3. bölüm · Kırık Kalpler Yetimhanesi

Zaman Geçer Acı Kalır

Sedef'in vişne suyuu

Joe saatlerdir uyuyordu. Güneş batmaya başlamış, gökyüzü önce maviliklerini sarılara ve kırmızılara, ardından da zifiri karanlığa bırakmıştı. Konaktan bakılınca gökyüzünde pırıl pırıl binlerce yıldız gözüküyordu. Joe hâlâ yataktaydı. Uyanmak üzereydi ama tam ayılamamıştı. Yatağının ucundaki Kâhya Frankly ve Rıhan'ın konuşmaları onu uykusundan her saniye daha da uzaklaştırıyordu.

"Efendim, peki bunu çocuğa nasıl söyleyeceğiz?" diyen kâhyanın sesi, gözleri gibi endişe doluydu. Ev sahibi derin bir nefes aldı ve başını iki yana salladı. "Bilmiyorum Frankly, bilmiyorum..." Ev sahibinin sesi de endişeli ve kederliydi. Joe ayılmaya başlamıştı. Ona neyi söyleyeceklerdi ve sesleri neden bu kadar endişeliydi?

Joe en sonunda gözlerini açtı. Tepesindeki avize bütün odayı aydınlatırken odanın diğer ucundaki şömine odayı ısıtıyordu. Camlar her ne kadar kapalı olsa da dışarıdaki cırcır böceklerinin sesi duyuluyordu. Joe cama doğru baktı. Nerede olduğunu anlamaya çalışırken başına gelenler tek tek zihnine tekrar geldi. Cama bakınca dışarının gözükmediğini fark etti, çünkü evin dışında büyük bir kar fırtınası başlamıştı. Cama vuran her bir kar tanesi, sanki camı paramparça etmek istiyordu. Joe'nun aklına aniden anneannesi geldi. O iyi miydi acaba? Bu fırtınada o evde üşümeden kalması imkânsızdı. Çatının her yeri delik deşikken içeriye hep kar dolacağını biliyordu Joe, çünkü yağmur yağdığında evi su bastığı gibi kar yağarken de aynısı olmuştu.

Joe yattığı yerden doğruldu.

"Ah, küçüğüm, uyanmışsın," dedi Rıhan sıcak bir sesle.

Joe, karşısında durmuş ona bakan iki adama baktı ve başını aşağı yukarı salladı.

"Başın nasıl oldu?" diye sorarken Rıhan Joe'nun yanına gelmiş ve başındaki yaraya bakmaya çalışıyordu.

"Şu anda pek ağrım yok, sanırım iyileşiyor."

"Evet, küçüğüm, her yara bir gün iyileşir," diye karşılık verdi Rıhan.

Ama Joe böyle düşünmüyordu. Yaralar her zaman iyileşmezdi, sadece kabuk tutar ve onu saklardı. Ama kabuk soyulunca bütün acı vücuduna tekrar yayılırdı. Joe bunu nasırlı ve yaralı ellerinden biliyordu. Her ne kadar "Tamam, bu sefer iyileştiler," dese de eline batan başka bir şey o yarayı tekrar açardı.

Joe sessiz kaldı.

Konuşan kâhya oldu: "Size söylememiz gereken bazı şeyler var."

Joe, merak içindeki gözlerini Rıhan'dan kâhyaya çevirdi. Ama gözleri kesiştiği an Joe'nun yüreğini büyük bir sis bulutu kapladı. Simsiyah, karanlık bir sisti bu. Joe'nun içini huzursuzlukla doldurmuş, her geçen saniye daha da büyüyordu. Şimdi gözlerinde endişe olan sadece kâhya ve Rıhan değildi. Joe kötü bir şey olduğunu hissetmişti. Artık endişe ve kaygı onun da gözlerine yerleşmişti.

Rıhan konuştu ve Joe duyduklarından sonra hiç konuşmamasını dilemişti. Rıhan'ın ağzından dökülen o birkaç kelime, Joe'nun kalbine binlerce hançer saplamış gibi acıtmıştı.

"Üzgünüz, küçüğüm, kâhya evinize gittiğinde anneannen nefes almıyormuş."

Joe'nun dünyası başına yıkılmıştı. Üşüyordu artık. Odadaki şömine bile onu ısıtamıyordu. O kadar çok üşüyordu ki sanki karların altında çıplak bir şekilde yatıyor gibiydi. Gözleri sulandı, kalbi sıkıştı. Bu devasa oda bile ona dar geldi. Nefes alması lazımdı ama alamıyordu. "Şimdi ne olacak?" diye düşünüyordu. Hayatındaki tek kişi de gitmişti artık. Yapayalnız kalmıştı, çok yalnızdı. Tanrılara bir kez daha isyan etti. Neden bu koskocaman dünyada yapayalnız kalmıştı? Neden hayat elinden sevdiği herkesi alıyordu? Neden kalbi kırıldıkça daha da fazla kırılmaya devam ediyordu? Kalbi paramparça olmuştu, her bir parçasından farklı bir anı yansıyordu. Kimisinde anneannesinin dizlerine yatıp anlattığı ninnileri dinlediği zamanlar, kimisinde çalışmaya gittiği zamanlar, kimisinde ise ailesinden kalan birkaç anı... Ama her parçanın sivri ucu canını daha da çok yakıyordu.

