3. bölüm / 6
Kayıp SoyadımBölüm 3
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3
- 1 Bölüm 12.423 kelime
- 2 Bölüm 26.877 kelime
- 3 Bölüm 37.941 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 46.907 kelime
- 5 Bölüm 510.330 kelime
- 6 Bölüm 610.787 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hemşirenin peşinden yürürken ayak seslerimi fazla net duyuyordum kalbim deli gibi atıyordu çok saçma bir andı ailem olsa ne değişirdi ki ? tüm yaşadığım şeyler silinecek miydi ? ben cevabını vereyim kocaman boktan bir hayır.
Her adımda doktorun kapısı biraz daha yaklaşıyordu ve ben hayatım boyunca ilk kez bir kapının ardında ne olduğunu bilmek istemekle o kapının önünden koşarak kaçmak arasında kalmıştım. Normalde bir yer bana kötü hissettiriyorsa düşünmem bile giderim, sokaklar sana bunu öğretiyordu zaten içinde kötü bir his varsa mantık arama, kalabalık neden koşuyor diye sorgulama, biri seni fazla uzun süredir izliyorsa belki tesadüftür deme bas git. Ama şimdi gidemezdim çünkü yaklaşık yirmi yıldır benim bilmediğim bir hayat o kapının arkasındaydı tüm gerçekler oradaydı.
Arkamı dönmedim ama onların da geldiğini biliyordum ayak seslerinden anlamıştım , hastane koridorunda insanın arkasından yedi kişinin yürümesi biraz mafya dizisinde gibi hissettiriyor orası ayrı ama şu an buna takılacak durumda değildim.
Yedi kişi daha doğrusu bir kadın, altı erkek belki o kadın annem, belki o adam babam ve o beş deli insan abim olabilirdi .
Hayır...
Önce kâğıt önce sonuç sonra ne bok yiyeceğimize bakarız.
Hemşire kapının önünde durdu ve bana döndü "Doktor Bey içeride sizi bekliyor" dedi başımı salladım elim kapının koluna gitti ama açmadan önce bir saniye bekledim ve derin bir nefes aldım kendime sürekli içeri gir , sonucu öğren , bayılma , bayılacak olursan da yere düzgün düş bari kafanı vurup uğraşma diye hatırlatmalarımı yaptım .
Kapıyı açtım ve içeri girdim .
Doktor masasının arkasındaydı önünde dün gördüğüm dosyanın daha kalın hâli duruyordu ve bu beni hiç rahatlatmadı çünkü benim hayatım hakkında ne kadar fazla kâğıt varsa o kadar çok bok çıkıyordu son iki gündür bunu öğrenmiştim. Adam beni görünce ayağa kalktı "Deniz Hanım" dedi.
"Deniz yeter hocam Hanım deyince kırk yaşında banka müdürü gibi hissediyorum" dedim adam dudaklarını bastırdı gülmemeye çalışıyordu ben şu an niye şaka yapıyorum? diye düşündüm kısa bir an ama anında iç sesim cevabı verdi "çünkü korkuyorsun" dedi "kes sesini" dedim kendime
Sandalyeyi gösterdi doktor oturdum çünkü dizlerime güvenmiyordum ellerimi montumun ceplerine soktum titriyordu doktor görmesin istedim doktor masasına oturdu ve dosyayı açtı.
Kâğıt sesi ve sessizlik ne kadar sinir bozucu bir sesmiş "sonuçlar geldi" dedi "onu biliyorum" sesim düşündüğümden daha sakin çıktı adam gözlerini kâğıtlara indirdi "Öncelikle yapılan karşılaştırmalı DNA analizinde örnekler birkaç kez kontrol edildi" dedi "kaç kez?" dedim "iki ayrı doğrulama yapıldı" dedi "İyi" niye iyi dedim bilmiyorum belki de hayatımın bu kez de yanlış bir laboratuvar sonucu yüzünden darmadağın olmamasını istiyordum.
Doktor devam etti "sonuçlara göre Deniz, İnci Korkmaz ve Tunç Korkmaz'la biyolojik bağınız doğrulandı" bir şey olmadı gerçekten , ne kalbim durdu , ne gökyüzünden yıldırım düştü ,ne odanın ışıkları patladı , sadece doktora baktım adam devam edecek sandım etmedi ben de bekledim sonra:
"Ne kadar doğrulandı?" dedim doktor hafifçe kaşlarını çattı "DNA açısından biyolojik anne ve babanız oldukları kesinleşti" dedi
Kesin...
Kelime midemin tam ortasına oturdu "biyolojik annem" dedim sesim fısıltı gibi çıkmıştı "evet" dedi doktor "biyolojik babam" dedim tekrar ederek doktor aynı sakinlikle "evet" dedi bir kahkaha çıktı ağzımdan önce küçücük "Hah" dedim sonra bir tane daha "Hahaha..." derken kendimi tutamadım elimi ağzıma kapattım ama işe yaramadı "hahaha... Vay amına koyayım"
Doktor bana bakıyordu ben ise gülmeye devam ediyordum "gerçekten bulmuşuz genelde böyle şeyler dizilerde olur ama hayat benle taşak geçmeyi seviyor " dedim gözlerim yanmaya başladı böyle devam ederse ağlardım "hayır hayır gül daha çok gül ki ağladığın anlaşılmasın deniz" dedim kendime "gülmekten gözüm yaşardı" dedim hemen parmaklarımla gözümün altını sildim doktor tek kelime etmedi biraz gevşedim ve gözlerimi masadaki kâğıda diktim.
İnci Korkmaz ,Tunç Korkmaz iki isim benim hayatımda iki gün önce yoklardı.
Bugün...
Annem , babam , abilerim ne düşünüyorum ben diye sinirlenmeye başladım kendime hep duyardım doğuran mı anne yoksa büyüten mi ? diye o zamanlar pek anlayamazdım ama bende ikisi de olmamıştı hani kızların ilk aşkı babası olurdu ? benim ilk korkum babamdı kardeşler birbirine sahip çıkar derlerdi yere düşse canı ondan çok yanar diye anlatırlardı ama yere düştü diye daha çok dövene ne denirdi bunu kimse dememişti.
Hayır kendine gel olmaz o kadar hızlı değil Biyolojik annem , Biyolojik babam daha fazlası yok kelimelere güvenip mesafe koymak en iyisi doktor yavaşça devam etti "Kardeşlik eşleşmeleri de aile kayıtları ve ebeveynlik sonuçlarıyla uyumlu kesin konuşmam gerekirse dışarıda bekleyen beş erkek de biyolojik kardeşleriniz" dedi kapıya baktım sanki görebilecekmiş gibi ama kapı kapalıydı hâlâ komik geliyordu.
Beş tane bir insanın hayatına aynı gün beş abi nasıl eklenir amına koyayım? telefon güncellemesi mi bu? "Doktor" dedim "efendim Deniz Hanım?" dedi gözlerimi devirdim "bunların iadesi var mı?" bir an anlamadı "beş tane abi fazla geldi" dedim adam bu kez gerçekten güldü ben de gülümsedim gül, güldüğün sürece ağlamıyorsun sonra kapıya yeniden baktım görebilecekmiş gibi dışarıda bekliyorlardı beni yirmi yıldır bekliyolardı.
Yirmi yıldır beni aramışlardı.
O cümle güzel olmalıydı değil mi? bir çocuk kayboluyor ailesi onu arıyor, yıllar geçiyor vazgeçmiyorlar sonra bir gün buluyorlar ve herkes ağlıyor, sarılıyor, müzik giriyor, jenerik akıyor ve mutlu son ama benim hayatım film değildi çünkü ben sekiz yaşındayken sokakta ilk gecemi geçirdiğimde bu insanların beni aradığını bilmiyordum.
Ben o gece soğuktan donarken yalnızdım bir apartman boşluğunda dizlerimi karnıma çekip sabah olsun diye dualar edip beklerken yalnızdım çöpün kenarında bulduğum yarım ekmeğin küflü tarafını koparıp kalanını yerken yalnızdım birinin beni takip ettiğini anlayıp nefesim kesilene kadar koşarken yalnızdım o şerefsizlerin beyaz minibüsünden kaçarken yalnızdım kolum yarıldığında kanı kendi tişörtümle bastırırken öleceğim diye ağlarken yalnızdım.
Parklarda yatarken ,aç olduğum için restorandaki yemek artıklarını yerken ,karanlıktan korkarken , dayak yerken , kıyafetim yırtık diye dükkânın önünden kovulurken , yağmurda ıslanırken ben yalnızdım ama bir yerlerde...
Bir kadın benim için ağlıyordu , bir adam beni arıyordu ve çocukları beni bekliyordu bu nasıl mümkün olabilirdi ki ? insan aynı anda hem bulunmuş hem terk edilmiş hissedebilir miydi ?galiba hissedebiliyormuş yani ben öyle hissediyorum doktor "Deniz?" deyince kendime geldim.
