5. bölüm / 6
Kayıp SoyadımBölüm 5
Bölümler 6Şu an: Bölüm 5
- 1 Bölüm 12.423 kelime
- 2 Bölüm 26.877 kelime
- 3 Bölüm 37.941 kelime
- 4 Bölüm 46.907 kelime
- 5 Bölüm 510.330 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 610.787 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
💫Bölüm 5💫
💫HOŞGELDİNİZ 💫
🌟
🌟yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum🌟
ÖZGÜR KORKMAZ
Aslında ekran karşıma geldiği anda kapatmam gerektiğini biliyordum babamın odasından çıkarken verdiğim söz daha birkaç saatlikti öyle unutulacak kadar eski falan da değildi, sesi hâlâ kulağımdaydı.
Bir insan sana kapıyı açmıyorsa duvardan atlayıp girmek onu korumak değildir.
Haklıydı, bundan nefret ediyordum.
Laptopun kapağını indirsem mesele bitecekti sabah kalkacak kahvemi içecek Deniz kendisi ne zaman isterse o zaman anlatana kadar bekleyecektim, polisliğin bana verdiği imkânları kardeşi olduğum için kullanmayacaktım çünkü yirmi yıldır aradığımız kızın hayatını sırf artık onunla kan bağımız olduğunu öğrendik diye önümüze açmaya hakkımız yoktu bunların hepsini biliyordum gerçekten biliyordum ama Caner Akay'ın adı ekranımdaydı ve dokuz yaşındaki ben hâlâ bir hastane koridorunda avazı çıktığı kadar "bu benim kardeşim değil!" diye bağırıp bebeklere bakmaya çalışıyordu. O zaman da herkes bana yanlış düşündüğümü söylemişti, o zaman da elimde delil yoktu sadece bakmıştım ve anlamıştım.
Parmaklarımı klavyeden çekip geriye yaslandım "bu aynı şey değil" diye mırıldandım kendi kendime, dokuz yaşında kardeşimi tanımıştım şimdi ise yirmi yıldır tanımadığım bir kadının yüzündeki birkaç harekete bakıp çocukluğuyla ilgili bir şeylerin yanlış olduğunu düşünüyordum ikisi birbirinden tamamen farklıydı ama yine de ekrandan gözümü çekemedim. Caner Akay'ın ilk kayıtlarını açtım adres bilgileri, iş kayıtları, eski bir trafik cezası, yıllar önce komşusuyla yaşanmış basit bir tartışma, birkaç sıradan resmi işlem vardı hepsi bu bir süre ekrana baktım sonra kalbimin içinde tuttuğum nefesi yavaşça bıraktım.
"Tamam."
Belki gerçekten yanılıyordum hayatımda ilk kez bir insan hakkında yanılmış olmayı bu kadar çok istiyordum Caner'in, Eda'nın, Serdar 'ın tertemiz çıkmasını istiyordum çünkü onlar temizse belki Deniz doğruyu söylüyordu belki çocukluğu gerçekten normaldi, belki üzerindeki yıpranmış kıyafetler yalnızca ailenin parasının olmamasındandı, belki kolundaki uzun yara izi basit bir kazaydı, belki "sokakta yaşadıysan polisi uzaktan tanırsın" cümlesi gerçekten ağzından yanlışlıkla çıkmıştı belki ben kendi suçluluğumu onun üzerine yapıştırıyordum.
Caner'in dosyasını kapatıp Eda Akay'ı açtım onda da beni ayağa kaldıracak bir kayıt yoktu sonra Serdar'a geçtim gençliğinde birkaç kavga, iki tartışma, yıllar önce kapanmış bir şikâyet vardı ama hiçbiri "bu insan kız kardeşime bir şey yaptı" diyebileceğim türden değildi. Elimi laptopun kapağına götürdüm bitti buraya kadardı, kapatacaktım ama tam kapağı indirecekken hastane odasında Deniz'in yüzü geldi aklıma babam Akayları sorduğunda omuzları bir anda kasılmıştı, yüzündeki bütün ifadeyi silmişti sonra da sanki çok normal bir şey söylüyormuş gibi:
"Gayet iyiydi" demişti küçücük bir boşluk gergin yüz hatları sonra söylediği "çok sevdiler" sözü yankılandı zihnimde.
Bir insanın söylediği kelimelerle bedeninin söylediği şey birbirini tutmadığında yıllardır hangisine güveneceğimi biliyordum Deniz'in bedeni o cümleyi söylerken yalan söylüyordu elim laptopun kapağından çekildi "amına koyayım" diye mırıldandım kendi sesimi duyunca yüzümü buruşturdum bu kızın dili bir günde bulaşmıştı banada .
Arama ekranına geri döndüm boş kutuya bir süre baktım sonra yazdım.
DENİZ AKAY
İsmi ekranda belirdiğinde mideme bir şey oturdu hastane odasında karşıma oturup bana yaşlı diyen kız bir anda sistemde yalnızca iki kelimeye dönüşmüştü Deniz Akay, doğum tarihi 2006. Elim farenin üzerinde durdu çünkü o tarih bizim evde hiçbir zaman sıradan bir tarih olmamıştı annemin kızını kaybettiği gündü, babamın önüne boş bir tabut bırakıldığı gündü, benim dokuz yaşında bir bebeğe bakıp "bu o değil" diye bağırdığım gündü şimdi o tarihin karşısında kız kardeşimin gerçek adı vardı kim koymuştu bu adı ona babam gibi Denizi görünce mi karar vermişlerdi yoksa hamilelik anın da mı seçilmişti yoksa isim koymak için mi koymuşlardı? bunu düşünürken yine sonuç aynı kapıya çıkıyordu Bilmiyorum lanet olsun ki bilmiyorum .
Deniz.
Derin bir nefes aldım ve ilk kaydı açtım okul kayıtlarının birinci sınıf sıradan görünüyordu sınıflar, öğretmenler, ara sıra birkaç günlük devamsızlık vardı ama normaldi sayfayı aşağı kaydırdıkça üçüncü sınıfta belli bir denesizlik vardı , devamsızlıklar artmaya başlıyordu önce birkaç gün sonra bir hafta sonra arka arkaya daha uzun boşluklar bir dönemin sonunda sayı saçma denecek kadar fazlaydı sonra dönem ortasında kayıt bir anda kesiliyordu. Bir sonraki açmaya çalıştım yoktu başka okula nakil görünmüyordu, özel okul yoktu, açık öğretim yoktu, şehir dışına taşınmaya dair eğitim kaydı da yoktu üçüncü sınıfta kaybolmuştu küçük bir hesapla yaşını hesapladım.
Sekiz.
Sandalyede doğrulup yeniden kontrol ettim yanlış okumuş olabilirdim ama değildi sekiz yaşında okul kaydı bitiyordu "sen nereye gittin?" diye mırıldandım Akay ailesinin adres hareketlerine döndüm Caner vardı, Eda vardı, Serdar vardı ama Deniz'in adı bir noktadan sonra aynı adreste görünmüyordu. Bu tek başına hiçbir şey kanıtlamazdı çocuk akrabasının yanına gönderilmiş olabilirdi, kayıt aktarımı hatalı olabilirdi, eski sistemler boktan olabilirdi bunu herkesten iyi biliyordum ama sekiz yaşında bir çocuk okuldan kayboluyorsa çoğu zaman başka bir yerde iz bırakırdı hastane, sosyal hizmet, polis bir şey.
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu babamın sesi tekrar kafamın içinde yankılandı.
Polis olmanın sana verdiği yetkiyi abi olduğun için kullanamazsın.
Gözlerimi kapattım titreyen ellerimle kendime :
"Son kez" dedim bunu söylerken kendime bile inanmadım.
Polis kayıtlarına geçtim arama sonuçları açıldığında ilk anda ne gördüğümü anlayamadım Deniz Akay'ın isminin karşısında birden fazla dosya numarası vardı, kaşlarımı çatıp ilkini açtım tarihe baktığımda Deniz on yaşındaydı olay türünde hırsızlık şüphesi yazıyordu bir süre o iki kelimeyi okudum sonra aşağı indim. Bir mahalle bakkalından iki ekmek alınmıştı kasadan çıkarken fark edilmişti, dükkân sahibi ilk anda şikâyetçi olmuş daha sonra çocuğun yaşı nedeniyle vazgeçmişti dosyanın sonunda birkaç kısa not vardı.
Kimlik yanında bulunmamıştır.
Beyan edilen ad üzerinden işlem yapılmıştır.
Sabit ikamet adresi tespit edilememiştir.
Sosyal Hizmetlerle iletişime geçildiği an çocuk direnip kaçmıştır.
Elim fare üzerinde kaldı bir daha okudum iki ekmek, kanunen hırsızlıktı bunu inkâr edemezdim ama on yaşında bir çocuğun bir bakkaldan çaldığı şeylerin içinde para, telefon ya da değerli herhangi bir şey yoksa insanın aklına istemediği bazı sorular geliyordu başımı iki yana salladım "hikâye yazma" dedim.
Aras'ın sesi kafamda yankılandı bir hareket görüp hayat yazmayın demişti, ben de bir dosya görüp hayat yazmamalıydım belki yanında başka çocuklar vardı, belki biri zorladı, belki satmak için aldı, belki gerçekten sadece sonu düşünülmemiş bir yaramazlıktı bilmiyordum. Bir sonraki kaydı açtım Deniz on bir yaşındaydı sokakta üç çocuk ve kendilerinden daha büyük bir genç arasında kavga çıkmıştı Deniz'in dudağı patlamış ve kaşı yarılmıştı , diğer çocuğun kaşı açılmış ama kimse şikâyetçi olmamıştı, görevli notunda çocuğun ekipleri gördüğünde olay yerinden uzaklaştığı ve iki sokak ötede bulunduğu yazıyordu. Hastanedeki sesi tekrar kulağımda yankılandı.
"Sokakta yaşadıysan polisi uzaktan tanırsın."
Nefesimi yavaşça verdim ellerim titremeye başladı.
"Tesadüf" dedim sesim mırıltı gibi çıkmıştı bunu söylerken ben bile dediğime inanmadım üçüncü kaydı açtım on iki yaş hırsızlık, bir giyim dükkânından eski tip kalın bir mont başka hiçbir şey yoktu sadece mont tarihe baktım ocak ayıydı dosyanın altında tek bir not vardı.
Kimlik yanında bulunmamıştır.
Beyan edilen ad üzerinden işlem yapılmıştır.
Çocuğun üzerinde hava şartlarına uygun kıyafet bulunmadığı görülmüştür.
Sosyal Hizmetlerle iletişime geçildiği an çocuk direnip kaçmıştır.
Sabit ikamet adresi tespit edilememiştir.
Bir anda oturduğum yerde duramadım ayağa kalkıp odanın içinde iki tur attım ellerimi belime koyup "hayır" dedim kendi kendime bunu birleştirme mont çaldı diye üşüdüğünü bilmiyorsun, ekmek çaldı diye aç olduğunu bilmiyorsun, polisten kaçtı diye sokakta yaşadığını bilmiyorsun, bilmiyorsun Özgür bilmiyorsun ama insan bazen kelimelerden çok aynı kelimelerin tekrarına bakardı göğüsüme birileri durmadan vuruyor gibiydi nefesim kesiliyordu odanın penceresini önüne gittim ve açtım kafamı dışarı çıkarttım derin nefesler almaya başladım ama olmuyordu nefesim ciğerlerime ulaşmıyordu.
On yaşında sabit adres yok.
On birde yok.
On ikide yok.
son kez derin nefes alıp bilgisayarın başına geçtim bir sonraki dosyada on üç yaşındaydı gasp iddiası yazıyordu ilk başlıktan göründüğü kadar basit değildi başka bir çocuk Deniz'in kendisinden zorla para aldığını söylemişti Deniz ise aynı çocuğun önce kendi parasını aldığını, onun da parasını geri aldığını beyan etmişti görgü tanığı yoktu, miktar küçüktü, şikâyet devam ettirilmemiş dosya kapanmıştı ama altında gene aynı cümle vardı.
Kimlik yanında bulunmamıştır.
Beyan edilen ad üzerinden işlem yapılmıştır.
Sabit ikamet bildirmedi.
