3. bölüm / 4
Katil Okulu3. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 3. Bölüm
- 1 1. Bölüm989 kelime
- 2 2. Bölüm1.527 kelime
- 3 3. Bölüm1.396 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm2.046 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Okulu gezmeye başladım ve fark ettim de, bu okul ne kadar değişik lan? Mesela normal okullar pembe, kırmızı, ne bileyim yeşil falan olur. Bu okul bildiğin siyah renkli. En azından okul eskidikçe bazı yerlerin boyalarlı dökülmüş de beton gözüküyor. Beton da gri de, neyse. En azından siyah değil. Bu ne böyle? İçim de kararacak yakında.
Hayır o değil, öğrencilerin formalarının ceketi de siyah. Yaklaşık 10 dakika önce falan yoruldum diye duvara yaslanayım dedim. Yaslandım, ne bileyim böyle girintili çıkıntılı geldi, dedim bu ne biçim duvar? Döndüm baktım siyahi bir çocuk. Gitmişim çocuğun üzerine yaşlanmışım. Yemin ederim ki çocuğu görmedim. Duvar siyah, forma siyah, çocuk siyah (ırkçılık değildir asla ve katiyen yanlış anlaşılmasın!!) Bana bir bakıyor... Boğulmak daha masum gelmişti. Bide yanağında yara izi var. Gerildim. Sanırım sinirlendi. Ben çocuğa bakarak (çocuk dediğime bakmayın benden büyük duruyor) geri geri yürümeye başladım ve biraz eğilip özür diledim. Sonra arkama bakmadan hızlı hızlı yürümeye başladım. Bide herkes beyaz gömlek, siyah ceketli ya, ben sarı bluzumla çok dikkat çektiğimi fark ettim. Millet sürekli bana bakıyor.
Aklıma artık eğitmenim olacak adamın dedikleri geldi "Arka bahçedeki eğitim alanına gitme." Hmmm... Yasak şeyler ilgimi çeker. Ama asla gitmem. Zaten ölümün kıyısından dönmüşüm gibi hissediyorum. Hiç bir güç beni oraya götürmez. Hayat boyu gitmem. Her neyse, devam.
Okul 6 katlıydı ve her katında ortalama 10-20 sınıf falan vardı. Bir tık büyük bir okul sanırım.
Birkaç tane sınıfa gireyim ve sınıfların nasıl olduğuna bakayım diye düşünerek yürümeye devam ettim. Yürürken karnımın guruldadığını fark ettim. Umarım kimse duymamıştır. Ahh... Benim bitterli ve bitterliden sıkılırım diye yanıma aldığım vişneli keklerim... Neredesiniz acaba? Kimin elindesiniz? Acaba burada yemekler güzel midir? Daha önemlisi yemek veriyorlar mıdır? Off... Bir an önce Yalçın'ın yanına gitmem lâzım. Ona soracaklarım var.
Yürümeye devam ederken kapısı açık bir sınıf gördüm ve biraz daha yaklaşıp başımı sınıftan içeri sokup sınıfı incelemeye başladım. Kimse olmadığını görünce içeriye girdim ve sınıfın ortasına yürüyüp biraz daha detaylı incelemeye başladım. Normalde okuduğumuz okullardaki sınıflara benziyordu. Duvarda eski, yeşil, tebeşir tahtalarından vardı. Onun sağ ön çaprazında öğretmen masası olduğunu düşündüğüm küçük bir masa ve tekerlekli bir sandalye vardı. Onun yanında da duvara yaslı ve içi gözükmeyen bir dolap vardı. Duvarlar bu sefer gri renkliydi ama bazı yerlerde mürekkebe benzer lekeler vardı. Öğrenci sıraları ise tek kişilik, ayakları siyah demirden yapılmış ve sıraları şaşırtıcı şekilde beyaz renkliydi. Sınıflar belli ki 20 kişilikmiş. Güzel. Az olsun, öz olsun.
Tam kapıya dönüp çıkacakken duvara çarpma sesleri ve ardından bağırma sesleri geldi. Sıçrayıp kapıdan biraz uzaklaştım. Duvara sürtünme sesleri de gelmeye başlamıştı ve ben biraz daha uzaklaştım. Kendi kendime konuşmaya başladım
"Off... Mal gibiyim aynı. Niye Kutay'a dışarı çıkacağımı söylemedim ki? Korkuyorum yav!"
