10. bölüm · Kimsesizlik Kafesi •Aile•
BÖLÜM 9: KÜÇÜK ALAZOĞLU
Şarkı: Ayşe Hatun Önal gum gum (serhat Karadağ remix)
Keyifli okumalar.
Satır aralarında bol bol yorum yapıp oy vermeyi unutmayınnnnn 🥹 🙏 💙
❤️🔥
Hücrenin o boğucu karanlığında kaç saat, kaç gün geçtiğini bilmiyordum. Açlık karnımı değil de ruhumu kemiriyordu artık. Alnımdaki kan kurumuş, yüzüme yapışmıştı. Ama o karanlıkta başka bir şey daha oldu:
İçimdeki korku, yavaş yavaş soğuk bir nefretle yer değiştirdi. Yasmin Alazoğlu yani ben o beton zeminde öldü; geriye sadece yıkılmayı bekleyen bir imparatorluğun enkazı kaldı.
Karanlık, zihnimi bulandırmaya başlamıştı ki ağır metal kapının sürgüsü kulak tırmalayıcı bir gıcırtıyla çekildi. Gözlerim, koridordan sızan ışığa hazırlıksızdı;
ellerimle yüzümü siper etmek istedim ama arkamdaki kablo bağları buna izin vermedi. Kapı eşiğinde duran devasa gölgeyi tanımak için bakışlarımı netleştirmeye çalıştım.
Sancak Alazoğlu. En büyük abim. Babamın kusursuz askeri.
"Beni öldürmeye mi geldin, Sancak Alazoğlu." dedim yabancı birinden bahseder gibi, sesim kurumuş bir kuyu gibi derinden geliyordu. "Eğer öyleyse, babama söyle; geç bile kaldı."
Abim cevap vermedi. Yanıma yaklaştı, botlarının sert sesi beton zeminde yankılandı. Diz çöktü ve cebinden çıkardığı sustalı bıçakla bileklerimdeki kabloyu tek hamlede kesti. Kanın tekrar ellerime hücum edişi canımı yaksa da bozuntuya vermedim.
"Kalk," dedi emir kipiyle. "Gidiyoruz."
"Nereye? Başka bir hücreye mi?"
kolumdan tutup beni sertçe ayağa kaldırdı. Gözlerindeki ifade her zamanki gibi donuktu ama bu sefer içinde bir mecburiyetin huzursuzluğu vardı.
"Seni buradan çıkarıyorum Yasmin. Ama bu bir kurtarma operasyonu değil, bir anlaşma."
Şaşkınlığımı gizleyemedim. Abim her ne kadar kendi bildiğini okuyan biri olsa da babama ihanet etmezdi.
Babama ihanet etmek onun kitabında yazmazdı. "Neden?" diye sordum, sendeleyerek peşinden koridora çıkarken. "Babamın gazabını üzerine çekmek pahasına beni neden çıkarıyorsun?"
Merdivenleri hızla çıkarken durdu ve bana döndü. Yüzü ışıkta daha netleşmişti; çenesi kasılmıştı.
"Çünkü sana ihtiyacım var," dedi, kelimeleri dişlerinin arasından ezerek. "Daha doğrusu, Efsun'un sana ihtiyacı var."
Efsun. Adını duyduğum an duraksadım. Abimin yıllardır herkesten gizlediği, uğruna dünyayı yakabileceği o kadın.
Kimseyle konuşmayan, kimseye güvenmeyen, o lüks malikanesinin içine kendini hapseden yaralı kuş.
"Efsun mu?" dedim hayretle. "Onun benimle ne ilgisi var?"
Sancak’ın gözlerinde ilk kez bir çaresizlik kırıntısı gördüm. "Yemiyor, içmiyor, konuşmuyor Yasmin. Kimseyi yanına yaklaştırmıyor. Ama senin adını sayıklıyor. Seninle konuşmak istiyor. Sadece seni istiyor."
Bir kahkaha attım ama bu ses daha çok bir hıçkırığa benziyordu. "Demek koskoca Sancak Alazoğlu, sevgilisinin gönlünü hoş etmek için 'hain' kardeşine muhtaç kaldı."
Sancak boğazıma yapışacakmış gibi bir hamle yaptı ama kendini durdurdu. "Alay etme! Onu bu halde görmeye dayanamıyorum. Onu hayata döndüreceksin. Eğer onunla konuşur, onu iyileşmeye ikna edersen... babamın seni tekrar bu deliğe sokmasına engel olurum. Seni korurum Yasmin. Alazoğulları içinde tek müttefiğin ben olurum."
Gözlerimi ondan ayırmadım. Babam beni feda etmişti, Demirhan beni bırakmıştı. Ama şimdi en güçlüleri, zaafı yüzünden önümde diz çökmüştü.
"Pekala," dedim, üzerimdeki tozu silkeleyerek. Doğrulup omuzlarımı dikleştirdim. Yüzümdeki tokat izi hâlâ yanıyordu ama kalbim artık daha sertti.
