5. bölüm · Kırık Camlar Ve Kurşunlar
Kardeş Sofrası
Gece, şehrin üzerine ağır ağır çökmüştü. Araba, Yılmaz'ın malikanesinin demir kapılarından içeri girdi. Kaan motoru sustururken ikisi de birkaç saniye sessizce oturmaya devam etti. Yılmaz derin bir nefes alıp kapıyı açtı. "Gel." der. Kaan gülümseyerek araçtan indi. "Bugün beni göndermeye niyetin yok anlaşılan." der. Yılmaz omzunu hafifçe silker. "Bugün değil." der. İkili ağır adımlarla konağın içine girer. Yılmaz doğruca çalışma odasına yönelir. Ceviz ağacından yapılmış dolabın kapağını açıp yıllardır sakladığı rakı şişesini çıkarır. Masaya iki ince belli kadeh bırakır. Kaan sandalyeye otururken etrafına göz gezdirir. "Bu o şişe mi?" der. Yılmaz başını hafifçe sallar. "Evet." der. Kaan birkaç saniye sessiz kalır. "En son..." der. Yılmaz sözünü tamamlar. "Cenazelerinden sonra açmıştım." der. Odanın içine ağır bir sessizlik çöker. Yılmaz rakıyı iki kadehe de yavaşça doldurur. Ardından masanın ortasına beyaz peynir, kavun ve birkaç meze bırakır. Kadehini eline alır. "Kaldır." der. Kaan da kadehini eline alır. "Bu kadeh..." der. Yılmaz gözlerini kadehe indirir. "...gidemeyenlere." der. İki dost, kadehlerini sessizce tokuşturur. İlk yudumlarını alırken hiçbir şey söylemezler. Bazen en güçlü kardeşlikler, kelimelerle değil; aynı acıyı paylaşan iki insanın sessizliğiyle anlatılırdı. Kadehler masaya usulca bırakılır. Kaan, Yılmaz'a dikkatlice bakar. "Yıllardır bu günü bekledin." der. Yılmaz, kadehindeki rakıyı yavaşça çevirir. "Bekledim." der. "Peki... Değdi mi?" der Kaan. Yılmaz birkaç saniye cevap vermez. "Bilmem." der. Kaan kaşlarını hafifçe çatar. "İntikamını aldın." der. Yılmaz derin bir nefes verir. "İntikamımı aldım." der. "Ama içimdeki o sekiz yaşındaki çocuk hâlâ anne diye bağırıyor." der. Kaan'ın bakışları yumuşar. "Sen hiçbir zaman zayıf olmadın." der. Yılmaz başını iki yana sallar. "İnsan en çok güçlü görünmeye çalışırken yoruluyor." der. Kaan kadehini yeniden doldurur. "Hatırlıyor musun?" der. "Neyi?" der Yılmaz. "İlk tanıştığımız günü." der. Yılmaz'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluşur. "Nasıl unuturum?" der. "Kavga ediyordun." der Kaan. "Hem de beş kişiyle." der Yılmaz. Kaan gülerek başını sallar "Dayak yiyordun ama yine de pes etmiyordun." der. Yılmaz da hafifçe güler. "O gün yanıma geldin." der. Kaan kadehini kaldırır. "Çünkü yalnızdın." der. Yılmaz gözlerini Kaan'a çevirir. "Hayır..." der. "O gün yalnız değildim." der. Kaan şaşkınlıkla ona bakar. "Nasıl?" der. "Çünkü o gün bir kardeş kazandım." der Yılmaz. Odanın içine yine sessizlik çöker. Bu kez o sessizlik hüzün değil, yılların getirdiği güven ve kardeşlikle doluydu. Kaan, kadehini masaya bıraktı. "Sana bir şey soracağım." der. Yılmaz gözlerini ona çevirdi. "Sor." der. "Şu öğretmen..." der Kaan. Yılmaz kaşını hafifçe kaldırır. "Süreyya." der. Kaan gülümser. "Bak, adını bile ezberlemişsin." der. Yılmaz rakısından bir yudum alır. "Ne diyeceksen de." der. Kaan arkasına yaslanır. "Yıllardır seni tanıyorum. Yanında kimseyi dolaştırmazsın. Hele ki evine hiç kimseyi almazsın." der. Yılmaz sessiz kalır. Kaan devam eder "Ama bu kadın..." der Kaan. "Ne olmuş ona?" der Yılmaz. Kaan Yılmaz'ın gözlerinin içine bakar "Onu koruyorsun." der. Yılmaz başını iki yana