22. bölüm · Kırık Kalp
21. Bölüm
Balsu o sabah camdan dışarıyı izliyordu. Güneşli, tatlı bir gündü. Ama içinde bir yumru vardı; her ne kadar yüzüne küçük bir gülümseme yerleştirmeye çalışsa da gözleri içini ele veriyordu.
“Balsu ablaaa, parka gidelim mi yaaa?!”
Pamir, elinde topuyla yanına geldi.
“Hadi gidelim bakalım minik."
Birlikte evden çıktılar. Park evin çok uzağında değildi. Salıncaklar, kaydıraklar ve çocuk sesleriyle dolu küçük bir cennetti Pamir için. Balsu onu kaydıraktan iterken bir yandan da kendi çocukluğunu hatırladı… ama o parkta kahkaha değil, korku vardı onun geçmişinde.
Bir banka oturdu. Gözleri Pamir’deydi ama zihni başka bir zamanın içinde dolanıyordu.
“Konuşmaya müsaitmisin?”
Ses birden duyuldu. Başını kaldırınca Efken’i gördü. Yanına oturmuş, hafifçe gülümsüyordu.
“Seninle konuşmak istiyorum Balsu,” dedi yumuşak ama ciddi bir tonla. “Geçmişin hakkında.”
Balsu bakışlarını kaçırdı.
“Neyi öğrenmek istiyorsun Efken?” dedi neredeyse fısıltı gibi.
“Ne oldu sana? Neden bazı geceler bağırarak uyanıyorsun? Neden yalnız kalmaktan bu kadar korkuyorsun? Ben artık seni sadece kardeşim gibi değil, bir insan olarak anlamak istiyorum. Anlatırsan... yanında olurum.”
Balsu derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuştu ama akmasına izin vermedi.
“Bazı şeyler... kırık bir cam gibi Efken. Ne kadar toplarsan topla hep elin kanar.”
“Bana anlatmana gerek yok eğer hazır değilsen. Ama bil ki... elim kanasa da tutarım seni, yeter ki düşme.”
Balsu’nun gözünden bir damla süzüldü. Pamir salıncağı bırakıp yanlarına geldi herşeyi yine tek tek anlattı içi yine aynıydı bazen bazı şeyler anlatılarak unutulmuyor veya acısı geçmiyordu.
“Ben yoruldum, gidelim mi?” dedi çocuk masumluğuyla.
Balsu ayağa kalktı. Efken’le göz göze geldi bir an. Efken kardeşini önceden bulamadığına yandı yine.
~~~~~~~~
Salon, o akşam alışılmadık şekilde kalabalıktı. Aile nadiren bu kadar tam bir araya gelirdi. Sofra toplanmış, çaylar içilmişti. Pamir halının üstünde arabalarıyla oynuyor, Zafir koltukta Efken'le takılıyor, Gökalp köşede sessizce oturuyordu. Asuman mutfağa gidip tatlıları getirirken Balsu da koltuğa ilişmiş, başını arkaya yaslamıştı.
Konuşmalar sıradandı... ta ki, Pamir’in sesi tüm ortamı darmadağın edene dek.
“Biliyor musunuz, Balsu abla 16 yaşında bir adamdan çok korkmuş. Volkan’mış adı. Yasin amca doğum gününde onu getirmiş. O gün Balsu çok üzülmüş. Bana parkta Efken abi ile konuşuyordu ama kimseye söylememesini istedi…ama bana demedi.”
O an… zaman dondu.
Asuman elindeki tepsiyle kalakaldı. Gökalp’in gözleri büyüdü, oturduğu yerden doğruldu. Erhan kaşlarını çattı. Poyraz ayağa kalktı.
“Ne… dedin sen?” dedi Zafir, gözlerini Pamir’e dikerek.
“Volkan diye biri. Kötü biriymiş… Balsu abla korkmuş. Ama unuttum…Efken abimle konuşuyorlardı.”
Gökalp hızla Balsu’ya döndü.
“Doğru mu bu?! Volkan mı? 16. yaş günün mü? Yasin ne alaka?!”
Balsu oracıkta kalakalmıştı. Elleri titriyordu. Gözleri doldu. Göz göze gelmekten kaçtı.
“Balsu… DOĞRU MU?!” Gökalp’in sesi yükseldi.
O anda herkes ayağa kalktı. Sanki evin duvarları üstlerine yıkılıyordu. Asuman tepsiyi yere düşürdü. Tabaklar kırıldı ama çıkan ses, Balsu’nun ağzından dökülen kelimelerden daha sert değildi:
“Evet! Tamam mı? Evet doğru! 16 yaşımda… o gün… Yasin o adamı eve çağırdı! Ve ben… ben o gün…”
Sesi çatallaştı. Boğazı düğümlendi. Sözleri tamamlayamadı. Gözlerinden yaşlar süzülürken, sanki yıllarca boğazında düğüm olmuş her şey serbest kalmıştı.
Efken başını öne eğdi. Zafir yumruğunu sıktı. Poyraz bir adım geri çekildi. Asuman bayılacak gibi oldu, Erhan elini tuttu. Gökalp ise...
“BEN NEREDEYDİM?!” diye haykırdı. “Neredeydim ben?! Nasıl anlamadım?! Nasıl koruyamadım seni?!”
Balsu yere çöktü. Ağlıyordu. Sessiz, boğuk, içini dağlayan bir ağlayışla. Gökalp yanına çömeldi ama dokunamadı.
“Affet… seni yargıladığım her gün için affet…”
Pamir, olanlardan hiçbir şey anlamamıştı. Küçük gözleriyle korkuyla izliyordu. Sessizlik çöktü. Bu sessizlik,
bir çocuğun cümlesinden dökülen en karanlık geçmişi taşıyordu şimdi.
~~~~~~~
Sustuğum her saniye, içimde bir çığlık yankılandı.
Anlatamadım. Çünkü... anlatmak; yaşamak gibiydi yeniden.
Ben sustum çünkü anlatmak, o gecenin içime bıraktığı karanlığı büyütüyordu.
Hepsine baktım, tek tek.
Yüzlerindeki dehşeti gördüm. Ama hiçbiri, içimdeki boşluğu anlamadı.
Ben o gece... o 16 yaş doğum günümde çocukluğumu gömdüm.
Ve sizler… o mezarın başına bu gece geldiniz.
Gökalp bağırdı. Haklıydı. Ama ben her gün kendi kendime bağırdım.
Zafir yumruğunu sıktı. O yumruk, içimde yıllarca sıktığım intikamın aynısıydı.
Asuman çöktü yere. Ama ben her gece ruhumla çöküyordum.
Poyraz geri çekildi. Ama ben yıllardır herkesten uzak bir duvar ördüm.
Efken, yere baktı. Göz göze gelmeye utandı belki… ama ben gözlerime bile bakamaz oldum.
Pamir… sen masumsun. Ama senin cümlelerinle gerçeğim soyundu herkesin önünde.
Ben... bu evde kalmalı mıyım?
Yoksa geçmişimle birlikte yok mu olmalıydım?
Ayaklarımı tutmaz olmuştu kendimi merdivenlere doğru yönlendirdim ayaklarım nasıl odama doğru yol aldığını bile anlamadım kendimi odaya atar atmaz haykırarak ağlamaya başladım yere çöktüm ama ben değil içimdeki küçük kızın paramparça olan ruhu yere çöktü.