"Beni o karanlıktan çıkardın Sancak Alazoğlu Ama unutma; ben artık senin bildiğin o uysal Yasmin değilim. Efsun için geleceğim... ama karşılığında bu evdeki herkesin tek tek yanışını izleyeceğim.
Sancak başıyla onayladı. Artık bir abim yoktu, bir ortağım vardı.
"Yürü," dedi. "Araba dışarıda."
Karanlık koridordan çıkıp yağmurlu geceye adım attığımda, yüzüme çarpan soğuk havayı ciğerlerime çektim. Bu hava artık özgürlüğün değil, intikamın kokusunu taşıyordu.
Ön koltuğa yerleşip kapıyı kapattım ve önüme döndüm. Dikiz aynasından alnıma baktığımda yaranın kabu tuttuğunu gördüm.
Abim, arabanın bagajından elinde bir ilk yardım çantasıyla çıkıp geldiğinde hayatımın şokunu yaşadım.
Çantayı açıp malzemeleri hazırlarken bakışlarım yüzüne kaydı.
"Sen kardeşine yıllar boyu kendinden uzak tuttuğun sevgini şefkatini vermediğin kardeşine şimdi ilk yardım mı yapacaksın? Güldürme beni Sancak Alazoğlu, ne işler karıştırıyorsun?"
Bakışları alnıma kaydığında alnımda pansumana başladı. Canım yansa da ona belli etmedim. " Efsun seni bu halde görmesin diye, sakın ha başka umutlara kapılma Yasmin."
Dakikalar sonra pansuman bittiğinde eşyaları toplayıp arka koltuğa koyup arabayı çalıştırdı.
"Ben kaç gündür oradayım o karanlık ellerimi bile açmayıp yemek su vermediğiniz yerde kaç gündür duruyorum."
Kaşları çatıldığında sorgular bir bakış attı sonra yüzüme döndü. "Dün gece ve bu gece yani iki gece."
Fazilet Göktunanın beni merak ettiğini düşündüm o an. Acaba merak etmiş miydi yoksa kendine yeni bir asistan mı bulmuştu?
👀
Dakikalar sonra sekiz katlı bir apartmanın önüne geldiğimizde altıncı kata çıktık. Kapının önünde beklerken abim kendine çeki düzen verip saçını sakalını gömleğini her tarafını düzeltip sonunda benim kapıyı çalmam için bekledi.
Zili çaldım.
Bir süre sonra Efsun üzerinde sarı takım bir gecelik elinde rulo bir peçeteyle karşımızdaydı. Ağlamaktan ela gözleri şişmiş hatta morarmıştı.
Uzun sarı saçları,ela gözleri, yumuşak yüz hatlarıyla mükemmel bir kadındı.
Aramızda 4 yaş vardı ama abla demeyi tercih etmiyordum bu hayattaki tek arkadaşımdı belki de.
Demirhan Alazoğlu benim yuvamdı ama. Efsun arkadaşımdı. İkisi arasında dağlar kadar fark vardı.
İçeri davet ettiğinde abim Sancak Alazoğlu köşeden çıktığında onu gördüğü gibi sinirden küplere bindi.
"Senin ne işin var burada, kadın düşkünü Şerefsiz Alazoğlu."
Sancak Alazoğlu başını öne eğdi ve çaresiz bir şekilde bekledi. Ona döndüm. "Dışarıda bekle. Efsunla önce ben konuşacağım abi." İtiraz etmesine izin vermeden içeri girip kapıyı yüzüne kapattım.
Ve sonra Efsunu kollarımın arasına aldım. Doya doya sarıldım. Alazoğlu ailesi için asla kabul edilemez bir gelin adayıydı çünkü bir mevkisi yoktu. Sıradan bir apartmanda yaşayan birinden başkası değildi Efsun.
Bu yüzden de abim Sancak Alazoğlu, Efsunu iki buçuk yıldır ailemden saklıyordu. Ben ise tesadüf bir denk gelme sonucu onları basmıştım.
İkimizde salona geçip bir koltuğa oturduğumuz da yerdeki peçetelerle buz gibi gerçeklik yüzüme vurdu. Efsun abimle gazetelerdeki o olay yüzünden mi kavgalıydı?
Abim manşetlere birkaç gün önce bir kadın onun kucağındayken fotoğrafı çekilmiş şekilde düşmüştü. Göktunaların malikaneye geldiği gündü. O günü unutmamıştım. Unutma hastalığım yüzünden o gün yaşanan şeyleri unuturum sanmıştım ama unutmamıştım.
Ve ben şimdi kadınları elinde oynattığını sanan her gün başka kadınla ilişki geçiren abimin gerçekten sevdiği kadına nasıl açıklayacaktım? Bir yerlerden başlamalıydım. Hadi Yasmin, göreyim kızım seni.
Efsun’un titreyen ellerine uzanıp avuçlarını kavradım. Parmakları buz gibiydi, tıpkı o hücrenin duvarları gibi. Gözlerindeki o fer fer giden ışığı görmek canımı yaksa da, dışarıda bekleyen cellat kılıklı abim için değil, kendi özgürlüğümün bedelini ödemek için söze başlamalıydım.
