler çevirdiğini araştırırsam belki Amerika'da alacağım yükseltmenin iki, hatta üç katını elde edebilirdim.
Düşüncelerim arasında boğuşurken kapının zili çaldı. Uyuşuk adımlarla ayağa kalkıp kapıya yürüdüm.
"Kim o?" diye seslendim.
"Çiçekçiniz."
Kaşlarımı çatarak kapıyı açtım. Karşımda elinde kocaman bir zambak buketi tutan kurye duruyordu. Çiçekleri bana uzattıktan sonra, "Şuraya bir imza alabilir miyim?" dedi.
"Tabii." diyerek gösterdiği yere imzamı attım. Kurye teşekkür edip ayrıldı. Kapıyı kapatır kapatmaz alnıma hafifçe vurdum.
"Ah aptal Bade! Kimden geldiğini sormayı unuttun. Gerçi kimden gelecek ki? Kesin Aytuğ göndermiştir." diye söylenerek buketin arasında kart aramaya başladım.
"Ay sonunda buldum seni." diyerek kartı elime aldım. Gülümseyerek açtım.
"Bakalım Aytuğ bana ne yazmış?"
Gözlerim satırlarda ilerledikçe gülümsemem yavaş yavaş yüzümden silindi.
'En sevdiğin çiçeğin zambak olduğunu bile bilmeyen biri tarafından ihanete uğrayacaksın.'
Kaşlarım çatıldı.
"Yine kimin şaka yapma zamanı geldi ya?" diye mırıldandığım sırada kapı zili bir kez daha çaldı.
Elimdeki zambakları koltuğun üzerine bırakıp kapıya yöneldim. Kapıyı açtığım anda karşımdaki kişiyi görünce şaşkınlıkla duraksadım.
Aytuğ...
Elinde tek bir kırmızı gül vardı.
"Bade..." dedi sahte, mahcup bir sesle. "Özür dilerim."
Dediklerinden sonra resmen sinirden elim ayağıma dolaştı. Başım ise zonklamaya başlamıştı bile.
"Şaka mı bu ya?" diye dişlerimin arasından tısladım.
Tanımadığım bir adam bana kocaman bir zambak buketi gönderiyordu. İki yıllık sevgilim ise sevmediğim bir çiçeğin tek dalını alıp karşıma çıkmış, benden özür diliyordu.
İçeri girmeye çalışınca önüne geçtim.
"Girme içeri! Siktir olup git kapımdan!"
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Yine regl mi oldun Bade?"
Ne dediğini anlamamla elimin hareket etmesi bir oldu.
Şak!
Tokadın etkisiyle başı yana savruldu. Bana dönmeye çalıştığı anda ikinci tokadı da indirdim.
"Bir daha herhangi bir kadına böyle konuşursan seni doğduğuna pişman ederim, pezevenk!"
Suratına kapıyı sertçe kapatıp sırtımı kapıya yasladım. Göğsüm hızla inip kalkıyordu. "Gerizekâlı..." diye mırıldandım ve birkaç saniye olduğum yerde öylece bekledim. Ardından ağır adımlarla koltuğa yürüyüp kendimi üzerine bıraktım. Gözlerim yanımda duran zambaklara takıldı. Elime alıp incelemeye başladım.
"Sen de kimsin acaba..." diye fısıldadım.
Henüz bilmiyordum. Ama elimde tuttuğum o zambakların, hayatımı sonsuza kadar değiştirecek olayların ilk habercisi olduğunu hissediyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

40okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18