7. bölüm · Kırık Parça
Başlamadan Bitti
Geç saatte antrenmandan çıkan Defne, annesinin arabayı göndermemesi üzerine sokağın ayazında yürümek zorunda kalmıştı. Kulübün iki sokak arkasındaki loş, eski binaların olduğu ara yoldan geçerken, kulaklarına sert darbe sesleri ve bağrışmalar geldi. Defne adımlarını yavaşlattı. Duvarın arkasından gizlice baktığında kalbi boğazında atmaya başladı.
Sokak lambasının titrek ışığı altında Kuzey ve Efe birbirine girmişti.
Ama bu bir boks maçı değildi; sokak kavgasıydı. Kuzey, ringdeki o disiplinli çocuktan çıkmış, tam bir gözü dönmüş serseri gibi dövüşüyordu. Efe’nin yakasını duvara yaslamış, peş peşe sert yumruklar indiriyordu. Efe’nin ağzından kan sızarken, Kuzey öfkeyle kükredi:
"Sana o kızdan uzak duracaksın demedim mi ulan ben? Telefonundan o numarayı sileceksin demedim mi?!"
Efe acı içinde sırıtmaya çalıştı, Kuzey’i daha da delirtmek istiyordu. "Kız kendisi verdi oğlum... Sen kudurmaya devam et..."
Kuzey tam bir yumruk daha atacaktı ki, Defne daha fazla dayanamadı. İçindeki korku bir anda saf bir öfkeye dönüştü. "Kuzey! Bırak onu! Ne yapıyorsun sen, katil mi olacaksın?!" diye bağırarak aralarına girdi.
Kuzey, Defne’nin sesini duyunca duraksadı. Yumruğu havada kaldı. Yüzü darmadağındı, gözleri resmen dönmüştü. Efe’yi sertçe yere fırlatıp Defne’ye döndü. "Senin ne işin var burada gecenin bu saatinde?!" diye kükredi.
Defne yerde acı içinde kıvranan Efe’nin yanına diz çöktü, cebinden mendilini çıkarıp çocuğun yüzündeki kanı silmeye çalıştı. "İyi misin Efe? Çok özür dilerim, hepsi benim yüzümden..." Sonra ayağa kalktı ve Kuzey’in tam karşısına dikildi. Gözlerinden yaşlar akıyordu ama sesi hiç olmadığı kadar sertti.
"Sen tam bir canavarsın Kuzey Karahan!" diye bağırdı, Kuzey’in göğsüne sert bir tokat atarak. "Kendini ne sanıyorsun ya sen? Kabadayı mısın, mafya mısın? Benim hayatıma, benim arkadaşlarıma karışamazsın! Kimsin sen?!"
Kuzey, Defne’nin Efe’ye gösterdiği o şefkati ve kendisine attığı o tokatı hazmedemedi. Hayatında ilk defa birisi için kendini öne atmıştı ve aldığı karşılık buydu. Yüzündeki o korumacı ifade bir anda buz kesti, gözleri dondurucu bir nefretle kaplandı. Defne’nin bileğini sertçe kavradı, parmaklarını öyle bir sıktı ki Defne acıyla inledi.
"Bana bak çıtkırıldım," dedi Kuzey, sesini iyice kısarak ama her kelimesi bir bıçak gibi keskin çıkıyordu. "Ben senin için burada kendimi kirletiyorum, sen ise o herifin peşinde helak oluyorsun. Haklısın, ben kimim ki? Bugünden sonra senin için bu okulda bir 'hiç' olacağım. Git o tatlı çocuklarınla ne halt yiyorsan ye. Ama sakın... Sakın bir daha karşıma çıkıp ağlama."
Kuzey, Defne’nin bileğini fırlatır gibi bıraktı, yerdeki boks çantasını alıp arkasını döndü ve karanlıkta kayboldu. Defne, sızlayan bileğini tutarak arkasından bakarken, aralarındaki iplerin bu sefer geri dönülemez bir şekilde koptuğunu hissetti.