"Bak bana," dedim sesimi olabildiğince yumuşatarak. "O fotoğrafları gördün, biliyorum. Abimin kim olduğunu, soyadının ne ağırlıklar taşıdığını da biliyorsun. Ama Efsun... O adam dışarıda bir çocuk gibi boynu bükük bekliyor. Kapıyı yüzüne kapattığımda gözlerindeki o korkuyu gördüm. Babamın karşısında bile titremeyen adam, senin bir 'git' demenle yıkılacak halde."
Efsun hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak başını iki yana salladı. "O kadın Yasmin... O fotoğraftaki hali... Beni hiç sevmemiş gibiydi."
"Sancak’ın hayatı bir vitrin, Efsun. Babamın diktiği o karanlık kostümün içinde yaşıyor o. O kareler, o kadınlar... Hepsi birer maske. Alazoğlu imparatorluğunun 'kusursuz ve gaddar' varisi imajını korumak için ödediği bedeller. Ama senin yanındayken o maske düşüyor. Seni saklamasının sebebi seni sevmemesi değil, seni o canavarlardan korumak istemesi. Eğer babam senin varlığını bilseydi, şu an bu koltukta oturuyor olmazdık."
Efsun’un gözlerindeki yaşlar yanaklarına süzüldü. Onu ikna etmek, aslında kendimi Sancak’ın samimiyetine inandırmaktan daha zordu.
"Ona bir şans ver," dedim fısıltıyla. "Sadece anlatmasına izin ver. Eğer bugün onu affetmezsen, o adam dışarıdaki o karanlığa tamamen teslim olacak. Ve inan bana, Sancak’ın tamamen karanlığa gömülmesi demek, benim de o hücreye geri dönmem demek."
O an anlamıştı benim yine hücrelere kapatıldığımı. Efsun bir süre sessiz kaldı, yerdeki peçete yığınına baktı. Sonra derin bir nefes alıp kapıya doğru yöneldi. Kapıyı araladığında Sancak’ın kapı pervazına yaslanmış, çökmüş halini gördüm. Aralarındaki o sessiz gerilim odanın havasını ağırlaştırdı.
Efsun kenara çekildi, Sancak içeri girdiğinde sanki dünyanın en ağır yükünü omuzlarında taşıyordu.
Abimin sarıldığı o an, bir barıştan ziyade bir teslimiyetti. Sancak’ın kollarını Efsun’a dolayışı, sanki hayata tutunmaya çalışan bir kazazedenin son çabası gibiydi. Yasmin olarak görevimi yapmıştım; celladımın sevgilisini iyileştirmiş, özgürlüğümü perçinlemiştim. Her ne kadar Efsun Sancak Alazoğluna sarılmamış olsa da.
👀
Kendi odama, o soğuk ama tanıdık sessizliğe döndüğümde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Abim Sancak Alazoğlu beni odaya gizlice getirmiş babama da yarın bir bahane uyduracağını söylemişti.
Alnımdaki pansuman sızlıyor, ruhum ise bin parçaya bölünmüş gibi hissediyordu. Yatağa uzandığımda telefonumun ekranı karanlık odayı aydınlattı. Bilinmeyen bir numaradan gelen mesaj, damarlarımdaki kanın donmasına yetti.
"Hücreden çıkmışsın, küçük Alazoğlu. Yaralarını sarmışlar ama ruhundaki o izleri sadece ben görebiliyorum. Sancak seni kurtardığını sanıyor ama asıl oyun şimdi başlıyor. Pencereye bakma Yasmin, çünkü ben zaten oradayım. Unutma; Alazoğulları yakar, ama D.K. küle çevirir. Hazır ol."
Telefonu elimden düşürürken kalbimin atışları kulaklarımda yankılanıyordu. Karanlık henüz bitmemişti; sadece şekil değiştirmişti.
Ve ben o an kalbimi değil Zihnimi dinleyip cama baktım. Bir ışık huzmesi patladığında hemen ardından bir el susturuculu silah patladı. Ve camımın önündeki korumanın alnına kurşun isabet etmesiyle koruma yere yığıldı.
Ve sonra maskeli bir adam öne çıkıp cama tıklattığında nefesim göğsümde atıyordu. Cama bir el kurşun sıktığında bu sefer çığlığımı tutamadım. Korku dolu bir çığlık dudaklarımdan koptu.
Adamın sözleri ise karanlığın ateşini harlayıp şeytanı santranç tahtasına çıkardı.
"Şeytan oyunu kurar, şeytanın imparatoru o oyunu yıkar. Tilkiler ne şeytanı ne de şeytanın imparatorunu devirebilir. Alazoğulları tilki ve hepsi ateşimde yok olacak. Söyle bakalım küçük Alazoğlu kimin tarafındasın?"
🥀🥀🥀
Herkese selamlar. Dokuzuncu bölümümüzle karşınızdayım. Nasıl buldunuz 🥹 ✨
Teorileriniz
Satır aralarında yorum yapıp oy vermeyi unutmayınnnnn 🥹 🙏