"Hı?" dedim mırıldanarak "iyi misiniz?" dedi alışkanlıkla: "iyiyim" dedim
doktorun yüzünden inanmadığı belli oluyordu ama çok üstünde durmadım "onlarla görüşmek zorunda değilsiniz isterseniz bugün görüşmeyebilirsiniz sonucu tek başınıza sindirmek isteyebilirsiniz aileye uygun bir dille bu durumu açıklarız " dedi kapıya baktım İnci'nin kantinde gözlerinin doluşunu hatırladım uzun adamın elini onun elinin üzerine koyuşunu ona destek olmaya çalışmasını ama gözlerindeki yorgunluğu görmüştüm çilli olanın uzaktan başını eğip beni selamlamasını bakır saçlının bok gibi kahve dememe gülmesini dile kolay yirmi yıl yirmi yıl beni aramışlar.
Ben birkaç dakika bile onlarla tanışmadan çıkıp gidersem...
Niye vicdan yapıyorum ki? bana borçlu değiller ben de onlara değilim. Onlar beni bırakmamış , beni bulamamışlar.
Bulamamakla bırakmak aynı şey değil Deniz.
Bu düşünce beynimin içinde yankılandı ben yıllarca herkes beni istemiyor ve bırakıyor diye öğrenmiştim en başta ailem sandığım Caner bıraktı , Eda bıraktı , Serdar zaten hiçbir zaman tutmadı sokakta bırakırdı en çokta geceleri bırakır yalnızlığı yüzüne acımadan vururdu .
Ama bunlar...
Beni tanımadan bırakmamışlar bu bile korkutucuydu "neredeler?" dedim "dışarıdalar" dedi doktor "hepsi mi?" dedim "evet" dedi "korku filmi gibi" dedim şaşkınlıkla doktor güldü bir süre tırnaklarımı avcumun içine batırdım düşündükçe boğuluyor gibi hissediyordum "içeri gelsinler" dedim doktor şokla "emin misiniz karşılaşmaya hazır mısın?" dedi gerginlikle "bu soruyu bugün çok soruyorsunuz hocam" dedim "çünkü sizin için önemli " dedi "o kadar önemli değilim ama girsinler" dedim dürüstlükle .
Doktor başını salladı ve kapıya doğru yürüdü tam açacakken "bir dakika" dedim durdu dönüp bana baktı "bazı kurallarım var mesela üstüme kimse atlamasın" deyince doktor sırıttı "ciddiyim" dedim "ciddiye alıyorum" dedi "dokunma falan da olmasın " dedim "iletirim" dedi "bir de..." Ne diyeceksin ağlamasınlar mı? sana kızım demesinler mi? bilmiyorum en sinir bozucu kısım işte bilememek "boş ver " dedim doktor kapıyı açtı
dışarıdan önce sesleri geldi "görebilir miyiz kızımızı ?"dedi İnci "Deniz görüşmeyi kabul etti ancak dokunulmasını istemiyor lütfen ona alan bırakın" dedi tamda istediğimi vermişti doktor kendime gelmek için elimi cebimden çıkartıp tırnaklarımı dizime batırdım acısı birazda olsa kendime gelmeme yardımcı oldu .
Sonra kapı biraz daha açıldı ve ilk İnci göründü kadının yüzüne bakınca kantindeki hâlinden daha kötü olduğunu gördüm gözlerinin içi kızarmıştı ağlamıştı kesin ama şu an kendini tutuyordu içeri adım attı ve durdu bana bakmaya başladı sonra o uzun adam Tunç artık adını biliyordum arkasından diğerleri girdi , oda bir anda küçüldü gerçekten beş tane yetişkin erkek, bir uzun dev baba, minicik anne, ben ve doktor... bu odayı kim tasarladıysa böyle bir aile birleşmesi düşünmemiş.
Hepsi içeri girdi ama doktorun uyarısını dinlediler yaklaşmadılar İnci bana bir adım yaklaştı ve sarılacak gibi oldu ama durdu ben sandalyede oturuyordum.
onlar kaşımda ayakta duruyorlardı herkes birbirine bakıyor ama kimse konuşmaya cesaret edemiyordu Allah'ım bu sessizlikte yaşlanacağım diye düşünürken sabırsızca "eeeee?" dedim herkesin yüzü değişti "biriniz bir şey desin lan insan geriliyor sessizlikte ruhum çekildi resmen" dedim.
Bakır saçlı genç adamın ağzından istemsiz bir gülüş çıktı kıvırcık olan ona bakarken ben parmağımla bakır saçlıyı işaret ettim ve "sen kantinde de gülüyordun" dedim adam şok oldu "ben mi?" dedi şokla "yok baban sen tabi Allah Allah " dedim dudakları kıvrıldı "Rüzgarrr" dedi Tunç Bey Tunç'un sesi sertti ama bağırmıyordu bakır saçlı adam hemen doğruldu sırıtışı anında kesildi.
"Tamam baba" dedi Rüzgar
Baba.
O kelime beni o kadar yaralıyordu ki saatlerce ağlamak istiyordum kelime resmen beni öldürmeye çalışıyordu elinde bir bıçakla kalbime saldırıyordu Tunç onun babası benim de hayır şimdi değil Rüzgar bana döndü.
"Selam ben Rüzgar" dedi elini uzatarak gülüp elini sıktım "fark ettim" dedim "nasıl anladın ?" dedi şokla "az önce baban ismini söyledi ya " dedim parmağımla Tunç'u göstererek Rüzgar'ın yüzündeki gülüş büyüdü "doğru " dedi "zekâ seviyeniz bu sınırlarda gezmiyordur umarım öyleyse sıçtık?" dedim çilli olan adam bu kez kahkaha atınca başımı ona çevirdim "sen de gül iyice soytarı olduk anasını satayım" dedim sinirle "özür dilerim yanlış anlama genelde bizde Rüzgarın zeka seviyesini çok sorgularız da ondan komik geldi" dedi bu kadar çabuk özür dilemesi garip hissettirdi "özür dilemen daha da garip yapıyor ortamı " dedim.
Adam başını hafifçe eğdi "Özgür " dedi elini uzattı elini sıktım elindeki nasırlar polis olduğunu doğruluyordu hafifçe sırıttım çilli polis tipinden doğru anlamışım "Polissin" dedim Özgürün yüzündeki gülümseme dondu diğerleri de şokla bana baktı "nasıl anladın?" dedi "belli oluyor Polis olduğun " dedim omuzlarımı silktim "nerden belli? üzerimde üniforma yok" dedi "Allaha çok şükür gözlerim hala sağlıklı üstünde üniforma olmadığını görüyorum çilli" dedim.
Özgür kaşının birini kaldırdı sorgular gibi Tunç sorgular gibi bakıyordu Sıçtık açıklama yapma açıklamaya çalışırsam batardım "sizin ailede sorgulama genetik mi?" dedim Rüzgar güldü
Tunç'ta herhangi bir mimik oynamıyordu ne düşündüğünü kestiremedim Özgür de anlamış gibi konuyu kapattı doktor araya girdi "İsterseniz birbirinizi tanımanız için biraz yalnız bırakabilirim." dedi hayır gitme demek istedim onlarla tek kalmak hem güzel hem garipti ama ağzımdan çıkmadı çünkü tanımadığım yedi insanla bir odada doktor benim tek tarafsız kişimdi ama bunu söylemek çok saçmaydı doktor yüzüme baktı "kalabilirsiniz" dedim adam başını salladı ve masasına geçti İnci hâlâ konuşmamıştı sadece bana bakıyordu gözlerindeki yaşları gördükçe içimde bir şey rahatsız oluyordu acıma değildi, vicdan mı bilmiyorum.
En sonunda dudakları aralandı "merhaba Deniz" dedi merhaba bu kadar basit yirmi yıl sonra kızını buluyorsun ve merhaba diyorsun başka ne diyecekti? kızım dese kaçardım sanırım deliriyordum ne hissettiğimi bile bilemiyordum "merhaba" dedim düz bir sesle "ben İnci" dedi sesi titriyordu "biliyorum" dedim "nasıl?" dedi "koridorda... Tunç Bey söyledi" dedim ilk kez uzun adama baktım.
Tunç Bey.
İsim ağzımdan çıkınca adamın gözlerinde bir kırgınlık belirdi ama hemen toparladı fakat ben fark etmiştim.
"Ben de Tunç" dedi "sizi de biliyorum" dedim Rüzgar yine güldü bu çocuk her boka gülüyor işimiz işti bu bebeyle ama garip şekilde sinir bozucu değildi.
Hatta...
Hayır daha erken sonra diğerlerine baktım kıvırcık bakır saçlı olan lafa girdi "Aras" dedi buz gibi bir sesle "Deniz" dedim Arasın dudağının kenarı çok hafif kıvrıldı "onu biliyoruz" dedi "doğru" diye mırıldandım sonra ikizlere döndüm ikisi aynı anda konuşacak gibi oldu elimi kaldırdım.
