5. bölüm / 5
KİLOMETRELERCE MESAFE5. BÖLÜM VE FİNAL: Yolun Sonu, Yeni Bir Başlangıç
Bölümler 5Şu an: 5. BÖLÜM VE FİNAL: Yolun Sonu, Yeni Bir Başlangıç
- 1 1. BÖLÜM: Yağmurun ve Asfaltın Kokusu2.384 kelime
- 2 2. BÖLÜM: Kırmızı Işıkta Beliren Yüzler ve Gönderilmeyen Mektuplar3.410 kelime
- 3 3. BÖLÜM: Camdaki Buğu ve Kesişen Raylar1.794 kelime
- 4 4. BÖLÜM: Ankara Ayazı ve Rayların Üzerindeki Karar741 kelime
- 5 5. BÖLÜM VE FİNAL: Yolun Sonu, Yeni Bir Başlangıç814 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Bazı hikayeler bir noktada biter sanırsın; oysa biten sadece yoldur. Gerçek yolculuk, iki insanın birbirinin gözlerinde kendi evini bulduğu o anda başlar.”
Ankara’nın Kasım ayı, başkentin o meşhur gri tülüyle giyinmişti. Sabahın erken saatlerinde Tunalı’nın merdivenli sokaklarına düşen hafif kırağı, parke taşlarını gümüşi bir pırıltıyla kaplamıştı. Geceyi şehrin ışıkları altında, kahve kokulu küçük sokak aralarında ve bitmeyen sohbetlerle geçiren Kuzey ve Eylül, sabahın ilk ışıklarında kalabalık bir kafe terasında, önlerindeki buğulu çay bardaklarına bakıyorlardı.
Geçen on iki saat, ikisinin de hayatında zamanın durduğu nadir anlardan biriydi. Kuzey, omuzundaki ağır fotoğraf çantasını unutmuş gibi rahattı; lens kapağını bile açmamıştı çünkü bu kez dünyayı vizörden izlemek yerine, doğrudan yanındaki kadının gözlerinden görmeyi seçmişti. Eylül ise o kasabanın sınırlı, güvenli ama bir o kadar da dar dünyasından çıkıp, bu devasa şehrin kalbinde rüyada gibi yürüyordu. Korkmuyordu. Çünkü artık yalnız değildi.
"Tren kaçtı," dedi Kuzey, hafif bir alayla karışık tebessümle çayından yudum alırken. "Kars’taki kış manzaraları bu yıl fotoğrafsız kalacak."
Eylül, parmaklarıyla çay bardağının ince belini tutarken gözlerini Kuzey’e çevirdi. "Beni suçlama diyorsun yani?"
"Asla," dedi Kuzey, ciddiyetle başını sallayarak. "Hayatımda ilk defa bir şeyi kaçırdığım için bu kadar mutlu oluyorum. Tren gitti ama ben ilk kez doğru istasyonda inmeyi başardım."
Sohbetleri, aralarındaki o kilometrelerce mesafenin nasıl da bir günde eriyip gittiğini kanıtlar gibi akıyordu. Geçmişin o sessiz, karanlık köşeleri, yerini ortak kahkahalara ve geleceğe dair söylenmemiş ama hissedilen cümlelere bırakmıştı. Fakat ikisi de biliyordu ki, bu masal Ankara’nın bu sakin sabahında sonsuza kadar süremezdi. Gerçek hayat, sorumluluklar, kasaba, o eski sahaf dükkanı ve Kuzey’in sırtındaki o göçebe ruhu bekliyordu.
"Dönmem gerekecek," dedi Eylül, sesi ansızın ciddileşerek. Gözlerini bardaktaki çay dalgalarından ayırmadan mırıldandı. "Müzayede bitti, kitapları aldım. Süreyya Amca merak etmiştir. Yarın sabah otobüsüm var."
Kuzey, masanın üzerindeki elini uzatıp Eylül’ün parmaklarının üzerine hafifçe dokundu. Teninin sıcaklığı, o soğuk Ankara sabahında içini ısıttı genç adamın.
"Biliyorum," dedi Kuzey, yumuşak ama kararlı bir sesle. "Seni tutamam, Eylül. Seni o kasabaya, o dükkana tekrar hapsetmek en büyük haksızlık olur. Ama... bir şartla."
Eylül merakla başını kaldırdı. "Hangi şartla?"
"Ben de geliyorum," dedi Kuzey.
Eylül’ün gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Kasabaya mı? Kuzey, sen bir yerde iki günden fazla duramazsın, unutmadın mı? Orası sana dar gelir."