Sosyal Hizmetlerle iletişime geçildiği an çocuk direnip kaçmıştır.
On dört yaş kavga, Deniz ve iki genç kız birinin bileğinde çizik Deniz'in kaşında şişlik olayın kimin tarafından başlatıldığı belirlenememiş. On beş yaş küçük çaplı hırsızlık şüphesi bir marketten konserve, ekmek, su işlem devam ettirilmemiş. On altı yaş sokak kavgası. On yedi yaş gasp şüphesi, bir yerde kapkaç iddiası vardı ama delil yetersizliğinden kapanmış Deniz ifadesinde çantayı çalmadığını kendisine borcu olan birinden aldığını söylemişti.
Hiçbir dosya ağır değildi cinayet yoktu, uyuşturucu yoktu, organize suç yoktu, cezaevi yoktu , göz altına alınmış taşkınlık yapmamıştı karşımda tehlikeli bir suçlu profili çıkmıyordu ama önümdeki tabloya uzaktan bakınca başka bir şey görüyordum on yaşından itibaren yıllara yayılmış küçük ama sürekli olaylar, sokak kavgaları, yiyecek ve kıyafet hırsızlığı , para kavgası, polisten kaçma, adres vermeme bazen şikâyetçi bazen şüpheli bazen ikisinin arasında.
"Sen ne yaptın bunca yıl?" diye sordum ekrana cevap gelmedi.
Elimi ağzıma götürdüm kendi kendime kurduğum cümleyi fark edince midem kasıldı.
Bunlar suç dosyası değil, hayatta kalma dosyaları gibi.
Sonra hemen kendime kızdım bilmiyorsun Deniz sana anlatmadı, sen dosya görüyorsun sokağı görmüyorsun insanı görmüyorsun ama hastane odasındaki "çocukluğum normaldi" cümlesi artık kulağımda çok daha kötü duyuluyordu. Normal bir çocuklukta on yaşındaki bir kız sabit adresi bulunamadığı için tutanağa düşmezdi, normal bir çocuklukta on iki yaşında kışın mont çalmakla suçlanmazdı, normal bir çocuklukta on üç yaşında polis kaydında ikamet bildirmedi yazmazdı en azından benim bildiğim normal bu değildi başımı ellerimin arasına aldım bir süre öyle kaldım sonra sekiz yaşında okul kaydının kesildiğini on yaşında ilk polis dosyasının başladığını fark edip aradaki iki yılı düşündüm.
O iki yıl neredeydi?
Bir anda kayıp bildirimi aklıma geldi evden kaçan sekiz yaşındaki bir çocuk için ailesi ne yapardı polise giderdi, fotoğraf verirdi, ihbar bırakırdı, otogarlar aranırdı, hastanelere bildiri yapılırdı , çocuk şubeye haber giderdi, kayıp kaydı açılırdı babam yirmi yıl boyunca bunların hepsini yapmıştı. Arama ekranına geçip Deniz Akay, 2014 yılını girdim, kayıp çocuklar için kullanılan sistemde aradım önümde yirmiden fazla dosya açıldı 2006 yılında doğanlar olacak şekilde sınıflandırdım sonuç gelmedi kaşlarımı çatıp bir daha denedim belki isim bilgisi ile işlem yapılmıştır diyerek soyadını kaldırdım doğum tarihini girdim yine yoktu derin nefes aldım eski kayıtlara geçtim arama bölgesini genişlettim İstanbul büyük bir yerdi sonuçta tarih aralığını 2013-2014-2015 olacak şekilde genişlettim belki yıl sonu gibi kaybolmuştu yada kaçmıştı ama ekranda hiçbir şey çıkmadı.
"Hayır"
Eksik veri olabilirdi, dijitale geçmemiş olabilirdi, yanlış isimle kayıt açılmış olabilir, bir başka karakolun arşivinde kalmış olabilirdi bütün ihtimaller mümkündü ama gördüğüm kadarıyla sekiz yaşındaki Deniz Akay kaybolmuştu ve onu büyüttüğünü söyleyen ailenin yaptığı bir kayıp başvurusu yoktu. Sandalyeyi geriye itip ayağa kalktım "sekiz yaşında çocuk kayboluyor" dedim sesim odada yankılandı "kimse aramıyor mu?" hırsla odada yürümeye başladım ellerimi saçlarımdan geçirdim bir anda babamın odasına gitmek istedim kapısını çalıp laptopu önüne koymak "bak bir şey gerçekten yanlış" demek istedim ama bana soracağı ilk soruyu biliyordum.
Bunu nereden biliyorsun Özgür?
Cevabı belliydi sana verdiğim sözü bozdum baba Deniz'in hayatına gizlice girdim ve sen daha sabah söylemiştin bir kere başlarsan duramazsın diye haklıydı Caner Akay diye başlamıştım şimdi Deniz'in on yaşındaki polis tutanağını okuyordum babamın haklı çıkması bu kadar can yakmamalıydı ama en çok canımı yakan şey benim kardeşim o kadar üşümüştü ki ısınmak için mont çalmıştı , o kadar acıkmıştı ki iki ekmek çalmıştı ben sıcacık yatağımda anamın babamın yanında yatarken o hayatta kalma yaşama savaşı veriyordu gözlerim doldu bu hikaye yazmak değildi belki öyleydi şuan en doğru seçenek bu geliyordu göğüsüme bir öküz oturmuştu "AHHH" diye bağırıp duvarı yumrukladım peş peşe durmadan vurdum duvarda kan lekeleri görünce durdum dizlerimin üzerine çöküp ağlamaya başladım tam o anda telefonum titredi masadan telefonu alıp ekrana baktım Esen Rüzgar saat 02.31 mesajı açtım.
Uyudun mu?
Bir süre ekrana baktım bu çocuk gerçekten zamanlama konusunda doğuştan özürlüydü.
Hayır
Anında cevap geldi.
Ben de
Kaşlarımı çattım.
Sana soran olmadı.
Üç nokta çıktı.
Deniz de böyle cevap verirdi bence.
İstemsizce dudaklarım kıvrıldı sonra önümdeki ekrana baktım on iki yaşındaki mont dosyası ile bakıştık gülümsemem kayboldu Rüzgar tekrar yazdı.
Sence uyuyor mudur?
Parmaklarım ekranın üzerinde kaldı Deniz'in hastanedeki göz altları, eski kazağı, kahveyi keyiften çok mecburiyetten içer gibi hali ve önümdeki dosyalar geldi aklıma.
Bilmiyorum.
Gönderdim Rüzgar birkaç saniye bekledi.
Bu kelimeden nefret etmeye başladım.
Burnumdan acı bir nefes çıktı "ben de" diye mırıldandım ama yazmadım telefonu masaya bırakıp bilgisayardaki dosyalara baktım sonra bütün sekmeleri kapattım karanlık ekranda kendi yansımam kaldı"ne yaptın sen?" dedim kendime cevabını biliyordum babama verdiğim sözü bozmuştum Deniz'in istemediği bir kapıyı zorla açmıştım ve en kötüsü bulduklarım beni durdurmak yerine daha çok şey öğrenmek istememe neden olmuştu. Caner ne yaptı, Eda ne yaptı, Serdar ne yaptı, Deniz sekiz yaşında neden gitti, nerede uyudu, ilk kışı nasıl geçirdi, o montu neden çaldı, iki ekmeği kimin için aldı, kavgalarda kendini mi savundu, gasp diye geçen para gerçekten onun muydu?
Sorular babam haklıydı bir cevap üç soru doğuruyordu aklıma hastane kayıtları geldi ama onlara bakmaya hazır değildim daha fazla bakarsam sonuna kadar gideceğimi biliyordum titreyen ellerimle laptopun kapağını kapattım bu kez tekrar açmadım ama yatağa uzandığımda uyumadım aklımda hastanede bana yaşlı diyen yirmi yaşındaki Deniz değil on yaşında iki ekmek, çalan bir çocuk vardı on iki yaşında kışın ortasında ince bir hırkayla ve çalıntı montla karakola düşen bir çocuk vardı.
Ve ben o çocuğu hiç tanımıyordum.
DENİZ
Ömer Amca'nın kapısının önünde dikilip zile basmadan kaç dakika geçirdiğimi bilmiyordum sabah İstanbul Şehir Hastanesinde aranıp genetik testlerin sonucunu sisteme kaydetmek için imzalı belge lazım olduğunu o günkü şokla imzalamadan çıkmamdan ötürü tekrardan hastaneye çağrılmıştım başta gitmek istemesem de aile ile belki de son görüşüm olacağı için kabul ettim ve onların da gelip gelmeyeceğini sordum hemşire istersem çağırabileceklerini söyledi başta kabul etmeyip telefonu panikle kapasam da geri aramam çok uzun sürmedi kabul ettim aileye haber vermelerini istedim ama tek gitmek istemediği için tontonuma geldim ama yaşlı cadıya bunu nasıl söylerim diye düşünürken sonunda kapıyı kendi açınca bir anda karşımda belirdi ve ödüm götüme kaçtı yarım adım geri çekilip "Allah belanı versin böyle kapı mı açılır be!" diye cırladım Ömer Amca kaşını kaldırdı "üç dakikadır kapımın önünde dikiliyorsun" dedi "ne üç dakikası?" diyince pencereyi işaret etti "pencereden görüyorum" başımı kaldırıp pencereye baktım "ananı avradını ben onu nasıl unutttum ya " diye mırıldandım "zili niye çalmıyorsun?" dedi "düşünüyordum" dedim "tehlikeli" diyince gözlerimi devirdim "çok komik yaşlı adam" dedim
Kapıya yaslandı üzerinde eski kahverengi hırkası vardı beyaz saçları her zamanki gibi kendi bağımsızlığını ilan etmişti sakalını sabah düzeltmeye çalışmış ama yarısında vazgeçmiş gibiydi yüzüme baktı "hayırdır pamuğum?" diye sordu "gezmeye gidiyoruz" dedim kaşları kalktı "nereye?" dedi "şeye" dedim "şey neresi?" deyince "Allah Allah yaşlandıkça merakın artıyor" diye söylendim ama cevap vermedi sadece baktı işte bunu bilerek yapıyordu soru sormuyor zorlamıyor ama öylece bakınca insan kendi kendine konuşmak zorunda kalıyordu sinir bozucu yetmiş sekiz yıllık psikolojik savaş taktiği.
Gözlerimi devirdim "Dış İşleri Bakanı olarak bana lazımsın " dedim derin nefes aldım ve "onlarla görüşeceğim" dedim yüzünde çok küçük bir gülümseme oluşunca hemen parmağımı kaldırdım "sakın" dedim "bir şey demedim" dedi "yüzün dedi" dedim "ne dedi?" diye sorunca "ben sana demiştim dedi" dedim "ben sana bir şey demedim" deyince "daha da sinir bozucu" diye söylendim kapıyı biraz daha açıp "içeri gel" dedi "yok" dedim "neden?" diye sorunca:
"Çünkü sen de geliyorsun" bu kez yüzündeki gülümseme kayboldu "ben mi?" dedi "hı hı" dedim "Deniz bu sizin aile—" diye başlayınca hemen "bak duygusal konuşursan gitmekten vazgeçerim" dedim ağzını kapattı "akıllı tonton" diye mırıldandım bir süre bana baktı sonra sesi yumuşadı "benim orada olmamı gerçekten istiyor musun?" dedi cevap vermeden önce şaka yapmak istedim ama yapmadım onlarla tek görüşmek hem beni geriyordu hemde huzurlu hissettiriyordu garip bir duyguydu anlamlandıramıyordum "evet" dedim.
Ömer Amca'nın bakışları yüzümde kaldı sonra başını salladı "tamam" dedi omuzlarımın gevşediğini fark edince kendime sinirlendim ben onsuz gidemeyecek değildim giderdim gayet giderdim muhtemelen hastanenin kapısına kadar gider sonra geri dönerdim ama giderdim yani.