"Joe, iyi misin?" dedi Rıhan, sesinden kaygı akıyordu.

Joe'nun yanağına usulca bir yaş süzüldü. Geçtiği her noktayı öylesine yaktı ki her bir noktayı kazımak istedi. Bir damla daha usulca kaydı ve bir tane daha. Dudaklarından bir hıçkırık kaçtı ve bunun devamının geleceğini hepsi iyi biliyordu. Omuzları sarsıla sarsıla ağlarken Rıhan geniş ve uzun kollarını Joe'nun sıska bedenine sardı.

Saniyeler saniyeleri kovaladı, dakikalar dakikaları... Joe sonunda sakinleşince Rıhan kollarını doladığı bedenden çekti. Joe koluyla yanağındaki yaşları aceleyle sildi ve Rıhan'a döndü.

"Şimdi ne olacak?" dedi çatallı sesiyle. "Şimdi ben geceleri kiminle konuşacağım, kim beni dizlerine yatırıp saçlarımı okşayacak? Kim bana masal anlatacak, söylesenize?" Sonlara doğru Joe'nun sesi yüksek ama kırgın çıkmıştı. Ailesinden kalan tek kişi de onların yanına gitmişti şimdi.

Rıhan konuşmak için ağzını aralamıştı fakat geri kapattı. Ne söyleyebilirdi ki? "Merak etme, her şey yoluna girecek mi?" Bunun yalan olduğunu kendisi de biliyordu, bu yüzden susmuştu. Karşısında kimsesiz kalan, dünyanın acımasızlığı ve adaletsizliği altında boğulmaya mahkûm edilmiş küçük bir beden vardı. Her geçen gün daha da boğuluyor, daha da dibe çekiliyordu. Ona bir şans bile verilmemişken nasıl mutlu olabilirdi?

"Lütfen beni biraz yalnız bırakır mısınız?" dedi Joe titrek bir sesle. Yüzü yere bakıyordu. Omuzları çökmüştü. Kâhya ve Rıhan, Joe'nun kendisine zarar vermesinden korkup tereddüt etseler de odadan çıkmışlardı. Şimdi odada sadece Joe vardı.

Odada saatin tıkırtısı geliyordu Joe'nun kulağına ama onun için zaman ilerlemiyordu. Donup kalmıştı. Yatağa tekrar uzandı ve yine tavanı izlemeye başladı. Ama şimdi her şey farklıydı. Önceden her şeye rağmen ışıltılı bakan kahvelerde şimdi duygunun kırıntısı bile yoktu. Gözlerinin içi bomboştu. Hiçbir şey düşünemedi o an. Saatlerce bakıştı tavanla, en sonunda dışarısı aydınlanmaya başlamıştı. Bu sefer ay batıyor, yerini yine güneşe bırakıyordu. Gökyüzü yine bütün maviliğini geri kazanmıştı. Joe normalde gün doğumu izlemeyi çok severdi ama şimdi o da Joe için boş bir şey olmuştu. Çünkü Joe bunu anneannesi ile izlemeyi severdi. Güneşin doğuşunu değil, güneş doğarken anneannesini izlemeyi ve dinlemeyi severdi.

Joe'nun kapısı üç kez tıklatılmıştı ama Joe "Gel," demeye bile tenezzül etmemişti. Artık hiçbir şey yapası gelmiyordu. Onun için artık her şey fazla boştu, sonuçta o da ölüp gidecekti en nihayetinde.

Kapı gıcırdayarak açılınca bütün ihtişamıyla ev sahibi Rıhan belirdi kapıda. Joe o tarafa bakmadı bile. Rıhan yatağın başucuna oturunca yatak içe doğru çökmüştü. Joe umursamadı.

"Nasılsın, Joe?" dedi Rıhan.

Joe sustu.

"Sana bakabilecek başka kimse var mı?" diye sordu Rıhan.

Joe yine sustu. Rıhan'ın sesli aldığı nefesi duydu. Rıhan Joe'ya biraz daha yaklaştı.

"Joe, bunu bize söylemen gerekli. Eğer seni alabilecek kimse yoksa..." Rıhan burada durakladı. Joe gözlerini saatlerdir diktiği tavandan ayırıp Rıhan'a baktı. Rıhan da Joe'nun gözlerindeki hissizliği fark etti. Yutkunmaya çalıştı ama yapamadı çünkü bu çocukta geçmişini görüyordu.

"...yoksa seni konağın yanındaki yurda vermek zorundayım," dediğinde Joe'nun hissiz bakan gözlerinden bir duygu geçti: Acı. Joe'nun kalbi çok acıyordu. Artık kimsesi yoktu ve yurda verilecekti.

"Başka kimsem yok," dedi Joe kurumuş dudaklarının ardından.

"O zaman öğlene doğru yurt sahibiyle konuşacağım ve evrakları dolduracağım, tamam mı Joe?"

