9. bölüm · KIRIK BİR HAYAT

BİRİNCİ ADIM, BAŞLANGIÇTA.

Yağmur Selin

Bir silah sesi duyuldu.
BAM!
Ve camlar patladı.
Ne olduğunu anlayamadım ve annem başımı eğerek beni korumaya çalıştı. Ben ise sadece dışarıyı seyrediyordum. Ama camların kurşunlanıp annemin çığlıklarının artması da bir kehaneti simgeliyordu.
“Olamaz, baban bizi buldu kızım.”
“Anne boşanamadınız boşan bitsin ne olur?” Yalvaran bir ses tonu takındım. “Babaannen ve baban boşansak bile canımıza tak eder biliyorsun, o yüzden şimdi valizini eline al ve buradan gidiyoruz.”
Gidiyor muyuz?
Ama gidersek daha çok tehlike alabilirdik, çünkü dışardalardı ve evimizi hedef almışlardı. Oysa ki hedef ev değil, bizdik. Gidersek bu bir intihar olabilirdi.
“İyi ama, onlar dışardalar?”
“Sandığın arkasına gir ve sesini çıkarma! Zamanı geldiğinde çıkacağız, eline eşyalarını aldın mı?” Başımı sallayarak annemi onayladım ve sandığı biraz ileri çekip arkasına saklandık. Nedendi bu, bütün silahlar bize doğruydu. Neden başkasına değildi?
Sakin kalmaya çalışıyordum ve bu esnada derin nefesler alıp verdim. “Ben bir dışarı bakayım gitmişler mi diye.” Annem bunu der demez kolundan tuttum. “Sakın anne, tam emin olmadan çıkmamalıyız.” “Kızım bir dur Allah aşkına nasıl çıkacağız yoksa?” Cevapladım. “Beş tane duyu organımız var, biri de kulak anne. Zamanı gelirse buradan algılayabiliriz.” Annem ikiletmeden söyledi, “İyi bakalım kurşunlarla dururuz burda.”

Yapacak bir şeyimiz olmadığından gerekirse kurşunlarla durmalıydık. Çünkü o derece çaresizlikteydik.
Ben panik atağımın tutmaması için derin nefesler alıp verirken telefonuma bir mesaj düştü. Hemen hırkamın
cebinden telefonu çıkardım. Şok dalgası her tarafımı esir almıştı.

Duqduru._🌑: “Pek akışına bırakmadıysam özür dilerim. Baban, Siraliyn ve ben bu işteyiz. Ve saklansanız iyi edersiniz.”

Ne demek; baban, Siraliyn ve ben bu işteyiz? İşbirliği yapıyorlardı, kahretsin ki Duru bu hayatta melek yüzlü şeytan olarak tanımladığım bir numaralı insandı. Artık kılıcının sırtımda olduğunu anlamıştım. Bunu tabii ki de anneme söylemeyecektim çünkü eski apartmanımızda, apartmandakiler ve mahallede olanlarla yapılan çay akşamlarında Duru’nun annesi ile çok iyi anlaşırdı. Şuan taşındığımız için sular duruk olsa da. Tabii Duru’nun annesi ölmeden önce sular duruk olsa da.

Rekabet istiyordu, ama benim rekabeti sevmediğimi biliyordu. Bunu bile bile yapıyordu, ama ben onun
istediğini eline vermeyecektim. Sabırla yoluma devam edecektim ve aynen dediği kişiliğimle bunu yapacaktım.
Herşeyi akışına bırakacaktım.

Annem bana seslendi, “Kızım galiba gittiler gel kalkıyoruz.” Annemin uyarısıyla hemen kalktım ve bütün eşyalarımızı topladım. Rota havalimanıydı ve Türkiye’ye geri dönmek zorundaydık.

********************************
“Anne uçak ne zaman inecek?”
“Birkaç dakika sonra olması gerek kızım, sabret biraz.”
Zaten sabırsızlanmıyordum ama uçakta geçen saatlerim genellikle sıkıcı geçiyordu. Boş saatlerde ara ara uyuyup ara ara manzarayı izlemekle yetiniyordum. Birde arada babam denen adama çok lazım olan psikoloji kitaplarından okuyordum.

