kayıp kıyı kitap kapağı

2. bölüm / 3

bölüm 2: denizin geri çağırdığı şey

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: bölüm 2: denizin geri çağırdığı şey

foça’da bazı şeyler çabuk unutulmazdı, bazı şeyler ise hiç konuşulmazdı.

mert ertesi sabah uyandığında hangisinin daha kötü olduğunu bilmiyordu.
telefonu masadaydı. ekranı kararmıştı. ama geceyi hatırlıyordu. hatırlamak istemediği halde.
ela’nın düştüğü an…
rüzgâr…
ışık…
sonra boşluk.

insan bazen bir şeyi “olmuş” diye kabul eder ama içinde bir yer hâlâ “olmadı” diye ısrar eder. mert’in içinde tam olarak o yer çalışıyordu.

polisi aramışlardı. herkes “kaza” demişti. kelime kolaydı. kaza deyince dünya biraz daha az kirli oluyordu.
ama mert o kelimeyi ağzına bile alamıyordu.
çünkü ela’nın sesi hâlâ kafasındaydı.

“beni çağırıyor”

cenaze olmadı.
en azından mert için olmadı.
çünkü o gün mezarlıkta duran kalabalığın içinde hiçbir yüz gerçek gibi gelmiyordu. insanlar üzgün görünüyordu ama üzgünlük bile burada bir rol gibiydi. oynanıyordu.
mert toprağa bakmadı.
bakarsa bir şeyin biteceğini biliyordu. bakmazsa bitmeyebilirdi.

üçüncü gün, kafeye geri döndü.
kimse bir şey sormadı.

foça böyle bir yerdi. acılar bile fazla konuşulmazdı. konuşulursa büyür sanılırdı.
ama mert konuşmamasına rağmen içi büyüyordu.
her müşteri sesi, her bardak çarpması, her kapı açılışı… hepsi aynı şeye dönüşüyordu: deniz.
ve deniz artık normal değildi.

o gece işten sonra sahile indi.
rüzgâr sertti. su karanlıktı. ama en kötüsü bu değildi.
en kötüsü, denizin sesi değildi artık.
sanki dinliyordu.

mert ayakkabılarının ıslanmasını umursamadı. suya biraz daha yaklaştı.
“ela,” dedi kendi kendine.
ilk defa sesli söylemişti.
rüzgâr durdu gibi oldu o an. sadece bir saniyeliğine.
sonra telefon çaldı.
numara yoktu.
mert bakmadı bile. açtı.
hatta bir an, bunu neden yaptığını bilmiyordu.
hattın ucunda bir ses yoktu.
nefes vardı.
sonra çok hafif bir tıkırtı. sanki camın arkasında biri yürüyordu.
ve ardından tek bir şey:
“ışık…”
bağlantı kesildi.

ertesi gün foça açıklarında eski deniz fenerinin ışığı görüldü.
kimse çalışmadığını biliyordu.
kimse bunun ne anlama geldiğini konuşmadı.
ama mert konuşmaya başladı.
kendi kendine.
çok sessiz.
çok yavaş.

“oraya gitmem lazım.”

ve o an, ilk defa şunu fark etti:
ela düşmemiş olabilirdi.
ya da düşmüş olsa bile, hikâye orada bitmemişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…