"Durun" diye sesimi yükselttim durup bana baktılar sağdakini gösterdim "sen olsan olsan Kaya " sonra soldakine baktım "sen de Toprak si mi ?" dedim ikisinin de şokla kaşları kalktı ve "Nasıl bildin?" dediler aynı anda Rüzgar direkt "bir dakika bir dakika bunu nasıl bilebilirsin ?" hepsi birden konuşmaya başlayınca başımı tuttum "oooooof bir susun " diye sesimi yükselttim anında tüm sesler kesildi sustular gerçekten sustular ama bu durum aşırı hoşuma gitti.
Toprak'a baktım "kaşında iz var " parmağımla kendi kaşımı gösterdim
"bir de sen duvara yaslanırken sol omuzuna yaslanıyorsun bacağın kaşınınca ayakkabını ucu ile kaşıyorsun ondan pantolonun arkası kirli ama o dik duruyor bir yere yaslanınca toz oldu mu diye kontrol edip siliyor " Kaya'ya baktım "sen fazla düzgünsün gereksiz ve saçma bir düzgünlük ama bu şekilde yaşamak zor olmalı " dedim ve kıkırdadım Kaya'nın kaşları çatıldı "bu bir hakaret mi?" dedi "bilmem öyle anlamak istediysen sen bilirsin "dedim Rüzgar gülüyordu İnci ise bana şaşkın şaşkın bakıyordu.
"Biz bazen karıştırıyoruz" dedi "nasıl karıştırıyorsunuz ya? hadi diyelim çok zorlandınız kaşına bakın yada kıyafetlerine kabak gibi malzeme ortada ablacım" dememle İncinin yüzü düştü hay dilimin kemiğini sikeyim diye geçirdim içimden o esnada Toprak güldü "sevdim seni" dedi oda sessizleşti Toprak da söylediğini fark etmiş olacak yüzündeki ifade değişti benim de göğsümde küçücük bir gerilim oldu.
Sevdim seni.
İnsanlar bunu bu kadar kolay mı söylüyordu? beni tanımıyordu belki çok boktan biriyim belki evine girip ona zarar veririm eşyalarını çalarım nerden biliyordu sokaktaki birine güvenmek zordur sokaktakini sevmek hele imkansız.
Toprak hemen ekledi "yani... gözlem yeteneğini" dedi iyi toparlamıştı lafı "ben de yara izini sevdim Scar" dedim kaşını göstererek Toprak gülümsedi "bunu ilk defa biri iltifat gibi söyledi lakabı da kaptık " dedi "iltifat değildi" dedim gözlerimi kaçırdım neden ona Scar demiştim ki bildiğim tek çizgi film karakterine benziyordu aslan kraldaki Scar kaşları aynıydı karakteri benzemez inşallah diye düşünürken Rüzgar yüksek sesle güldü bu kez ben de kendimi tutamadım güldüm.
O gergin hava biraz da olsa dağıldı ama İnci hâlâ bana öyle bakıyordu ki bir süre sonra dayanamayıp "İnci Hanım" dedim kadın irkildi dalmıştı "efendim?" dedi "iyi misiniz?" dedim işte şimdi kendime tokat atabilirim mallıklarım son bulmayacak bugün kadının kızıyım daha doğrusu biyolojik kızıyım ve ben ona iyi misiniz diye soruyorum.
Ne diyeceğim ağlama mı? kadın gülmeye çalıştı "iyiyim" yalan ben yalanı çok iyi bilirim kendim çok söylediğim için ezbere bildiğim bir konuydu başımı salladım "iyi" dedim İnci bir an ellerine baktı sonra yeniden bana "sen..." durdu derin nefes aldı çok zorlanıyordu her halinden belliydi "sana ne diyeceğimi bilmiyorum" dedi aynı gemideyiz diye geçirdim içimden bende size ne bok diyeceğime karar veremiyorum diyemedim tabi ki "Deniz diyebilirsiniz" dedim .
Kadının gözleri yeniden doldu siktir neden ağlayacaktı ki şimdi bok gibi hissediyordum kendimi "tamam" dedi sesinden kırıldığını anladım ama ne bekliyorlardı ki boyunlarına atlayıp Anne Baba dememi mi ? hadi be oradan Yeşilçam filminde bile bu kadar olmazdı.
Tunç o ana kadar daha çok bizi izliyordu onun bakışı diğerlerinden farklıydı polis bakışı, insanları tarıyor, el hareketleri, göz kaçırma, ses değişimi , nefes alışın ... ben de onu tarıyordum iki manyak karşılıklı birbirimizi inceliyorduk .
Sonra Özgür konuştu "Deniz..." sesini duyunca ona baktım yakından çilleri daha belirgindi benimkilerden farklı ama vardı gözleri bir an doldu hayır bari sen yapma çilli diye geçirdim içimden "ben seni doğduğun gün hatırlıyorum" dedi oda sessizleşti ben de Özgür devam etti "dokuz yaşındaydım" bir an sustu dili ile kurumuş dudaklarını ıslattı derin bir nefes aldı "seni ilk kucağıma aldığımda yüzüne bakmıştım" doğrudan çillerime baktı elimi istemsizce yanağıma götürmek istedim ama yapmadım kendimi tuttum "çillerin vardı" deyince mideme yumruk yemiş gibi oldum "yeni doğan bebekte çil olmaz" dedim hızlıca.
Özgür hafifçe gülümsedi "bana da öyle dediler zaten" dedi "kim?" dedim anında merakla "herkes" dedi ama o kadar kısık demişti ki zor duydum odanın havası değişti "yangından sonra bize bir bebek gösterdiler" Tunç çenesini sıkıyordu İnci gözlerini kapattı gözünden bir damla yaş aktı Özgür ise bana bakmaya devam etti "ben o sen değilsin dedim" nefes almayı unuttum ellerimi yüzüme kapatıp hızlıca ovdum ve "nereden anladın?" dedim "çilleri yoktu ve senin gibi kokmuyordu " dedi masumca işte o an kalbimin atmayı bırakmış gibi hissettim dokuz yaşında bir çocuk dokuz benim kardeşim değil demişti ama ben sokakta kaldığımda daha sekiz yaşındaydım.
Bir yıl sadece bir yıl o yaşta Özgür kardeşinin yüzündeki küçücük noktaları hatırlayıp yetişkinlere karşı durmuştu ben sekiz yaşında sokakta ilk kez geceyi tek başıma geçirirken o ne yapıyordu beni hâlâ arıyor muydu babası arıyor muydu annesi her doğum günümde ağlıyor muydu ağzına sıçayım ben neden o sırada yalnızdım bu kimin suçu onların mı ? değil benim mi? hiç değil Caner'in , Eda'nın , hastanenin , hayatın ? kimden nefret edeceğimi bile bilmiyorum amına koyayım gözlerim yanmaya başladı burnumun direği sızlıyordu hemen güldüm.
"Hahaha" herkes dondu daha fazla kahkaha attım ve "dokuz yaşındaki çocuk FBI olmuş" Rüzgar gülecek gibi oldu ama gülmedi çünkü gözlerimdeki yaşı gördü bok elimin tersiyle gözyaşını sildim hızlıca "çok güldüm ondan" dedim.
Başımı Aras'a çevirdim "sen ne iş yapıyorsun?" dedim konuyu değiştirmek için Aras bunu fark etti mi? muhtemelen ama anlamamış gibi yaptı "mimarım" deyince anında "hah tam tahmin ettiğim gibi tipinle uyumlu " dedim tahminimin tutmasına sevinerek Aras'ın ağzının kenarı kıvrıldı Kaya'ya baktım "peki sen?" dedim kafamla Kayayı işaret ederek "avukatım" dedi "tüh sen tutmadın sana asker derdim öyle bir kasıntı duruyorsun" dedim Kaya kaşlarını çattı "ne demek o kasıntı mıyım ben ?" dedi ama bu daha çok çevresine sorduğu bir soruydu kimseden çıt çıkmadı "takım elbisen bile senden korkuyor gibi emanet duruyor üzerinde " dedim.
Toprak dayanamadı kahkaha attı Kaya ona dönüp sinirle "gülme lan" dedi ve toprağın ensesine vurdu Toprak ensesini tuttu rahatlatmak ister gibi omuz silkip "çok doğru söyledi napayım" dedi "sen ne iş yapıyorsun?" dedim Toprak'a "inşaat mühendisiyim" dedi ikisine sırayla baktım sonra inciye dönüp "zor olmadı mı ? kopyala yapıştır yapmışsın ama mesleklerde kaydırma olmuş tam tersi olacakmış ta tutmamış gibi " derken elimi havada salladım neyse der gibi Rüzgar koltuğa çöktü güldüğünü göstermemeye çalışıyordu İnci de kendini sıkıyordu gülmemek için Tunç da başını eğip gülümsedi.
Garip bu insanların gülüşünü duymak garip ev gibi değil hayır o kelimeyi kullanma Rüzgar kendisini işaret etti heyecanla "beni sormadın" dedi "sen işsiz gibi duruyorsun" dedim oda da bir kahkaha tufanı patladı Rüzgar'ın ağzı açık kaldı "ben yazılımcıyım!" diye bağırdı "ne bağırıyorsun be sağır değilim sen kesin evden çalışıyorsundur" dedim sesimi yükselterek "evet" ses tonu düşmüştü "ama bu işsizlik değil" dedi omuzlarımı silktim "bence aynı şey " dedim "sen daha beni tanımadan zorbalıyorsun haksızlık bu " dedi "alışırsın" dedim cümle ağzımdan çıktı.
