13. bölüm · Kasiyer Çocuk |texting
KǕ13
Eşyaları yerleştirmekle kendimi oyalarken Ulukandan tarafa bir kere bile dönüp bakmadım. Kırgındım ona. O yine her zamanki gibi davranıyordu tabi. Umursamaz. Böyle bir durumda benim halim tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış misaliydi.
Ona yazmayı çok istiyordum ama gerçekten kırgındım çünkü ben o gece ona yardım etmek için eve geç dönmüştüm. Nasıl korka korka eve gittiğim hâlâ aklımdaydı. Ben korkmama rağmen gece gece onun için kendimi tehlikeye atarken onun bunu saçma bulması üzücüydü. Abartmıyordum gerçekten ödleğin tekiydim. O gece bunu yapmam bile büyük bir şeydi.
Ne yaparsam yapayım dikkatini çekemiyordum. Üstüne birde kırgınlıklar elde ediyordum. Ona yazmayı bırakalı 1 hafta olmuştu. Bu 1 hafta boyunca ara sıra istemeden onunla hiç olmadığım kadar göz göze geliyordum. Şaşkındım çünkü neredeyse her gün gözlerini bu kadar çok gördüğüm hiç olmamıştı. Muhtemelen o gece ona yardım ederek birazda olsa dikkatini çekmiştim. Ona yazmayı bıraktıktan sonra dikkatini çekmem ne hoş bir klişeydi!
"Nereye daldın böyle?"
Yağmur'un sesini duyduğumda daldığım boşluktan gözlerimi çektim. Düşüncelerimi zihnimin en gerilerine atarak Yağmur'a odaklandım.
"Öylesine gelen göz dalgınlıklarından biri önemli değil. Senin işin bitti mi?"
Yerleştirmesi gereken kolileri boş bir halde elinde görünce Yağmur'un hızına birkez daha şaşırdım. İşlerini o kadar hızlı ve temiz yapardı ki hayran olmamak elde değildi. Şef olması gerekenin o olduğunu sıklıkla savunurdum. En azından insanları azarlamaktan başka bir şey yapmayan Murat Bey'den daha iyiydi.
Kolileri deponun önüne atarak yanıma geldi. Kitapların olduğu demire benim gibi yaslanarak ellerini iki yana uzattı. Marketi yeni açtığımız için mesai saatlerinin başlamasına biraz daha vardı.
"İşim bitti bitmesine de, uykum hâlâ açılamadı. Birazdan zombiye dönüşürsem hiç şaşırma."
Gülerek başımı iki yana salladım. Uykuya düşkün olmadığım için şanslıydım. Aksi halde bu saatte uyanmak benim içinde işkence olurdu. Elinde bir kaç dağıtılmış eşya ile önümüzden geçen Ulukan'a istemeden baktım. Onunla şu bir haftadır konuşamıyor olmak aşırı rahatsız ediyordu. Biraz gurursuz olsaydım ne güzel olurdu. Onunla konuşmayı özlemiştim.
"Şu çocuğu hala anlamıyorum." Diyen Yağmurla dikkatimi ona verdim. Ulukan'a bakarak konuşuyordu. Belli etmemeye çalışarak iç geçirdim.
"Bende anlamıyorum."
"Belinay ve Merve'nin onun şu gizemli çocuk havalarına ölüp bittiğini biliyor musun?"
Omuzumu silkip gözlerimi devirdim. O iki aklı bir karış havadanın düz yolda giderken önlerini gördüklerinden bile şüpheliydim. Bu yüzden onları kıskanmayı bile düşünmüyordum. Gerçi kıskanma hakkım var mı tartışılırdı.
İçeriye giren iki liseli kız ile Yağmur'a onları gösterdim. "Mesai başladı maalesef. Kolay gelsin sana."
Tebessüm ederek el salladı. "Sana da."
Onunla çok yakın değildik. Ama markette normal bir şekilde sohbet ettiğim az sayılı insanlardan biriydi.
Gözlerim bana ihanet edip karşı kasada bekleyen Ulukan'a kaydı. Bakışlarımı hissetti mi bilmiyorum ama kasada olan gözleri başı aşağıda kalırken, alttan gözlerime değdi. Varlığımı bile fark etmeyen çocuk nasıl bakışlarımı fark etti şaşırmıştım. Oysa saatlerce ona baksam bile dönüp bunu fark etmezdi. Anlaşılan o gece ona yardım etmem beni tahmin ettiğimden daha fazla göz önüne almıştı.
Bakışlarım kasaya dönerken, gülümsemek istesem de bunu yapmayıp bir kaç ürün alan kızların ürünlerini geçirmeye başladım. Onlar sessizce bakışıp Ulukan'a bakıyorlardı. Bu hallerine tebessüm ettim. Ulukan gözlerinin altındaki uykusuzluktan olduğunu düşündüğüm siyah halkalara rağmen yakışıklıydı. Ayhan, Ali ve o. Marketin yakışıklıklarından dolayı en dikkat çeken kişileriydi. Doğal olarak çok bakışa maruz kalıyorlardı. Ali ikisini bir tık daha solluyordu. Bu yüzden az para üzerine yazılan numara ve Instagram hesabına denk gelmemişti. Bunu yapmaları yasak olmasına rağmen yapıyor oluşları hayret vericiydi. Bu konuda bilgisiz olmasalar yapacak kadar delirdiklerini sanmıyordum.
Düşüncelerimi bir kenara bırakıp aldığım parayı yerleştirmekle uğraşmaya başladım. İşime odaklansam iyi olacaktı aksi halde hata yapıp Murat Bey'in bağırmalarını çekmek istemiyordum.
Tüm gün ara sıra Ulukan ile göz göze gelişlerim, Yağmur ile sohbetlerim ve Murat Bey'in boş konuşmaları ile geçmişti. Akşama doğru montlarımızı Ulukan ile aynı anda alsakta herkesten önce çıkmak için çabalamıştım. Çünkü montunu koluna astığını görünce üzerine geçirdiği kapşonlusu ile çıkacağını anlamıştım. Dayanamayıp ona kızmak için yazmaktan çekindim. İlk ben yazmak istemiyordum.
1 haftadır ona dargın olsam da yinede o önde ben arkada giderdik her zaman ki gibi onu beklerdim. Fakat bu sefer Ulukan'ı beklemek istememiştim. Yoksa yazacağımı çok iyi biliyordum. Dışarıda kar yağdığı için soğuk biraz kırılmıştı. Bunun içimi rahatlatmasını umarak hızlıca evin yolunu tuttum. Ölümlü kıçının donduğuna emindim. Ama aptal çocuk özellikle donmayı ister gibi ara sıra montunu giymiyordu böyle. Ona yazmadan önce bunu daha sık yapıyordu. Uyarımdan sonra yapmayı bırakmıştı. Keşke montunu tutkalla üzerine yapıştırma şansım olsaydı.
Ayaklarımın altında ezilen karlar birbirine yapışıp sertçe yerde eziliyorlardı. Botlarımın bastığım zaman çıkardıkları sesi sevmiştim. Bir süre yürüdükten sonra yol ayrımına gelince durdum. Sokak lambası üzerimde yanarken arkamı kontrol etttim. Ulukan'a dair hiçbir iz yoktu. Hızlı olacağım derken uçmuştum. Bu halime gülüp kendi yoluma saptım. Sanırım ayak parmaklarımın ucu donuyordu.
