2. bölüm / 4
Katil Okulu2. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 2. Bölüm
- 1 1. Bölüm989 kelime
- 2 2. Bölüm1.527 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm1.396 kelime
- 4 4. Bölüm2.046 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Başım ağrıyor. Kulaklarım çınlıyor. Burnumu yakan bir rutubet kokusu var. Midem bulanıyor. Ne oldu ki?
Gözümü yavaşça açmaya çalıştım ama çok zordu. Sanarsın japon yapıştırıcısı ile mühürlemişler. Kulaklarım o kadar çınlıyordu ki yüzümü buruşturmadan duramadım. En sonunda gözümü açabildim, ama hâla başım çatlıyordu. Ve karşımdaki manzara pek de hoş değildi.
Duvarın yukarısında bir iki tane küçük pencere, rutubetli ve boyası dökülmüş gri duvarlar... Aynı filmlerde gördüğümüz sorgu odaları gibiydi. Ben aşırı rahatsız bir sandalyede oturuyordum ve karşımda da bir sandalye vardı. Hmm, sanırım burası da bir sorgu odası çünkü karşımdaki sandalyede oturan ve bana bön bön bakan bir adam vardı, ve yanında da dedikoducu vibe adam...
Karşımdaki sandalyede oturan adam ortalama 40 yaşlarında gibi duran, saçından belirgin beyazlara olan, takım elbiseli ve aşırı derece ciddi duran bir adam vardı. Gerildim. Ama başım hâla ağrıyor.
"Uyandın." dedi ciddi adam.
Oha, selam Sherlock.
"Biz de seni bekliyorduk."
"Uyanmamı mı?" başımın ağrısından zorlanarak sordum.
"Hayır, seni bu okula bekliyorduk."
Hmm, demek bu bina okulmuş. Tamam ama buraya gelen öğrencilerin evi nerede? Ormanın ortasındayız da.
"Ben ne alaka?"
Dedikoducu vibe, sarı saçlarından elini geçirirken gülmemeye çalışıyordu. Anlamayan bir ifadeyle ona baktım ve tekrar sordum.
"Aga, ben ne alaka?"
Dedikoducu vibe adam Ciddi adama izin alırmış gibi baktı ve Ciddi adam başını sallayınca Dedikoducu vibe yanıma gelip kulağıma eğildi.
"Her gelene böyle diyorlar. Prosedür bu. Çok kafana takma." başını kaldırıp tekrar yerine geçti ve devam et diyormuş gibi göz kırptı. Ben de başımı anlamış gibi salladım ve ciddi adama döndüm.
"Her neyse. Madem beni bekliyordunuz önce bir ağrı kesici falan verin, başım çatlayacak da." Dedikoducu hemen atıldı
"Kaçarken ense kökünü taşa çarptın. Yani ağrıması normal. Bu-" dediği an ciddi adam ona döndü ve bir bakışıyla onu susturdu. Ciddi adam bana dönerken dediklerimi umursamadan
"Bu okula gelmemeliydin. Neden burada olduğunu söyle. Polis misin?"
"Bak dayı, buranın neresi olduğuyla ilgili gram fikrim yok. Çarşıyı gezerken yanlış yola girdim, yanlışlıkla ormana girdim. Birileri var mı diye ilerlerken tesadüfen, bak yine söylüyorum, tesadüfen burayı buldum. Eğer kapıdaki şahıslar beni salsaydı olaysız dağıtacaktık. Ayrıca sence bende polis tipi mi var? Bide sen fazla mı şüphecilik sanki?"
"Çok konuştun."
"Açıklama istedin?"
"Çok konuş demedim."
"Ama bakın şimdi böyle yapınca olmuyor. Beni salın ben gideyim. Unuturum ben burayı. Zaten ne işim olur bir daha ormanda. Cık. Gelmem. Sizi de tanımıyorum zaten. Kimsin sen? Benimle ne işiniz var? İşkence mi edeceksiniz? Neden sorgulanıyorum? Kamera şakası mı? Gerçi kamera şakası olsaydı buraya kendim gelmezdim. Ama belki beni yönlendirdiniz? Kamera nerede?" Birden aklıma sevgili ailem geldi.
"Ulan Kutay. Böyle şeyler hep senin başının altından çıkar. Hele bir eve geleyim gör bak nasıl cırmalıyorum seni. Ama Kutay yaptıysa bu binayı nereden tuttu. Onu geçtim tutacak parayı nasıl buldu? Oyuncu falan." Ciddi adama baktığımda sabrı biraz sonra tükenecek gibi durduğunu gördüm.
"Baya da iyi oynuyon dayı. Ne kadar verdi sana-" dediğim an adam bir ayağa kalktı. Sanarsın bina yıkılıyor. Sanırım biraz sinirlendi.