Ömer Amca içeri girip ceketini alırken cebimdeki telefon titredi dün hastaneden gelen evrak hatırlatmasıydı bir de Ömer Amca'nın dün gece attığı "sabah gelirsen kahvaltı etmeden gelme" mesajı vardı tabii ki kahvaltı etmeden gelmiştim bunu öğrenmesine gerek yoktu ama yaşlı cadı geri gelir gelmez yüzüme bakıp "yedin mi?" diye sordu "ne?" dedim "kahvaltı" dedi "evet" dedim "ne?" diye sorunca "yemek" dedim "ne yemeği?" diyince kaşlarımı çattım "bu şehirde herkes birleşip beni mi sorgulamaya karar verdi?" dedim "Deniz" diye uyardı "simit" dedim "ne zaman?" diye sordu "sabah" dedim "saat kaçta?" deyince "Ömer Amca" diye uyardım başını iki yana salladı.
"Yalan söylüyorsun" dedi omuzlarımı silkip "polis ailesine daha yeni karıştım da sen nereden öğrendin sorguyu?"dedim sitemle ayakkabısını giyerken bana bakıp "y"ılların tecrübesi pamuğum" dedi sırıttı "adi tonton" diye söylenerek merdivenlerden indim sokakta yürümeye başladık bana bakıp "iş yok mu bugün " dedi Ömer Amcaya bakıp "sabah hastane arayınca arayıp gelemeyeceğimi söyledim onlarda kabul etti " dedim "anladım" dedi hastaneye gitmek için taksiye bindik cam kenarına geçip başımı dışarı çevirdim dizim kendi kendine sallanıyordu elimi üzerine bastırdım durmadı biraz daha sert bastırınca Ömer Amca ile göz göze geldik hiçbir şey söylemedi "bana bakma" dedim "bakmıyorum" dedi "baktın" dedim "camdan dışarı bakıyorum" diyince "yalan" dedim "sen öğrettin" diye cevap verdi istemsizce güldüm ama hastanenin binası görünmeye başlayınca gülümsemem kayboldu.
"Fikrim değişirse?" derken Ömer Amca hiç düşünmeden"döneriz" dedi"bu kadar mı bana ama pamuğum falan demeyecek misin itiraz yok mu?" dedim "hayır yok " dedi "niye?" dedim merakla Ömer Amca yüzüme bakıp "çünkü gitmek kadar dönmek de senin kararın" dedi birkaç saniye sustum sonra camdan dışarı baktım "çok bilmiş adi tonton" diye söylendim "yetmiş sekiz yıl boşuna değil" dedi kıkırdayarak taksi durdu tonton parayı uzattı ve taksiden indik hastanenin kapısından içeri girer girmez gözlerim alışkanlıkla çalışmaya başladı ana giriş, güvenlik, sağ tarafta acil çıkış, koridor, kamera, kalabalık, çıkış mesafesi Ömer Amca yanımda yürüyordu bakışlarımı gördüğünü biliyordum bir şey söylemedi işte o yüzden yanımdaydı.
Asansöre bindiğimizde kalbim hızlandı "istersen—" diye başladı ona baktım sustu gerginliğimi çok net görüyordu koridora çıktığımızda onları hemen gördüm görmemek zaten imkânsızdı bir aile değil küçük çaplı nüfus sayımı gibiydiler Rüzgar beni ilk fark eden oldu sandalyesinden öyle hızlı kalktı ki sandalye arkasındaki duvara çarptı.
"DENİZ!" diye bağırıp kollarını iki yana açtı gülerek bana bakıyordu koridordaki birkaç kişi bize baktı yüzümü buruşturup "bağırma lan duyuyorum" dedim sırıtışı genişledi "geldin" dedi "gözlerin çalışıyor tebrik ederim" dedim sonra bakışları yanımdaki Ömer Amcaya kaydı gözleri ve sabırsızca "babanla mı geldin?" dedi başımı çevirip Ömer Amcaya bakıp "yok o benim tontonum di mi yaşlı tonton " dedim kıkırdayarak Ömer Amca gülerek "sus kız ben yaşlı değilim"dedi.
Rüzgar Ömer'e doğru bir adım atıp "ben Rüzgar" dedi Ömer onu baştan aşağı süzüp "tahmin etmiştim" deyince Rüzgar'ın kaşları çatıldı "nasıl?" diye sordu Ömer Amca beni işaret etti "çok konuşuyor" dedi kahkahamı tutamadım ve ağzımdan patladı Rüzgar şokla bana döndü "beni böyle mi anlattın?" dedi "daha da kötüsünü anlattım" dedim "Deniz!" diye söylendi "deli dedim" dedim "bak bu ayıp" deyince "doğru ama" dedim Ömer dudaklarını kıvırıp "şimdi anladım" dedi Rüzgar "neyi anladın?" diye sorunca "neden deli dediğini" dedi ben tekrar güldüm.
Rüzgar elini kalbine koyup sanki kırılmış gibi yaparak "daha tanışalı otuz saniye falan oldu ama sen hemen tarafını seçtin tonton bey amca " dedi Ömer Amca"ben taraf seçmedim" dedi Rüzgar "Deniz tarafındasın" deyince Ömer Amca bana baktı gülümsedi ve "uzun zamandır" dedi boğazıma bir yumru oturdu hemen yüzümü çevirip "tamam romantizm bitti" dedim.
Tunç ayağa kalkmıştı diğerleri de ardından kalktı İnci'yi görünce midemdeki kasılma tekrar başladı bakır saçları omzuna düşüyordu yüzündeki çiller uzaktan bile belli oluyordu beni gördüğünde gözleri yine doldu ama bu kez kendini toparladı iyi bugün ağlama yoktu yoksa ben de gülerdim çok gülerdim sonra da gülmekten gözlerim yaşarırdı bu olsun istemiyordum.
Tunç önce bana baktı "hoş geldin Deniz" dedi başımı hafifçe eğip "merhaba Tunç Bey" dedim adının arkasına Bey eklediğimde yüzünde küçücük bir hayal kırıklığı oldu ama geçti zorlamadı sonra Ömer Amcaya dönüp "Tunç KORKMAZ" diyerek elini uzattı Ömer Amca elini sıkıp "Ömer AYKURT" dedi. İki adam birkaç saniye birbirine bakarlarken gerilmiştim fark etmeden nefesimi tuttum ne bekliyordum bilmiyorum birbirlerine ben babasıyım bakışı atmalarını mı, Tunç'un kıskanmasını mı, Ömer Amca'nın ben büyüttüm demesini mi saçma ama insanın hayatında iki baba figürü aynı koridorda karşı karşıya gelince beyin saçma senaryolar yazıyordu herhalde.
Tunç'un yüzü yumuşadı "Deniz sizden çok bahsetti" diyince hemen "o kadar da değil" dedim kafamı sağa sola hayır anlamında sallayarak Ömer Amca sakin sakin kıkırdayarak "benden çok bahseder" dedi "yalancı" diye söylendim Rüzgar güldü "gerçekten bahsetti" deyince "oğlum sen sussana" dedim sonra kendi söylediğime ben takıldım Rüzgar "oğlum deme bana abinim ben senin abin" dedi sinirle Rüzgara bakıp "pabucumun abisi" dedim Rüzgar şokla "bana mı dedin?" dedi"hayır biyolojik aile paketi kafamı karıştırdı" dedim konuyu karıştırmak için Kaya kıkırdamaya başladı kendini zor tutuğu belliydi Toprak dirseğiyle onu dürttü kendini toparlasın diye.
Tunç tekrar Ömer Amcaya dönüp "iyi ki yanında olmuşsunuz" dedi koridordaki bütün sesler bir anda uzaklaşmış gibi oldu Ömer Amca'nın yüzünde garip bir sakinlik vardı "ben onu korudum dersem ayıp etmiş olurum" dedi Tunç kaşını kaldırınca devam etti "bu kız ben tanıdığımda kendini zaten koruyordu ben sadece bazen yanında durdum" dedi "Ömer Amca" dedim sesim uyarı doluydu bana baktı "ne?" dedi "duygusal konuşup olayları abartma istersen" dedim Ömer amca omuzlarını silkip "doğruyu söyledim" diyince "doğruyu lütfen susarak içinden söyle" diye söylendim.
İnci yanımıza gelip Ömer Amcaya baktı gözleri yine dolmuştu sesi titriyordu ama bu kez ağlamadı "yine de teşekkür ederim" dedi Ömer Amca bir an durup "neden?" diye sordu şokla İnci'nin sesi çok kısıktı"yalnız başına olmadığını bilmek içimi ferahlattı" göğsümün ortasında bir şey çok sert sıkıştı kalbimin sesi kulaklarımdaydı resmen ağlamamak için koridorun duvarlarını inceleyeme başladım bembeyaz dümdüz hayatımda gördüğüm en güzel ve ilginç duvar olabilirdi "şimdi ağlayacaksanız ben gidiyorum" dedim İnci hemen burnundan nefes çekip "ağlamıyorum" dedi Rüzgar'dan kısık bir kahkaha çıkınca ona döndüm "bir şey mi var?" dedim "yok" dedi "akıllı ol deli Rüzgar" diye uyardım.
Sonra Özgür'ü fark ettim diğerlerinden biraz gerideydi hiç konuşmamıştı bu normal değildi ilk görüşmede Rüzgar kadar olmasa da sürekli yüzümde bir şey arıyordu sohbete katılıyordu şimdi ise tam tersiydi bana bakıyordu ama göz göze geldiğimiz anda gözünü kaçırıyordu.
"Çilli" dedim merakla başını kaldırdı "hı?" diye mırıldandı "senin neyin var baya sessizsin?" dedim birkaç saniye dondu "bir şeyim yok" dedi "var" dedim inatla "yok" dedi "bok yok suratın sirke satıyor " dedim Tunç hafifçe "Deniz" diye uyaran bir sesle seslenince Tunç 'a baktım "ne ama yalan söylüyor" dedim Özgür'ün dudağı istemeden kıvrıldı ama gülüşü hemen kayboldu.
"Uykusuzum sadece"dedi kaşlarımı kaldırdım "vay anasını " dedim "hı" dedi kıkırdadı "uykusuzluk ha?" diyince Ömer Amca bana yan gözle baktı "ne?" dedim "hiç" dedi "bana bakma ihtiyar" dememle "sensin ihtiyar ben yetmiş sekizinde çıtır bir beyim" dedi güldüm "yav he he tonton " dedim Özgür birkaç saniye yüzüme baktı bakışında bir şey vardı acıma değildi o bakışı tanırdım sokakta insanlar bazen sana bir lokma ekmek verirken bile öyle bakardı ama bu başka bir şeydi.
Suçluluk ama neden ? bir adım yaklaşıp başımı kaldırdım boy farkımız yüzünden başımı kaldırmak zorunda kalmak sinir bozucuydu maşallah anası sulak yerde büyütmüştü bunları kesin"bir bok mu yedin sen?" dedim gözlerine bakarak Özgür'ün yüzü o kadar kısa bir an değişti ki başkası fark etmezdi ama benden kaçmazdı "hah valla bir boklar yemişsin "dedim işaret parmağımla onu işaret ederek "ne?" dedi gözlerini kaçırdı rahatsızca kıpırdandı ve "ne yedim?" dedi yüzüne baktım"bilmiyorum ama öğrenirim" dedim net bir sesle.
Rüzgar hemen yanımıza atlayıp "ne yaptı?" dedi "bilmiyorum ama bir şey yaptı" dedim sonra Özgür'e dönüp "Özgür abi ne yaptın?" diye sordu Özgür sinirle "hiçbir şey yapmadım allah allah ya " dedi ellerini iki yana kaldırarak Rüzgar yüzünü inceleyip "suratın suçlu gibi duruyor " dedi kıkırdayarak "sen sussan mı acaba" diye ekledi Rüzgar tam o anda Kaya arkadan "Rüzgar herkesi sorgulamasan mı gün sonunda dayak yiyeceksin gibi hissediyorum abisi " deyince Rüzgar ellerini açıp "ben sorgulamıyorum ki aile içi—" dedi ve bir anda sustu.