Alışırsın.
Ben bile durdum çünkü bu sanki devamı olacakmış gibi çıkmıştı Rüzgar da fark etti ama üzerine atlamadı sadece sırıttı "tamam alışırım " dedi Özgür "ben de polisim" dedi ona baktım "vallahi mi?" dedim sırıtarak "dalga mı geçiyorsun?" dedi ama oda sırıtıyordu "çok mu belli ettim" dedim Tunç'a döndüm "siz de polissiniz" dedim gözlerine bakarken "emekliyim ama nasıl anladın gerçekten? " dedi gözüne fener tutulan tavşan gibi kaldım bugün dilimi kopartıp atmak istiyordum bok var gibi analizci kimliğim susmuyordu bugün lazım olduğunda bir ipucu bulamayan ben şuan Sherlock Holmes kesilmiştim Tunç dikkatle bakıyordu omuz silktim çok doğal bir şey söylüyor gibi "duruşunuzdan" dedim .
Özgür "nasıl bir duruş o?" dedi "dik ve sorgulayıcı" dedim "başka?" dedi "insanları izliyorsunuz " derken "sen de izliyorsun" dedi bunu söyleyen Tunç'tu gözlerimi ona çevirdim "benim başka sizin gibi değil" dedim sesim sert çıkmıştı "neden?" dedi gerilmeye başladım neden sorusunun arkası hep gelirdi sorular hep arka arkaya gelirdi "sorguya alındım da benim mi haberim yok bey amca ?" dedim sitemle sesim değişti odadaki hava da değişti Tunç bunu hemen anladı ve bakışını yumuşattı.
"Hayır öyle hissettirdiyse özür dilerim" beklemiyordum
Bir yetişkinin özür dilemesini hâlâ beklemiyorum çünkü eski evde yetişkinler haklıydı her zaman, seni döverken de, aç bırakırken de, üzerine kapıyı kilitlerken de özür onların lügatın da yer almıyordu neden karşılaştırma yapıyordum ki ? boğazımı temizledim "iyi" dedim Tunç tekrar soru sormadı bu da aklımın bir kenarına yazıldı istemeden.
Bir süre sonra Kaya "Sen ne iş yapıyorsun Deniz?" diye sordu soruyu normal sordu ama vücudum yine gerildi çünkü ne yapıyorsun sorusunun arkası genelde nerede oturuyorsun, kiminle yaşıyorsun, nasıl geçiniyorsun diye devam eder ve ilk halkayı verirsen zincir uzar.
" Resim" dedim umursamazca "ressam mısın?" dedi şokla İnci'nin yüzü ilk kez gerçekten aydınlandı omuz silktim ne diyecektim sabah yedi den öğlen ikiye kadar garsonluk yapıyorum ikide de gidip sokakta tezgah açıp resimlerimi satıyorum gece on ikide de barda müzik yapıyorum sabah altıda da evime dönüyorum diyemezdim "çiziyorum işte" diye geçiştirdim "profesyonel olarak mı?" bunu soran Arastan başkası değildi "profesyonel mi neye göre kime göre ?" dedim "satıyor musun?" dedi "bazen" dedim "galeride mi?" dedi "yok" dedim nerede satıyorum? sokakta , kafelerde , bazen esnafa , bazen internette insanlara açıklamak zor geldi "öyle karışık" dedim sadece.
İnci'nin yüzündeki gurur gibi görünen şeye bakamadım beni tanımıyor neden gurur duysun ki? "çocukluğundan beri mi çiziyorsun?" diye sordu "hıı" diye mırıldandım onaylarcasına "ben de müzik öğretmeniydim ama emekli oldum" dedi "ne üzerine uzmansınız ?" dedim "piyano ağırlıklı ama birkaç enstrüman daha var " dedi sevinçle ortak konu bulmuştu "piyano pahalıdır" diye içimden geçirmiştim ta ki Rüzgarın gülmesi ile sesli söylediğimi fark ettim İnci de gülümsedi gözlerim gülümsemesine takıldı gülüşü güneşe benziyordu onun gibi sıcak ve göz alıcıydı "evet" dedi "peki niye piyano?" dedim ona bakarken "neden olmasın?" dedi şaşırarak "yer kaplıyor da ondan " dedim bu kez herkes güldü.
"Pratik düşünüyorsun" dedi Aras "yer küçükse düşünmek zorundasın" dedim düşünmeden Aras bakışını yüzümde tuttu ama sormadı sonra sıra geçmişe geldi gelmesin çok istedim ama geldi.
Soruyu Kaya sordu ama kötü niyetle değildi "Akay ailesiyle büyüdün değil mi .... " durdu bana baktı sanki zihnimde bir odaya kapatıldım bir anda Caner , Eda , Serdar ve yaptıkları yankılanmaya başladı zihnimde kemer sesleri yankılanmaya başladı derken arka arkaya görüntüler gelmeye başladı soğuk , açlık ,sokak derken Kaya'nın sesi ile kendime geldim "Deniz?" dedi gülümsedim fark etmesinler diye ve "gayet iyiydi" dedim odadaki herkes bana baktı "çok sevdiler" dedim koca bir yalandı dilimin üstünde zehir gibi bir tat bıraktı ama söyledim İnci'nin gözleri doldu Özgür çenesini sıktı Tunç bana daha da dikkatli baktı.
İnanmamıştı polis olunca tabii inanmaz ama tekrar ettim "çocukluğum normaldi her çocuk gibiydi" dedim umursamazca normal ne güzel kelime ama benim normallerim biraz değişikti dayak normal , açlık normal , sokağa atılmak normal , sekiz yaşında kaçmak normal , parkta uyumak normal , bir depoyu ev yapmak normal , gayet normal Tunç "abinle aranız nasıl ?" diye sordun göğsüm daraldı "gene mi sorguya alındım ?" dedim bu kez daha sert çıktı sesim Tunç hemen sustu.
"Hayır" dedi panikle yine yapmıştı bu adam niye geri çekiliyor? bağırsa ben de bağırırım üstüme gelse çıkar giderim ama geri çekiliyordu bana alan tanıyordu anasını satayım bu daha zordu "geçmişini anlatmak zorunda değilsin" dedi Özgür babasına baktı sonra bana "kimse sormayacak sen ne zaman hazır hissedersen o zaman anlatırsın" dedi içimde tuhaf bir gevşeme oldu ama belli etmedim derin bir nefes alıp "iyi" dedim.
Rüzgar elini kaldırdı gerçekten sınıftaymış gibi "ne?" dedim "ben soru sorabilir miyim?" dedi masumca "bu hareketten sonra hayır" dedim güldü "yine de soracağım umrumda değil" dedi omuzlarını silkerek "yüzsüz" dedim sitemle "en sevdiğin yemek ne?" dedi şaşırdım geçmişi değil beni düşünerek soruyordu "ne?" dedim "yemeklerden favorin hangisi işte " dedi heyacanla "duydum da niye soruyorsun ?" dedim "tanışıyoruz ya" dedi Rüzgara baktım ve düşündüm yemek seçmezdim ki seçme imkanım olmazdı ne konsa önüme yerdim en son tontonumun kabı aklıma geldi ve "köfte" dedim Rüzgar başını salladı sanki çok önemli bilgiymiş gibi "not ettim" dedi "neden?" dedim "belki lazım olur yemek yapasın gelmezse falan diye şeyyy ettim " dedi "sakın evime köfte göndermeye kalkma " dedim yüzüme bakıp Özgür ile ikisi aynı anda güldü.
Bir süre normal sorular geldi "kahve mi çay mı?" dedi Aras "kahve" dedim Rüzgar gülerek "belli" dedi "nerden belli kral?" dedim "kantinde içiyordun" diyince ayağa kalktım "beni mi izliyordun lan sen ?" dedim "hayır aynı kantindeydik ya gördüm" dedi sonra Rüzgar'ın gözleri yüzümde durdu
"Çillerin..." dediği anda vücudum anında gerildi Özgür Rüzgar'a baktı tetikte bekliyor gibi bir hali vardı "...benim hiç olmadı" dedi kaşlarım çatıldı "ne ?" dedim anlamayarak "çil" dedi hayranlıkla çillerime bakarken birkaç saniye ciddi ciddi bekledim.
"İstiyor musun neden ?" dedim "çocukken çok istiyordum" dedi "niye?" dedim merakla "Özgür'de vardı" dedi çocuksu bir edayla Özgür gözlerini devirdi ve sinsice sırıtarak "dokuz yaşında kalemle yüzüne nokta çizip çil yapmaya çalıştı "Rüzgar ona döndü"bunu anlatmak zorunda mıydın abi ?" dedi kahkaha attım gerçek bir kahkahaydı bu sefer savunma değildi.