“Sayın yolcularımız, uçağımız iniş yapmaktadır. Lütfen koltuklarınızı dik bir konuma getirin ve inişi bekleyin. Anlayışınız için teşekkür ederiz. İyi yolculuklar diliyoruz.”

Son zamanlarda sık duyduğum uçak komutu sesi tekrar kulaklarımdaydı. Babam sağ olsun hiçbir yerde
huzur bulamıyorduk. Annem yaptığı örgüyü tamamlamaya çalışırken ben müzik dinleyip manzaranın tadını çıkartıyordum. Bunca olaya ani olduğu için şaşırıyordum ama artık o da bitmişti. Şuan uçağı patlatmalarını bile beklerdim onlardan. Zaten babam uzun süredir aranan bir iş adamı, daha doğrusu suçluydu. O yüzden ne zaman kapıya annem polis getirse bir yerden kaçmayı başarıyordu. Herkes ise bu duruma göz yumuyordu. Aslında gören suçlarından tanırdı onu ama kimse korkudan gıkını çıkarmıyordu. Çevresinde olmayan insanlar bile onun
namını adları gibi biliyorlardı. Acınası olan şeyse bu değil, hala dışarıda oluşuydu.

Türkiye’ye sonunda iniş yapmıştık ve pasaport kontrolünden geçtik. Acıkmış olmama rağmen elimdeki *İce tea’yi yudumluyordum. Annem ise telaşla beni yönlendiriyordu. “Bak şuradan galiba gel bir bak.” Eliyle gösterdiği tabelaya bir baktığımda İstanbul yazısı karşımdaydı. “Evet anneciğim, tabela da yalan söylemeyeceğine göre buradan kolaylıkla gidebiliriz. Daha sonra da bir taksiye bineriz.” Annem başıyla beni onayladı.

Kol işaretimizle durdurduğumuz taksiye bindik. Annem adresi söyleyip parayı adama uzattı. Dışarıyı izlemeyi
artık neredeyse hobi edinen ben, insanları seyrediyordum. Mutluluklarına şükür etmelilerdi.

“Sağolun.” Annem teşekkür etti ve apartmanın kapısını itti. Eve geldiğimde mobil verim kapalı olduğu için bağlanan internetle beraber mesajlar telefonuma akın etmişti. Hepsi de Duru’dan idi. Arada bir mesaj gördüm.
Siraliyn Raventhall…
Her şeyi anlamıştım, ama o ölse bana mesaj atmayacak biri gibi duruyordu. Nasıl olmuştu da atabilmişti? İkinci şok ile beraber mesajı açtım

Ateşevrenindeyim_: Bana emredileni değil, sezdiğimi yaparım. Sende çok zavallı biri gibi duruyorsun fakat kafa yapım Duru ile uyuştuğu için bunu yapıyorum. Zulüm dişi enerjimi düşürebilir. O sebeple size çok ben karışmayacağım tatlım.

Evrene ve astrolojiye takıntılı olduğu yazdığı mesajdan değil direkt isminden belli oluyordu. Sanırım kendisini
Yüksekte biri olarak görüyordu. Ki bu dış görünüşünden bile belliydi, bana ise zavallı demişti. Evet bu ne kadar araya kaynadığım şu hayatta doğru olsa da kendisinin benden daha zavallı olduğu belliydi.

Duqduru._🌑: Yarın hepsini konuşacağız, okul çıkışında.
Duqduru._🌑: Evet artık sandığın gibi bir psikopatım. Seninle uğraşmanın vakti geldi.
Duqduru._🌑: Ay çok sorry*, arkandan bıçakladım, bunu hak ettin.

Demek ki savaş istiyordu, bende o zaman kendimi korumasını bilirdim. Savaştım çoğu kez ama rekabette olmadım. Bunu da rekabet olmadan çözecektim.

Sorry*: İngilizcede “üzgünüm” anlamında kullanılan bir kelime.