Ardından içeriye Kutay ile yaşıt gibi gözüken ama onun serseri tipleri olan iki tane erkek girdi. İkisi de çok yakışıklıydı ama bir sorun vardı, birisi diğerinin yakasını tutmuş, sınıfın duvarına yaslayıp yüzüne yumruk atıyordu! Allah'ım... Burada neler oluyor lan?!
Diğerinden daha uzun olan ve diğerinin ensesini tutan çocuk, siyah saçlı, hafif yeşil gözlü, kemerli burunlu olan, aşırı özgüvenli ve egoist duran aynı zamanda aşırı yakışıklı bir çocuktu ve tam benlik bir tipi vardı ama bu özellikler onun haklı olduğunu düşündüremezdi. Diğer, yüzüne yumruk atılan çocuk, ise kumral, ela gözlü bir çocuktu ama diğerinin aksine daha içine kapanık ve özgüvensiz duruyordu.
Ben onları görünce biraz daha geri çekildim ve yanlışlıkla sıraya ayağım takıldığı için azıcık bir gürültüyle yere düştüm. Tamam, biraz fazla ses çıkmış olabilir. Bide sıra üzerime düştü... Üzerime düştüğünde bacağım bir ağrıdı, anlatamam. Sanki yerinden koptu. Ama sıranın benim yolunda ne işi var? O benim yoluma çıktı sonuç olarak.
Düştüğümde çıkan ses ile iki çocuk da bana döndü ama yüzümü saçım kapadığı için kim olduğumu göremediler. Dikkat çekmekte üzerime yoktur. Aslında buraya gelene kadar birden fazla kavga görmüştüm ama hiç birinin içerisindeki rollerden biri olmamıştım. Sanırım piştim... Tam benlik tipi olan çocuk
"Sen kimsin?!" diye bağırdı. Neden kimse normal bir sesle soru sormuyor bu lanet okulda?
"Kimsin dedim!" diye tekrardan bağırınca istemeye istemeye saçımı yüzümden çektim ve çekinerek ona baktım. Yakışıklı çocuk diğer çocuğun yakasını bıraktı ve beni süzmeye başladı. "Ne bakıyon hırtapoz?" dememek için zor durdum. İncelemeyi bıraktıktan sonra yaklaştı ve elini uzattı. Hmm... Centilmen ama salak. Üzerimde sıra olduğunu görmüyor mu bu? Sırayı gösterip
"Sırayı kaldırırsan memnun olurum. Kalkamıyorum da." sıraya bakıp anlamış gibi eğildi ve sırayı kaldırıp elini uzatmak yerine eli ile kolumu tutup beni ayağa kaldırdı. O sırada diğer çocuk şaşkın şekilde bizi izliyordu. Ona baktığımı gören yakışıklı çocuk ona dönüp
"Seninle işim bitmedi. Git şimdi." dedi ve tekrar bana döndü. Diğer çocuk bir süre daha bize bakıp sınıftan çıktı. Yanımdaki çocuk kim olduğumu düşünüyordu ama sarı bluzumu gördüğünde yeni geldiğimi anlamış olacak ki
"Kendin mi geldin ailen mi getirdi?" her ne kadar yakışıklı olsa da cevap verme zorunluluğu hissetmedim ve kolumu ondan çekip biraz uzaklaştım. Gözümün önünde adam dövdü sonuçta.
"Ben gideyim." dedim ve ayağımı yere koyup üzerine basmaya çalıştım ama çok fazla sızladığı için yüzümü buruşturup sıraya tutundum. Çocuk bunu gördü ama tepki vermeden
"Ben Kaan. Kaan Varel. Bu şekilde tanışmak istemezdim." dedi ve bir süre bekledikten sonra
"Peki sen?" dedi.
"İlay. İlay Özden." dedim. Tokalaşmak için elini uzattı
"Memnun oldum İlay." eline baktım ve yaslandığım sıradan elimi çekip onunla tokalaştım.
"Ben de memnun oldum Kaan." dedim ve elimi çektim. O sırada kapıdan bir kız bize bakıp dişlerini göstere göstere ve göz ucundan beni inceleyerek Kaan'a yürümeye başladı.
"N'aber Kaanişkoo!" dedi o'yu uzata uzata.
Kaanişko lakabı hoşuma gitmişti. Gülmemek için dudağımı ısırdım ve yere doğru bakmaya başladım. Böyle tehlikeli görünen bir tip için en ideal lakap buydu. Kaan gülmemeye çalıştığımı fark etti ve derin bir nefes verip gelen kıza baktı.