Ben de sustum Aile kelime koridorun ortasına düşmüş gibi oldu Rüzgar'ın yüzü hafifçe değişti "şey..." diye mırıldandı omuz silktim "biyolojik aile içi mesele" dedim Ömer Amcanın güldüğünü duydum ama ona bakmadım gerginlik biraz dağılmıştı Aras'a baktım her zamanki gibi sessizce her şeyi belli bir mesafeden izliyordu "suratsız" dedim kaşını kaldırdı "ben mi?" dedi "senden başka suratsız var mı burda ?" dedim yüzüne bakarken o ise bana "merhaba bile demedin ayıp" deyince haklı olduğunu düşünüp yanına doğru bir adım attım tam önünde durup yüzüne bakıp "merhaba suratsız kıvırcık"dememle Rüzgar kahkahayı patlattı Aras'ın dudağının kenarı çok hafif kıvrıldı "sana da merhaba Deniz" dedi ikizlere baktım ve "kopyala yapıştırlar nasılsınız ?" deyince Toprak kaşını kaldırıp heyecanla "hangimiz Toprak hangimiz Kaya ?" diye sordu kaşının üzerindeki küçük yara izine baktım ve sırıttım elimle kayayı gösterip"sen Scar" dedim.
"sende avukat" dedim Toprağı işaret ederek Kaya'nın yüzü değişti "isimlerimizi bilmiyorsun ama naber " dedi gururlu gurulu "tabii biliyorum sen Kaya sen de Toprak " demele şok oldu "ama geçen gün—" diye başlayınca "dalga geçiyordum" dedim cümlemesini tamamlamasına izin vermeden Toprak güldü "Kaya'nın egosu kırıldı" dedi Kaya "benim egom gayet sağlam" diyip ellerini göğüsünde bağladı "avukatsın normal" dedim.
İlk kez hepsinin yanında bu kadar rahat konuştuğumu fark ettiğim anda biraz gerildim sebebini bulmak için düşünmeme gerek yoktu Ömer Amca yanımdaydı sırtımı döndüğümde orada olacağını biliyordum bu bile yetiyordu benim söyleyemediğim güvenli limanımdı daha fazla ayakta durmamak adına masaya geçtik ve oturduk Ömer benim yanımda Rüzgar karşıda İnci onun yanında Tunç biraz ileride Özgür çaprazımda oturuyordu ve hâlâ garipti sessizlik uzayınca İnci gülerek "en çok ne çizmeyi seviyorsun?" dedi "insan" dedim "neden?" diye sorunca omuz silktim"insanlar yalan söylese de yüzler hep gerçeği söylüyor" demem üzerine Özgür'ün eli dizinin üzerinde gerildi gördüm kesin bir bok yedin sen benim de adım Denizse bulacağım bunu diye geçirdim içimden.
İnci gülümsedi "portre mi?" dedi "hı hı" dedim "nerede çiziyorsun peki ?" diye sorunca bir saniye durdum ilk görüşmede aynı soruda susmuştum bu kez bakışlarımı kaçırıp "sokakta" dedim ve derin nefes alıp herkesin yüzüne sırayla baktım kimse bir şey söylemedi Tunç yalnızca "satıyor musun?" dedi burukça "bazen" dedim düz bir sesle "güzel kazanılıyor mu?" diye sordu merakla "gününe göre değişiyor " dedim bu kadar sonra sustu daha fazla sormadı , nerede demedi , niye sokakta demedi başka işin yok mu demedi.
İçimde bir şey gevşedi Tunç "resimlerini görmek isterim bir gün tabi sende istersen " dedi sözün içinde emir yoktu bana bırakmıştı seçimi ama içimdeki bir yer onlara o tabloları göstermeyi çok istiyordu "belki bir gün" derin nefes alıp ellerimle oynamaya başladım "neden olmasın yani" dedim .
İnci'nin yüzü aydınlandı Rüzgar hemen "benim portremi de çizer misin?" diye atladı "para verirsen çizerim " dedim ağzı açık kaldı şokla "ben abinim" dedi "daha değil"deyince bir saniyelik sessizlik oldu Rüzgar'ın yüzü düştü ben de söylediğim şey için pişman olmuştum ve içimde bir şey sıkıştı ama o cümleyi geri almadım. Rüzgar birkaç saniye sonra omuz silkti burukça "tamam" dedi.
Sadece tamam.
Kırılmıştı sesinden belliydi , ısrar etmesini, ben abinim işte demesini bekledim ama demedi sonra hemen kendini toplayıp "peki biyolojik kardeş indirimi var mı ?" diye sordu istemeden güldüm "yüzün zorsa zam bile gelir" dedim Ömer Amca kahkaha attı ve Rüzgara bakıp "herkese bunu söylüyor oğlum sana özel değil üzülme " diyince başımı ona çevirdim "sen nereden biliyorsun bu bilgiyi ?" dedim "bir gün tesadüfen gördüm" dedi "beni mi takip ettin sen?" dedim şokla "yoldan geçiyordum gördüm takip edemem yaşlıyım ben" dedi ama yüzünde o sinsi sırıtış vardı "hani sen çıtırdın adi tonton çok şüphelisin bir dediğin bir dediğini tutmuyor ne olacak bu iş" dedim yüzüne bakarken .
Özgür de gülümsedi "Rüzgar'ı çizersen sakın çil ekleme" dedi Rüzgar anında "aaaa haine bak abi olacak bir de niye?" diye sordu "çilin yokta ondan " dedi sırıtarak "Deniz ekleyebilir di mi Denizcim?" deyince Özgür "bu portre genetik mühendisliği değil" dedi kahkaha atarak Rüzgar bana bakıp "ben çocukken çok istiyordum biliyorsun nolur buna ekle bari " dedi karşımda yavru kedi gibi duruyordu ellerini çenesinin altında birleştirmişti "biliyorum kalemle çiziyormuşsun tamam böyle bakma olurda çizersem ekleyebilirim ama söz vermiyorum" dedim gözleri büyüdü "bunu da mı anlattılar sana ayıp ?" deyince yüzüne baktım "halledersin sen aslansın kaplansın çil eklersin " dedi sırıtarak kıkırdadım ve ilk sorusuna "ilk görüşmede Özgür söyledi ya salak " dedim.
"Ha doğru ya" dedi kafasını kaşırken "yazılımcısın bir de" dedim "yazılımcılar her şeyi hatırlamak zorunda değil"diye çıkıştı "ne bok yiyorsunuz o zaman o kodları nasıl hatırlıyorsun?" dedimKaya başını masaya eğip güldü Toprak "ilk kez Rüzgar'dan daha çok konuşan biri var " diyince "ben çok konuşmuyorum" dedim sitemle Ömer Amca bana baktı herkes bir ona baktı Ömer Amcaya baktı ama Ömer Amca hiçbir şey söylemeden çayından bir yudum aldı gülerek "ihtiyarrrr" dedim uyarıcı bir tonda "bir şey söylemedim masumum ben" derken bile gülüyordu "adi tonton ne olcak yüzün her şeyi söylüyor zaten" dedim somurturken.
Yarım saat sonra kendimi Rüzgar'la saçma bir telefon uygulaması hakkında tartışırken buldum kendimi o esnada Toprak bir şey anlatırken Kaya sessizce"sen bunu sakın anlatma rezil olacağız" dedi anında onlara döndüm "hah bunu duydum anlat çabuk " dedim merakla Kaya başını iki yana sallayıp "anlatılacak bir şey yok" deyince Toprak sırıttı ve "var" dedi "Toprak yapma" dedi Kaya o esnada Rüzgar hemen sandalyesinde doğruldu "okul hikâyesi mi?" diye sorunca Kaya gözlerini kapattı "Allah'ım" diye mırıldandı ben de sandalye üzerinde biraz öne eğildim "bütün aile biliyorsa bende bileyim anlatın" dedim heyecanla Toprak hâlâ sırıtıyordu "ortaokuldaydık" diye başlayınca Kaya araya girdi "on üç yaşındaydık dikkatinizi çekiyorum on üç" dedi ellerini havada görünmez birşeyin altını çizer gibi hareket ediyordu Toprak ona bakıp "ben anlatıyorum girme araya " dedi ciddiyetle "yanlış anlatıyorsun ama" dedi Kaya "daha başlamadı anlatmaya amına koyayım" diyecektim ki İnci yanımızda olduğu için son anda tuttum kendimi ve hafifçe dikleştim sandalyede "devam et Scar" dedim.
Toprak kaşının üzerindeki küçük yara izine dokunup bana baktı "bu isim kalacak mı gerçekten?" dedi "evet" dedim "itiraz hakkım var mıdır ?" diye sordu "yok" dedim Rüzgar kahkaha attı "alış abi alış senin gene anlamlı benim adım deli oldu" dedi gülerken "seninki hak edilmiş bir lakap" dedim sırıtarak sonra Toprak'a döndüm "anlat aslan parçası" dedim
Toprak ellerini dizlerinin üzerine koyup "ortaokulda Kaya'yla aynı sınıftaydık öğretmenler bizi sürekli karıştırıyordu" dedi "normal" diye araya girdim "siz bildiğin fotokopisiniz" dedim Kaya "o kadar da değil" diye itiraz edince ikisinin yüzüne dikkatlice baktım "sen konuşurken sağ kaşını daha çok kaldırıyorsun, bunun kaşının üstünde iz var, sen sinirlenince çeneni sıkıyorsun o gülerken önce sol yanağı kalkıyor aslında bariz farklar var " dedim ciddiyetle ikisi de sustu Rüzgarın şoktan ağzı açık kaldı Özgür başını bana çevirdi gözleri yuvalarından çıkacak gibi bana bakıyordu Aras bile kaşını kaldırmış sırıtıyordu.
"Ne?" dedimToprak gözlerini kıstı "sen bizi kaç kere gördün?" dedi "iki" dedim "bugünle beraber üç sayılır mı ?" dedim Kaya yüzüme bakmaya devam edip "annem hâlâ bazen arkamızdan bizi ayırt edemiyor karıştırıyor" dedi omuz silktim "arkadan ben de karıştırırım oğlum yüzünüz götünüzde değil sonuçta" dedim omuz silkerek Rüzgar bir anda kahkahayı patlatınca Ömer Amca "Deniiiiz!" dedi ben de istemsizce yüzüne baktım "ne? Mantıksal açıklama yaptım küfür sayılmaz bu tonton" dedim.
İnci kendini sıkıyordu gülmemek için ama dayanamadı gülmeye başladı Tunç başını önüne eğmiş dudaklarını saklamaya çalışıyordu Ömer Amca ise yanımda gayet ciddi duruyordu ama omuzlarının titremesinden güldüğünü görüyordum dirseğimle hafifçe koluna vurup "sen de gülüyorsun gülme o zaman" dedim ona baktım ciddiyetle ama beni umursamadı.
Toprak gülerek devam etti "neyse bir gün matematik sınavı vardı Kaya hasta olmuş okula gelmedi öğretmen de sınıfa girince beni Kaya sandı"deyince ben şokla "nasıl yani yoklamada da mı?" dedim "yoklamada Toprak diye ismimi okudu ben buradayım dedim ama sonra sınav kâğıtlarını dağıtırken önüme Kaya'nın kâğıdını bıraktı"dedi kaşlarımı kaldırdım merakla "sen ne yaptın peki ?" dedim Kaya anında "işte rezillik burada başlıyor" dedi Toprak ona bakıp "sus" dedi sonra bana döndü "öğretmene hocam ben Toprak'ım dedim ama kadın bana inanmadı" dedi birkaç saniye yüzüne baktım"nasıl inanmadı lan?" dedim
Rüzgar gülmeye başladı Toprak da gülerken "ciddi ciddi 'Toprak bugün gelmedi Kaya şaka yapma' dedi" dedi ağzım açık kaldı "sen kendi kimliğini mi ispatlamaya çalıştın öğretmene?" dedim gülerken "aynen" dedi Kaya başını sallıyordu "adam on dakika boyunca kendinin Toprak olduğunu anlatmaya çalışmış" dedi Rüzgar dayanamayarak araya girdi "sonra öğretmen müdür yardımcısını çağırdı" deyince Toprak ona döndü"sen anlatma ya ben anlatıyorum" dedi çocukça bir sitemle "ben de anlatacağım banane" dedi omuzlarını yukarı aşağı oynatıyordu"sen o okulda bile değildin oğlum ne anlatıcan delirtme beni" dedi sağ elini kaldırmış rüzgara doğru uzatmıştı "ama hikâyeyi yüz kere dinledim anlatabilirim"diye ısrar etti"Rüzgar sus abim bak elim kaşınıyor seni döverek geçirmeyeyim kaşıntısını" dedi Rüzgar ellerini havaya kaldırdı "tamam be tamam" dedi ellerini göğüsünde bağlayıp sandalyede yan döndü küsmüştü bu haline bakıp kıkırdadım.
