5. bölüm · Kardelen
Bölüm 5
"Birini çok sevmenin bedeli bir daha kimseyi sevememektir."
-Dostoyevski-
İlahi Bakış Açısı
Askeriyenin koridorlarında Aziz'in sert adımları yankılanıyordu. Her ne kadar kafasında ki tahtalar eksik olsada nerde nasıl davranması gerektiğini bilen biriydi. Bazen askeriyedekilere kök söktürsede herkesin saygısını ve sevgisini kazanmıştı.
Yemekhaneye girdiğinde her zaman oturduğu yere doğru ilerledi. Timini bugün görmemişti. Masaya doğru yaklaşan adım seslerini duyunca kendini hiç bozmadı. İşte burdalardı.
"Komutanıııımm!!" Diyerek harfleri uzatan Arınç'tı. Yalakanın tekiydi. Aziz bazen bu timi seçerek hata yaptığını düşünüyordu. Çok ses yapıyorlardı. Aziz eskisi gibi hareketli değildi. Kafası bir noktaya kadar kaldırıyordu. Eğleniyordu ama bir yere kadardı. Yine de timine karşı olabildiğince sıcakkanlı davranmaya çalışıyordu. "Arınç?" Diyerek cevapladı. "Benim hayatım, benim kalbim olan komutanım bugün nasıl acaba?" Aziz'in karşına geçip hızlıca gözlerini kırpmaya başladı. Aziz gülmemek için zor duruyordu.
"Cilve mi yapıyorsun sen? Yapma Arınç, üstüne kusacağım." Dedi. Dudak büzdü Arınç. "Kalbim çıt gözyaşım pıt komutanım yapmayın." Göz devirdi Aziz. Oturduğu yerden kalktı. Çay içmesi lazımdı. Kendine ve Arınç'a iki çay alıp yerine geri döndü. "Geçen gün nereye gittin? Yanında biri vardı." Diye sordu Aziz. Biliyordu herşeyi fakat yine de sorma gereği duydu. Kaşlarını çattı Arınç. "Geçen gün eve dönerken bir kadın vardı onu mu diyorsunuz?" Çayını yudumlarken kafasıyla onayladı Aziz. "Kadının biri, yeniymiş sanırım burada. Hava da kararınca inememiş şehre karakoldaydı. Bende eve dönüyordum geçerken bıraktım." Diye kısaca olayı anlattı. "Öğretmenmiş tayini buraya çıkmış. Hatta Betül'ün okuluna tayin olmuş." Dedi. "Desene Betül şanslı." Diye kendi kendine mırıldandı Aziz.
Aziz, Kardelen'le Karşılaşmadan Önce
Aziz'in bu sefer ki görevi tüm tim ile değildi. Yanında sadece Feray vardı. Üsteğmen Feray Karaca. Timin tek kadını ve Aziz'den sonra ki komutandı. Aynı zamanda ilk kadın Bordo Bereli idi kendisi. Başarısı cidden taktir edilmeye layıktı. Kara Harp Okulu'nu ikincilikle bitirmişti. Çünkü birinci Aziz'di. Ara sıra Aziz'e bu konuda kin duyardı ama kesinlikle gerçek bir kin değildi. Araları fazlasıyla iyiydi.
"Feray n'aber?" Dedi Aziz. İkiside şuan farklı bölgelerde yatıyorlar ve etrafi izliyorlardı. Aziz'in canı sıkılıyordu. Tüm tim bir arada değilken görevler çokta eğlenceli değildi. "Feray?" Dedi Aziz telsize doğru. Feray göz devirirken, "Emredersiniz komutanım." diye cevapladı. "Canım sıkıldı. Ortalık da sakin." Dedi Aziz. Kendisi komutan değilmiş gibi davranıyordu. "Anlıyorum komutanım." Dedi Feray düz bir ifadeyle. Aziz oflayarak elini saçlarına daldırdı. Sıcaktan terlemişti.