Ertesi sabah okul, Defne için tam bir cehenneme dönüştü. Sınıfa girdiğinde içeride garip bir sessizlik vardı. Devin ve Emir kendi sıralarında oturuyorlardı ama yüzleri asıktı. Defne sırasına geçtiğinde Devin üzgün bir sesle, "Defne... Dün gece ne oldu öyle? Kuzey okula resmen barut gibi geldi," dedi.
Defne cevap veremeden sınıfın kapısı gürültüyle açıldı. İçeri giren Kuzey’in yanında bu sefer Emir ve Devin değil, okulun popüler ve bir o kadar da tehlikeli kız grubu vardı. Grubun başını çeken **Melis**, Kuzey’in koluna girmiş, kıkırdayarak bir şeyler anlatıyordu.
Kuzey, yüzündeki o serseri ve umursamaz maskesini takmıştı. Doğrudan arka sıralara doğru yürüdü. Defne, belki aralarındaki gerginlik yumuşar diye umutla kafasını kaldırdı ama Kuzey’in gözlerinde sadece derin bir aşağılama vardı.
Kuzey, Defne’nin tam önünde durdu. Melis’in belinden kavrayıp kendine doğru çekti, bilerek elini kızın belinde gezdirdi. Defne’nin gözlerinin içine bakarak, "Melis, buradaki sıra biraz... Fazla 'Bursa' kokuyor, havası ağır. Gel biz arkaya, benim eski yere geçelim," dedi. Sesi alaycı ve ezikleyiciydi.
Melis yapmacık bir kahkaha attı, Defne’ye yukarıdan aşağı tiksinerek baktı. "Haklısın Kuzeyciğim, bazıları buraya ait olmadığını hala anlayamamış."
Defne oturduğu yerde donup kaldı. Kuzey’in göz göre göre, sırf canını yakmak için kızlarla cilveleşmesi, el kol hareketleri yapması kalbine bıçak gibi saplanmıştı. Şaka yapmıyordu; bayağı ciddi bir şekilde Defne’yi yok sayıyor, onu sınıftakilerin önüne yem olarak atıyordu.
Emir araya girmeye çalıştı. "Kaptan, biraz fazla olmuyor mu?"
Kuzey arkasını bile dönmeden, "Sana ne oğlum? İstediğimle takılırım," diye kestirip attı.
Öğle arasında Defne, kafasını dağıtmak için koridorda tek başına yürürken okulun tuvaletinin önünde Melis ve iki arkadaşı tarafından sıkıştırıldı. Melis, Defne’nin önünü kesip duvara doğru itti.
"Bana bak Bursa güzeli," dedi Melis, parmağını Defne’nin göğsüne bastırarak. "Kuzey’in etrafında dolanıp durmayı keseceksin. Hafta sonu o çocukla ne haltlar karıştırdın bilmiyorum ama Kuzey senden iğreniyor, anladın mı? Kendini bir şey sanma, o sadece senin gibi masum ayaklarına yatan kızları eğlencesi yapar."
Diğer kız arkadan güldü. "Buz pateni yapıyormuş güya... Git o buzlarda kendi kendine oyna tatlım, burası senin kayabileceğin bir yer değil."
Defne’nin gözleri doldu ama dik durmaya çalıştı. "Çekilin önümden, sizinle uğraşacak vaktim yok," diyerek Melis’i itmeye çalıştı.
Ancak Melis, Defne’nin omzundaki çantayı sertçe çekip yere fırlattı. İçindeki paten dergileri, notlar ve dökümanlar koridora saçıldı. "Sana laf anlatıyorum burada ezik! Kuzey’den uzak duracaksın!"
Tam o sırada koridorun başından Kuzey ve Emir geçiyordu. Defne, gözlerinde yaşlarla yerde saçılan eşyalarını toplamaya çalışırken Kuzey ile göz göze geldi. Kuzey duraksadı. Melis’in Defne’ye yaptıklarını gördü. İçindeki o korumacı çocuk bir anlığına uyandı, yumruklarını sıktı.