"Yalçın, imzalaması için belgeyi çıkar" dedi ve çıktı. Pardon da ne belgesi? Adının Yalçın olduğunu öğrendiğim dedikoducu vibe başını sallayıp adama kapıyı açtı ve çıkmasını bekledi. Ciddi adam hızlıca odadan çıktı ve gittikten birkaç saniye sonra Yalçın gülmemeye çalışarak odanın köşesindeki masadan bir çanta aldı ve içinden mavi bir dosya çıkarıp yanıma geldi. Bir süre sonra gülmeye başladı ve karşımdaki sandalyeye oturup bacak bacak üstüne attı. Bir kaşımı kaldırıp ona baktım.
"Neden gülüyorsun? Bide neden şimdi gülüyorsun?" bu sorularımı duyunca daha çok gülen Yalçın kendini sakinleştirmek için ellerini yanaklarına yavaşça vurmaya başladı ve bir süre sonra sakinleşip benim anlamayan yüzüme baktı. Bu arada başım hâla ağrıyor.
"Bir dakika içerisinde tam olarak 95 kelime kullandın. Tabiki de gülerim. 2. soruna gelirsek, burada gördüğün adam, yani Uraz bey 70 merte ötedeki sesleri duyabiliyor. Denendi, onaylandı." Yuh! Şoka girmiş bir şekilde Yalçına bakıyordum.
"Ne yani bu adam insanüstü bir varlık falan mı? Nasıl duyabiliyor? Ayrıca sen neden benim kelime sayımı saydın? Enayi misin?"
"Enayi falan, ayıp oluyor canım benim. Ve Uraz bey de senin benim gibi bir insan."
"Nasıl duyuyor o zaman?"
"Ne bileyim ben? Kendisine sor." dedi ve ceketinin ön cebinden bir kalem çıkarttı. Ardından elindeki dosyadan bir sayfa açıp kalem ile dosyayı bana uzattı.
"Şimdi, bunu imzalaman lâzım." dosyaya baktım ve tekrar Yalçın'a döndüm.
"Neden?" Yalçın omuz silkti ve
"Çünkü sen bayıldıktan bir süre sonra birden uyanıp 'Küpemi kaybettiniz!' diye bağırıp hepimize vurmaya çalıştın. Zar zor seni tekrar bayılttık. Her ne kadar saldırgan olsan da seni ben tuttum" diyip kolunu kaldırıp kaslarını sıktı. Ama ben bu duyduklarımdan sadece birine odaklanıp gözüm dönmüş gibi başımın ağrısını bile unutup ayağa fırladım ve ellerimi küpelerimi aramak için kulaklarıma uzattım. Küpelerimin birini bulamayınca
"Küpemi mi kaybettiniz?!" diye bağırdım. Birden ayağa kalktığım için gözlerim kararsa da ortalama bir saniye sonra kararması geçtiği için Yalçın'in üzerine yürüyüp yakasından tuttum ve onu sarsmaya başladım
"Nerede kaybettim? Gördün mü? Sizden birisi mi aldı? Sen mi aldın? O ne kadar güzel ve özel bir küpeydi sen biliyor musun Yalçın? Bana o küpeyi bul Yalçın! Ya bul yada bul Yalçın! Gerekirse beraber arayalım ama yeter ki bulalım Yalçın! Anladın mı Yalçın!!" Yalçın kollarımı tutup beni ittirmeye çalıştı ama benim gözüm dönmüştü bir kere. En son başını salladı ve çaresizce
"Tamam! Tamam buluruz. Sakin ol. Kız bırak beni!" dedi. Kabul edişini duyduktan sonra onu bırakıp uzaklaştım ve tekrardan sandalyeye oturup sakinleşmek için nefes alıp vermeye başladım. Yalçın elleriyle yakasını düzeltti ve şok içinde bana baktı.
"Lan bu güç sana nereden geldi cani! Ne çilelerle ütüledim ben bunu biliyor musun? Azıcık insaf!" sakinleştikten sonra utanmış bir şekilde sırıttım ve
"Kusura bakma Yalçın. O küpe benim için çok önemli de. Anlamışsındır zaten. Özür dilerim."
"Tamam, sorun yok. Bir dahaki sefere sen benim gömleklerimi ütülersin. Ödeşmiş oluruz." dedi ve gülümsedi.
"Bir dahaki sefer derken? Bize mi geleceksin? Anlamadım." Yalçın boğazını temizleyip duruşunu düzeltti ve
"Şimdi sana şöyle izah edeyim Limon şekeri..." üzerimdeki sarı bluza gönderme yaparak.
"Bu okul senin bildiğin okullar gibi değil. Bizim eğitim şekillerimiz, derslerimiz, öğrencilerimiz biraz daha farklı. Eğer sen bu kağıdı imzalarsan, sen de bizim bir öğrencimiz olacaksın. Ama imzalamazsan pek hoş şeyler yapmıyorlar. Eğer buraya gelmeseydin, buranın yerini bilmeseydin seni bırakırlardı. Ama artık biliyorsun. Bir de bize gözünün döndüğünde ne kadar sinirli olabileceğini gösterdin. Bu da bizden sana +1 puan daha getirdi. O yüzden imzalaman lâzım." Bu kadar önemli ve gizli bir okul... Bu kadar özel olan ne?
