1. bölüm · Kelebeğin ölümü
Birinci bölüm çığlık
Ben ölümdüm. Ruhu bir yerlerde kayıp olan kelebeğin yeniden doğuşu değil de, ölümü yaşamak nedir bilmem. Ben, bana göre de değil zaten. Dışarıdan görseniz, zengin züppe sanabilirsiniz; kendini bir şey sanan, tek bir arkadaşı olan şımarık çocuk. Ama öyle ki, ben şımarıklık bilmem. Aile nedir, bilmem. Ben bir çöplük kenarında uyumayı bilirim, bir de aç karnına nasıl yıllarca hayatta kalınır, onu bilirim.
Kışın soğu, bedenine işlemez olur. Sanki Ölmüşte yeniden. Doğmuş gibi gelir ılık rüzgarlar. Bazen eline aldığın bir küçük ekmek, şükür ettirir insana. “Bugün de hayattayım,” diye ufak sevinirsin.
Ben, isminin anlamının bile ölüm olduğunu yeni öğrendim. Ondan mı, benim her gün bir ölü gibi uyanmam? Bir kelebek gibi özgür olmak istemişimdir. Her zaman bir kelebek kadar özgürüm yıllardır. Ve tek günü olan kelebek kadar, ne yapacağını bilmeyen aciz kelebek... O gün istediklerinin daha ne olduğuna karar veremeden ölür. Bir dahaki doğuşunda sahteliklerle dolu bir hayat onu bekler.
Ve ben burada tek değilim. İki kişiyim. Ruhumda iki kişi var: biri bana yakın, biri benden öte...
Hayat insanlara acımasızdı, bende öyle. Kafamı şişiren bazı düşüncelerden kurtulduktan sonra mini pembe elbisemi üstüme geçirip, arka ipini de kurdele yaptıktan sonra ayağıma sporlarımı giydim. Pembe elbiseme zıt büyük siyah çantama uzandığımda, içinde telefonumu aramaya koyuldum.
Elime telefonum yerine ucu sivri bir şey geldi. Görmek için yukarı kaldırdığımda, beyaz beze sarılmış kanlı bıçağı gördüğüm gibi çığlığı atıp yere fırlattım. Ellerim titremeye başlamış, gözyaşlarım kendini bırakmıştı. Yere çömeldiğimde dizlerimi kendime çekmiştim. Hayat bazen bu kadar acımasızdı işte. Bilincimi yavaş yavaş kaybederken, aklımda olan tek şey benim kim olduğumdu