Ama dün gece sokakta Defne’nin Efe’yi koruyuşu, kendisine "canavar" deyişi aklına gelince gözlerini buz gibi bir öfke kapladı. Defne’ye yardım etmek yerine kafasını çevirdi. Melis’e seslendi: "Melis! Hadi, kantine gidiyoruz, boş işlerle vakit kaybetme."
Melis sırıttı, yerdeki paten dergilerinden birine bilerek basarak Kuzey’in yanına koştu ve koluna girdi.
Defne yerde tek başına kalmıştı. Emir, Kuzey’in bu acımasızlığı karşısında şok içinde arkada kalıp Defne’nin yanına diz çöktü, eşyalarını toplamasına yardım etti. "Defne... İyi misin? Kuzey gerçekten delirdi, ne olduğunu bilmiyorum ama..."
"Biliyorum Emir," dedi Defne, gözyaşlarını silerek ayağa kalktı. "Kuzey Karahan benim için bitti. Bir daha onun adını bile duymak istemiyorum."
Ankara’nın ayazı, bu sefer iki gencin kalbini tamamen dondurmuştu. Ve bu savaş, okul koridorlarından buz pistine kadar uzanacak büyük bir fırtınanın sadece başlangıcıydı.
Kanka dramı ve ciddiyeti tam istediğin gibi kökledim! Kuzey resmen intikam almak için kızlarla takılıyor, Defne’yi eziyor ve kızlar Defne’ye saldırırken kafasını çevirip gidiyor.
Şimdi ipler tamamen koptu. 6. bölümde ne yapıyoruz? Defne bu ezikliğin altında kalmayıp nasıl bir intikam alacak? Kumsal bu olanları ne zaman duyacak? Hadi yönlendir beni!
Kanka, tam istediğin gibi dozu iyice artırıyoruz. İş şakadan çıkıyor, bayağı ciddi, can yakan bir düşmanlığa ve gerilime dönüşüyor. Kuzey’in o serseri ve tehlikeli tarafı tamamen karanlığa bürünürken, Defne okulda hiç beklemediği bir darbe alacak.
İşte bol diyaloglu, uzun ve fırtınalı 5. bölümümüz:
## 1. Sezon / 5. Bölüm: İpler Kopuyor
Kuzey’in bıraktığı o tehditkar nottan sonra Defne, okul çıkışı depoya gitmek yerine doğrudan eve, oradan da her zamanki gibi buz pistine kaçmıştı. Kuzey’in emirlerine boyun eğmeyeceğini, onun kurallarıyla oynamayacağını kendince bu şekilde kanıtlamak istemişti. Ancak bu inatlaşmanın Ankara’nın karanlık sokaklarında nasıl bir fırtına koparacağından habersizdi.
Geç saatte antrenmandan çıkan Defne, annesinin arabayı göndermemesi üzerine sokağın ayazında yürümek zorunda kalmıştı. Kulübün iki sokak arkasındaki loş, eski binaların olduğu ara yoldan geçerken, kulaklarına sert darbe sesleri ve bağrışmalar geldi. Defne adımlarını yavaşlattı. Duvarın arkasından gizlice baktığında kalbi boğazında atmaya başladı.
Sokak lambasının titrek ışığı altında Kuzey ve Efe birbirine girmişti.
Ama bu bir boks maçı değildi; sokak kavgasıydı. Kuzey, ringdeki o disiplinli çocuktan çıkmış, tam bir gözü dönmüş serseri gibi dövüşüyordu. Efe’nin yakasını duvara yaslamış, peş peşe sert yumruklar indiriyordu. Efe’nin ağzından kan sızarken, Kuzey öfkeyle kükredi:
"Sana o kızdan uzak duracaksın demedim mi ulan ben? Telefonundan o numarayı sileceksin demedim mi?!"
Efe acı içinde sırıtmaya çalıştı, Kuzey’i daha da delirtmek istiyordu. "Kız kendisi verdi oğlum... Sen kudurmaya devam et..."