"Dar gelmez," dedi Kuzey, başını iki yana sallayarak. "Çünkü ben artık nereye gittiğimi değil, kiminle duracağımı biliyorum. O sahaf dükkanının sobasının yanına bir sandalye sığdırırım kendime. Olmadı, vitrin camını silerim, eski kitapları senelerce beraber tozlarız. Hem..." Dudaklarında o bildik, sıcak gülümseme belirdi. "...fotoğraf makinem hala seninle ilgili tamamlanmamış bir kareye sahip. Onu bitirmem lazım."
İki gün sonra, Karadeniz’in o hırçın dalgalı kıyı kasabası yine aynı gri yağmurun altındaydı.
Vaveyla Sahaf’ın ahşap kapısı gıcırdayarak açıldığında, içerideki döküm sobanın çıtırtısı ve yıllanmış kağıt kokusu karşıladı onları. Süreyya Bey, berjer koltuğunda gazetesini okurken kapının sesine başını kaldırdı. Önce kapıda sırılsıklam ama el ele duran Eylül ve Kuzey’i gördü, ardından yaşlı gözlerinin kenarındaki kırışıklıklar derin bir tebessümle açıldı.
"Vay anasını," dedi Süreyya Bey gözlüğünü burnunun ucuna indirirken. "Bizim Eylül, Ankara’ya kitap almaya gitti, yanında koca bir macerayla döndü demek."
Aylin, o sırada eczaneden koşa koşa gelip dükkanın kapısından içeri daldı. Nefes nefese kalmıştı. "Eylül! Delirdin mi kızım sen, telefonlarını niye açmıyorsun iki gündür, adamı öldürecektiniz meraktan! Ve... ve bu adam burada ne arıyor?!"
Eylül, üzerindeki yün paltosunu çıkarırken neşeyle gülüyordu. "Her şeyi anlatacağım Aylin. Ama önce... çayları tazeleyelim."
Günler haftaları kovaladı. Sonbahar, yerini sert ve beyaz bir kışa bıraktı. Kasabaya ilk kar düştüğünde, Vaveyla Sahaf’ın camındaki buğu silinmiş, yerine içerideki neşeli sesler ve gramofondan yayılan eski plakların ezgileri yerleşmişti. Kuzey, o eski emektar arabasını sahafın önüne park etmişti; ama artık araba hareket etmiyor, motoru soğuyor, torpidosunda ise sadece haritalar değil, Eylül’le birlikte içtikleri çay bardağının fotoğrafları duruyordu.
Bir akşam, dükkan kapatıldıktan ve Süreyya Bey evine gittikten sonra, içeride sadece ikisi kalmıştı. Soba gürül gürül yanıyor, dışarıda ise kar taneleri taş sokakları sessizlik içinde örtüyordu.
Eylül, tezgahın arkasında oturmuş, deri kaplı not defterine bir şeyler yazıyordu. Kuzey ise arkasından yaklaşmış, ellerini genç kızın omuzlarına koyarak boynuna doğru eğilmişti.
"Ne yazıyorsun bakalım yine?" diye sordu Kuzey, çenesini Eylül’ün omzuna yaslayarak.
Eylül defteri hafifçe kapatıp gülerek ona döndü. "Gizli. Yazarın mahremiyeti diye bir şey vardır."
Kuzey, ellerini Eylül’ün beline dolayıp onu kendine biraz daha çekti. Gözlerinin içine, o ilk gün sahafta baktığı gibi ama bu kez içinde hiç korku barındırmayan o derin sevgiyle baktı.
"Biz seninle birlikte bir kitap yazacaktık unuttun mu?" dedi Kuzey, fısıltıyla. "Adı ne olsun?"
Eylül, pencereden dışarıya, kar tanelerinin altında ışığı sönmeyen o eski deniz fenerine baktı. Sonra ellerini Kuzey’in ensesine doladı ve yüzünü onun göğsüne yasladı.
"Kilometrelerce Mesafe olsun," dedi Eylül, huzurla nefes alarak. "Çünkü ne kadar uzağa gidersen git, bazı yolların sonunda insan hep asıl evine geri dönmeyi öğrenir."
Kuzey, kadının saçlarına dudaklarını bastırıp sımsıkı sarıldı. Dışarıda dünya beyaza bürünürken, içeride iki ruh nihayet uzun yolculuklarını tamamlamıştı.
Ve o gece, kasabanın üzerinde parlayan yıldızlar altındaki yollarda artık ne bir kaçış vardı ne de yalnızlık; geriye sadece yan yana atılan adımlar ve sonsuza kadar sürecek bir hikaye kalmıştı.
Son.
Bölüm etkileşimi