Toprak Rüzgara ters ters bakıp derin nefes alıp devam etti "müdür yardımcısı geldi o da bizi yıllardır tanıyordu bana baktı ve 'bu Toprak' dedi" dedi "ee mesele çözülmüş işte " dedim Kaya burnundan güldü "acele etme daha devamı var " dedi Toprak başını iki yana salladı "öğretmen bu kez müdür yardımcısına 'emin misiniz?' diye sordu" bir saniye sessiz kaldım sonra kahkaha ağzımdan patladı "yok artık" dedim Toprak da gülüyordu "adam da sinirlendi 'çocuğun kendisi Toprak olduğunu söylüyor ben de Toprak diyorum daha kimi çağıralım nüfus müdürünü mü?' dedi" Ömer Amca yanımda kahkaha attı ben gülmekten konuşamıyordum "peki sınava girdin mi?" dedim gülmemin arasında "girdim" dedi "kendi adına mı peki ?" dedim.
Gülmemi durdurmaya çalışıyordum Toprak birkaç saniye sustu Kaya yüzünü eliyle kapattı ben gözlerimi kıstım "ne yaptın?" dedim Toprak dudağını ısırarak gülmemeye çalıştı "öğretmen kâğıtları yeniden dağıtırken bu sefer bana kendi kâğıdımı verdi ama sınıfta bir çocuk 'hocam yine Kaya'ya verdiniz' dedi "Rüzgar kahkaha atarken sandalyeden neredeyse düşüyordu ben Rüzgara bakarken Toprak devam etti "ben de sinirlendim doğal olarak " dedi Kaya elini yüzünden indirip "sinirlendim dediğine bakma ayağa kalkıp 'BEN TOPRAĞIM LAN' diye bağırmış" dedi kahkaha attım bugün o kadar fazla gülmüştüm ki karnım ağrımaya başlamıştı Toprak itiraz etti ayağa kalkıp "on üç yaşındaydım"dedi.
"Yaşın seni kurtarmıyor Scar" dedim sitemle "sen benim yerimde olsan ne yapardın?" dedi bir an düşündüm"masayı devirir üstüne sınav kağıdını yırtardım" dedim Ömer hemen yanımdan "doğru yapar valla " dedi ona döndüm şokla "anında satış insan bir yok yapmaz falan der adi tonton" dedim"gerçeği söyledim ben yalan söylemem allahtan korkarım" dedi sırıtarak Kaya ikimize bakıp gülerken "sonra okul ailemizi aradı" dedi İnci o ana kadar sessizce gülüyordu "beni aradılar" dedi başımı ona çevirdim "sen ayırabildin mi bari ?" diye sordum.
İnci birkaç saniye sustu bu sessizlik yeterli bir cevaptı gözlerim büyüdü "YOK ARTIK" deyip kahkaha attım Rüzgar kahkahadan iki büklüm oldu Toprak "annem okula geldi Kaya ile beraber ikimize baktı sonra beni gösterip Kaya dedi" deyince İnci hemen "o kadar hızlı oldu ki!" diye kendini savundu sitemle "anne adam zaten Kaya'nın evde hasta olduğunu söylüyor!" diye Kaya gülerken İnci "o gün ateşi vardı panikledim kafam karıştı" dedi.
Tunç hâlâ gülüyordu "sen peki ?"dedim Tunça baktım Tunç ciddi durmaya çalıştı "ben karıştırmam" dedi beş erkek aynı anda ona baktı şokla aynı anda hepsi konuştu.
Rüzgar:
"Baba yeme bizi"
Özgür:
"Baba yapma."
Kaya:
"Geçen ay beni Toprak sandın."
Toprak:
"Üç gün önce bana Kaya dedin."
Tunç'un yüzü değişti.
"Dalga geçiyordum."
Aras ilk kez konuştu.
"Değildin."
Kahkaha attım "mükemmel ailecek çocukların kim olduğunu bilmiyorsunuz inanılmaz" dedim sonra Kaya ve Toprak'a tekrar baktım ikisi gerçekten aynı yüzü taşıyordu ama nasıl karıştırıyorlardı anlamıyordum birinin duruşu bile diğerinden farklıydı Toprak daha rahat yayılıyordu Kaya otururken sırtını daha dik tutuyordu biri konuşmadan önce kaşını kaldırıyor diğeri dudaklarını sıkıyordu Toprak bana bakıp "sen gerçekten bizi hiç karıştırmadın" dedi.
"Hı" diye mırıldandım "nasıl?" dedi omuz silktim ciddiyetle onlara bakıp "bilmiyorum farklısınız işte" dedim bu kez kimse hemen konuşmadı Kaya'nın yüzündeki gülümseme biraz değişti Toprak da birkaç saniye bana baktı"insanlar genelde aynı olduğumuzu söyler" dedi hiç düşünmeden "o insanlar kör aranızda dağlar kadar fark var" dedim Rüzgar "romantik anı da mahvettin" diyince ona döndüm.
"Ne romantik anı lan ikisi de erkek"dedim sitemle"onu demiyorum başka bir şey demeye çalıştım" dedi sesinde neşe yoktu durgundu Rüzgar başını iki yana sallarken Ömer Amca'nın yanımdan bana baktığını fark ettim.
"Ne baktın tonton?" dedim "öyle bakasım geldi pamuğum" dedi gülümseyerek ben tekrar ikizlere baktım"kopyala yapıştırsınız ama kötü kopyalanmışsınız farklılık kalmış" dedim Kaya kahkaha attı Toprak "iltifat mı ettin hakaret mi ettin anlamadım" dedi "ikisi birden" dedim.
Bir süre daha güldük ve ne ara olduğunu anlamadan ben de onlarla beraber bir okul anısına gülüyordum, üç gün önce varlıklarından bile haberdar olmadığım insanların çocukluk hikâyelerini dinliyordum bu düşünce aklıma geldiğinde gülüşüm bir anlığına yavaşladı üç gün sadece üç gün ama sanki yıllardır eksik bırakılmış bir filmin sahnelerini başkasından dinliyor gibiydim.
Ben onların hiçbir okul anısında yoktum onlar da benimkilerde gerçi benim okul anılarım da sekiz yaşında bitiyordu ama olsun o an onlarla aynı okula gittiğimi her teneffüs beni kontrole geldiklerini bahçede beraber oyun oynadığımızı hayal ettim göğüsüme bir Manda oturdu nefes alamıyordum gözlerim dolmaya başladı kafamı yukarı kaldırıp hemen Rüzgara baktım.
"Senin de rezil bir okul hikâyen varsa onu da sonra dinlerim" dedim Rüzgar oturduğu yerde zıplamaya başladı "benim çok var hepsini anlatırım" dedi bir çocuktan farksızdı Özgür:
"Maalesef"deyince "abiiii!" diye cırladı Rüzgar Özgür arada konuşuyordu ama ilk görüşmeye göre çok daha sessizdi bir kere göz göze geldik bu sefer bakışını kaçırmadı ama gözlerinde öyle tuhaf bir şey vardı ki huzursuz oldum sanki bana bakmıyordu benden daha küçük birini görüyordu bu hissi sevmedim Özgürün suskunluğundan ise nefret etmiştim.
Tam soracaktım ki görevli gelip imzalanması gereken birkaç evrak bıraktı kalemi aldım adımı ve soyadımı yazdım.
Deniz Akay.
Kalemin ucu soyadımın üzerinde bir saniye durdu insan kendi soyadına bakıp yabancı hissedebilir miydi oluyormuş yanımda Korkmaz soyadını taşıyan yedi kişi vardı ben ise hâlâ Akay yazıyordum kimse bir şey söylemedi iyi ki söylemedi yoksa söyledikleri anda kalkıp giderdim bende Akay olmaktan memnun değildim ama Korkmaz olmaya da hazır mıydım bilmiyordum.
Evrakları geri verdim saat ilerlemişti Ömer Amcaya baktım "gidelim mi?" dedim "hı hı" diye mırıldanıp başını yukarı aşağı salladı ayağa kalktık Rüzgar'ın yüzü hemen düştü "nereye?" dedi "evime" dedim "daha—" diye başlayınca Tunç sadece "Rüzgarrr" dedi anında sustu.
Bu adam tek kelimeyle çocuk kapatabiliyordu saygı duydum hırkamı giyip Ömer Amcayla koridorun yarısına kadar yürüdüm ama bir anda durdum içimde tuhaf bir rahatsızlık vardı arkamı döndüm hepsi hâlâ oradaydı Rüzgar bana bakıyordu, İnci, Tunç, Özgür hepsi.
Telefonumu cebimden çıkardım "çilli" dememle Özgür başını kaldırdı "efendim?" dedi elleri cebinde bana bakıyordu"numaranı akıt gelsin" dedim koridor sessizleşti Özgür birkaç saniye bana baktı "benim mi?" dedi şokla işaret parmağı ile kendini işaret ediyordu "yok Cumhurbaşkanı'nın tabi senin kimin olacak" dedim yüzüne bakarken Rüzgar eli anında havaya kaldırdı "BEN DE—" diye bağırınca "sus lan sıra sana gelecek" dedim.
Konuşmayı bıraktı ama sırıtışı bütün yüzüne yayıldı Özgür numarasını söylemeye başladı "0567********4507" demesiyle kaydettim isim kısmına Çilli Polis yazdım ekrana eğilmeye çalışınca telefonu göğsüme çektim "bakma" dedim "ne yazdın?" diye sorunca "Özgür" dedim ama sırıtıyordum "yalan" dedi ama umursamadım .
Rüzgar yanıma geldi "ben ben?" dedi heyecanla "evet dinliyorum yazılımcı numaranı söyle bakalım" dedim gülerek "0558*********3598" dedi gülerek bana bakıyordu onu da Deli Rüzgar diye kaydettim "nasıl kaydettin?" diye sordu "Rüzgar" dedim "göster" dedi kafasını uzatıp telefonu görmeye çalışıyordu "hayır" deyip telefonu göğüsüme bastırdım "Deniz" dedi yalvarır gibi "Rüzgar" dedim uyaran bir sesle "ne ya ?" dedi ellerini iki yana açmıştı "sus arkadaş sus " dedim yalancı bir sinirle.
İnci'ye baktım sonra Tunç'a bir an onların da numarasını almam gerekiyormuş gibi hissettim ama ikisi de tek kelime etmedi bizimkini de al demediler bir tarafım onlarlada konuşmak istiyordu ama İnci'nin her an ağlayacak olması ve Tunçun mesleği beni geriyordu onlara her baktığımda boğazım düğümleniyordu gözlerim otomatik doluyordu bu durumdan nefret ediyordum derin nefes aldım ve Ömer Amcanın sesini duydum.
Ömer Amca uzaktan "bitti mi?" dedi "hı hı" diye mırıldandım tam dönerken Rüzgar "mesaj atacağım" dedi gülerek "arka arkaya çok yazarsan engellerim" dedim aynı şekilde gülerek "bir tane" dedi "bir" dedim ama inanmamıştım "iki?" diye pazarlık yapmaya başladı "bir" dedim ve yürümeye başladım asansöre vardığımız anda telefonum titredi ekrana baktım.
Deli Rüzgar
Uyudun mu?
Saate baktım 17.42 idi arkamı döndüm koridorun diğer ucunda bana el sallıyordu orta parmağımı kaldırdım düz bir suratla ona baktım kahkaha attı mesajlara girip ;
Saat daha altı bile değil gerizekâlı yazdım cevap anında geldi
Numara doğru mu onu test ettim.
Engelliyorum.
