3. bölüm / 3
KAZRAFLASHBACK
Bölümler 3Şu an: FLASHBACK
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Flashback – 3 YIL ÖNCE
Deponun kapısı kapanırken metalin tok sesi karanlık gecenin içinde yankılandı. İçerideki barut kokusu, kan ve panik karışımı ağır hava, Kayran'ın üzerindeki siyah gömleğe bile sinmişti. Dara zor ayakta duruyordu. Kayran, kolundan tuttuğu gibi onu dışarı sürükledi.
Soğuk hava yüzlerine vurunca Dara'nın titremesi arttı.
Arabaya bindiklerinde hiçbir şey söylemediler. Kayran kontağı çevirdi, motorun hırıltısı gecenin sessizliğini yırttı. Farlar çakılıp yandı, depo duvarındaki gölgeler bir an titredi.
Kayran direksiyonu kavradı. Parmakları normalde sakinliğiyle bilinen adamın bile ne kadar gerildiğini ele veriyordu. Dişlerini sıktı. Gözleri aynalardan depoya son bir kez baktı, sonra gaza bastı.
Dara'nın nefesi düzensizdi. Göğsü inip kalkıyor, elleri titriyordu, yüzü bembeyazdı.
Sonunda dili çözülmeye başladı.
"Niye... niye yaptın?" dedi, sesi çatladı.
Kayran cevap vermedi.
Dara yeniden konuştu, bu kez daha yüksek:
"Niye vurdun adamı?!"
Arabanın içi bir anda daraldı. Kayran'ın çenesi kilitlendi. Dara'nın sesi kulaklarında bir uğultu gibi dolaşıyordu.
"Sana bir şey yapma dedim. Gitme oraya dedim"
"Ben bir şey yapmadım!" diye patladı Dara, nefesi hıçkırıkla kesilircesine.
"Sadece konuşacaktım! Öyle planlamıştık! Ama sen... sen..."
Sesi inceldi:
"...sen tetiğe bastın. Gördüm."
Kayran'ın bakışları bir an önündeki yola kilitlendi. Sanki gözbebekleri küçülmüş, yüzündeki bütün ifade bir çizgiye indirgenmişti. Direksiyonun üzerindeki elleri daha da sıkıldı.
Bir süre cevap vermedi.
Sonra sert bir fren yapmadan, hızını azaltmadan yalnızca dudaklarını kıpırdattı:
"Ben vurmadım."
Dara'nın yüzü bir anda dondu.
Göz kapakları titredi.
Başını çevirdi, Kayran'a baktı.
"Ne?"
Kayran tekrar etti, bu kez daha net, daha tok bir sesle:
"Ben vurmadım."
Dara kahkaha ile panik arasında bir ses çıkardı, ellerini saçlarına attı.
"Saçmalama! Silah elindeydi! Ben kendi gözlerimle-"
"Mermi benim namlumdan çıkmadı, Dara."
Arabada soğuk bir sessizlik çöktü.
Dara nefesi kesilmiş gibi yutkundu.
"Saçmalıyorsun. Silahı doğrulttun. Tetiğe dokundun. Adam..."
Yutkundu.
"...adam düştü."
Kayran gözlerini yoldan ayırmadan konuştu:
"Elimdeki silahı adama doğrultmadım."
Dara'nın yüzündeki panik yerini karışık bir ifadeye bıraktı. Öfke, korku ve şok aynı anda gözlerinden aktı.
"Kayran, lütfen... O anı unutabileceğimi mi sanıyorsun? Elin titremiyordu bile. Silahı kaldırdın... tam adamın göğsüne..."
Kayran bu kez onu yarıda kesti.
"Ben silahı biraz yanına tutuyordum."
Dara'nın nefesi hızlı hızlı çıkmaya başladı.
Başını sertçe iki yana salladı.
"Hayır, hayır... Sen... tetiğe bastın! O an silah ateş aldı, Kayran! Namludan çıkan kıvılcımı gördüm, yemin ederim gördüm!"
Kayran direksiyonu sağa kırdı, aracı ana yola soktu. Farlar uzun karanlık yolda ince bir çizgi oluşturuyordu.
"Evet," dedi sonunda.
"Ben de tetiğe dokundum."
Dara'nın yüzündeki kan çekildi.
Sesi boğuktu.
"İşte! İşte ben de bunu-"
Kayran lafı kesti.
"Ama mermi adama gitmedi."
Dara durdu. Gözleri karardı.
Ellerini dizlerine bastırdı.
Koltukta öne eğildi.
"Ne demek gitmedi..." diye fısıldadı.
Kayran kısa bir nefes aldı.
Sanki bütün geceyi tek cümleye sığdıracaktı.
"Sekti."
Dara başını kaldırdı.
"Ne?"
Kayran bu kez daha açık konuştu:
"Ben tetiğe bastığımda, hedef önümdeki metal kirişti. Mermi oraya saplandı. Sesi duymadın mı?"
Dara bir an düşündü. Kafasının içinde o an tekrar oynadı.
Kayran'ın eli, tetiğe basması, patlama, adamın düşmesi ve yankı.
Her şey tek bir saniyeye sıkışmıştı.