Kasabayı görebildikleri bir yerdelerdi. Silahının dürbünü ile kasabaya bakarken gözüne biri takılmıştı. Saçları uzun dalgalardan ibaret olan kumral, ince uzun, küçük yüzü ve gözleriyle bir o kadar zarif duran kadın. Esen hafif rüzgar ile saçları dahada dalgalandı gördüğü kadının. Yüzünün tamamı ortaya çıktığında Aziz'in yüzünde ufak bir değişim oldu. Gördüğü kadın oydu. Kardelen. Onunla yıllar sonra böyle karşılaşacağını hiç tahmin etmezdi. İçinde öyle büyük bir özlem vardı ki. Tarif edilemezdi. Dürbününden yansıyan ışık Kardelen'in yüzüne çarpınca dürbünü hemen indirdi. Göremezdi fakat Aziz yine de kendini saklama gereği duymuştu. "Komutanım? Bir sorun mu var?" diye sordu Feray. Telsize eğilerek, "Hayır, problem yok." dedi.
Kardelen karakola girdiğinde Aziz onu izliyordu. Saatler sonra çıkacağını, üstelik yanında Arınç'ı görmeyi beklemiyordu. Feray, "Komutanım Arınç." dediğinde Aziz hiç beklemeden, "Evet senin ki. Bir heyecanlandın sanki." dedi. Timinde ki herkesin başı bağlıydı bir nevi. Tek kendi yalnızdı. O da Kardelen'e olan sadıklığından dolayıydı. Yıllarını beraber geçirmişlerdi. Yıllarca anlarını onunla paylaşmış, onunla eğlenmiş, onunla ağlamıştı. En geçerli sebepte Kardelen'i gerçekten sevmiş ve değer vermiş olmasıydı. Nasıl olurdu da hiç birşey yaşanmamış gibi kişisel hayatına devam edebilirdi.
"Komutanım, ne ilgisi var şuan?" dedi Feray. Aziz kendi kendine güldü. "Feray lütfen. Bakışlarınızdan belli oluyor ikinizinde birbirini sevdiği. Daha ne kadar böyle gizli gizli birbirinize bakmayı sürdüreceksiniz? Liseli misiniz siz?" dedi Aziz. Liseli kısmı kendi açısından vurucu olmuştu. Kafasını dağıtmamak için o ana odaklanmaya çalıştı. "Komutanım öyle değil işte. Nasıl anlayacaksınız ki?" Dedi Feray. Aslında en iyi anlayacak kişi Aziz'di. Aralarında ki tek fark , Feray ve Arınç'ın aşkının karşılıklı olmasıydı. Fakat Aziz'in aşkı tek taraflıydı. Konuşmak istedi Aziz ama konuşamadı. Herkesin kendi derdi vardı. Birde o anlatsaydı insanlara yük olurdu. Sustu bu yüzden.
"Arınç'ın yanında ki kim?" diye sordu Feray. Aziz tekrar baktığında Kardelen olduğunu gördü. "Kardelen." Dedi. Feray'ın kaşları çatıldı. "Kardelen kim? Siz nereden tanıyorsunuz?" Dedi. Ofladı Aziz. "Of. Of. Ne bu, öldüm de haberim mi yok? Bakıyorum da normalde olsa iki kelime etmezsin konu Arınç olunca çenen düşüyor." Feray kendi kendine Aziz'i taklit etti. Göremiyordu ne de olsa. "Komutanım?" Dediğinde Aziz'in "Ne var?!" Diye bağırması bir olmuştu. "Gerçekten nerden tanıyorsunuz? Merak ettim. Arınç ile ilgili değil." Dedi. Yine ofladı Aziz. "Liseden arkadaşım." Diyerek Feray' cevap verdi. Feray anlamış olacaktı ki sustu. Büyük ihtimal bugün biraz daha burada duracaklardı. Normalde daha uzak yerlere giderlerdi. Ama arada bir çevrenin güvenliğini sağlamak için yakınlarda dururlardı.
●
Kardelen Uysal
Okulda ki ilk günüm güzel geçmişti. Yani beklediğimden iyiydi. Okulu da beğenmiştim. Öğrencilerin çoğunu beğenmiştim ama gözümün tutmadığı birkaç öğrenci vardı. Dersleri iyiydi fakat ayrı bir saygısızlıkları vardı. Aynı K-dramalar da ki zorba öğrenciler gibilerdi. Anlam verememiştim. Altında birşey yattığına emindim.
