1. bölüm / 12
Kayıp Bebeğin Sırrıkaybolan Variş
Bölümler 12Şu an: kaybolan Variş
- 1 kaybolan Variş570 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Kan ve sırlar458 kelime
- 3 Karanlıgın Kalbinde613 kelime
- 4 Karanlığın sonu715 kelime
- 5 Büyücün Kehaneti466 kelime
- 6 Kehanetin Peşinde474 kelime
- 7 Takımın Reaksiyonu464 kelime
- 8 Alden’in Gerçekliği149 kelime
- 9 Kehanetin Gölgesinde186 kelime
- 10 Beyaz Güller Mektubu261 kelime
- 11 Gerçekler ve Plan264 kelime
- 12 Alden’in Seçimi237 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kırk iki gün geçti. Kral Kazumi'nin emriyle başlayan infazların üzerinden tam kırk iki gün geçmişti ve bu süre zarfında kırk iki can alınmıştı. Ancak kurbanlar yalnızca turuncu saçlı olanlardı. Eğer kahverengi gözlere sahipsen, hayatta kalma şansın %50'ydi: Ya kralın hizmetkârı oluyordun ya da ölüm seni bekliyordu. Halk bu katliamı "Cadı Avı" olarak adlandırıyordu. Turuncu veya kızıl saçlı olanlar, cinsiyet fark etmeksizin idam ediliyordu.
Bazı kişiler bu cadı avlarını, "Salem Cadı Mahkemeleri"ne benzetmişti. Fakat kralın eşi ikiz bebek dünyaya getirdiğinde yalnızca biri hayatta kalmıştı. Diğer bebeğin öldüğü mü, yoksa hâlâ yaşadığı mı bilinmiyordu.
Kral cadı avını başlattığında halk, korku ve endişe içinde yaşamaya başlamıştı. Turuncu saçlıların kaderi belliydi: Ya idam edileceklerdi ya da hayatta kalmanın bedelini ağır ödeyeceklerdi. Kahverengi gözlüler içinse şans yarı yarıyaydı: Ya krala hizmet edeceklerdi ya da öleceklerdi.
Kazumi'nin ölümünden sonra bu cadı avı tüm krallığı kasıp kavurdu. Halkın dilinde artık sadece "Cadı Avı" vardı; kimse kime güveneceğini bilemiyordu. Sokaklarda, meydanlarda idam edilenler arasında çocuklar bile vardı. Cinsiyet veya yaş fark etmeksizin, eğer turuncu ya da kızıl saçlıysan, kaderin belliydi.
Zamanla cadı avları daha sistematik hâle geldi. "Salem Cadı Mahkemeleri" olarak anılan duruşmalar başladı. Bu mahkemelerde suçlananların kurtulma şansı yok denecek kadar azdı; suçlamalar genellikle delilsiz ve keyfîydi.
Ancak krallığın içinde başka bir gizem vardı: Kraliçe ikiz bebek doğurmuştu. Halk merakla bu iki bebeği beklerken yalnızca biri hayatta kalmıştı. Diğerinin akıbeti bilinmiyordu. Bebek, doğduktan kısa bir süre sonra ortadan kaybolmuştu. Kimileri bebeğin ölü doğduğunu, kimileri ise cadı olduğu için gizlice kaçırıldığını söylüyordu. Bu söylentiler halk arasında kaos ve huzursuzluk yaratıyordu.
Bu sırada Kral’ın avcıları cadı arayışını sürdürüyordu. Ancak krallıkta direniş kıvılcımları da atılmaya başlamıştı. Bazı gruplar gizlice örgütleniyor, mahkemelerin adaletsizliğine ve kralın zulmüne karşı koymak için yemin ediyordu. Özgürlük arayışı sessizce büyüyordu, ancak halkın kaderi belirsizliğini koruyordu.
Tüm bunlar yaşanırken, krallığın derinliklerine gömülmüş sırlar gün yüzüne çıkıyordu. Kayıp bebek gerçekten bir cadı mıydı, yoksa bu olay krallığı sarsacak bir komplonun parçası mıydı? Halkın kafasındaki sorular çoğalıyor, kader ise kendi ağlarını örüyordu.
Kral, saraydaki huzursuzluğun farkındaydı. Geçmişte saklanan sırların yavaş yavaş ortaya çıktığını hissediyordu. Sarayın yaşlı danışmanı Althar, endişeli bir ifadeyle kralın yanına geldi ve fısıldadı:
"Majesteleri, halk arasında dolaşan söylentiler tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Bebeğin kayboluşu artık bir sır olarak kalamaz. Bazıları, bu olayın ardında karanlık güçler olduğuna inanıyor. Krallığa olan güven sarsılmak üzere."
Kral, Althar'ın sözlerini sessizce dinlerken kendi düşüncelerinde kaybolmuştu. Bebek doğar doğmaz ortadan kaybolmuş, geriye hiçbir iz bırakmamıştı. Sarayın gizli koridorlarında fısıldanan söylentilerden biri, kralın eski düşmanı olan karanlık bir büyücüye işaret ediyordu. O gece yapılan gizemli bir ritüelin ardından bebeğin kaybolması kaderin bir oyunu muydu, yoksa önceden hazırlanmış bir planın parçası mıydı?
Bebeğin annesi olan kraliçe, evladının kaybıyla her geçen gün daha çok acı çekiyordu. Her gece gizlice saraydan çıkarak ormanların derinliklerine gidiyordu. Bu yolculuklarda ona yalnızca ay ışığı eşlik ediyordu. Kraliçe, halk arasında cadıların yönettiğine inanılan "Gölge Ormanı"na gidiyor, kayıp çocuğuna dair bir iz arıyordu. Kalbinde oğlunun hâlâ yaşadığına dair sarsılmaz bir inanç taşıyordu.
Bir gece, ormanın derinliklerinde yaşlı bir kadına rastladı. Bu kadın, geçmişte büyü yaptığı için sürgüne gönderilmiş ve halk arasında "Gölge Cadısı" olarak tanınan gizemli biriydi. Kraliçeyi dikkatle süzdü ve fısıltı gibi bir sesle konuştu:
"Aradığın şeyi bulmak istiyorsan, yalnızca gerçeğin peşinden gitmelisin. Ama bil ki, gerçeğe ulaşmak bazen bir kurban gerektirir."
Bu sözlerle birlikte ortadan kaybolan cadı, kraliçeye zorlu bir yolculuğun kapısını aralamıştı. Saraya döndüğünde, karşılaşacağı zorlukların yalnızca başlangıç olduğunu anlamıştı. Aynı zamanda, kral da kaybolan çocuğunun akıbetini öğrenmek adına sadık savaşçılarını ve casuslarını krallığın en ücra köşelerine göndermeye başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