sallar. "Sadece başına gelen olaylardan dolayı sorumluluk hissediyorum." der. Kaan hafifçe güler. "Bunu bana söyleme." der. "Neden?" der Yılmaz. Kaan kararlılıkla "Çünkü sen sorumluluk hissettiğin insanlara bakmazsın..." der. Kısa bir duraksamanın ardından gülümseyerek devam eder. "...ama Süreyya'ya bakarken gözlerini kaçırmayı unutuyorsun." der. Yılmaz elindeki kadehi masaya bırakır. "Fazla konuşuyorsun." der. Kaan kahkaha atar. "Yoksa ben haklı mıyım?" der. Yılmaz derin bir nefes verir. "Ne hissettiğimi ben de bilmiyorum." der. Kaan'ın yüzündeki gülümseme kaybolur. "İlk defa senden bunu duyuyorum." der. Yılmaz gözlerini pencereye çevirir. "Tek bildiğim..." der. "...onu üzmek istemiyorum." der. Kaan başını sallayıp kadehini yeniden kaldırır. "İşte şimdi seni tanıyamadım." der. "O eski Yılmaz olsaydı bunu asla söylemezdi." Yılmaz dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluşturur. "Belki de..." der. "...eski Yılmaz yavaş yavaş değişiyordur." der. Kaan derin bir iç çeker. "Her neyse..." der. "Bugünkü mesele kapanmış olabilir ama önümüzde başka sorunlar var." der. Yılmaz kadehini masaya bırakır. "Anlat." der. Kaan birkaç saniye sessiz kalır. "Liman tarafında bizim yüklerden ikisi kaybolmuş." der. Yılmaz'ın bakışları sertleşir. "Kim cesaret etmiş?" der. "Henüz bilmiyoruz." der Kaan. "Ama biri bölgemize girmeye çalışıyor." Yılmaz arkasına yaslanır. "Bizim masamıza oturmak isteyen, bedelini ödemeyi göze almıştır." der. Kaan başını sallar. "Adamları gönderdim." der. "Sabaha kadar kimin yaptığı ortaya çıkar. "Yılmaz kadehinden son yudumu alır. "Bulduklarında bana getirsinler." der. "Konuşacak birkaç hesabımız var." Kaan hafifçe gülümser. "İşte tanıdığım Yılmaz geri döndü." der. Yılmaz gözlerini pencereye çevirir. "Hayır..." der. "Eski Yılmaz değil şehrin sahibi Yılmaz Yurtoğlu döndü." Kaan kararlılıkla bakar. "O zaman berabermiyiz" der. Yılmaz derin bir nefes verir ve tokalaşmak için el uzatır. "Her zaman." der. Konağın kapı zili geceyi yaran tek ses oldu. Yılmaz ile Kaan aynı anda birbirlerine baktı. "Bu saatte kim olabilir?" der Kaan. Yılmaz ayağa kalkıp kapıya doğru yürür. Kapıyı açtığı anda karşısında Süreyya'yı görür. Süreyya'nın yüzü solgundu. Gözlerinde korku ve endişe birbirine karışmıştı. "Yılmaz..." der titrek bir sesle. Yılmaz bir şey söyleyemeden, Süreyya hızla ona yaklaşıp boynuna sarılır. Yılmaz şaşkınlıkla olduğu yerde kalır. Kolları bir an havada asılı kalır. "Süreyya..." der yumuşak bir sesle. Süreyya'nın nefesi düzensizdi. "Senin için çok korktum." der. "Kurşunlandığını gördüğümden beri aklım sende kaldı." Yılmaz'ın yüzündeki sert ifade yavaşça kaybolur. Tereddütle de olsa kollarını kaldırıp Süreyya'ya karşılık verir. "İyiyim." der. "Bak... Karşındayım." Süreyya birkaç saniye daha ondan ayrılmaz. "Sana bir şey olacağını düşündüm." der. Yılmaz hafifçe başını eğerek konuşur. "Artık buradasın." Kaan, ikisini sessizce izledikten sonra belli belirsiz gülümser. "Ben mutfağa geçeyim." der. "Galiba konuşmanız gereken birkaç şey var." Bunu söyledikten sonra ikisine de mahremiyet tanımak için çalışma odasından ayrılır. Yılmaz ise Süreyya'nın omzuna hafifçe dokunur. "Üşümüşsün." der. "İçeri gel. Bu gece artık güvendesin." Tam o sırada içeriden ayak sesleri duyuldu. Kaan, elindeki