Kuzey tam bir yumruk daha atacaktı ki, Defne daha fazla dayanamadı. İçindeki korku bir anda saf bir öfkeye dönüştü. "Kuzey! Bırak onu! Ne yapıyorsun sen, katil mi olacaksın?!" diye bağırarak aralarına girdi.
Kuzey, Defne’nin sesini duyunca duraksadı. Yumruğu havada kaldı. Yüzü darmadağındı, gözleri resmen dönmüştü. Efe’yi sertçe yere fırlatıp Defne’ye döndü. "Senin ne işin var burada gecenin bu saatinde?!" diye kükredi.
Defne yerde acı içinde kıvranan Efe’nin yanına diz çöktü, cebinden mendilini çıkarıp çocuğun yüzündeki kanı silmeye çalıştı. "İyi misin Efe? Çok özür dilerim, hepsi benim yüzümden..." Sonra ayağa kalktı ve Kuzey’in tam karşısına dikildi. Gözlerinden yaşlar akıyordu ama sesi hiç olmadığı kadar sertti.
"Sen tam bir canavarsın Kuzey Karahan!" diye bağırdı, Kuzey’in göğsüne sert bir tokat atarak. "Kendini ne sanıyorsun ya sen? Kabadayı mısın, mafya mısın? Benim hayatıma, benim arkadaşlarıma karışamazsın! Kimsin sen?!"
Kuzey, Defne’nin Efe’ye gösterdiği o şefkati ve kendisine attığı o tokatı hazmedemedi. Hayatında ilk defa birisi için kendini öne atmıştı ve aldığı karşılık buydu. Yüzündeki o korumacı ifade bir anda buz kesti, gözleri dondurucu bir nefretle kaplandı. Defne’nin bileğini sertçe kavradı, parmaklarını öyle bir sıktı ki Defne acıyla inledi.
"Bana bak çıtkırıldım," dedi Kuzey, sesini iyice kısarak ama her kelimesi bir bıçak gibi keskin çıkıyordu. "Ben senin için burada kendimi kirletiyorum, sen ise o herifin peşinde helak oluyorsun. Haklısın, ben kimim ki? Bugünden sonra senin için bu okulda bir 'hiç' olacağım. Git o tatlı çocuklarınla ne halt yiyorsan ye. Ama sakın... Sakın bir daha karşıma çıkıp ağlama."
Kuzey, Defne’nin bileğini fırlatır gibi bıraktı, yerdeki boks çantasını alıp arkasını döndü ve karanlıkta kayboldu. Defne, sızlayan bileğini tutarak arkasından bakarken, aralarındaki iplerin bu sefer geri dönülemez bir şekilde koptuğunu hissetti.
Ertesi sabah okul, Defne için tam bir cehenneme dönüştü. Sınıfa girdiğinde içeride garip bir sessizlik vardı. Devin ve Emir kendi sıralarında oturuyorlardı ama yüzleri asıktı. Defne sırasına geçtiğinde Devin üzgün bir sesle, "Defne... Dün gece ne oldu öyle? Kuzey okula resmen barut gibi geldi," dedi.
Defne cevap veremeden sınıfın kapısı gürültüyle açıldı. İçeri giren Kuzey’in yanında bu sefer Emir ve Devin değil, okulun popüler ve bir o kadar da tehlikeli kız grubu vardı. Grubun başını çeken **Melis**, Kuzey’in koluna girmiş, kıkırdayarak bir şeyler anlatıyordu.
Kuzey, yüzündeki o serseri ve umursamaz maskesini takmıştı. Doğrudan arka sıralara doğru yürüdü. Defne, belki aralarındaki gerginlik yumuşar diye umutla kafasını kaldırdı ama Kuzey’in gözlerinde sadece derin bir aşağılama vardı.