"Gerizekâlı" dedim kahkahalarımın arasında Rüzgar hiç alınmadı "yakışmıştı ama " dedi "hııı kesin " dedim "annem fotoğrafını çekmişti " dedi Özgür "abii!" dedi sitemle Rüzgar'ın tepkisine yeniden güldüm ama elim istemsizce yüzüme gitti çillerime Rüzgar onları istemişti ben ise yıllarca silmeye çalışmıştım hayat gerçekten şerefsizdi.
Sonra Özgür telefonuna baktı hemen cebine koydu "iş mi?" dedim "evet ama önemli değil" dedi "polislerin önemsiz işi olmaz ama neyse " dedim omuz silkerek bana bakıp "şuan önemli olan burda olmam polis olmamın şuan pek bir önemi yok ama sen benim polis olduğumu nerden anladın?" bu çocuk kafaya takmış illa öğrenecek ya omuz silktim"polisleri tanırım" dedim "nasıl?" dedi "sokakta yaşadıysan polisi uzaktan tanırsın" dedim ve bir sessizlik oldu sıçmıştım hemde öyle böyle sıçmak değil cümle ağzımdan çıktı mı geri de sokamıyorsun havada lafları da yakalayamıyorsun yedi çift göz bana döndü doktor bile baktı güldüm hemen panikle "hani şey... İstanbul'da yaşıyoruz ya oğlum sokakta yaşamayan mı var?" Rüzgar bu sefer gülmedi.
Tunç'un yüzü düştü ve detaylı bakmaya başladı bu kötüydü işte bir polis fazla dikkatli bakmaya başladıysa düşünüyordur analiz ediyordur yerimde rahatsızca kıpırdadım "insan dışarıda gezerken falan işte ondan dedim"kimse bir şey söylemedi çıt çıkmıyordu bu daha kötüydü saçmalıyordum ve onlar bunu dinliyordu en sonunda Aras konuştu.
"Anladık" dedi düz bir sesle ve bakışı diğerlerine kaydı uzatmayın der gibi baktı kıvırcık suratsız arada iş görüyor Rüzgar hemen konuyu değiştirdi "ben de polisi uzaktan tanırım" Özgür ona gözlerini devirerek baktı "sen beni bile uzaktan tanımıyorsun abicim sallama " dedi "geçen gün sokakta seni başka biri sandım diye bu kadar da yapılmaz be abi " dedi "öz kardeşimsin beni tanıyamadın ve mesaj attın 'Sen misin?' diye" dedi "hava karanlıktı herkes hata yapar ne var yani " dedi ve kollarını göğüsünde bağladı Rüzgar çocukca insanların yalanını anladığı halde yüzüne vurmaması tuhaf bir şeymiş.
Elimi cebime sokarken montumun kolu biraz yukarı sıyrıldı çok az ama sağ bileğimin iç kısmındaki izin başlangıcı göründü ilk fark eden Özgür oldu gözleri bir saniyeliğine koluma indi ben de bakışını gördüm kolumu anında aşağı çektim fazla hızlı davranmıştım İnci de hızlı davrandığımı fark etti yüzü değişti, Rüzgar'ın kaşları çatıldı, Tunç gözlerini yüzüme çevirdi soracaklardı nerede oldu? kim yaptı? ne zaman oldu ?
kalbim daha da hızlanabilirmiş gibi atmaya başladı eğer biraz daha böyle devam ederse göğüs kafesimden kendiliğinden çıkacaktı ama kimse sormadı derin bir nefes aldım Toprak konuyu değiştirdi "sen bizi gerçekten ilk bakışta ayırabildin mi ?" dedi ikizlere baktım "yine mi bunu konuşacağız?" dedim "evet" dedi "kompleks mi yaptınız?" dedim Kaya "biraz" dedi "Allah başka dert vermesin" dedim güldüler .
Rüzgar yirmi beş yaşında olduğunu özellikle söyleyip benden büyük olduğunu kafama vurmaya çalışınca "beş yaş büyük olunca ne oluyor gökten altın mı yağıyor anlamdım " dedim Özgür dokuz yaş büyük olduğunu söyleyince şokla ona bakıp "sen sus yaşlı" dedim çocuk gibi birbirleriyle dalaşmalarını izlerken gerçekten güldüm işte tehlikeli olan buydu bir süreliğine bile olsa rahattım yabancı olduklarını unuttum odadaki kahkahaya benimki karıştı ve beynimin içindeki ses hemen geri geldi.
Alışma.
Gülüşüm söndü çünkü alışmak kaybetmenin ilk adımıydı İnci çok dikkatli bir şekilde "Deniz sana bir şey sorabilir miyim?" dedi "sor" dedim düz bir sesle "fotoğraf..." durdu "fotoğraf çekebilir miyiz?" dedi şaşırdım "niye?" dedim "istemiyorsan çekmeyiz" dedi "niye istiyorsunuz?" derken sesim sert çıkmıştı kadının yüzü düştü ama cevap verdi "çünkü seni tekrar kaybedersem..." içimden biri göğsüme vurdu "kaybolmuyorum" dedim hemenİnci başını salladı "biliyorum" dedi düpedüz yalandı o da korkuyordu ben de.
Ama farklı şeylerden "benim fotoğrafımı çekmeyin"dedim "tamam" dedi hiç tartışmadı İnci "teşekkür ederim" dedi "ne için?" dedim "burada kaldığın için test için bizimle görüşmeyi kabul ettiğin için" dedi kaşlarım çatıldı boğazımı temizledim.
"Merak ettim" dedim düz bir sesle "bu da yeter" dedi bu kadın niye her cevabımı kabul ediyor?sinir bozucu ama rahatsız hissetmiyordum bu daha kötüydü çünkü iyi insanlara alışmak daha tehlikeliydi Tunç saatine baktı ben refleksle telefonuma baktım.
Kırk iki dakika olmuştu ne? bunlarla kırk iki dakikadır mı oturuyorum? ayağa kalktım yedi kişinin bakışı anında bana döndü "ben gidiyorum" dedim İnci'nin yüzü düştü hemen ekledim "yani bugünlük" bugünlük mü Deniz sen ne yapıyorsun? kendime not eve gidince kendi çeneni kendin kır .
Rüzgar bunu yakaladı yüzüne o salak sırıtış peydah oldu söylersen ölüm fermanını imzalarsın bakışını attım anladı ve sustu Tunç ayağa kalktı ama yaklaşmadı "tek başına mı gideceksin?" dedi "evet" dedim "seni bırakabiliriz" dedi "hayır" dedim anında Tunç başını evet manasında yukarı aşağı salladı Özgür de ayağa kalktı ve önümde durdu .
"Telefon numarası..." derken "onada hayır" dedim durdu "tamam nasıl istersen " dedi
Kapıya doğru yürüdüm İnci'nin yanından geçerken aramızda bir kol mesafesi vardı kadın kıpırdamadı ama çok yumuşak bir sesle "Deniz" dedi durup ona baktım "hııı?" diye mırıldandım İnci'nin gözleri yeniden doldu "iyi ki geldin" dedi göğsüm sıkıştı belli olmasın diye kendimi sıkarak "doktor çağırdı" kadın gülümsedi "yine de iyi ki geldin" dedi "tamam"dedim.
Onların hastalığı bana bulaştı kapıyı açtım tam çıkacakken Rüzgar arkamdan "Deniz?" diye seslendi gözlerimi devirerek döndüm "sadece görüşürüz diyecektim" dedi gülerek ona baktım sonra Özgüre baktım Özgür hiçbir şey söylemedi sadece kantindeki gibi hafifçe başını eğdi ben de aynı hareketi yaptım"görüşürüz" dedim ve çıktım.
Koridorda yürürken bacaklarım titremeye başladı odada taş gibi durmuştum kapıdan çıkınca vücut dedi ki hadi şimdi sıçma sırası bende dedi hızlı adımlarla yürümeye başladım döner kapıdan çıktığım anda soğuk hava yüzüme vurdu.
bir adım attım sonra durdum gidemiyordum hastanenin önündeki kaldırıma baktım normalde oturmazdım sokakta kaldırıma oturmak sırtını insanlara vermek demekti tehlikeye açık olmak demekti ama şu an umurumda değildi gidip kaldırımın kenarına çöktüm dizlerimi kendime çekip dirseklerimi üzerlerine koydum başımı öne eğdim uzun saçlarım yüzüme düştü.
bir süre hiçbir şey yapmadım sadece asfaltı izliyordum arabalar geçti insanlar hastaneye girip çıkıyordu dünya devam ediyordu ama benimki durmuştu sonra ağzımdan bir kahkaha çıktı kısık sessiz bir kahkaha.
"Hah"
Başımı biraz daha eğdim.
"Hahaha..."
omuzlarım sarsılmaya başladı hastaneden çıkan biri dönüp bana baktı ama umurumda değildi "beş tane abi"dedim kendi kendime kahkaham daha da büyüdü "hahaha... beş tane"nefesim kesildi sonra o kahkahanın arasından ilk hıçkırık çıktı dudaklarımı sıktım ama durmadı bir tane daha hıçkırık kaçtı sonra bir tane daha.
"Hahaha..."
