2. bölüm · Kardelen
Bölüm 2
‘’ Bazen insan öyle özlenir ki özlenen yokluğundan utanır. ‘’
-Aziz Nesin-
2026 - Hakkâri
Yeni ev yeni bir başlangıçtı benim için. Ankara ‘dan sonra Hakkari’ye tayin olmuştum. Eylül ile yollarımızı ayırmak zorunda kalmıştık. O evde kalmaya devam edecekti, ben evden çıkmıştım. Fırsat oldukça görüşmek için çabalayacaktık. Yine ev bulma telaşındaydım! Burada pekte zor olmuyordu. Çünkü nüfus çok fazla değildi. Zaten lojman da kalacaktım. Tek zorlandığım şey yeniden ev düzmekti. Dairenin kendisinde beyaz eşya vardı. Sadece koltuk takımı ve mutfak için masa, sandalye, mutfak eşyaları gerekiyordu. Odamı zaten Ankara’dan nakliye aracılıyla getirmiştik. Yeni öğrenciler ile tanışmak beni heyecanlandırıyordu.
Sıcaktan kavrulmuş durumdayken gördüğüm markete girdim. Hemen suların olduğu reyona ilerleyip kendime su aldım. Ortamı pekte yabancılamamıştım. Ayak uydurabiliyordum. Yarın yeni okuluma başlayacak öğrencilerim ile tanışacaktım. Beni benimseyememelerinden açıkçası ürküyordum. Özellikle matematik öğretmeni olunca çocuklar daha çekingen oluyordu. Zor bir dersti netice de.
Açıkçası tek korktuğum şey çocukların beni yadırgamaması değildi. Okul dağlık alana çok yakındı ve bu beni korkutuyordu. Ama kötü düşünmemeliydim. Burada ki evimde yalnız olacaktım. Bir ev arkadaşım yoktu.
Marketten çıkıp okula doğru yürümeye başladım. Giyim tarzımdan dolayı çevredekilerin bakışları rahatsız ediciydi. Altıma keten bir siyah pantolon, üstüme de beyaz sıfır kollu bir bluz giymiştim. Ne vardı yani bu kadar bakacak? Çıplak geziyordum sanki. Aldırış etmeden yürümeye devam ettim. Karşıdan elleri poşetler ile dolu olan teyzeyi görünce yanına gitmeden edemedim. ‘’ Teyzeciğim yardım edeyim mi ağırdır poşetler? ‘’ dedim gülümseyerek. Önce baştan aşağı beni süzdü. Ellerinde ki poşetleri verirken, ‘’ Sağ ol kızım.’’ demeyi ihmal etmedi. Onun gittiği yöne doğru yürümeye devam ettim. Mutfak için eşya bakacaktım ama önemli değildi. Tüm gün dışarıda gezemezdim.
‘’ Sen nerelerdensin bakayım? Hiç buralı gibi değilsin.’’ Diye sohbet başlattı yaşlı teyze. ‘’ Ben Ankara’lıyım ama öğretmen olduğum için tayin çıktı da geldim. Yeni taşındım yani.’’ Başını salladı teyze. ‘’Bizim kız da çok başarılıydı ama babası evlendirdi. Engel olamadım ben de. Kocası da okutmayınca, geçirdi öyle yıllarını.’’ Derin bir nefes verdi. Belli ki o da acılıydı. ‘’Kaç yaşındaydı sorması ayıp.’’ Deyiverdim. ‘’Ben kendi yaşımı bilmem daha onunkini nasıl bileyim. 50-60 vardır herhalde.’’ Deyince gözlerim açıldı. Ben genç sanıyordum. ‘’Eviniz neredeydi bu arada teyzeciğim?’’ diye sordum. Eliyle dağda ki yerleşkeyi gösterince pişman olmuştum. Köyde olduğunu düşünmeliydim. Gitmek sıkıntı değildi ama tek başıma dönmek… Korkardım ben o kadar da yürek yememiştim. İçimden bir sevap işleyecektin Kar o da haram oldu. Diye geçirdim. Gidecektik artık geri dönüş yoktu. Teyze bir şeyler anlatırken bende hem ona cevap verip hem de etrafı inceliyordum. Sonunda çıktığımız yokuşlar bitince geldiğimizi anladım. Köy değil de kasaba gibiydi. Güzel ve huzurluydu ama.
