5. bölüm · KIRIK BİR HAYAT
SOLUK BİR RENK
Sevda Ablada soluğu almış ve çay içiyorduk. Annemlerde örgü örüyordu bir yandan. Bense telefonda Tumblr uygulamasında geziniyor, blog paylaşıyordum. Birden telefonum titreyince irkildim. Mesaj, WhatsApp’dan babam tarafından gelmişti. Mesajda eve gelmemizi söylüyordu babam. Anneme söylesem mi diye ilk başta tereddüt etsem de sonradan vazgeçmiştim. Onun dediğini yapacak değilizdi. Annemler örgülerini örerken birden konu bana döndü. Sevda Teyze bana hal hatır sorduktan sonra sordu, “Senin arkadaşın var mı kız?” Ah Teyzem, çok isterdim de o da bıraktı beni. Ben kendi yürüdüğüm yola engel alır mıyım? “Yok Teyzem.” Diye net bir cevap verdiğimde şaşırdı. Bana arkadaş bulabileceğini söyleyince reddederek telefonuma döndüm. Sıkıntıdan patlayacak dereceye gelmiştim. Sahile insem iyi olur diye düşündüm ve anneme sordum.
“Anne, ben sahile gidebilir miyim?” Annem kaşlarını çatıp hayretle bakarken izin vermeyeceğini düşündüm.
“Neden?” Diye sordu. Sıkıldım da ondan anne. Sevda Teyze ile siz konuşuyorsunuz nasılsa.
“Sıkıldım da ondan.” Dedim kesin şekilde o ise gülümseyerek başını salladı. Anneme ve Sevda Teyzeye veda ettikten sonra kapıya doğru ilerledim ve kapıyı açtım. Ayakkabılarımı da ayağıma geçirip temiz havanın yüzümle buluşunu kendi haline bıraktım. Zaten sahil sitemize pek uzak değildi. Beş dakikada gidebileceğim bir yerdi. Bu sıralar gitar kursuna yazılmak istiyorum. Ama nasıl olacağını bilemiyorum. Aslında koskoca hayatımda isteklerim çok, hepimizin. Ama olmuyor işte. Bunu anlaşılan uzun bir süre düşünüp anneme danışmam lazım. En son çizdiğim gitar resmi gayet hoştu, e oradan da ilham gelmedi değil. Umarım hayırlı bir yere varabilirdim.
Sahili sonunda görmüştüm. Zaten birkaç adım uzaklarında yürürken bile sanki dibindeymiş gibi hissediyordum. Nasıl olsa yaklaştım öyle değil mi? Martıların sesleri yüreğimi okşayıp güzel hava ile mutluluk katarken telefonum yine titredi. Tumblr uygulamasından gelen bir mesajdı. Mesajı açtığımda oldukça imaj belirttiği her halinden belliydi. Korkarak kim olduğunu tahmin etmeye başladım. Babam mıydı, yok, babamın hesabı Tumblr üzerine yoktu. Başka kim olabilirdi ki, üstelik bu mesaj korkunç da değildi. Sadece birşeyleri fark etmemi söylüyordu. Ama benim fark edecek birşeyim yoktu ki. Ne olabilirdi?
“Sadece dibinde
Gecelerin gölgesinde
Hiç fark etmiyor ya da ciddiye almıyor musun?
Etrafımdaki işaretler ne diye.
Kavuşacağın şey çok yakın.
Ancak zamanı sabırla bekle.
Gece belki insanlar sadece karanlıkta kalsın diyedir.”
Bu ciddiye alınmayacak birşey değildi. Ne olacaktı ki, neyi fark edecektim ben, ne yakın zamanda gelecekti? Aklımdaki bütün kötü düşüncelere zapt olmaya çalışsam da durmuyorlar, devam ediyorlardı. Blogu araştırmak için sayfasına girmeye başladım. Ama sayfasında gönderi yoktu. Boş bir sayfaydı, profili siyah, adı ise Ölüruhlarahattır idi. Piskopat manyaklar yine peşimdeydi anlaşılan.
Aldırmayıp engelledim ama içimdeki korku hala duruyordu. Bu iş büyürse anneme bildirmek zorunda kalacaktım ve işler daha da berbatlaşacaktı. Böyle olsun istemiyordum, en azından karakola bildirebilirdik. Ama dediğim gibi iş büyürdü. Aldırmayıp telefonu cebime attım. Ardından yine yürümeye başladığımda yanıma biri geldi. Uzun boylu, ela gözlere sahipti. Omzuma dokunarak birşey sormasını söyleyince irkilerek başımı salladım ve bir anda bana “En son ne zaman yıldızları izlediniz?” Diye soruverdi. Oldıukça gizemli havası çekik gözleriyle tamamlanmıştı. “İki ay önce falan ama neden?” Diye sordum, çok garipti çünkü. Adam kestirip atarak “Hiç boşverin.” Dedi ve yanımdan ayrıldı. Neden böyle birşey söylemişti ki? Ayrıca en son okulda gördüğüm birine benziyordu ama o olduğundan emin değildim.
