3. bölüm · Kırık Fener sokak
III. BÖLÜM: DERGÂHIN GÖLGESİ VE PAŞA KONAĞI
Sokağın üzerini kaplayan ikindi kızıllığı, Kırık Fener’in bükülmüş pirinç ayağına vururken mahalle, günün en sakin ama en derin saatlerine giriyordu. Sokağın alt tarafındaki dergâhtan yükselen ahşap kokusu ile Paşa Konağı’nın bahçesinden gelen melisa kokuları birbirine karışıyordu.
Kenan, Paşa Konağı’nın meşk odasından çıkıp yokuştan aşağı doğru adımlarını ağır ağır attı. Elindeki saz kutusu artık sadece bir çalgı değil, iki dünya arasında taşınan bir köprü gibi ağırlaşmıştı. Yokuşun ortasında, Feyzullah Efendi’nin yaşadığı ahşap evin önünden geçerken duraksadı. Avlu kapısı aralıktı. İçeride, tahta sedire oturmuş olan Meryem, kucağında cüzü, alçak sesle ve muazzam bir makamla Kur'an okuyordu. Meryem’in sesindeki o duruluk, az önce konakta Mösyö Laurent’in tuşlara yüklediği karmaşık kederi tek bir nefeste silip atacak kadar güçlüydü.
Kenan kapının eşiğinde durdu, mızrabıyla tamburunda aradığı ama nota defterlerine sığdıramadığı o "kayıp sesi" Meryem’in okuyuşunda duydu. Meryem, cüzünü hürmetle kapatıp göğsüne bastırdığında başını kaldırdı ve kapıdaki Kenan’ı gördü.
"Meşke mi yetişiyorsun Kenan Bey?" dedi Meryem, sesinde dedesinden tevarüs ettiği o sarsılmaz mahcubiyetle.
"Meşkten geliyorum Meryem," dedi Kenan, bakışlarını sokağın taşlarına indirerek. "Ama sanırım gerçek meşk burada, bu avlunun içindeymiş. Konakta piyanoya ne kadar dokunsam, nota sayfalarını ne kadar çevirsem de tamburun teli hep senin okuduğun bu cüzün makamına çekiyor beni."
Meryem hafifçe gülümsedi, bakışları Kenan’ın elindeki saz kutusuna kaydı. "Sazın teli doğru söyler Kenan Bey, yeter ki mızrap kalpten vursun. Konaktaki Dilek Hanım da dinler mi bu nağmeleri? Yüzünde hep bir arayış, bir hüzün var gibi bakar pencereden..."
"Dinler..." dedi Kenan derin bir iç çekerek. "Dinler ama o başka bir cevabın peşinde. O, Garp’ın fırtınalı denizlerinde bir liman arıyor; biz ise bu sokağın sükûnetinde, deden Feyzullah Efendi’nin bıraktığı duaların gölgesinde duruyoruz."
Tam o esnada sokağın başından Sahaf Nuri Efendi’nin dükkânının kepenk sesleri geldi. Nuri Efendi dükkânı kapatmış, elinde gaz feneriyle yokuşu tırmanıyordu. Kenan ve Meryem’i avlu kapısında görünce adımlarını yavaşlattı.
"Aksam oluyor evlatlar," dedi Nuri Efendi, fenerin ışığı yüzündeki derin çizgileri aydınlatırken. "Fenerin ışığı titremeye başladı yine. Abdülhamid Han’ın zaptiyeleri devriyeye çıkmadan herkes evine çekilsin. Bu sokak gündüz Doğu ile Batı’nın kelamını eder ama gece oldu mu sadece hüzün konuşur."
Meryem dedesinin evine doğru bir adım geri çekilirken, Kenan saz kutusunu tighter kavrayıp dergâha doğru yöneldi. Kırık Fener Sokak, fenerin çatlak camından süzülen zayıf ışığın altında, yeni bir günün getireceği karşılaşmaları beklemek üzere derin bir sükûta gömüldü.