BUNU ABİNE YAPAMAZSIN
Bir süre ekrana baktım sonra:
Daha abi olmadın yazıp gönderdim üç nokta çıktı kayboldu tekrar çıktı uzun süre yazdı sonunda sadece:
Tamam yazdı
Kaşlarım hafifçe çatıldı beklediğim cevap değildi belki dalga geçerdi, belki olacağım derdi ama sadece tamam yazmıştı bu canımı sıkmıştı nedenini bilmiyordum hem onlarla konuşmak hemde uzak kalmak istiyordum .telefonu cebime koydum Ömer Amca asansörde bana baktı "ne oldu?" dedi "hiç" dedim "yüzün değişti" dedi "benim yüzümün ağzını dikmek lazım" dedim "kim yazdı?" dedi "deli" dedim "Rüzgar?" dedi "hı hı" diye kafamı aşağı yukarı sallarken mırıldandım.
Hastaneden çıktığımızda hava çoktan kararmaya başlamıştı Ömer Amca ile yan yana yürüdük bir süre konuşmadı ben daha fazla dayanamadım Ömer Amcaya bakıp"konuş" dedim "ne diyeyim?" dedi "bilmiyorum" dedim "güzel insanlar" dedi omuz silktim "kötü değiller" dedim "Rüzgar'ı sevdin bence" dedi yüzüme baktı "başladın yine" dedim "Özgür'ü de sevdin bence " dedi kafamı öne eğip ellerimi cebime soktum derin nefes alıp "Özgür bugün tuhaftı" dedim rahatsızca "nasıl?" dedi merakla"bilmiyorum bana bakıp bakıp kaçırdı gözlerini" dedim.
"Belki duygulanmıştır" dedi"benden mi?" dedim şokla Ömer Amcaya baktım "kardeşisin sonuçta" dedi omuzlarını silkti "tontonum duygusal konuşma kusarım valla bak" dedim ama gözlerim dolmaya başlamıştı onları orda bırakıp uzaklaşmak zor geliyordu zor geldikçe kendime kızıyordum "tamam" dedi bir süre sonra telefon tekrar titredi cebimden çıkardım.
Çilli Polis
Numarayı kontrol etmek için yazıyorum eve ulaştın mı?
Kahkaha attım Ömer "ne?" diye sordu "diğer salak" dedim ekrana yazdım.
Siz ailecek anlaşmalı mı çalışıyorsunuz?
Özgür:
Rüzgar da mı sordu?
Evet.
Bir süre cevap gelmedi sonra:
O zaman ikinci kez sormuş oldum iyi geceler Deniz.
İki kelimeye takıldım iyi geceler kim bilir kaç yıldır biri bana bunu söylememişti Ömer Amca söylemişti tabii söylemişti ama başkası? hatırlamıyordum.
Telefonu kapattım ve cebime koydum Ömer Amca "ne dedi?" diye sordu "iyi geceler" dedim "hı" dedi ima ile bana baktı "ne hı?" dedim "bir şey demedim" dedi "gene yüzün konuşuyor sen demesen kaç yazar " diye rahatsızca söylendim.
Depoya doğru yürümeye başladık bir süre sonra Ömer Amca "ben önce sana uğrayacağım" dedi anında başımı çevirdim "hayır" dedim kesin bir dille "elimde yemek var" dedi masumca bakarak ne ara yemek almıştı onu bile anlamamıştım düşüncelere o kadar dalmıştım ki durduğumuzu ve yemek aldığını bile görmemiştim "ver ben götürürüm" dedim "birlikte yeriz" deyince:
"Tontonum" dedim sesimi yumuşatmaya özen göstererek "ne?" dedi anlamazdan gelerek "hava kararıyor" dedim sesimi sabit tutmaya çalıştım"görüyorum" dedi yürümeyi bıraktım yüzüne baktım "eve git sen hiç gelme" dedim elindeki yemeği almaya çalışarak "yemeği bırakıp giderim" dedi ısrarcı bir şekilde "Ömer Amca" dedim sinirle
Adını öyle söylediğim anda yüzü değişti biliyordu tontonum şakaydı, Ömer Amca sınırdı bir süre bana baktı "yarım saat" dedi pazarlık yaparak "on beş dakika" dedim "yirmi" dedi "on yedi" dedim "pazarlık mı yapıyoruz?" dedi "evet" dedim "yirmi" dedi "on sekiz oda sana son " dedim "yirmi" diye diretti "tamam be off " dedim derin nefes aldım ve yürümeye devam ettik.
Depoya geldiğimizde etrafı her zamanki gibi kontrol ettim sokağın başı, karşı kaldırımı, araçların konumunu , kapının yanını, pencere bir şey yoktu anahtarı çıkartıp kapıyı açtım Ömer Amca içeri girince hemen arkasından kapattım sürgüyü çektim asma kilidi iç taraftaki düzeneğe taktım sonra kapı kolunu birkaç kere zorladım kapı güvendeydi.
Ömer Amca beni izliyordu "ne?" dedim rahatsızca"burda bu şekilde kalman beni rahatsız ediyor" dedi "bir şey yok tonton burası benim evim" dedim Ömer Amca derin nefes aldı"ne ev ama sorma " dedi yüzüne baktım "gene başlamayalım" dedim poşeti tezgâhın üzerine koyup "köfte" dedi gözlerim açıldı "evlen benimle" dedim sırıtarak.
Ömer Amca bana öyle bir baktı ki "arsız" der gibiydi güldüm "az önce tontonum diyordun" dedi "yemek görünce ilişkimizin seviyesi değişti" dedim gülerek "dengesiz" diye söylendi "sen büyüttün" dedim omuz silktim "ben seni büyütmedim" deyince yüzüne baktım "bak hemen sorumluluktan kaçıyor adi tonton" dedim sesimi düz tutmaya çalıştım ama kırılmıştım.
Köfteyi ısıttık evde olan 2 eski tabağa koyduk ben yere oturdum Ömer kırık koltuğa geçti ilk lokmayı ağzıma attığımda gözlerimi kapattım "çok iyi" diye inledim "yavaş ye" dedi "karışma sen" dedim "boğulacaksın" dedi bana bakıp güldü "buna da programım dolu" dedim başını iki yana salladı.
Bir süre sessizce yedik sonra "bugün ne hissettin?" diye sordu çatalım havada kaldı "yemek yerken psikolojik analiz yasak" dedim gözlerimi kaçırdım "tamam" dedi "bu kadar mı?" diye sorunca "sen istemedin" dedi gıcık iki kere daha ısrar etse anlatıcam belki BOK hayatta anlatmazdım ama sorsun istedim.
İki lokma daha aldım sonra kendi kendime konuşmaya başladım "İnci yine ağlayacaktı" dedim Ömer cevap vermedi bana baktı "Tunç iyi" dedim "hı" diye mırıldandı "Aras hâlâ suratsız ,kopyala yapıştırlar düşündüğümden daha komik , Rüzgar zaten deli ama Özgür bir tarafı var ki çok anlayışlı komik ama diğer tarafı korkutucu ayrıca bir bok yemiş" Ömer Amca bu kez durdu.
Çatalı tabağın içinde çevirdim "Yüzü" derken yüzü gözümün önüne geldi bana bakamayışı elleri ile oynayışı "ne olmuş yüzüne?" diye sordu "suçlu" dedim ama sesim çok kısık çıkmıştı"belki sadece yorgundur" dedi "ben yorgun insanla suçlu insanı ayırt ederim nasıl göründüğünü çok iyi bilirim" dedim çünkü insan aynada kendine bakınca suçlu ifadesini istenmemeyi çok iyi anlıyordu tamam bahanelerim vardı ama hırsızdım bu da değişmeyen bir gerçekti bu yükle yaşamak zorundaydım.
Ömer Amca daha fazla sormadı işte bu yüzden seviyordum ihtiyarı diye düşünürken kendime kızdım seviyorsun ne demek tabii seviyordum Allah'ın cezası yirmi yıldır kan bağı diye sevginin ne demek olduğunu düşündüren insan müsveddeleri yüzünden sevgi kelimesini bile sorgular olmuştum.
Telefonum tekrar titredi.
Deli Rüzgar
Eve vardın mı?
Kaşlarımı çattım.
Sana ne?
Anında:
Merak ettim.
Uzun süre ekrana baktım sonra vardım yazıp gönderdim Ömer "kim?" diye sordu "deli" dedim "ne dedi?" dedi "eve vardın mı dedi" dedim "güzel" dedi başını yukarı aşağı olumlu anlamda salladı "güzel olan ne ?" dedim "merak ediyor olması " dedi "daha iki kere gördü" deyince "insan merak etmek için süre tutmuyor" dedi yüzüme bakarak "sen bugün fazla bilgesin bugün bu bilgelik bana batıyor " dedim huzursuzca "her gün öyleyim cadı" dedi gülerek "egon da var yandık" dedim ellerimi dizlerime vurdum.
Telefonu yere bıraktım yemeğimiz bitmişti tabağın kenarındaki son ekmek parçasıyla köftenin yağını sıyırdım Ömer Amca gördü ama bir şey söylemedi iyi insanların genelde neyi görüp neyi söylememesi gerektiğini bilen kişi sayısı gerçekten azdı Ömer Amca da bunlardan biriydi.
Saat ilerledi ama ÖmerAmca kalkmadı kalkmamak için bahane uydurup duruyordu saate baktım "yirmi dakika doldu hadi yallah" dedim "çay içmedik daha" dedi "çay yok" dedim sesim beklediğimden yüksek çıkmıştı "neden?" dedi "bitti de ondan" dedim ayağa kalkıp önünde durdum "sen Türk değil misin?" diye sorunca "soyadım kayıp vatandaşlığıma da girme" dedim bir an sustu sonra ikimiz de güldük gülüşüm kesildiğinde saat dokuzu geçmişti ayağa kalkıp "hadi" dedim Ömer bana baktı "nereye?" dedi "gene başa sardık ya evine yaşlı adam evine " dedim sağ elimle gitsin diye kapıyı gösteriyordum "bu gece burada kalırım" deyince yüzüm anında ciddileşti.
"Hayır" dedim net bir şekilde "Deniz"deyinde anında "tontonum şaka yapmıyorum burası sana göre değil tehlikeli" dedim gözlerinin içine bakarken "bana göre değil ama sana göre öyle mi?" dedi sesi her an ağlayacak gibi çıkıyordu vicdanıma oynuyordu"ben alışığım" dedim kesin bir dille bu cümleyi söyler söylemez yüzü değişti içimde bir şey gerildi "Deniz..." dedi "Ömer Amca" dedim sustu "git" dedim "sen burada tek—" diye başlayınca sözünü kestim.
"Ben yıllardır buradayım" dedim "bu iyi olduğu anlamına gelmiyor" dedi gözünden bir damla yaş düştü o yaş yanağına değil resmen benim ciğerime düşmüştü benim yüzümden ağlamasından nefret ediyordum ciddi duruşumu bozmadım"biliyorum" dedim "peki niye—" dediği an düşünmeden"çünkü evim burası" dedim sesim biraz yüksek çıkmıştı Ömer Amca sustu.
Derin nefes aldım "senin gece burada olmanı istemiyorum bölgeyi biliyorsun" dedim "sen de buradasın" dedi "ben kendimi biliyorum" dedim "ben de kendimi biliyorum" deyince yüzüne baktım"tontonum yetmiş sekiz yaşındasın" dedim ses tonumu düşürdüm"hatırlattığın için sağ ol" dedi kırgınca "gerçek bu ama "dedim"kırıcı gerçek" dedi çocuk gibi kollarını göğüsünde bağladı istemeden gülümsedim "git" dedim .
Ömer başını iki yana olumsuzca salladı ama sonunda ceketini aldı "tamam" dedi "güzel" deyip kapıya doğru yürüdüm elimi sürgüye attığım anda dışarıdan metal bir ses geldi elim havada kaldı.
"Ne oldu?"dedi bana bakarak parmağımı dudaklarıma götürdüm susmasını işaret ettim sessizliği dinledim ve tekrardan ;
Tak
diye bir ses geldi kapının dış tarafından başımı hafif yana çevirdim bütün bedenim bir anda değişmişti uykusuzluk yoktu, yorgunluk yoktu, aile yoktu, hastane yoktu sokak vardı risk vardı çıkış vardı Ömer Amca vardı "arkama geç"dedim sessizce"Deniz—" diyip elini omzuma koydu "Şşşt ne olursa olsun arkamdan çıkmıyorsun "diye uyarıda bulundum.