Elimi ağzıma kapattım kahkaha ve ağlama birbirine girdi hangisini yaptığımı ben bile bilmiyordum başımı iyice eğdim ve ağladım hıçkıra hıçkıra insanların ortasında bunu yapmaktan nefret ediyordum ama durduramıyordum.
Beni aramışlar.
Yirmi yıl beni aramışlar.
Bir hıçkırık daha ama ben neden sokaktaydım? işte beynimin kabul edemediği buydu onlar beni arıyorsa ben neden yalnızdım? bu onların suçu değildi biliyordum ama acı mantık dinlemiyordu ben sekiz yaşındayken bir kartonun üzerinde yatarken bir yerlerde benim odam mı vardı? benim açlıktan midem ağrırken İnci bana ne yedireceğini mi düşünürdü eğer yanımda olsaydı? ben beyaz minibüsten kaçarken Tunç bir yerlerde başka bir sokakta beni mi arıyordu? ben kanayan kolumu tek başıma sararken onlar benim için endişeleniyor muydu? Rüzgar o sırada büyüyor muydu? Aras? Kaya? Toprak? ne yapıyordu onların bir hayatı vardı benim de vardı ama iki ayrı hayat aynı aile olması gereken insanlar birbirlerinden habersiz yaşamıştı.
Ben bir kaldırımın üzerinde uyurken onların evinde benim için boş bir yatak mı vardı? bu düşünce canımı o kadar acıttı ki kahkaham tamamen ağlamaya döndü "Amına koyayım..." dedim hıçkırığın arasında bir elimle yüzümü sildim "niye şimdi buldunuz beni?" kime soruyordum onlara mı hayata mı kendime mi? bilmiyordum.
Yirmi yıl boyunca beni aramaları içimdeki sekiz yaşındaki çocuğun üşümesini geçirmiyordu ama o sekiz yaşındaki çocuk ilk kez şunu da öğrenmişti:
Kimse beni istemedi diye düşünmüştüm.
Yanlışmış birileri istemiş hem de çok sadece bulamamış bu da güzel bir şeydi ve ben güzel şeylerin insanın canını bu kadar yakabileceğini bilmiyordum ne kadar oturdum bilmiyorum beş dakika belki yirmi dakika zaman yine saçmalamıştı.
En sonunda nefesimi toparlamaya çalıştım avuçlarımı yüzümde gezdirdim gözlerimi sildim burnumu çektim "rezilsin Deniz" dedim kendi kendime sesim bok gibiydi "milletin ortasında ağladın" sonra düşündüm "çok güldüm"dedim kimi kandırıyorsun salak ayağa kalktım dizlerimi silkeledim montumu düzelttim saçlarımı yüzümden çektim.
Telefonu çıkardım
Tontonum.
Aradım ilk çalışta açtı "efendim pamuğum?" dedi sesini duyunca boğazım yine düğümlendi hayır yeter diye geçirdim içimden "Ömer Amca" dedim sesi anında değişti "buradayım" dedi derin nefes aldım "sana geleceğim" dedim bir saniye sessizlikten sonra "tamam kızım" dedi "evde misin?"dedim "evdeyim" dedi "pamuğum—" dedi ama daha fazla konuşmak istemediğim için "kapatıyorum" dedim ve cevap beklemeden kapattım .
Telefondan anlatamazdım bazı şeyler insanın yüzüne bakarak söylenmeliydi yürümeye başladım otobüse binmedim istemiyordum bacaklarım ağrıyana kadar yürümek istiyordum çünkü kafamın içindeki sesler ancak vücudum yorulunca biraz susuyordu.
Yol boyunca insanların yüzlerine baktım bir baba küçük kızını omzuna almıştı görmezden geldim başka bir kadın oğlunun atkısını düzeltiyordu kafamı başka tarafa çevirdim bir abi olacak yaşta çocuk kız kardeşinin çantasını taşıyordu"evren bugün benimle taşak geçmeye yemin etmiş"diye mırıldandım yürümeye devam ettim İnci'nin yüzü geldi aklıma sonra Eda ikisi yan yana biri bana dokunmaya korkuyordu rahatsız olurum diye.
Diğeriyse ...
başımı hayır anlamında sağa sola salladım Edayı düşünmek istemiyordum düşünmeyeceğim derken Tunç geldi gözümün önüne sonra Caner birisi soru sorunca gerildiğimi fark edip geri çekildi diğeri cevabını beğenmediğinde kemerini çıkarırdı.
Özgür ve Serdar biri dokuz yaşındayken çillerimi hatırlayıp "Bu benim kardeşim değil." diye karşı çıkmıştı herkese diğeri karanlıktan korktuğumu bildiği için beni o karanlık kilere kilitlerdi adımlarım hızlandı insan karşılaştırmak istemediği şeyleri bile karşılaştırıyordu.
Ve her karşılaştırma daha fazla canımı yakıyordu çünkü gerçek ailem iyi insanlar çıkarsa...
O zaman geçmişim daha da boktan oluyordu eğer onlar da kötü çıksalardı belki dünya böyledir der geçerdim ama değillerse eğer gerçekten bir ailem olabilmişse eğer sevilebilirmişsem o zaman bunca yıl çektiğim şeyler neydi gereksiz miydi boşa mıydı? bu düşünce beni çıldırtıyordu yaşadıklarım yok olmazdı.
Onların beni aramış olması açlığımı doyurmuyordu geçmişe gidip sekiz yaşındaki beni banktan kaldırmıyordu kolumdaki izi silmiyordu kabusları durdurmuyordu.
Ama...
Bir şeyi değiştiriyordu ben artık o küçük kıza
Kimse seni istemedi diyemezdim
Çünkü doğru değildi birileri istemişti birileri aramıştı sadece çok geç bulmuştu belki de en çok buna ağlamıştım o kaldırımda geç kalınmış olmasına Ömer Amca'nın evinin önüne geldiğimde hava biraz dönmüştü kapının karşısında durup zile bakarken bir an içeri girmeden geri dönmeyi düşündüm sonra derin bir nefes alıp zile bastım.
İçeriden adım sesleri geldi kapı açıldı Ömer Amca beni gördüğü anda yüzü değişti gözlerime baktı şişmişti kesin burnum da muhtemelen palyaço burnu gibi kırmızıydı "pamuğum" dedi ona baktım sonra hiçbir şey söylemeden ayakkabılarımı çıkartıp içeri girdim Ömer Amca kapıyı kapattı.
Arkamdan "ağladın mı?" dedi montumu çıkarırken"hayır" dedim ama sesim çattalaşmış çıkıyordu "Deniz" dedi imayla "çok güldüm" dedim hemen itiraz eden sesle birkaç saniye sessizlik oldu "tabii pamuğum" dedi şerefsiz her şeyi biliyor anında anlıyordu.
montumu astım ve doğruca salona gittim yıllardır geldiğim evdi , koltuğun yerini, mutfağın ışığının hangi düğmeden yandığını, Ömer'in battaniyesini nereye koyduğunu, çay bardaklarının hangi dolapta olduğunu bile biliyordum.
Burada çıkışları kontrol etmiyordum belki de güven böyle bir şeydi tetikte olmadan rahatça haraket etmekti kendimi koltuğa bıraktım Ömer Amca yanımdaki tekli koltuğa geçti mesafeme saygı duydu her zamanki gibi konuşmamı bekledi tüm cesaretimi toplayıp "gerçeklermiş" dedim Ömer'in yüzündeki ifade değişti "DNA mı ?" dedi başımı salladım "İnci ve Tunç" bir an durdum "biyolojik annemle babammış beşli paket de gerçekmiş " dedim Ömer Amca derin nefes aldı kaşlarından biri kalktı "beşli paket?" dedi anlamamıştı "abiler" gözlerimi devirdim "beş tane tontonum bir tanesi yetmiyormuş gibi evren demiş ki Deniz'e toplu verelim" dedim Ömer'in dudakları kıvrıldı "tanıştınız mı?" dedi merakla başımla yukarı aşağı onaylarken "hı" diye mırıldandım "nasıl geçti peki ?" dedi işte nereden başlayacağım? başımı koltuğun arkasına yasladım.
"Tontonum bunlar çok kalabalık" Ömer güldü "yedi kişi bir odaya girdiler oksijen kalmadı" dedim "abartma pamuk abartma " dedi "abartmıyorum baba olan iki metreye yakın" dedim "nasıl biri?" dedi "emekli polis" dedim Ömer kaşlarını kaldırdı "sen nereden anladın söyledi mi?" dedi "söyledi ama o daha söylemeden duruşundan anladım " dedim Ömer Amca yüzüme daha dikkatli baktı ve yumuşak bir sesle "pamuğum tipten polis anlaşılmaz" dedi anında "ben anlarım" dedim Ömer sustu bu konuyu kurcalamayacağını biliyordum.