"İmzalamazsam ne olur?"
"Sana bir tercih hakkı daha verirler. Ama okula kayıt olmak için imza atmak gibi masum birşey değil." Yutkundum.
"Ne gibi bir şey mesela?" Yalçın tekrardan boğazını temizledi.
"'Boğularak mı, silahla mı' gibi mesela." Tekrar yutkundum. Biraz gergin şekilde güldüm ve elimi salladım
"Hmm. İtiraza gerek yok canım. O kadar da değişik bir okul değildir, sanırım. Nereyi imzalıyoruz?" Yalçın sayfanın en alt sol köşesini gösterdi ama gösterirken parmağının titrediğini gördüm. O da mı zorla gelmişti?
Yalçın elini çektikten sonra sayfadaki yazıları okumaya çalıştım. Ama hem başımın ağrısından okurken biraz zorlanıyordum hem de yazılar çok küçüktü. Kim ve neden bu kadar küçük yazılar yazmıştı ki?
Yazıları okumaya zorlandığını için en iyisinin soru sormak olduğunu düşündüm
"Eve git gel mi yapmam mı lâzım yoksa yurtta mı kalıcam?"
"Okulda kalacaksın."
"Tatiller ne zaman?"
"Tatillerimiz çok fazla yok. Bazen birilerinin ölüm yıldönümü olduğu zaman tatil yapılıyor."
"Ailem peki?"
"Onları biz arıyoruz. Merak etme çok ikna edici konuşuyorlar. Benim deccal kaynanam bile kabul etti."
"Kaynananı tanımıyorum ama tamam. Peki, ne kadar sürecek bu okul?" Yalçın sorumu biraz düşündü ve
"Eğer okulda başarı elde edersen zaten gitmek istemezsin. Yani gidemezsin. Okula bağlanmış olursun. Ama eğer pek bir başarı elde edemediysen ve dilekçe verip ayrılmak istersen seni akıl hastanesine, hapishaneye veya sürgün tarzı yerlere gönderirler." Dedikleri karşısında şaşkın şekilde Yalçın'a baktım
"Yuh. Kral zahmet etmeseydiniz. Öldürün bide."
"Söylemeyecektim ama o da seçenekler arasında."
"Yorum yapmak istemiyorum, sus yeter. Her hâlükârda ölüceğim için..." diyip Yalçın'ın imza atmam için gösterdiği yere imzamı attım. İmzamı attıktan sonra Yalçın'a döndüm ve hüzünlü şekilde bana baktığını gördüm. Sanırım ikimiz de ağlıycaz. Ben ne olduğunu bile anlamadan ağlamaya başladım. Bunu gören Yalçın'da benimle beraber ağlamaya başladı ve ikimiz de ayağa kalkıp ağlayarak birbirimize sarıldık ve bağırmaya başladık.
"Neden böyle oldu Yalçın."
"Bilmiyorum Limon Şekeri." bir süre daha ağlamaya devam ettik sonra ikimiz de sakinleşti ve Yalçın bir eli sırtımdayken biraz geriye çekildi ve
"Canım, yazık oldu sana..."
"Neden, ne oldu ki bana?" (Kırgın Çiçekler dizisi göndermesi. Sırf yazabilmek için 1 saat bölümü aradım) Yalçın burnunu çekip benden uzaklaştı ve
"Ben gidiyorum Limon Şekeri. Sakin ol tamam mı? Uraz bey gelecek." dedi ve çıktı. Ben o gittikten sonra yerime oturdum ve bluzumun kollarıyla yanaklarıma akan yaşları sildim. Çok anlık gelişen bir ağlamaydı.
Bir süre sonra Uraz denen adam içeri geldi ve oturmadan karşıma geçip konuşmaya başladı.
"İmzalamışsın." sanki başka seçeneğim vardı da.
"Ben senin yeni eğitmenin olacağım. Adım Uraz Soykan. Bana eğitmenim diyebilirsin. Sana yeni bir oda hazırlarız. O zamana kadar okulu gezebilirsin. Ama arka bahçedeki eğitim alanına gitme. Daha yeni geldin." dedi ve tam çıkacakken aklıma birşey geldi ve
"Bakar mısınız? Bu okulu bu kadar gizli ve önemli yapan şey ne? Yani neden bu kadar korunuyor?" adam sorumu duyunca bana döndü ve sanki dudağının kenarı kıvrılmıştı ama o kadar kısa sürdü ki yanlış gördüğümü düşündüm.
"Katil Okulu." dediğini duyunca güldüm ve alaycı şekilde
"Ne yani katil mi eğitiyorsunuz?" adam arkasını döndü ve kapıyı açtıktan sonra
"Belki."
Heh. Bu bölüm de bitti. Umarım beğenirsiniz. Çok galp💗
Bölüm etkileşimi