Okuldan çıktığım gibi lojmana gelmiştim. Yarın dersim yoktu ama onun dışında tüm günlerim doluydu. Bir salı günüm boştu. Eve girecektim ki dairemin kapısının açık olduğunu gördüm. Aziz eşyalar geldiğinde arama tenezzülünde bile bulunmamıştı ki bende öyle. Çünkü numaramı vermeyi unutmuştum! Evin anahtarını verdiğimi de hatırlamıyordum. Nasıl girmişlerdi?
Yavaşca evin kapısını araladığım da Aziz'i gördüm. "Aziz." Dedim. Ellerini hiç cebinden çıkarmadan kafasını bana çevirdi. "Nasıl girdiniz içeri?" Diye sordum. "Sabah çıkarken anahtarı ayakkabının içine atmıştın. Adamlar kapıda kalmasın diye sormadan almak zorunda kaldım kusura bakma. Numaran yoktu zaten o yüzden soramadım." dedi. Onaylarcasına kafamı salladım. Allah'tan evi toplu bırakmıştım. Etrafta kıyafetlerim de olabilirdi ona şükrediyordum. Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim. Adamlar işlerini hallederken hemen mutfağa girip çay suyu koymuştum. Benim girmemle birlikte adamlarda işlerini tamamlayıp çıktılar. "Bunları nasıl yerleştireceksin söyle yapalım." Dedi Aziz. "Ha, gerek yok ya kendim hallederim sağol." dedim. "Kar, söyle yerleştirelim işte. Yorma boşuna kendini." Deyince mahcup bir tavırla yanına gittim. "Bunu şöyle camın önüne. Masayı da şuraya duvarın dibine halıyı süpürüp, silince yerleştirim." Dedim. İkiletmeden yapmaya başladı. "Çay? İçer misin?" Biraz duraksadı. Reddedecek diye çok korkmuştum. "Olur." Deyince rahatladım. Hemen ikimize de birer bardak çay koyup yanına götürdüm. Şekerli içmezdi biliyordum. O da koltukları yerleştirince çayı elimden aldı ve koltuğa oturdu. Hemen önümüze bir sehpa çektim. Utanıyordum konuşmaya çünkü fazla konuşursam konu çok ileri yerlere gelecekti. Yılların ağırlığı vardı üstümde. "Ee okul nasıl geçti?" Diye sorunca çoraplarıma bakmayı bıraktım. "Güzel bir problem yok gibi. Ama..." diyip sustum. "Ama?" Diye sordu. "Bilmiyorum bir gariplik sezdim. Yani birkaç öğrencide. Bir işler var gibi anlayamadım." Söylediklerimi duyunca onun da kaşları havalandı. "Zorbalık gibi mi? Her okulda olan şey." Gözlerimi devirdim. "Hayır, yani öyle değil. Birkaç öğrenci var sanki okulda krallık kurmuşlar. Buranın en iyi okulunda böyle bir şey olması normal mi? Çoğu öğrenci onlardan korkuyor resmen. Tek öğrenci değil. Öğretmenler bile koridorda o çocukları gördüğünde yolunu değiştiriyor. Yani ilk günden büyük konuşmak istemiyorum ama bana bazı şeyler normal gelmedi." Dedim. Bu durum ona da garip gelmişti, yüz ifadesinden anlayabiliyordum. "Aziz." Dedim en sonunda dayanamayarak. Gözlerimin içine baktığında tüm cesaretim kırılmıştı neredeyse. "Nasılsın?" Diye sordum. Çayını yudumlamaya devam etti. "Sence Kar? Iş güç işte ne olsun. Git, gel, dağa çık, git bir daha gel, uyu. Bundan ibaret yani. Ama seviyorum işimi." Dedi. En sonunda dayanamayarak, "Özür dilerim Aziz. Konu sen değil, konu benim kendi cesaretsizliğimdi. Gerçekten çok özür diliyorum senden." dedim. Tepki vermedi. Ayağa kalkıp bardağı tezgaha koydu. "Sen daha evi temizleyeceksin. Ben gideyim." Dedi. Kapıya doğru yöneldiğinde, "Kalsaydın. Çay içerdik." diyebildim. "Yok sağol." Dedi ve evden çıktı. Kendi dairesine geçtiğinde kapıyı kapattım. Belli ki geçmişi konuşmak istemiyordu. O, bu konuyu açmayana kadar daha da konuşmayacaktım. Salona geçip biraz düşündükten sonra temizlik yapmya başladım. Yarın dışarı çıkmayı planlıyordum.