Işığı kapattım depo karanlığa gömüldü arka pencerenin önü açıktı, kapı ana çıkıştı, sağ tarafta metal raf vardı, çantam yerde, bıçağım cebimde, Ömer Amca sol arkamdaydı kapının sürgüsü hafifçe oynadı birisi dışarıdan zorluyordu.
Ömer Amca çok kısık sesle "polisi ara" dedi ama ben cebimdeki bıçağı çıkartıp açtım telefonu Ömer Amcaya uzatıp "sen ara" derken kapı büyük bir sesle sarsıldı.
GÜM.
Ömer Amca irkildi ama ben kapıya baktım ikinci darbe geldi ve tahta çatladı "pencereye git" dedim emir veren bir sesle "ben seni bırakmam" dedi başımı ona çevirdim "tontonum" dedim "hayır" dedi "bu sefer beni dinle nolursun" dedim sesim yalvarır gibi çıkmıştı üçüncü darbe kapının eski kilit tarafını gevşetti bıçağı elimde daha sıkı tuttum.
Ömer Amca bıçağı görünce yüzü sertleşti "Deniz" dedi "sus" dedim dördüncü darbede kapı içeri doğru açıldı önde iki kişi sonra arkalarında üçüncü bir gölge belirdi öndeki adam birilerini görünce durdu.
"LAN BİRİLERİ VAR İÇERDE " diye bağırdı "SİKTİRİN GİDİN LAN" diye bağırdım sesim gayet sakin çıkmıştı ama içimdeki kalp ise göğüs kafesimi tekmeliyordu adam etrafa baktı "ne var burada?" dedi "hiçbir şey" dedim diğeri çantamı gördü "para vardır" dedi "yok" dedim bir adım atınca bıçağı kaldırdım ve adamın göreceği şekilde savurdum.
"Bir adım daha atma allahıma deşerim hepinizi" dedim adam birkaç saniye bana baktı sonra güldü "bak hele" dedi insanların karşılarında küçük bir kadın görünce yaptığı en büyük hata buydu küçümsemek elini bana uzattığı anda bileğini yakalayıp çevirdim küfretti dizimi bacağına geçirdim yanındaki üzerime geldi omzuyla göğsüme çarpınca duvara savruldumnefesim kesildi ama bıçağı elimden düşürmedim.
"DENİZ!"diye bağırdı Ömer Amca ona anlık baktım ve "GERİ DUR!" diye bağırdım.
Ömer Amca arkamdaydı öndeki adam tekrar üzerime geldi dirseğimi yüzüne geçirdim burnundan kan geldi küfretti üçüncü adam çantama uzandı "BIRAK ONU!" diye bağırıp çantaya yapıştım o çekti ben çektim askı koptu ikimiz de sendeledik arkamdan bir kol boynuma dolandı ve sıkmaya başladı nefesim kesildi dirseğimi geriye vurdum ve o anda adamın nefesi kesildi elinden kurtuldum kafamı arkaya çevirdiğim anda gördüğüm ilk şey Ömer Amca oldu.
Ve ona doğru ilerleyen adamı ve elindeki bıçağı zaman yavaşladı "ONA DOKUNMA LAN ŞEREFSİZ !" diye bağırıp adama doğru koşmaya başladım o anda nefesi kesilen adam kalkmış ve bana bir yumruk atmıştı umursamadım adam dönüp karnına yumruk attım nefesi tekrar kesilince iki büklüm oldu sırtına dirseğimi vurdum yere düştüğünü görünce Ömer Amcaya koşmaya başladım bir saniye.
Sadece bir saniye.
Bıçağın metalini gördüm sonra da Ömer Amca'nın göğsüne adamın eli ileri gitti sonra geri geldi bıçağın üstünde kan vardı ses yoktu hiçbir şey yoktu sadece Ömer Amca bana baktı.
"Tonton?"dedim çaresizce dudakları aralandı dizleri çözüldü ve dizlerinin üstüne düştü "HAYIR HAYIR HAYIR ÖMER AMCA!" diye bağırdım onu tutmaya çalıştım ağırlığıyla beraber ben de yere çöktüm adamların ayak sesleri geldi kaçıyorlardı normalde peşlerinden giderdim en azından yüzlerini ezberlerdim plakaya bakardım birini yakalardım ama hiçbirine bakmadım çünkü Ömer Amca 'nın göğsünden kan çıkıyordu.
Çok fazlaydı "hayır" diye inledim elimle yaraya bastırdım kan parmaklarımın arasından taştı "hayır hayır hayır" dedim "pamuğum..." dedi "konuşma" dedim sesim boğuk çıkıyordu "Deniz..." dedi sesi kısıktı "konuşma dedim!"diye bağırdım.
Telefona bakındım yerdeydi uzanıp aldım elim kanlıydı telefon kaydı ve tekrar yere düştü "hay ananı sikeyim!" diye bağırıp aldım 112'yi aradım ve "4. sanayi sitesinin arkasındaki küçük depo acil yarım edin bıçaklandı" diye söyledim "kim bıçaklandı?" diye sordular "yetmiş sekiz yaşında erkek göğsünden çok kanıyor" dedim bilinci açık mı diye sorduklarında Ömer Amcaya baktım.
"Tontonum" dedim ve hafifçe sarstım gözlerini açtı "hı" diye mırıldandı "bana bak gözlerini kapamak yok " dedim telefondaki kadına "bilinci açık çabuk olun" dedim kadın bana temiz bez veya kumaşla baskı yapmamı kanı onlar gelene kadar durdurmamı söylediler etrafa baktım ama ne temiz bez nede kumaş vardı kendi hırkamı çıkartıp katladım göğsüne bastırdım Ömer Amca acıyla nefes aldı "özür dilerim özür dilerim dayan nolur dayan" dedim panikle.
"Pamuğum"diye inledi "sus yorma kendini" dedim"sen iyi misin?"dedi bir an yüzüne baktım yerde yatıyordu göğsünden kan akıyordu bana iyi misin diye soruyordu ağzımdan kahkaha gibi bozuk bir ses çıktı.
"Sen ciddi misin?" derken göz yaşlarımın aktığını fark edince yüzümü çevirdim Ömer Amca çok hafifçe gülümsedi "bana... gelme demiştin"burnumdan garip bir kahkaha daha çıktı "evet amına koyayım ben sana gelme dedim "dedim sitemle "nedense... dinlemedim"dedi sırıtarak rengi giderek beyazlaşıyordu "fark ettim ama bu sonranın hesabı tonton" dedim ellerimle daha çok yaraya baskı uygulamaya başladım.
Uzaktan siren sesi geldi "bak geliyorlar tamam mı geldiler" dedim Ömer'in gözleri kapanmaya başlayınca yüzüne hafifçe vurdum "hayır" dedim gözlerini tekrar açtı "uyumak yok" dedim "yorgunum" diye inledi"bana ne? ben yıllardır uyumuyorum sen de uyumayacaksın" dedim sesim ağlamaktan bok gibi çıkıyordu.
Siren yaklaştı kapıdan sağlıkçılardan girdi biri yanıma çöktü "hanımefendi geri çekilin" dedi "kanıyor" dedim sesim titrerken "biz devralıyoruz" dedi "elimi çekince—" derken "ben baskıyı alacağım üçte bırakın" dedi elini montun üzerine yerleştirdi.
"bir" nefesimi tuttum "iki" Ömer Amcaya baktım "üç"elimi çektim avuçlarım tamamen kandı parmaklarım, bileğim, kazağım her yer ama umursamadım Ömer Amcayı sedyeye aldılar bende peşlerinden gittim bir sağlıkçı "yakını mısınız?" diye sordu durdum yakını bu kelimeye bir saniye durmama neden oldu ama "evet" dedim "nesi oluyorsunuz?" dedi ağzımdan düşünmeden"kızı" kelimesi çıktı.
Adam bana baktı sonra hiçbir şey sormadı "ambulansa gelin" dedi bindim Ömer Amcanın elini tutmadım ama sedyenin metal kenarını tuttum sanki bırakırsam gerçekten gidecekmiş gibi ambulansın kapıları kapanırken dışarıdaki sokak bir anda kayboldu siren sesi duvarların arasından kafamın içine giriyordu ama umurumda değildi sedyenin üzerinde yatan Ömer Amca'dan başka hiçbir şey görmüyordum .
Sağlıkçı bir şeyler söylüyor damar yolu açıyor cihazların kablolarını göğsüne yapıştırıyordu ben köşedeki dar koltuğa oturmuştum ama oturmak denmezdi bedenim oradaydı sadece ellerim tamamen kandı parmaklarımı birbirine sürttükçe kuruyan kan derimi çekiyordu Ömer Amca gözlerini hafifçe açınca anında öne eğildim.
"Tontonum" dedim bakışları beni buldu "pamuğum..."diyince anında"konuşma doktor konuşma diyor di mi abla " dedim bir umut sağlıkçı bana bakıp hiçbir şey söylemedi ben uydurmuştum çünkü Ömer Amca'nın dudağının kenarı çok hafif kıvrıldı.
"Yalancı" dedi burnumun direği sızladı gözlerimi kaçırdım elini hareket ettirmeye çalıştı beceremedi ben uzanacakken parmakları elimi buldu zayıftı hayatımda ilk kez onun elini bu kadar güçsüz hissettim içimden bir şey koptu "bırakma"bunu ben mi söyledim o mu bilmiyorum belkide ikimiz aynı anda söylemiştik parmaklarını sıktım Ömer Amca nefes almakta zorlanıyordu ama gözleri hâlâ bendeydi.
"Deniz..."dedi "buradayım" dedim "dinle"dedi anında"konuşma dedim sana"dedi sesi artık çok zor çıkıyordu rengi aynı saçları gibi olmuştu "dinle kızım" dedi
Kızım.
Boğazım kapandı başımı iki yana olumsuzca salladım "sonra konuşuruz vallaha bu sefer çayda demlicem" dedim "onları..." dedi kaşlarımı çattım nefes aldı acıyla "yani Korkmazları" dedi bir an yüzüne baktım şimdi bunun sırası mıydı? "tontonum—" derken lafımı böldü "elini uzattılar" nefesi kesildi sağlıkçı monitöre baktı Ömer Amca tekrar nefes almaya çalıştı.
"Sen de... uzat"gözlerim doldu"şimdi aile konuşması yapma Allah aşkına" dedim parmakları elimin içinde hafifçe hareket etti "dışlama onları" dediği an gözyaşlarımı tutamadım yanağımdan sicim gibi indi.
"Sen ne yapıyorsun?"sesim yükseldi "vedalaşıyor musun benimle?" dedim Ömer Amca cevap vermedi elini daha sert sıktım"hayır hayır bana bak"dedim göz kapakları ağırlaştı"Ömer Amca" diye seslendim ama cevap yoktu monitörün sesi değişti sağlıkçı bir anda doğruldu.
Ömer'in eli benimkinin içinde gevşedi "tontonum?"diye inledim çizgi değişti , ses uzadı , sağlıkçının yüzü ciddileşti.
"Çekilin" dedi kadın bana"ne oldu?" diye sordum kalbim deli gibi atıyordu "elini bırakın!" diye bağırdı sağlıkçı"ne oldu?!" diye sesimi yükselttim"kalbi durdu!" dediği an dünyadaki bütün sesler bir anda yok oldu elimden Ömer Amca'nın elini aldılar beni ambulansın arkasına doğru ittirdiler sağlık çalışanı göğsüne bastırmaya başladı.
Bir.
İki.
Üç.
"Tontonum?" dedim kimse bana bakmadı "ÖMER AMCA!"diye bağırıp ona dokunmaya çalıştım ama sağlık çalışanı beni itti ve"hanımefendi lütfen geri çekilin engel olmayın bize !"diye bağırdı defibrilatörü hazırlıyorlardı telefonumu nasıl çıkardığımı bilmiyorum ellerim o kadar titriyordu ki telefonu iki kere düşürüyordum rehber açıldı.
Çilli Polis.