su bardağıyla salona doğru gelir. "Kim geldi..." derken cümlesi yarıda kalır. Kapının eşiğinde Yılmaz'a sımsıkı sarılmış Süreyya'yı görünce şaşkınlıkla kaşlarını kaldırır. Yılmaz, Kaan'a kısa bir bakış atar. "Kaan..." der. Kaan dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm oluşturur. "Demek bahsettiğin öğretmen bu." der. Süreyya, bir anda sarıldığını fark edince utançla geri çekilir. "Özür dilerim..." der. "Bir an kendimi tutamadım." Yılmaz başını hafifçe sallar. "Özür dileyecek bir şey yapmadın." der. Kaan ikisine bakıp gülümser. "Ben Kaan." der. "Yılmaz'ın kardeşi sayılırım." Süreyya nazikçe başını eğer. "Ben de Süreyya." der. "Kusura bakmayın, böyle bir saatte geldim." Kaan eliyle içeriyi işaret eder. "Bu evin kapısı, Yılmaz'ın değer verdiği insanlara her zaman açıktır." der. Yılmaz, Kaan'ın bu sözlerine sessizce bakarken Süreyya'nın gözlerindeki endişenin hâlâ dinmediğini fark eder. "İçeri geçelim." der Yılmaz. "Ayakta konuşacak kadar kısa bir gece yaşamıyoruz." Süreyya içeri geçince salonda yalnızca Kaan ile Yılmaz kaldı. Kaan, Yılmaz'a doğru dönüp kollarını bağladı. "Bir şey soracağım." der. "Sor." der Yılmaz. "Az önceki sarılmayı puanlasak kaç verirsin?" der Kaan. Yılmaz kaşlarını çatar. "Ne anlatıyorsun sen?" der. Kaan gülmeye başlar. "Sen var ya..." der. "Yıllardır mermi yer, bıçaklanır, kavgaya girersin. Bir kere bile afalladığını görmedim." Yılmaz sessizce bakmaya devam eder. "Ama kadın sana sarılınca bildiğin donup kaldın." der Kaan. Yılmaz omzuyla onu hafifçe iter."Kes." der. Kaan kahkaha atar. "Patronumuzun zayıf noktası varmış meğer." der. Yılmaz gözlerini devirir. "Bir daha konuşursan seni bahçede yatırırım." der. Kaan hiç bozuntuya vermez. "Önce kolunu iyileştir." der. "Tek kolla beni dövemezsin." Yılmaz istemsizce güler. "Çok konuşuyorsun." der. Kaan omzuna dostça vurur. "Konuşacağım tabii." der. "Yıllardır ilk defa yüzünün güldüğünü görüyorum." Yılmaz başını iki yana sallar. "Bir gün şu dilin başına iş açacak." der. Kaan umursamazca omuz silker. "Benim dilim değil, senin bakışların başına iş açacak." der. Yılmaz kaşını kaldırır. "Ne bakışı?" der. Kaan, Yılmaz'ın sesini taklit ederek ciddi bir ifadeye bürünür. "'Süreyya... İyi misin?'" der. Ardından tekrar kendi sesine döner. "Ömrümde seni kimseye öyle bakarken görmedim." der. Yılmaz, masadaki peçeteyi alıp Kaan'a fırlatır. "Kes artık." der. Kaan peçeteyi havada yakalayıp kahkaha atar. "Patron, mermi yakalamak kolay da peçete mi fırlatıyorsun bana?" der. Yılmaz istemsizce güler. "Sana mermi de atarım." der. Kaan kollarını açar. "At da görelim." der. "Yalnız hanımefendi duymasın. Sonra 'Yılmaz Bey, şiddet kötü bir şey.' diye seni bir saat azarlar." der. Yılmaz kahkahasını tutmaya çalışır. "Öğretmen fobisi oluştu sende." der. Kaan başını sallayıp ciddi görünmeye çalışır. "Yok." der. "Ben o kadından korktum." Yılmaz şaşkınlıkla bakar. "Neden?" der. Kaan ellerini iki yana açar. "Senin belinden silahı çekip havaya sıktı." der. "Ben seni yıllardır tanıyorum, senden silah almaya cesaret edemem. Kadın hiç düşünmedi bile." Yılmaz birkaç saniye sessiz kalır, ardından başını öne eğerek güler. Kaan da ona bakıp gülmeye başlar. Konağın duvarlarında uzun zamandır duyulmayan kahkahalar yankılanıyordu...
~5. Bölüm sonu~