Joe yine büyük bir hissizlikle baktı. Ev sahibi anlayacağını anladı ve odada Joe'yu tekrar yalnız bıraktı. Oysa yalnız bırakmamalıydı. Düşünceler Joe'yu boğmaya başlamıştı. Anılar sinek gibi beynine üşüşüyor ve onu rahatsız etmekten başka hiçbir şeye yaramıyordu. Annesi aklına geliyordu ilk önce, onu son gördüğü zamanı. Göğsüne yediği iki kurşunla birlikte hâlâ çocuklarına kendini siper etmeye çalışıyordu. Joe annesine bakarken ağlıyor ve korkuyordu. Çünkü annesinin göğsünden taşan kan, gözlerinden akan yaştan fazlaydı. Annesi son nefeslerinde Joe'ya fısıldamıştı: "Joe..." demişti büyük bir zorlukla, "her zaman iyi birisi ol." Ama sözünü öksürük krizleri kesmişti. Joe hâlâ ağlarken elinden hiçbir şey gelmiyordu.Daha altı yaşındaydı, ne yapabilirdi ki? Annesi minik oğlunun kızarmış yanaklarını iki eliyle kavradı. "Asla kötü birisi olma, Joe," dedi. Şimdi annesinin de yanağına bir yaş oturmuştu. Joe annesinin ilk defa ağladığını görmüştü. İşte o zaman kalbinde bir şeyler kopmuştu. "Ve unutma şunu Joe..." diyecekken derin bir nefes alması gerektiği için sözü yarıda kalmıştı, "ailemiz seni daima çok sevecek." dedi ve alnının ortasına saplanan kurşunla Joe'nun ağzından kaçan,boğazını yırtarcasına çıkan çığlık bir olmuştu. Joe şimdi ise bu görüntüleri kafasından söküp atmak istiyordu. Gözleri yanmaya başlamıştı. Saatlerdir uyumamış, sadece yatakta uzanıyordu. Gözlerini her kırpışında, gözlerinin içi yanıyordu. Büyük ihtimalle de kızarmışlardı.

"Anne," dedi Joe kırgın bir sesle, "baba, abla," diye ailesini andı

Bu kelimeler onun içini yakan tek kelimelerdi ama şimdi bir kelime daha eklenmişti: "Anneanne."

Saatler geçti, ardından hizmetçi Clara geldi Joe'nun odasına. "Nasılsın diye sormayacağım, Joe," diye söze başlamıştı. "Çünkü seni anlıyorum. Bir yakınını kaybettiğinde herkes bu soruyu sorar ve canını daha çok sıkarlar."

Joe yattığı yerden dikleşti ve oturur pozisyona geldi. Bacaklarını bağdaş kurup otururken karşısına Clara da oturmuştu.

"Sen de mi bir yakınını kaybettin?" diye sordu Joe, aynı zamanda burnunu da çekmişti.

Clara ağır ağır başını salladı. "Daha on dört yaşındaydım. Okulda çok yakın bir arkadaşım vardı, adı Dustin'di. Onunla gerçekten çok iyi anlaşırdık, her şeyimizi birbirimize anlatırdık." Clara, aklına gelen anılarla burukça gülümsemişti. "Yine bir gün okula gitmiştim. Neşeyle sınıfa girdiğimde bir şey fark etmiştim." İçli bir nefes verdi Clara. "Herkes ağlıyordu ve sınıftaki o acıyı hissedebiliyordum. Birine ne olduğunu sorduğumda bana o acı haberi vermişlerdi." Clara, dolan gözlerini saklamak amacıyla başını yana çevirmişti. "Dustin, okula gelirken sarhoş bir adam tarafından üst üste tam üç kez bıçaklanmış."

Joe kaskatı kesilmişti. Onun böyle bir hikayesi olmasını beklemiyordu. Clara Joe'ya doğru döndü. Kızaran gözlerini umursamadan Joe'ya yaklaştı.

"Seni anlıyorum bu yüzden, Joe. Ama benim en büyük aptallığım da burada olmuştu. Onun ölümüne o kadar çok üzülmüştüm ki sanki zamanın durduğunu düşünüyordum." Clara başını iki yana salladı. "Ama anladım ki zaman asla durmamıştı. Su gibi akıp gitmişti. Herkes Dustin'in acısını unutmuş, yine gülüp eğleniyorlardı ama ben bunu fark edememiştim. Sonra sınavlar başlayınca hepsinden sıfır çekince anlamıştım bunu. Joe, sen akıllı ve güçlü bir çocuksun, benim yaptığım hatayı sen de yapma," dedi Clara ve elini Joe'nun elinin üzerine kapattı.

"Ne yani? Benden hiçbir şey olmamış gibi davranmamı mı bekliyorsunuz?" dedi Joe şaşkın bir sesle.

"Hayır, Joe. Sadece bunun bilincinde hareket etmeni istedim," dedi Clara ve yataktan kalktı. Ardından odadan çıktı ve Joe'yu bir ton düşünceyle yalnız bıraktı.