Bastım telefon bir kere çaldı ve anında Özgür telefonu açtı "Deniz?"diye seslendi ama ben cevap veremedim ÖmerAmca'nın göğsüne bastırıyorlardı"Deniz?" diye tekrar seslendi sesi paniklemiş gibiydi sağlıkçı "şarj!" diye bağırdı telefon elimde titriyordu "çilli..." dedim ağlarken"neredesin?" dedi panikle"ölüyor" dedim sesim çok kısık çıkmıştı o kelimeyi anarsam Ömer Amca'nın başına gelecekti sanki karşı taraf sustu"ne kim ?" dedi şokla"tontonum ölüyor" sesim çıktı ama bana ait değildi "Deniz nerede—" diyordu telefon hâlâ kulağımdayken sağlıkçıya bağırdım."DOKTOR!" adam bana bakmadı "ölüyor tontonum kurtar onu!"diye bağırdım Özgür telefonda "Deniz! Deniz beni dinle!" diye bağırıyordu ama dinlemiyordum.
"Onu kurtar amına koyayım!"diye inledim cihazın sesi geldi bir şok Ömer'in bedeni sedyede hafifçe sıçradı ben çığlık attım "TONTON!"derken artık gözyaşlarından onu net bile göremiyordum elimle hızlıca gözlerimi sildim Özgür'ün sesi hâlâ telefondaydı "hangi ambulans nereye gidiyorsunuz?" diyordu sağlıkçıya baktım ve "hangi hastaneye gidiyoruz "dedim kadın bana bakmadan "İstanbul Şehir Hastanesi" dedi Özgür'e söyledim.
"Geliyorum"dedi hiç düşünmeden"çilli..."dedim"geliyorum Deniz"dedi telefon elimden düştü ambulansın zemininde kaldı umurumda değildi gözüm monitördeydi sağlıkçılardaydı tekrar müdahale ediyordu bir şey söylediler ama anlamadım sonra o korkunç düz ses değişti monitörde yeniden hareket gördüm.
"Ritim geldi"dedi kadın bacaklarım boşaldı olduğum yere çöktüm"nefes alıyor mu?" dedim kimse cevap vermedi"nefes alıyor mu?!"diye sesimi yükselttim sağlıkçı bu kez bana baktı"kalbi yeniden çalışıyor ama durumu çok ciddi" dedi düz bir sesle kalbi yeniden çalışıyor sadece o kısmını duydum gerisi yoktu başımı duvara yasladım.
"Tamam"dedim kendi kendime sonra Ömer Amcaya baktım "bak"sesim titriyordu"bak tonton gene kazandın"ama gözlerini açmadı hastaneye vardığımızda sedyeyi elimden aldılar gerçekten sanki benimmiş gibi sanki onu götürmek için benden izin almaları gerekiyormuş gibi peşlerinden koştum "ben de geliyorum" dedim "burada kalmanız gerekiyor" dediler "ben de geliyorum dedim bana bırakma dedi !" diye bağırdım ama ameliyathaneye alamayız dediler ve kapı yüzüme kapandı.
Olduğum yerde kaldım sonra yürümeye başladım bir uçtan diğer uca dön tekrar ellerim titriyordu kan kurumuştu parmaklarımı açıp kapatamıyordum aynı gerilme yüzümde de vardı ağlarken gözyaşlarımı sildiğim için sanırım yüzüm kan olmuştu"tontonum beni bırakmaz" diye sayıklayıp ellerimi sıkıyordum bir tur daha "tontonum beni bırakmaz" koridorun sonuna geldim döndüm"tontonum beni bırakmaz"biri adımı söyledi duymadım.
"Deniz" dedi yürüdüm"tontonum beni bırakmaz"diye inledim Korkmazlar gelmişti Özgür önde arkasında Tunç, İnci, Rüzgar, Aras, Kaya ve Toprak ama hiçbirini görmedim gerçekten görmedim Özgür bana doğru bir adım attı Tunç kolundan tuttu"dur" dedi Özgür durdu ben önlerinden geçtim bir, iki, üç kez sanki koridorda yedi insan yokmuş gibi ellerime bakıyordum Ömer'in kanı tırnaklarımın arasındaydı.
"Tontonum beni bırakmaz" Rüzgar'ın yüzü bembeyazdı İnci ağlıyordu Özgür ise gözünü benden ayırmıyordu ama ben onları görmüyordum ameliyathane kapısı açıldığında bir anda durdum doktor dışarı çıktı üzerine doğru yürüdüm"nasıl?" dedim"ameliyat devam ediyor" dedi ciddi bir tonda"yaşayacak mı?" dedim sesim çatlamıştı doktor nefes aldı"yarası ciddi çok kan kaybetti bir de yaşı—" derken devamını söylemesine izin vermedim iki elimle önlüğünün yakasına yapıştım.
"Yaşı ne?"dedim sesim ölümcül şekilde sakindi koridor bir anda hareketlendi "Deniz!"diye bir ses yükseldi kimin bağırdığını bilmiyorum doktor şaşkınlıkla ellerime baktı "hanımefendi sakin—" derken yumruğumu kaldırdım gerçekten vuracaktım ama kolum havada kaldı doktorun gözlerine baktım.
"Sana saygımdan vurmuyorum" dedim sesim titriyordu yumruğum da titriyordu "ama o yaşayacak duydun mu beni" dedim doktor hiçbir şey söylemedi "o yaşlı diye bana burada ölür falan deme yetmiş sekizmiş seksenmiş yüzmüş sikimde değil" Özgür birkaç adım arkamdaydı ama bana dokunmadı doktor sakin bir sesle "elimizden gelen her şeyi yapıyoruz" dedi.
"Yetmez" dedim gözlerinden ayırmadım gözümü "onu yaşat" dedim sesim korkunç çıkmıştı parmaklarım yavaşça yakasından ayrıdım doktor önlüğünü düzeltti bir saniye bana baktı sonra "içeri dönmem gerekiyor" deyip kapıya yöneldi kapı kapandı.
Ben birkaç saniye öylece kaldım sonra dizlerim çözüldü yere düştüm bu sefer gülmedim hiç ses öyle bir çıktı ki kendimden korktum hüngür hüngür ağlamaya başladım.
"Tonton..." derken elimi yumruk yaptım ve yere vurdum "gelme dedim sana!"derken bir daha vurdum.
Tak.
"Tonton adi tonton!" derken yere bir daha vurdum
Tak.
"DİNLEMEDİN!"
Elimin içi yanıyordu parmak eklemlerim sızlamaya başlamıştı ama umurumda değildi yeniden yumruğumu kaldırdım"ben sana gelme dedim!" diye inledim elimi bir kez daha yere indirdim bu sefer daha sertti acı bileğimden dirseğime kadar çıktı ama yetmedi hiçbir şey yetmiyordu kafamın içinde ÖmerAmca'nın ambulanstaki sesi dönüyordu, elinin elimin içinde gevşemesi dönüyordu, o dümdüz monitör sesi dönüyordu.
"Sen niye hiç laf dinlemiyorsun?!"diye bağırdım yumruğumu tekrar kaldırdım Özgür hareket ettiğini bile fark etmediğim kadar sessiz şekilde bana yaklaştı ama bana dokunmadı önümde dizlerinin üzerine çöktü sonra elini benimle zemin arasına koymuştu yumruğumu hırsla elini görmeden indirdim beklediğim acı gelmedi daha yumuşak bir şeye çarpmıştı elim ne olduğuna baktığımda bir el gördüm.
Kafamı kaldırıp kim diye bakınca Özgürü gördümelinin dışı yere dönüktü, parmaklarının tersi koridorun soğuk zemininde açıktı tam benim vurduğum yerde bakışları yüzümdeydi acı çekmemi engellediği için daha da sinirlendim tekrar yumruğumu havaya kaldırdım.
"Çek elini" dedim sinirle Özgür cevap vermedi "çilli çek elini"dedim bana bakmaya devam edip"hayır" dedi kaşlarımı çattım yumruğum hâlâ havadaydı "sana vururum çek lan elini" dedim "tamam" sesindeki sakinlik daha çok sinirimi bozdu.
Yumruğumu biraz daha kaldırdım gerçekten vurabilirdim hatta o an vurmak istedim bir şeye vurmak zorundaydım yere, duvara, kendime, ona fark etmiyordu içimdeki öfke bir yerden çıkmak zorundaydı ama gözüm yerde duran eline takıldı.
Bana dokunmuyordu , kolumu tutmuyordu , bileğimi yakalamıyordu , beni durdurmak için üzerime gelmiyordu , sadece elini yumruğumla zemin arasına koymuştu, sanki bana seçim bırakıyordu ya duracaktım ya da ona vuracaktım.
"Çek" derken sesim bu kez daha düşük çıktı Özgür başını iki yana olumsuzca salladı "elin parçalanıyor"dedi ona bakıp "onun kalbi durdu benim elim çok önemli değil" dedim yerdeki eline baktım ağzımdan ağlamanın arasına karışmış küçücük, boktan bir kahkaha çıktı ama hemen ardından yüzüm tekrar dağıldı yumruğumu indiremedim elim havada birkaç saniye titredi sonra yavaşça açıldı.
Özgür elini çekmedi ben avucumu kendi dizimin üzerine bıraktım ve daha çok ağladım "gelme dedim ona..." Özgür'ün yüzü değişti ama bana dokunmadı "ben ona gelme dedim çilli" dedim gözleri dolu şekilde bana bakıyordu "git dedim burası tekin değil dedim dinlemedi tonton adi tonton..." derken ağlamam daha da şiddetlendi omuzlarım sarsılıyorduvbaşımı eğdim hıçkırarak nefes almaya çalıştım Özgür'ün yerde duran eli hâlâ önümdeydi.
Ben ona bakarken bir damla gözyaşım elinin üzerine düştü Özgür kıpırdamadı elini çekmedi başımı eğip iki elimle yüzümü kapattım Ömer'Amca'nın kurumuş kanıyla ağlıyordum"sen beni bırakmazsın" derken nefes almakta zorlanıyordum"bırakmazsın lan" başımı eğdim alnım neredeyse yere değiyordu "ben daha seni bırakmadım ki..." derken sesim tamamen kırıldı"sen beni nasıl bırakırsın?" derken Özgür önümde diz çökmüş halde kaldı, aramızda hâlâ mesafe vardı elini artık yavaşça yerden çekti ama bana uzatmadı.
Dokunmadı sadece oradaydı ellerimi yüzümden çektim ve saçlarımın içinden geçirip ameliyathane kapısına bakarken çık ordan tonton sağlıklı çık" diye mırıldandım ellerimle gözyaşlarımı silip kapıya tekrar baktım "bırakma dedin ama içeri almadılar beni " derken sesim çok kısık çıkmıştı "DUYUYOR MUSUN BENİ İÇERİ ALMADILARRR" diye bağırdım ve hıçkırıklarım arasında kapıya bakmaya başladım bir süre sonra kapıya bakıp şarkı söylemeye başladım .
Hayat, daha kaç kere vurup, kaç kere kıracak
Kaç kere yıkıp, kaç kere savuracak derken gözyaşlarım deli gibi akıyordu .
Kalbim kalbim derken elimi yumruk yapıp göğüsüme peş peşe vurdum ağzımdan bir hıçkırık kaçtı
daha kaç kere çarpıp, kaç kere duracak
Kaç kere inanıp, kaç kere unutacak
Hayat hayat, daha kaç kere vurup, kaç kere kıracak
Kaç kere yıkıp, kaç kere savuracak
Kalbim kalbim, daha kaç kere çarpıp, kaç kere duracak
Kaç kere inanıp, kaç kere unutacak
diye şarkıya devam ediyordum arkamdan hıçkırık sesleri duyuyordum ama dönüp bakmadım bakamadım bir şarkı ancak bu kadar bir anı anlatabilirdi içerde benim her şeyim yatıyordu ben çaresizce onu bekliyordum koridorda yedi kişi beni bekliyordu ve izliyordu bilmiyordum ama benim dünyamda yalnızca ameliyathanenin kapısı vardı.
Ve o kapının arkasında...
Tontonum.
SELAAMMMMMM BEN GELDİMMMMM
Denizin aile ile kendi isteği ile yakınlaşmasına ne diyorsunuz ????
Sizce tonton yaşayacak mı?????
Özgürün Deniz hakkında araştırma yapmasına ne diyorsunuz??
Özgürün Denize desteğini nasıl buldunuz?????
Bölüm etkileşimi