"Bir şey sorunca gerildim sorgu mu bu "dedim "ne yaptı?" dedi "geri çekildi özür diledi" dedim Ömer Amca bir an yüzüme baktı "özür diledi" diye tekrar etti ama sesi değişmişti "hııı garipti" dedim "garip olan ne ?" dedi merakla "yetişkin adam özür diledi işte"
Ömer gözlerini benden ayırmadan "insanlar özür diler Deniz" dedi anında "bazıları" dedim uzatmadan konuyu kapattı "kadın..." dedi durup kaşlarımı çattım "inci" dedim "nasıl biri ?" dedi "küçük boy olarak yani bakır saçları ve çilleri var ve sürekli ağlayacak gibi duruyor " dedim Ömer Amca güldü elim istemeden yüzüme gitti ne yaptığımı fark edince hemen elimi indirdim"bana çok baktı dokunmak istedi ama dokunmadı" dedim sessizce bu kez Ömer Amca sustu başını öne eğdi "ben geri çekilince koridorda da durdu " derken Ömer Amca başını hafifçe salladı "iyi" dedi "iyi olan ne ?" dedim "sınırını anlaması" dedi cevap vermedim sonra aklıma İnci'nin fotoğraf çekilmek istemesi geldi derin bir nefes aldım "fotoğraf çekilmek istedi" dedim "çekildin mi peki ?" diye sordu dilimi damağıma vurup "cııık" dedim "anladım tamam" dedi "bu aile de çok tamam diyor" dedim Ömer Amca gülümsedi ve "belki seni zorlama istemiyorlardır" dedi
"Rahatsız edici işimi zorlaştırıyorlar" dedim kaşlarımı çatarak "ne iși kız bu ?" dedi merakla "sinirlenme ve uzak durma işini" dedim oturduğum yerde rahatsızca kıpırdandım Ömer Amca kahkaha attı "adamlar kötü olsa rahat rahat nefret edeceğim tontonum ama sanki hareleri kaybolmuş melaike gibiler" Ömer Amca gülmeyi bırakıp bana baktı sonra devam ettim.
"Çilli polis var " dedim "çilli polis mi ?" dedi Ömer Amcanın dudağının kenarı kıvrıldı "hııı yirmi dokuz yaşında adı Özgür beni hatırlıyormuş" dedim sesim giderek alçaldı "sen doğduğunda dokuz yaşındaymış hatırlaması normal " dedi bir süre ellerime baktım tırnaklarımla oynadım "doğduğum günü çillerimi hatırlıyor" Ömer Amca hiçbir şey demedi sadece bana baktı "yangından sonra başka bebek vermişler oda bu benim kardeşim değil demiş" burnumu çektim "çilleri yok demiş dokuz yaşında çocuk millete kafa tutmuş" derken sesim titredi gülümsemeye çalıştım kendimi zorlayarak Ömer Amcanın gözleri doldu.
"Bak sen de ağlama sabah beri yeteri kadar dram yüklendi " dedim "ağlamıyorum" dedi ama gözünden bir damla yaş düştü "bok gibi yalan söylüyorsun " dedim kaşlarını çattı ve "Deniiiizzz" dedi uyararak bu kez gerçekten güldüm "adi tonton" dedim kıkırdayarak "ben sokakta kalırken onun yaşından küçüktüm ben sekiz yaşındaydım sekiz "dedim.
Kurduğum cümle o kadar ağırdı ki birbirimize bile bakamadık Ömer Amca başını eğdi "onlar beni arıyormuş yirmi yıl ben.." derken nefesim sıkıştı ayağa kalkıp oda da volta atmaya başladım "ben bunu nereye koyacağımı ne hissedeceğimi bilmiyorum" ellerimi saçlarımın arasından hırsla geçirdim Ömer Amca bana baktı ama ayağa kalkmadı "ne demek istiyorsun anlayamadım pamuğum ?" dedi ileri geri yürümeye devam ederken "şunu diyorum tontonum, bunlar beni aramış tamam mı? yirmi yıl kadın bana bakınca ağlıyor adam soru sorunca rahatsız oldum diye özür diliyor Özgür dokuz yaşında kardeşim değil diye ortalığı ayağa kaldırmış."
Sesim yükselmeye başladı "çok güzel anasını satayım " ellerimi iki yana açtım "harika yılın aile ödülünü verelim" derken Ömer Amca lafa girdi "pamuğum..." dedi ama konuşmasına izin vermedim önünde durdum "ben sekiz yaşındayken neredeydiler?" Ömer Amca cevap vermedi bana bakıyordu sadece "suçları olmadığını biliyorum bak biliyorum" elimi göğsüme vurdum "buradan biliyorum" sonra elimi başımı götürdüm ve vurdum "burada da biliyorum" elimi tekrardan göğüsüme indirdim ve "ama buradaki küçük kız anlamıyor " gözlerim doldu.
"Ben üşüdüm tontonum" sesim giderek kısıldı "çok üşüdüm" Ömer Amca sssizce ağlamaya başladı
"ben aç kaldım , dayak yedim , kaçtım , yaralandım yaralarımı kendim sardım, uyumadım , kimseye güvenmedim , bir yerde yatabilmek için bile önce kaçış yolu aradım" sinirlenmeye başladım sesim giderek yükseldi "o arada onlar beni arıyormuş" kahkaha attım bir damla yaş yanağımdan aşağı süzüldü "beni arıyorlarmış" diye tekrarladım bir yaş daha yanağımdan aşağı süzüldü "ne güzel değil mi?" dedim başımı yere eğdim "pamuğum" dedi elimi kaldırım onu durdurdum "hayır tontonum biliyorum onların suçu değil."
Tekrar ettim onların suçu değil sanki bunu kendime kanıtlamam gerekiyordu derin nefes aldım ama ağlamamı durduramıyordum "ama o küçük kız bunu bilmiyor kabul edemiyor " odaya ölüm sessizliği çöktü "onlara baktığında küçük kız çocuğu niye daha erken bulmadınız diyor sonra vicdanım diyor ki şerefsizlik yapma yirmi yıl seni aramış insanlar" başımı kaldırıp gözlerimi sildim "sonra sokaktaki ben diyor ki ben o zaman niye yalnızdım?"
Ömer Amca ayağa kalkmadı sarılmak istediğini biliyordum ama gelip sarılmadı çünkü ben istemeden yapmazdı gözyaşları içerisinde "ikisi de doğru pamuğum " dedi sesi titriyordu "ne?" dedim burnumu koluma silerken "seni aramış olmaları doğru senin yalnız kalmış olman da onların seni sevmiş olması, yaşadığın acıyı yok etmez Deniz" sesini sakin tutmaya çalışıyordu ama ağladığı için sesi çatallaşmıştı sustum sessizce ağlamaya devam ettim .
"Ama yaşadığın acı da onların seni aradığı gerçeğini yok etmez" dedi işte tam olarak buydu ben birini seçmeye çalışıyordum ya o aileyi kabul edersem sokaktaki küçük kıza ihanet edecekmişim gibi ya da öfkemi tutarsam beni yirmi yıl arayan insanlara haksızlık edecekmişim gibi belki ikisi birden vardı hem bulunmuş olabilirdim hem de yıllarca yalnız kalmış olabilirdim.
Ben hem sevilebilirdim hem de çok kötü şeyler yaşamış olabilirdim bu adil değildi hayat bana karşı zaten hep adil değildi ama gerçekti ağlamaya devam ederken koltuğa doğru yürüdüm tekrardan bacaklarımı bağdaş yapıp koltuğa oturdum gözyaşlarımı sildim hızlıca ve gülmeye çalışarak "tontonum beynim sikildi" dedim Ömer Amca burnundan güldü "fark ettim"dedi konuyu karıştırmak için "devam edeyim mi?" dedim burnumu çekerek "dinliyorum pamuğum" dedi "Aras var kıvırcık suratsız" dedim bana bakıp ima ile"Denizzzz" dedi "ne? suratsız ama ne yapayım dua et sadece suratsız dedim tontonum"dedim kıkırdayarak "mimar çok bakıyor ama az konuşuyor aynı senin gibi" dedim.
"Ben çok konuşuyorum" dedi "doğru arada öyle şeyler yapıyorsun " dedim arkama yaslanarak "sohbet anında ağzımdan sokakta yaşadıysan polisi uzaktan tanırsın lafı çıktı" Ömer Amcanın yüzü ciddileşti "ne dediler tepkileri ne oldu ?" dedi "hiç Aras konuyu kapattı kıvırcık suratsız ama iş görüyor" dedim sırıtarak Ömer Amca da gülümsedi
"sonra Kaya var avukat takım elbise var kırışıcak diye sürekli dik duruyor haaa bir de onun birebir aynısı var ikizlermiş allah bir tane yetmez biri kaybolursa diğerini rahat bulsunlar diye aynısından seri üretime geçmiş " dedim kıkırdayarak "adıToprak mühendismiş oda ailesi ayırt etmekte zorlanıyormuş ama ben tek seferde ayırdım " dedim çocukça bir gururla"şaşırmadım pamuğum" dedi babacan bir sesle dik oturdum.
"İşte benim tontonum be " dedim ellerimi yana açıp gülerek "sen bana hep güveniyorsun ya sana yalan söylüyorsam ?" dedim "sen bana yalan söylemezsin pamuğum her zaman sana güvenirim " demesiyle kaldım güven zor bir şeydi ama o bir kere bile beni sorgulamıyordu koşulsuz güveniyordu "Rüzgar var" sesim nasıl çıktı bilmiyorum ama Ömer'in kaşı kalktı.