Kuzey, Defne’nin tam önünde durdu. Melis’in belinden kavrayıp kendine doğru çekti, bilerek elini kızın belinde gezdirdi. Defne’nin gözlerinin içine bakarak, "Melis, buradaki sıra biraz... Fazla 'Bursa' kokuyor, havası ağır. Gel biz arkaya, benim eski yere geçelim," dedi. Sesi alaycı ve ezikleyiciydi.
Melis yapmacık bir kahkaha attı, Defne’ye yukarıdan aşağı tiksinerek baktı. "Haklısın Kuzeyciğim, bazıları buraya ait olmadığını hala anlayamamış."
Defne oturduğu yerde donup kaldı. Kuzey’in göz göre göre, sırf canını yakmak için kızlarla cilveleşmesi, el kol hareketleri yapması kalbine bıçak gibi saplanmıştı. Şaka yapmıyordu; bayağı ciddi bir şekilde Defne’yi yok sayıyor, onu sınıftakilerin önüne yem olarak atıyordu.
Emir araya girmeye çalıştı. "Kaptan, biraz fazla olmuyor mu?"
Kuzey arkasını bile dönmeden, "Sana ne oğlum? İstediğimle takılırım," diye kestirip attı.
Öğle arasında Defne, kafasını dağıtmak için koridorda tek başına yürürken okulun tuvaletinin önünde Melis ve iki arkadaşı tarafından sıkıştırıldı. Melis, Defne’nin önünü kesip duvara doğru itti.
"Bana bak Bursa güzeli," dedi Melis, parmağını Defne’nin göğsüne bastırarak. "Kuzey’in etrafında dolanıp durmayı keseceksin. Hafta sonu o çocukla ne haltlar karıştırdın bilmiyorum ama Kuzey senden iğreniyor, anladın mı? Kendini bir şey sanma, o sadece senin gibi masum ayaklarına yatan kızları eğlencesi yapar."
Diğer kız arkadan güldü. "Buz pateni yapıyormuş güya... Git o buzlarda kendi kendine oyna tatlım, burası senin kayabileceğin bir yer değil."
Defne’nin gözleri doldu ama dik durmaya çalıştı. "Çekilin önümden, sizinle uğraşacak vaktim yok," diyerek Melis’i itmeye çalıştı.
Ancak Melis, Defne’nin omzundaki çantayı sertçe çekip yere fırlattı. İçindeki paten dergileri, notlar ve dökümanlar koridora saçıldı. "Sana laf anlatıyorum burada ezik! Kuzey’den uzak duracaksın!"
Tam o sırada koridorun başından Kuzey ve Emir geçiyordu. Defne, gözlerinde yaşlarla yerde saçılan eşyalarını toplamaya çalışırken Kuzey ile göz göze geldi. Kuzey duraksadı. Melis’in Defne’ye yaptıklarını gördü. İçindeki o korumacı çocuk bir anlığına uyandı, yumruklarını sıktı.
Ama dün gece sokakta Defne’nin Efe’yi koruyuşu, kendisine "canavar" deyişi aklına gelince gözlerini buz gibi bir öfke kapladı. Defne’ye yardım etmek yerine kafasını çevirdi. Melis’e seslendi: "Melis! Hadi, kantine gidiyoruz, boş işlerle vakit kaybetme."
Melis sırıttı, yerdeki paten dergilerinden birine bilerek basarak Kuzey’in yanına koştu ve koluna girdi.
Defne yerde tek başına kalmıştı. Emir, Kuzey’in bu acımasızlığı karşısında şok içinde arkada kalıp Defne’nin yanına diz çöktü, eşyalarını toplamasına yardım etti. "Defne... İyi misin? Kuzey gerçekten delirdi, ne olduğunu bilmiyorum ama..."
"Biliyorum Emir," dedi Defne, gözyaşlarını silerek ayağa kalktı. "Kuzey Karahan benim için bitti. Bir daha onun adını bile duymak istemiyorum."
Ankara’nın ayazı, bu sefer iki gencin kalbini tamamen dondurmuştu. Ve bu savaş, okul koridorlarından buz pistine kadar uzanacak büyük bir fırtınanın sadece başlangıcıydı.
