9. bölüm · KENDİME YABANCI

MUTFAK MASASI

naüsa n

GÜNÜMÜZ
Vena, mutfaktaki florasan lambanın altında Uras’a bakarken, o ilk öpücüğün dudaklarında bıraktığı o zehirli tadı yeniden hissetti.
"Peki sen?" diye sormuştu Uras. "Pişman mısın?"
Vena’nın iç dünyasında 17 yaşındaki o kız, o anın heyecanıyla hala titriyordu. Ama 19 yaşındaki Vena, o heyecanın bedelini Demir’ in mezarında ödemişti.
"O gece," dedi Vena, sesi bir fısıltı kadar kısık ama bir kurşun kadar ağırdı. Sonra sustu " Biz o gece dürüstlüğümüzü, onurumuzu ve belki de Demir’ in yaşayacağı o yılları çaldık." diye geçirdi içinden pişmandı. Hem de çok pişmandı. Vena, gözlerini Uras’ın gözlerine, o reddedilme korkusunun hala bir yerlerde saklandığı o bakışlara dikti. Uras, Vena’nın bakışlarında saklı olan o geceki reddedilme korkusundan çok daha büyük bir duyguyla, "kaybedilme" gerçeğiyle yüzleşti. Vena artık reddedilecek bir kadın değil, çoktan kaybedilmiş bir vatandı. Ne kadar da garipti. Aynı şeyleri yaşamışlardı. İkisi de aynı aşkın acısı ile kavrulmuştu. Ama aynı soruda ikisi de farklı anlarda kaybolmuştu. Birinin pişmanlığı. Her şeyin bitişineydi yarım kalan hikayelerineydi. Diğerinin başlamasınaydı. Bu hikâye en başından beri yanlış diyordu.
Mutfaktaki sessizlik, portakal kabuklarının mayhoş kokusuyla birleşti. Gördüğü son şey; bir film gecesinde başlayan o rüyanın, bir mutfak masasında soğumuş bir kahve gibi terk edilişiydi. Uras yeniden başını usulca ait olduğu yere Vena’nın dizlerine yerleştirdi. Vena da sanki buna mecburmuşçasına ellerini yeniden saçlarının arasında gezdirdi. Başını onun başına yaslayıp kokusunu içine çekti.
Şafak sökmeden hemen önce, Malatya’nın dar sokaklarına sinen o gri sessizlik, minarelerden yükselen ilk "Allahuekber" nidasıyla yarıldı. Sabah ezanı, mutfağın soğuk duvarlarında yankılanırken; Uras, sanki uykusundan değil de bin yıllık bir kâbustan uyanıyormuş gibi sarsıldı. Vena’nın dizlerindeki başını yavaşça kaldırdı; o an aralarındaki o son ten teması da ezanın kutsal tınısı altında eriyip gitti. Uras, titreyen elleriyle masanın üzerinde duran telefonu aldı, hâlâ yaraları kanatan o anlamsız şarkıyı tek bir dokunuşla susturdu.
Şarkı durmuştu ama Vena’nın zihnindeki o devasa uğultu yeni başlıyordu. Ezanın sesi, Vena’yı alıp altı yıl önceki o dondurucu geceye, ruhunun ilk kez buz tuttuğu o cami avlusuna fırlattı.