"Ne var İnci?" dedi. Aslında gelen kız çok güzeldi. Ama biraz çingene havası vardı. Sarı saçları, badem renkli gözleri ve geniş, dolgun dudakları vardı. İnci bana dönüp tiksinen bir ifadeyle utanmadan beni süzmeye başladı.
"Kim bu varoş?" dedi. He? Ne? Bana mı dedi? Anlamayan bir ifadeyle İnci'ye baktım. Kaan İnci'ye sinirli bir ifadeyle baktı ve
"İnci ilk olarak sanane? İkinci olarak beni rahat bırak." Hmm. Anladığım kadarıyla sevgili ve çaresiz İncisu Kaan'a platonik. Hoş. İnci Kaan'ın dediklerine karşı cilveli şekilde dudak büzdü.
"Ama dediklerin beni çok üzüyor Kaanişko! Özür diler misin benden?" Kaan, İnci'nin dediklerine karşı göz devirdi ve sızlayan sol bacağıma destek olmak için sol tarafıma geçip kolumu tuttu ve yürümeye başladı. Ben de el mecbur peşinden gittim. Arkaya dönüp İnci'ye baktım ve şaşkın artı sinirli bakışlarına tepki vermeden yürürken Kaan'a döndüm.
"Bu yaptığın ayıp olmadı mı sence de?" Kaan bana bakmadan yürümeye devam etti ve
"Sana burada ayıp diye birşey olmadığını söylemediler mi?"
"Emm... Hayır."
"O zaman artık biliyorsun."
"Dediklerin çok yardımcı oldu, sağol Kaanişko." dedim ve sırıttım. Aslında bunu söylemek için samimi olmamız gerekirdi ama yine de komik geldiği için söyledim. Kaan dediğim şeye karşı bana bakıp tekrar önüne döndü.
"Sen de başlama."
"Ama komikti." dedim ve o da biraz sırıttı
"Farkındayım ama yine de söyleme."
"Tamam. Hoşlanmıyorsan söylemem." dedim. Yürüye yürüye nereye gittiğimizi bilmesem de bir koridor boyunca yürümeye devam ettik. En son dayanamayıp
"Bunu söylemek bana düşmez ama o kız seni baya seviyor gibiydi."
"Biliyorum."
"Tamam."
"Başka şeyler de biliyorum. Mesela senin dilini tutamaman gibi." dedi. Bunu söylemek de ona düşmezdi. Yani en azından samimi olmadığımız sürece. Cidden, ne ara biz bu kadar samimi olmuştuk?
"Çok komiksin. Madem herşeyi biliyorsun, bu okul neci?" dedim ve bu soruma karşı yavaşlayıp bana döndü.
"Şaka mı yapıyorsun yoksa ciddi ciddi buranın ne olduğunu bilmeden ta bu ormanı geçip bu okula mi geldin? Veya getirildin?"
"Şaka yapsam niye sorayım?" dediğimde tamamen durdu ve bana dönüp
"Şaka gibisin..." dedi ve gözünü kapattı. Şaka mıyım sence?
Birkaç saniye sonra gözünü tekrardan açıp
"O zaman bu b*k çukuruna hoş geldin sevgili İlay. Seni bu katiller arasından kim kurtarır bilmem. Ama bu ben olmam. Emin ol, senin yüzünden canımdan olmak istemem."
lan. Katiller mi dedi o? Lan şu Uraz denen adam bana şaka yapmamış mıydı?
"Şaka mı yapıyorsun yoksa ciddi ciddi şuan katillerin arasında mıyım?" Kaan dediklerimi duyunca sırıttı ve
"Günaydın prenses!" kolumu elinin arasından çektim ve
"O zaman sen de katilsin!" he İlay. Aferim İlay. Bu kadar soru arasından bunu mu seçtin İlay?! Kaan gülmeye başladı ve
"Merak etme, kadınlara herhangi bir zarar vermem. Kalbine dahi." dedi ve göz kırptı. Sağol Kaan, çok rahatladım şuan.
Ben ciddi ciddi katillerin arasında mıyım? Ve buraya kendi ayağımla geldim! ALLAH KAHRETSİN!
Bu bölüm biraz gecikti, kusura bakmayın😔 biraz da kısa olmuş. Umarım bu bölümü de beğenirsiniz. Eğer beğenmediğiniz bir kısım varsa lütfen söyleyin. Birdahakine ona göre devam ederiz. 💖💖
Bölüm etkileşimi
