24. bölüm · Kırık Kalp

23. Bölüm

Defne Uygun

O gece ilk kez kendi isteğiyle odasına çıktı.

Kapıyı kilitlemedi.

Karanlığa sığınmadı.

Perdeleri araladı.

Gökyüzüne baktı. Ay vardı.

Ve ilk kez ona düşman değildi.

Elini pencereden sarkan rüzgara bıraktı.

Soğuktu. Ama yakmıyordu artık.

Çünkü içi ısınıyordu.

Yavaş yavaş.

Zorla değil.

Sevgiliyle değil.

Aileyle.

Yatağının ucunda oturdu. Sessizdi her yer ama bu kez yalnız hissetmiyordu.

Asuman’ın elleri aklındaydı.

Efken’in gözleri.

Poyraz’ın sessiz ama anlayan bakışı.

Gökalp’in gözyaşı.

Zafir’in savunmaya hazır yumruğu.

Pamir’in çocuk sesiyle söylediği cümleler.

Elini göğsüne koydu. Kalbi hâlâ kırık kırık atıyordu ama artık her vuruş bir “umut” gibiydi.

Çekmecesini açtı.

En alttaki kutuyu çıkardı.

Yıllardır kimsenin bilmediği defterini.

Açtı.

El yazısı eskisi gibi titrek değildi.

Ve ilk kez bu cümleyi yazdı:

“Bugün güldüm.”

Durdu.

Tekrar baktı o iki kelimeye.

Sonra bir cümle daha:

“Bugün ilk kez biri bana dokunduğunda ürkmedim.”

Kalemi tuttu. Gözleri doldu.

Ama yazmaya devam etti:

“Ben iyileşmeye başlıyorum.”

Sayfanın altına sadece şunu yazdı:

“Adım Balsu. 16 yaşında öldüm. Ama 17 yaşında yeniden doğdum.”

O gece yıldızlar çok daha parlaktı.

Belki de gökyüzü ilk kez onun için göz kırpıyordu.

Balsu pencerenin önünde oturuyordu hâlâ.

Gözlerini gökyüzünden ayıramıyordu.

Kendini iyi hissetmeye başladığı her saniyede, içinden ince bir suçluluk sızıyordu.

“Mutlu olmak da bir ihanet mi geçmişe?”

“Yoksa artık ben yaşamaya mı başlamalıyım?”

Kapı hafifçe tıklatıldı.

“Balsu? Uyuyor musun kızım?”

O ses…

Yavaş, utangaç ama derin.

Asuman’dı.

“Gel…” dedi Balsu, sesi kısık ama sıcak.

Asuman içeri girdi. Elinde bir bardak ıhlamur vardı.

“Sana hazırladım. Uyuyamamışsındır diye düşündüm.”

Sessizce uzattı. Balsu aldı.

Bir süre konuşmadılar. Sadece aynı geceye tanıklık ettiler.

Sonra Asuman yavaşça yanına oturdu.

Koltukta değil.

Pencerenin kenarındaki tahta zemin üzerine, onun yanına.

“Ben… seninle hiç böyle baş başa kalmadım. Farkındayım.”

Balsu cevap vermedi. Ama kaçmadı da.

Asuman devam etti.

“Sana ‘kızım’ dedim bugün. Dudaklarımda kalmadı, kalbimden geldi o kelime. Ama senin bunu hissedip hissetmediğinden emin olamadım.”

Balsu gözlerini yere indirdi.

Bir şey söylemek istedi ama kelimeler düğümlendi.

Asuman elini onun elinin üzerine koydu.

“Sana sarılmak için geç kaldım mı?”

O an… Balsu’nun gözleri doldu.

Bütün gün gülmüş, umut taşımıştı ama annesinden gelen bu yalın cümle onu darmadağın etti.

Kafasını yavaşça Asuman’ın omzuna yasladı.

İlk defa.

Hiçbir kelime etmeden.

Sadece durarak.

Sadece hissederek.

Asuman saçlarını okşadı.

“Sen yaşadıklarınla değil, ayakta kalışınla değerlisin.

Senin kalbin kırılmış olabilir, ama ben elimden geldiğince o kırık yerleri sevgiyle saracağım.

Her gece odana uğrayacağım artık.

Sadece ışığını değil, varlığını da kontrol etmek için.”

Balsu hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Omzuna yaslanmış, elleri titriyordu.

“Beni sevebilir misin? Gerçekten?”

“Ben seni çoktan sevmişim. Sadece korkularım yüzünden geç söylemişim.”

O gece Balsu ilk kez bir kadının kucağında ağladı.

Anne sıcaklığını, annesizlikten değil, geç gelen annelikten buldu.

Ve o sıcaklık…

İyileşmenin ilk ilacı oldu.

O gün ilk defa Balsu'nun ağzından

"İyi geceler Anne." Cümlesi çıktı bu kelimeyi duyan Asuman yılların acısını unuttu,kendi dertlerini unuttu her şeyi unuttu kızı ona ilk defa Asuman hanım dememişti Anne demişti.Asuman Balsu'nun yanına kafasını koyması ile uyumuştu anne kız derin ve huzurlu bir uykuya dalmıştı ama O gece evin ışıkları sönmüştü ama koridorun başında, küçük bir loşluk yanıyordu hâlâ.

Balsu’nun odasının kapısı aralıktı.

İçeride, pencerenin önündeki yere bir yatak serilmişti.

Asuman sırtını yastığa yaslamış, kollarını Balsu’nun etrafına dolamıştı.

Ve Balsu… ilk kez bir anne kucağında uyuyordu.

Tüm gece geçmişini susturmuş, iç sesi sessizleşmişti.

Kapının önünde, sessiz bir nöbet vardı.

Zafir, kolunu duvara dayamış, bir şey söylemeden izliyordu.