"Ama... adam aynı anda düştü. Tam aynı anda."
Kayran başını hafifçe salladı.
"Aynı anda ateş eden başka biri daha vardı."
Dara'nın gözleri açıldı.
Dudakları aralandı.
Kelimeler boğazında düğümlendi.
"...başka biri?"
Kayran'ın sesi buz gibiydi.
Hiç titremiyordu.
"Bir keskin nişancı."
Dara'nın kalbi duracak gibi oldu.
"Nişan...cı mı?"
"Evet."
Dara koltuğa yaslandı.
Tırnakları avuçlarına geçti.
Gözleri büyüdü.
"Kim... kim niye böyle bir şey-"
Kayran'ın sesi onu susturdu:
"Bilmiyorum. Ama seni bu işin içine çektiler."
Dara'nın tüm rengi uçtu.
"Beni..."
"Bizi tuzağa düşürdüler, Dara."
Kayran'ın sesi sakindi ama gerilimi arabayı dolduruyordu.
"Sen ateş ediyormuşsun gibi görünmen sağlandı. Ama beceremediler."
Çünkü Kayran'ın hamlesi Dara'yı kurtardı. Devletin gözünde artık Dara masum, Kayran ise bir hain ve katildi. Ama zaten amaç da buydu, Kayran'a kurulan oyunun amacı buydu.
Onun, Ezra'nın ailesi için gözünü kırpmadan kendini tehlikeye atacağını biliyordu.
Dara aradığı an, Kayran'ın geleceğini biliyordu.
Gerekirse kendi katil olurdu, ama Dara'yı bu işin içinden söküp atardı.
Dara'nın gözleri doldu.
"Ama amacım öldürmek değildi... sadece konuşacaktım... neden böyle bir şey olsun?"
Kayran bu kez gözlerini yoldan ayırıp Dara'ya baktı.
Soğuk, kararlı, öldürücü bakışlarından biri değildi bu. Bu bakışta başka bir şey vardı: bir gerçeğin ağırlığı.
"Çünkü birileri senin üzerinden bana ulaşmaya çalışıyor."
Dara'nın nefesi boğazında kesildi.
"Ben... kim? Kim yapar böyle bir şeyi?"
Kayran uzun süre cevap vermedi.
Sadece direksiyonu sıkmaya devam etti.
Gözleri yolun karanlığında, zihni depoda kalan gölgede dolaşıyordu.
Sonunda konuştu.
"Kim olduğunu bilmiyorum."
Ama bu doğru değildi.
Kayran'ın gözlerinin içinde kımıldayan bir şüphe vardı.
O şüphe, Dara'nın göremediği bir karanlığa işaret ediyordu.
Habersizce, yıllardır bir düşmanı karşına aldığını bilmiyordu Kayran.
Demir Yanıker.
Ama Kayran henüz emin değildi.
Onu tanımıyordu. Sadece kulaktan kulağa ismi yankılanmıştı.
O nedenle adını bile anmıyordu.
Dara sessizce ağlamaya başladı, elleri saçlarına gitti.
Kayran konuşmayı bitirdi:
"Bu yüzden seni göndereceğim."
Dara irkilip başını kaldırdı.
"Nereye?"
"Memlekete."
Dara şok oldu.
Ezra'nın memleketine.
Doğdukları topraklara.
Sonra aklına bir şey gelmiş gibi sordu.
"Kayran... Ezra duyarsa aranız-"
Kayran tek kelime söyledi:
"Ezra bilmeyecek."
Dara bir an nefesini tuttu.
Kayran'ın gözlerindeki ciddiyet onu susturdu.
"Ezra hiçbir şey bilmeyecek, Dara."
Araba karanlık yolda ilerlerken, iki adam arasında ölüm gibi bir sessizlik vardı.
Dara hayatının kurtulduğunu bilmiyordu.
Kayran hayatının en büyük sırrını sakladığını bilmiyordu.
Ezra ise başına gelecek yıkımı henüz bilmiyordu.
Ve kimse, gölgelerin arasından onları izleyen gerçek tehlikenin adını tahmin edemezdi.
Ölen adam, Halim Tunagür dü. "Masa" denen büyük yapının devletle temas eden tek resmi köprüsü.
Yetkileri:
Emniyet,
istihbarat,
Jandarma,
Valilik,
Savcılık gibi kurumlarla Masa arasındaki gizli protokolleri yönetir.
Yeraltı operasyonlarının "devlet açısından çizgiden çıkmamasını" sağlar.
Kayran da dahil olmak üzere Masa'daki tüm temsilciler, onu devlete karşı resmi bir yüz olarak tanır.
Gizli devlet anlaşmalarını, Masa'nın çalışma izinlerini, saha raporlarını o doğrular.
Masa'nın yasal zırhıdır.
Adam öldü, Masa devlet korumasını kaybetti.
Halim Tunagür öldürüldüğünde, yalnızca bir adam ölmedi.
Devletle yeraltı arasındaki bütün denge çöktü.
Ve herkes, Kayran Azer Karaoğuz'a olan güvenini kaybetti.
