7. bölüm · Kırık Fener sokak
SON BÖLÜM: FENERİN YENİDEN YANAN IŞIĞI
Salih’in ortaoyunu tiratlarıyla zaptiyelerin kafası karışırken Nuri Efendi, dükkânın kapısından çıkıp çavuşun yanına kadar yürüdü. Elindeki eski yazma divanı göstererek sesini yükseltti:
"Ağalar! Bu genç dün gece saray meşkhanesine iletilecek ilahi notalarını taşımıyorduysa, aha şu dükkânım kuruşuna kadar devletin olsun! Dedesi merhum Feyzullah Efendi’nin hürmetine bari bu saz kutusuna leke sürmeyin."
Zaptiye çavuşu, mahallenin saygı duyduğu Nuri Efendi’nin sarsılmaz duruşundan ve etraftaki kalabalığın büyüyen mırıltısından çekindi. Elini Kenan’ın saz kutusundan yavaşça çekti. "Bu seferlik öyle olsun ihtiyar... Ama gözümüz bu sokağın üzerinde!" diyerek adamlarıyla birlikte yokuştan aşağı çekildi.
Sokak derin bir nefes aldı. Kenan hemen adımlarını kapıda çaresizce duran Dilek Hanım’a doğru attı. "Gidecek bir yeriniz yoksa," dedi Kenan saygıyla, "Nuri Amca’nın dükkânı da, bizim dergâhın gölgesi de size açıktır."
Dilek Hanım, elindeki tek şey olan nota defterini göğsüne bastırıp gözyaşlarıyla başını salladı. O sırada Meryem, avlu kapısından çıkıp Dilek Hanım’ın yanına geldi. Zenginlik, konak şaşaası ve Batı’nın cilası bir gecede yok olmuş ama insanlık ve inanç ayakta kalmıştı. Meryem, hiç tereddüt etmeden elini Dilek Hanım’ın omzuna koydu. "Bizim evimiz dar ama kalbimiz geniştir Dilek Hanım," dedi alçak ve şefkatli bir sesle. "Gel, misafirimiz ol."
İki genç kız, Doğu ile Batı’nın, dua ile bestelerin simgesi olarak yan yana mahalle evine doğru yürüdüler. Kenan arkalarından bakarken Kırık Fener Sokak’ın asıl mucizesini anlamıştı: Bu sokak ne Doğu’ya tamamen kapısını kapatıyor ne de Batı’nın fırtınasında savruluyordu; ikisini kendi sinesinde, insanlıkla harmanlıyordu.
Aylar sonra...
Sokağın başındaki taş duvarda asılı duran, üç padişah devri görmüş o eski fener, mahallelileşip onarılmıştı. Çatlak camı tamir edilmiş, pirinç ayağı doğrultulmuştu. Artık sallanmıyor, sokağı gururla aydınlatıyordu.
Paşa Konağı’nın cumbalı penceresinden artık yalnızlık yükselmiyordu. Akşamüstleri Nuri Efendi dükkânının önünde taze çayını yudumlarken, fenerin altından muazzam bir ses süzülüyordu: Dilek Hanım’ın piyanosuyla eşlik ettiği nağmelere, Kenan’ın tamburu ve Meryem’in o kadife gibi sesiyle okuduğu ilahiler karışıyordu. Doğu ile Batı artık birbirini bastırmaya çalışmıyor, aynı kubbenin altında muazzam bir ahenkle helalleşiyordu.
Salih zembilini omzuna atıp dükkânın önünden geçerken bağırdı: "Bak Nuri Efendi! Fener söndü derken sokak aydınlandı!"
Nuri Efendi gözlüğünü burnunun ucuna indirip sokağın yukarısına, birlik olmuş o gençlere baktı. Çayından bir yudum aldı ve gülümsedi:
"Fener hiç sönmemişti ki Salih... Sadece doğru ışığın nereden vuracağını bekliyordu. Bu sokağın harcında musiki, kalbinde dua, fenerinde ise umut var oldukça bu ışık hiç sönmez."
Sokaktan yükselen tambur ve piyano nağmeleri, Kırık Fener Sokak’ın taşlarına sirayet ederken, hikâye sonsuz bir ahenkle son buldu.
- SON -