Efken başını eğmiş, usulca gülümsüyordu.

Poyraz, sırtını duvara vermiş ama gözünü içeriden ayırmıyordu.

Gökalp ise birkaç adım geride durmuş, gözlerinde ince bir buğu, dudaklarında derin bir suçluluk vardı.

Erhan, elini Asuman’ın yatağa sarkan örtüsüne koymuştu.

Ve Pamir… uykulu gözlerle Zafir’in bacağına yaslanmış, “Balsu ablam iyi mi artık?” diye fısıldamıştı.

Kimse konuşmadı.

Konuşulacak bir şey yoktu.

Sadece izlediler.

Kalplerindeki duvarlar o gece yıkıldı.

Ve ilk kez gerçekten “bir aile” oldular.

~~~~~~~

🌤️ Sabah

Güneş perde aralığından süzülüyordu.

Balsu gözlerini ağır ağır açtı.

Bir sıcaklık vardı kollarının etrafında.

Kokusu yaseminli, teni yumuşak, nefesi huzurlu…

Asuman Hanım hâlâ yanındaydı.

Balsu bir an gözlerini kapatıp başını annesinin göğsüne yasladı.

Ve fısıltıyla söyledi:

“Ben… hiç böyle uyumamıştım.”

Asuman gözlerini araladı. Gülümsedi.

“Ben de hiç böyle uyanmamıştım.”

İkisi de sustu.

Sadece nefes alıp verdiler.

Kalp sesleri ilk kez aynı ritimde çaldı.

Anne ve kız… geç bulunmuş ama sımsıkı sarılmış.

Kapıdan bir hışırtı geldi.

Pamir başını uzattı.

“Uyanmışlar!” dedi gülerek.

Bir anda diğerleri de göründü.

Gökalp, Zafir, Efken, Poyraz, Erhan…

Hepsi kapıda…

Hepsi gülümsüyordu.

Balsu yatakta doğruldu, saçları dağınıktı ama gülümsedi.

Zafir göz kırptı.

“Günaydın küçük kuş.”

Gökalp gözleriyle “iyileşiyorsun” dedi.

Efken başını eğdi, “gurur duyuyorum” dediği sessizlikle.

Poyraz kollarını kavuşturdu ama gözleri sıcaktı.

Erhan başıyla onayladı.

Ve Asuman, Balsu’ya sıkıca sarıldı.

“Bugün birlikte kahvaltı yapıyoruz,” dedi.

“Ama bu kez masa başında değil,” diye ekledi Efken.

“Bugün kahvaltı… bahçede.”

“Ve baş köşede sen varsın,” dedi Gökalp.

Balsu sadece baktı.

Bir süre sustu.

Sonra çok sade bir cümle kurdu:

“Bu evde… ilk defa ‘ev’de gibi hissediyorum.”

~~~~~~~~

Kahvaltı

Sabah güneşi, bahçenin çimenlerine altın gibi düşüyordu.

Balsu, çıplak ayaklarıyla veranda merdivenlerinden indiğinde, yüzüne çarpan hafif rüzgar sanki “hoş geldin” diyordu.

Bahçede uzun bir masa hazırlanmıştı.

Renkli örtüler, çiçek desenli tabaklar, küçük vazolarda papatyalar.

Zafir ve Gökalp mangal bölümünde tost hazırlıyordu.

Poyraz, elinde çay tepsisiyle dolanıyordu.

Pamir yere serilen pike üzerinde ayıcığıyla oynuyor, arada “Balsu abla bak!” diye sesleniyordu.

Asuman bir sürahi limonata getirdiğinde gözleri parlıyordu.

Erhan ise masanın başına bir karton tabela asmıştı:

“Yeni Başlangıç Kahvaltısı”

Balsu gözlerine inanamadı.

Yavaşça yaklaştı.

Efken ona yer gösterdi, gülümsedi.

— “Sen baş köşeye, kraliçe.”

— “Aman be! Kraliçe falan değilim ben,” dedi utana utana.

Zafir araya girdi:

— “Sen bu evin kalbisin artık.”

Kahkahalar yükseldi.

Poyraz çay döktü, Gökalp zeytin uzattı.

Asuman, Balsu’nun tabağına en sevdiği şeylerden koymaya özen gösterdi: haşlanmış yumurta, kızarmış ekmek ve hafif ballı tereyağı.

O kahvaltıda sadece karınlar değil, kalpler de doydu.

Hiçbir yük taşımadan, geçmişin hayaleti olmadan geçen ilk sabahtı.

Kahvaltı sonrası, Asuman elindeki belgeleri uzattı:

“Bugün kayıt günü. Senin için hepsini hazırladık ve yalnız gitmeyeceksin Efken ile bizim kolejimizde okuyacaksın.”

Balsu şaşkınca baktı.

Efken omzuna çantasını astı.

“Ben de bugün kaydımı yenileyeceğim.

Aynı sınıfa düşersek... dersi bırakırım haberin olsun.”

İkisi birlikte yola çıktılar.

Okul binası yüksek, rengarenk ve canlıydı.

Koridorlardan çocuk sesleri geliyordu.

Balsu’nun kalbi çarptı ama bu kez korkudan değil.

Sanki hayat onun için yeni bir defter açmıştı.

Rehberlik öğretmeni gülümsedi:

“Hoş geldin Balsu. Yeni okulunda seni mutlu edeceğiz.”

Kayıt

işlemi tamamlandığında, eline verilen öğrenci kartına uzun süre baktı.

Üzerinde adı yazıyordu.

Alin Balsu Uz

Altında: “11-B”

Efken yanağını uzattı.

“Tebrikler sınıf arkadaşım.”

Balsu içinden geçeni fısıldadı sadece:

“Ben artık varım…”