"Rüzgar" diye tekrar edip onu düşündüm "ne oldu ona?" dedi "bir bok olmadı" dedim "öyle söylemedin ama " dedi "nasıl söyledim?" dedim yerimde kıpırdanarak "gülerek" dedi anında suratımı astım "gülmedim" dedim kollarımı göğüsümde bağladım "çok konuşuyor yirmi beş yaşında yazılımcıymış" dedim Ömer Amca güldü "sen de çok konuşuyorsun " dedi omuz silkip "ben kaliteli konuşuyorum bir kere " dedim "bir de çocukken çilleri olsun istiyormuş" Ömer Amca şaşırdı "çil mi niye ?" dedi "Özgür'de varmış salak kalemle yüzüne nokta yapmış çili olsun diye "istemeden yüzüme dokundum.
Ömer kahkaha attı ben de güldüm "ben de yıllarca bunları silmeye çalıştım" cümle ağzımdan kendi kendine çıkmıştı ikimizinde gülümsemesi yavaşça soldu "hayat komik" dedim ama değildi her şey gerçekçi bir acılığa sahipti aklıma diğer mesele geldi.
"Eski ailemi sordular" Ömer Amca sakin gibi duruyordu ama elleri yumruk olmuştu "ne söyledin?" dedi "gayet iyiydi dedim çok sevdiler dedim" sessizlik oldu yüzüme bakıyordu "tontonum öyle bakma" dedim derin bir nefes alıp burnunun kemerini sıktı "nasıl bakıyorum ki?" dedi "yargılar gibi" dedim gözlerim dolmaya başlamıştı "seni yargılamıyorum anlamaya çalışıyorum " dedi "niye gerçeği söylemediğimi de sorma" derken sesim titremeye başlamıştı bu halimden nefret ediyordum başımı eğdim parmaklarımla oynadım "acımalarını istemiyorum bugün bile bana bakışları başkaydı "dedim.
Ömer Amca dinliyordu "merak ettiler, özlediler, sevindiler, belki korktular ama acıma ifadesi yoktu" işte bunu söylemek bile zordu "Özgür kolumdaki izi gördü" Ömer Amca çenesini sıkmaya başladı kendisini zor durduruyordu "sordu mu?" dedi "hayır" dedim net bir sesle "diğerleri peki ?" dedi "fark etmediler sadece Özgür gördü" dedim "hımm" diye başını anladım der gibi yukarı aşağı sallayarak mırıldandı bir süre sessiz kaldım.
Sonra başımı kaldırdım "ama ya öğrenirlerse?" dedim korkuyla "neyi?" dedi "her şeyi" dedim sesim o kadar kısık çıkmıştı ki ben bile zor duymuştum sesimi Ömer Amca cevap vermedi.
"Caner'i , Eda'yı , Serdar'ı , sokağı , gerçek beni " derken sesim düştü "ya o zaman bakışları değişirse bugün kızları olduğum için mutlu oldular yarın ne yaşadığımı öğrenince sadece acırlarsa onlar da giderse ?" işte korktuğum buydu "beni seveceklerse..." cümle boğazımda kaldı tam söylemedim ama düşünce oradaydı ben merhamet istemiyordum acıma istemiyordum ben kurtarılacak yaralı köpek gibi görmelerini istemiyordum.
Beni Deniz olduğum için sevsinler istiyordum , küfür eden , çok konuşan , resim çizen , kavgacı , inatçı , bazen bok gibi kararlar veren , bazen gülerken ağlayan , köpekler gibi çalışan Deniz ... sadece Deniz olduğum için sevilmek istiyordum .
Ömer elini dizinin üzerine koydu gözlerini gözlerime kenetledi "bugün ne hissettin?" diye sordu uzun süre düşündüm "her şeyi" dedim sonunda "bu bir cevap değil" dedi dik dik bakarken "başka cevabım yok" başımı koltuğun arkasına yasladım gözlerimi kapattım
"İnci ağlayınca üzüldüm , Tunç geri çekilince şaşırdım ,Özgür çillerimi anlatınca..." dedim boğazıma koca bir yumru oturdu ve sustum "ne oldu?" dedi gözlerimi açıp tavana bakarken gözyaşım yanaklarımdan akmaya başladı silmedim "canım acıdı"dedim sesim bok gibiydi artık "Rüzgar güldüğünde gülesim geldi ,ikizleri ayırınca salaklar şok oldular o yüz ifadeleri hoşuma gitti" Ömer Amcanın gülüşünü duydum derin nefes aldım.
"Sonra korktum" dedim "neden?" dedi "çünkü belki sevebilirim" dedim gözlerimi kapattım
İşte gerçek korku kemer sesleri ,açlık , karanlık değildi çünkü bunları biliyordum sevgi daha korkunçtu çünkü sokakta aç kalırsan yemeği bir şekilde bulursun üşürsen karton bulursun sokakta ya döversin yada dövülürsün ama sevgi öyle değildi birini seversen? kaybettiğinde ne yapacağını bilemiyorsun Ömer Amcayı düşündüm ona bir şey olursa ben ne yapardım? cevabı yoktu şimdi hayat bana yedi kişi daha uzatıyordu.
Al , sev , güven diyordu bu kadar kolay mıydı ? ellerimi yüzüme sertçe sürttüm "ooooofff amına koyayım offf " diye bağırdım ayakladım"sence ben onları tekrar görmek istiyor olabilir miyim?" Ömer Amcanın yüzünde küçücük bir gülümseme oluştu koltuğa yaslandı "bu soru bana mı yoksa kendine mi ?" dedi "bilmem" dedim ileri geri yürümeye başladım tekrardan "istersen görürsün istemezsen görmezsin " dedi bana bakmaya devam ediyordu "bu kadar mı cevabın bu mu bir de yaşın var diye sana güvenip soruyorum elin yapay zekasına sorsam bana elli tane cevap verirdi yaşlı adam?" dedim sinirle ve tırnağımı yemeğe başladım "bu kadar canım o elin yapay zekası sana çay demleyemiyor ama cadı kız " dedi kaşlarımı çattım.
"Hayat senin anlattığın kadar kolay değil ayrıca geldim geleli çay koymadın gözümden kaçmadı sanma "dedim "hayat kimse için kolay değil ama karar verecek kişi sensin" dedi sustum çünkü haklıydı sinir bozucu bir durumdu başımı yana çevirdim pencereden dışarı baktım "belki bir kere daha" dedim
Ömer Amca cevap vermedi ama sırıtıyordu "hemen sırıtma adi tonton" dedim sinirle "sırıtmıyorum" dedi "bıyıklarının altından görüyorum" diyince saklamadan gülmeye başladı ben de istemeden gülümsedim.
"Bir kere sadece tanımak için" Ömer Amca olumlu anlamda başını başını salladı "aile olduğumuz anlamına gelmez" dedim "gelmez" dedi beni onaylayarak "anne, baba, abi demem evlerine de gitmem" dedim "pamuğum ben bir şey demiyorum" diye kendini açıkladı "baştan sınırları belirliyoruz tonton" dedim "ben kimim bu görüşmede peki ?" dedi "Dışişleri Bakanı"dememle kahkaha atmaya başladı bende ona eşlik ettim sonra ayakta durmaktan yoruldum koltuğa yürüdüm koltuğa oturdum başımı koltuğun sırt kısmına koydum ve gözlerimi kapattım uyumak için değil.
Sadece yorulmuştum hemde çok iki gün önce Caner Akay'ın kızıydım bugün ise Tunç Korkmaz'ın biyolojik kızıydım dün tek bir ağabeyim olduğunu sanıyordum bugün beş tane vardı ama bütün bu isimlerin altında hâlâ aynı kişiydim sekiz yaşında yaşamak için sokağa kaçan , depoda resim yapan , tontonun pamuğu.
Ve belki...
Birilerinin yirmi yıldır aradığı kızı gözlerimi açtım tonton bana bakıyordu "ne?" dedim "hiç" dedi omuzlarını silkerek daha fazla sorgulamak istemedim "tontonum acıktım ben " dedim gülümsedi "mutfakta yemek var" dedi hemen ayağa kalktım"bunu en başta söylesene ya saatlerdir aile dramı anlattırıyorsun bana" dedim tontonum kahkaha attı "sen anlatıyordun da neyse" dedi gülmeye devam ederken "detaylara çok takılıyorsun" dedim kıkırdayarak.
Mutfağa yürürken ilk defa o gün omuzlarım biraz daha hafifti sorunlar çözülmemişti geçmiş değişmemişti korkum da gitmemişti ama artık iki gerçeği aynı anda taşıyabileceğimi biliyordum.
Ben yıllarca yalnız kalmıştım.
Ve...
Birileri bütün o yıllar boyunca beni aramıştı.
Hangisinin daha ağır olduğunu henüz bilmiyordum belki de mesele birini seçmek değildi ikisi de benim hikâyemdi....
\
Bölüm etkileşimi