Ve o geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
O geceden sonra, hiçbir şey yerli yerine oturmadı.
Ezra'nın gözündeki ışık ilk kez gölgelenmişti.
Kayran'ın sessizliği ise, Ezra'nın ruhunu en çok acıtan şeydi.
Ezra o depoda gördüğünü unutamıyordu:
Kayran'ın elindeki silahı,
Dara'nın panik içindeki yüzü,
Yere yığılmış adam... ve Kayran'ın kimselere bir açıklama yapmadan Dara'yı oradan çekip çıkarması.
Kayran'ın gözlerinde o gece bir şey yanmıştı.
Ateş değil.
Karanlık bir çaresizlik.
Ezra bunu anlamıyordu.
Ve anlamadıkça Kayran'dan uzaklaşıyordu.
Günler geçti... Ezra'nın zihni o geceye çakılı kaldı.
Uyuduğunda o anı gördü, uyandığında da o anı hissetti. Kayran'ın omuzlarına yüklediği o sessizlik, Ezra'nın içini kemiren bir kurda dönüştü.
Yan yanayken, arabada, evde...
Kayran hep aynıydı; suskun, tetikte, mesafeli.
Ezra'nın "O gece ne oldu?" sorusuna verdiği tek şey soğuk bir duvardı.
Ve Ezra o duvara çarpa çarpa yoruluyordu.
Kayran'ın o geceyle ilgili tek söylediği cümle şuydu:
"Ben vurmadım."
Ezra için bu yetmiyordu.
Çünkü ispat yoktu.
Çünkü Dara açıklamıyordu.
Çünkü Kayran başka hiçbir şey söylemiyordu.
Belki de en kötüsü buydu.
Kayran'ın Ezra'ya güvenmemesi değil,
Ezra'nın Kayran'a artık güvenememesi.
Ve bu sessizlik onların arasına ağır bir sis gibi çöktü.
Ezra yemek yiyemez oldu.
Uykuları delik deşik.
Elleri titriyor, nefes alamadığı anlar oluyordu.
Kayran bunu görüyordu... ama yine de konuşamıyordu.
Çünkü konuşsa,
Ezra'ya gerçeği anlatsa, Dara'nın peşine düşecek olan o silik nişancı yalnızca Dara'yı değil... Ezra'yı ve ailesini de bulacaktı. Çünkü henüz hiçbir şey tam anlamıyla açıklanmadan Kayran harekete geçemezdi.
Ve Kayran bunu göze alamıyordu.
Ezra artık dayanamayacağı noktaya geldiğinde, bir akşam Kayran'ın karşısına geçti.
Gözleri şişti, sesi titriyordu.
"Bana lütfen gerçeği söyle artık, Kayran. Ben dayanamıyorum. Bu his ile yaşayamıyorum. Senin... senin bir katil olmanı-"
Kayran'ın boğazı gerildi.
Bir an konuşacak sandı Ezra.
Bir an tek bir kelimeyle her şey düzelecek sandı.
Ama Kayran yalnızca şunu dedi:
"Ezra, lütfen. Beni zorlama."
Ezra'nın dünyası orada çöktü.
Kayran susmayı seçmişti. Daha doğrusu, Ezra'yı korumak için susmak zorundaydı.
En azından bir şeyler netleşene kadar, sevdiği kadından bu gerçeği saklamak zorundaydı. Yeri ve zamanı gelince, Ezra'ya tüm gerçeği anlatacak, onun içindeki bu bilinmezliği söküp atacaktı.
Ezra gözlerinden yaşlar akarken fısıldadı:
"Ben böyle bir hayatı kaldıramam Kayran. Suskunluğunu kaldıramam. Senden korkarak yaşayamam. Senin, gözünü kırpmadan birini öldürebildiğin gerçeği beni günden güne bitiriyor."
Kayran biçare bir şekilde ona bakıyordu.
Elini uzatmak istedi... ama Ezra geri çekildi.
Kayran'ın kalbi o an göğsünde ağır bir taş gibi çöktü.
"Gitme," dedi Kayran, fısıltı halindeki bir emir gibi.
Ezra başını iki yana salladı.
"Duramam."
Ve o geceden sonra Ezra, Dara'yla birlikte Ürdün'e gitti. Kayran... hiçbir şey yapamadı.
Çünkü Ezra'nın ailesi, Dara, Ezra... hepsi tehlikedeydi.
Ve Kayran, onlara bir adım daha zararın yaklaşmamasını engellemek için Ezra'nın nefretini göze almıştı.
Ezra gittiğinde Kayran'ın dünyası sessizliğe gömüldü.
Ama kimse bilmedi:
Ezra Ürdün'e gittiği andan itibaren, Kayran'ın adamları da çoktan Ürdün sokaklarına dağılmıştı.
Ezra'nın haberi yoktu.
Ezra'nın bilmeye hakkı yoktu.
Ama Kayran'ın tek bildiği şuydu:
"O beni bıraksa da ben onu bırakmadım. Ben sadece onun hayatını kendi ellerimle korumak zorunda kaldım. Ve onun gözünde bir katil olmayı bile göze aldım."
- BÖLÜM SONU -
Bölüm etkileşimi