‘’Sen daha yorulma kızım. Evim hemen şurası zaten ben götürürüm sen dön merkeze.’’ Dedi. ‘’Olur mu hiç öyle şey teyzeciğim, oraya kadar taşırım sıkıntı değil.’’ Diye cevapladım. İki adımlık yerdi ölür müydüm sanki? Deyip mayına falan basıyormuşum. Kendi esprime gülünce teyze bana baktı. Anında durdum. Bazen geliyorlardı. Orta da hiçbir durum yokken kahkaha atıyordum. Normal değildi ama alışmıştım. Teyze evin önünde durup kapısını açtı bende poşetleri kapıya bıraktım. Teyzeyle vedalaştıktan sonra ilerlemeye başladım fakat adım atamadım. Çünkü yolu bilmiyordum ve güneş batmaya başlıyordu! Teyzeye sorabilirdim fakat unuturdum. Etrafa bakınırken, sanki ayna yansımasıymış gibi gözüme bir ışık çarptı ama saniyelikti. Camlardan geldiğini düşünerek önemsemedim ve gördüğüm karargâha ilerledim. Jandarmadan yardım isteyecektim başka şansım yoktu. İçeri girdiğimde beni loş bir ortam karşıladı. Gördüğüm ilk memuru hemen durdurdum. ‘’Merhaba ben burada yeniyim merkeze ineceğim ama yolu bilmiyorum. Hava da karardı yardım edebilecek birileri var mı?’’ adam düz bir ifadeyle yüzüme baktı. ‘’ Şurada oturun yardımcı olacağım.’’ dedi ve uzaklaştı. Gösterdiği yere oturdum. Hayır yani benim neyime bir hayır yapmak zaten? Adam yanında askeri kamuflajları olan biriyle gelince ayağa kalktım. Gelen adam elini uzattı. ‘’Merhaba, Teğmen Arınç Demiral memnun oldum.’’ Dedi ve gülümsedi adam. Mavi gözleri ve sarı saçları ile çok çekici duruyordu. Yüz hatları da çok keskindi. İnce sarı kaşlar, belirgin bir çene, keskin bir burnu ve yüzüyle orantılı dudakları vardı. Ayrıca çok uzundu.
Elini tutup gülümseyerek tepki verdim. Arınç denen adamın yanında ki memur, ‘’Merkeze inecek birim Teğmenim de uygun görürse birlikte inin.’’ Dedi ve Arınç’ın gözlerine baktı. ‘’Tabii ki bu saatte tek gitmeniz tehlikeli olabilir biz size eşlik ederiz.’’ Gülümsedim ve ‘’Çok teşekkür ederim.’’ Dedim. Sürekli gülüyordum. Muhteşem bir insandım ben.
‘’ Buyurun, bu arada adınız neydi?’’ eliyle kapıyı gösterdi ve çıktık. Hava kararmıştı. Yanımda her ne kadar asker olsa da korkuyordum. Ankara‘da iken de aynıydım. Tek başıma korkar geceleri dışarı çıkamazdım. Ama bir o kadar da cesurdum. ‘’Kardelen. Arınç’dı değil mi?’’ diye sordum. İsim hafızam kötüydü. ‘’Ne güzel bir isminiz var, ‘’ Park halinde olan arabayı gösterdi. ‘’rahatsız olmazsanız binelim. Kendinizi rahat hissedecekseniz yürüyebiliriz.‘’ Başımı salladım. ‘’Fark etmez binebiliriz.’’ Arabaya doğru yürüdüm. Arabaya binince, ‘’Burada ne işiniz var? Yeni olmalısınız.’’ Dedi. Kafamla onu onayladım. ‘’Evet, öğretmenim. Tayinim çıktı o yüzden geldim.’’ Suratını bana çevirdi. ‘’Çok ayrıntıya girmek istemem ne için köye çıktınız?’’ soruları bitmiyordu! ‘’Teyzeye yardım ediyordum. Evi buradaymış meğer o yüzden. Siz neden buradasınız? Jandarma değilsiniz belli.’’ Memur ‘merkeze inecek birim ‘ deyince jandarma olmadığını düşünmüştüm ama olabilirdi. Güldü. ‘’Doğru düşünmüşsünüz.’’ Dahasını sormaya utandığım için sustum ve irdelemedim. Araba ilerlemeye devam etti. Camdan dışarıyı izliyordum. ‘’Ne öğretmeniydiniz?’’ diye sordu Arınç. ‘’ Matematik.’’ Diye cevapladım. Sırıttı , ‘’ Matematikten hep kalırdım. Eve gittiğim de babam karnemi görünce döverdi. Ama toparlamıştım sonrasında.’’ Söylediklerine güldüm. ‘’Benim derslerim hep iyiydi. Puanım tıpa yetiyordu ama çocukları çok sevdiğim için öğretmenlik seçtim.’’ Yolu izlemeye devam ettim. ‘’Gerçi benim yaş grubu ergen çocuk değil.’’ Kendi kendime güldüm. Arınç, ‘’ Lise de mi görev yapıyorsunuz?’’ diye sordu. Kafamla onayladım. ‘’Merkezde ki fen lisesinde.’’ Şaşırır gibi oldu. ‘’Kız kardeşimde orada. Matematiği de çok iyidir. İnşallah dersine girersiniz.’’ ‘’Umarım. Adı neydi?’’ Diyerek cevapladım. ‘’ Betül Demiral.’’ Başımla onayladım. ‘’İnşallah denk geliriz.’’ Lojmanı gördüğüm de , ‘’Geldik sayılır. Burada durun siz, ben yürürüm.’’ Dedim. ‘’Olur mu? Gidelim işte.’’
Tam binanın önüne geldiğimizde durdu. Arabadan inmeden önce, ‘’Çok teşekkürler. Tanıştığıma memnun oldum.’’ Dedim ve gülümsedim. ‘’Ne demek. Bende memnun oldum. Bir daha görüşmek üzere.’’ Diyerek cevapladı. Nazikçe kapıyı kapattım ve lojmana doğru yürümeye başladım. En azından yatağım vardı güzel bir uyku çeker, sabah alışverişimi yapardım.
Güneş ışınlarının yüzüme vurmasıyla, battaniyeyi kafama kadar çektim. Ayılmaya çalışarak yatakta garip hareketler yapıp oturmaya başladım. Alık gözlerle etrafa baktıktan sonra ayağa kalkıp banyoya gittim. Aynada kendime baktığım da gördüğüm yüzle duraksadım. Çok değişmiştim. Fazlasıyla hem de. Dışarıya karşı komik, saf görünsem bile içimde çok daha fazlası vardı. Bunu da tek kaldığım zaman anlıyordum.
Kendime bakmaktan sıkıldığım için yüzüm yıkayıp, cilt bakımımı yapmaya başladım. İşim bitince mutfağa geçip kendime meyveli, yoğurtlu bir yulaf yaptım. Oturup yiyecektim ki, oturabilecek bir masam olmadığı gerçeği yüzüme çarptı. Çok zor durumdaydım. Olduğum yere oturup yemeye başladım. Çalan telefonumla rahatlığım kayboldu. Arayan Eylül’dü. ‘’Hiii! Nasılsın gözümün nuruuu?’’ şuan ona karşı mütevazi olamayacaktım. Saat sabahın yedisi idi! Bu saatte kim arardı ki? ‘’İyiyim Eylül’üm sen?’’ diye bir soru yönelttim. Telefonu duvara sabitleyip yemeğime gömüldüm. ‘’Benim clean girlüm yulaf mı yiyormuş? Afiyet olsun. Hayırdır sağlıklı yaşam falan denemeleri mi?’’ bu kadar hızlı konuşması benim bile nefesimi kesiyordu. Çok enerjikti. Tamam bende hareketli bir tiptim, ama onun ki biraz aşırıydı. Hiperaktivitesi olduğunu düşünmüyor değildim. ‘’Evimde hiç bir şey yok. Mecbur kaldım yemeye! Açım aç bu benim karnımı doyurmuyor.’’ Diye sitem ettim. ‘’Git bir kahvaltıcıya, yok mu merkezde?’’ Vardı ama önemli değildi. ‘’Birazdan çıkıp alışveriş yapacağım zaten önemi yok.’’ Dedim. ‘’Tamam ben seni daha tutmayayım. İlaçlarını unutma. Öptüüüm!’’ deyince gülümsedim ve telefonu kapattım. Yemeğimde bitmişti. Hazırlanıp dışarı çıkacaktım ki bu saatte hiçbir yerin açık olmadığını düşünerek olduğum yere geri oturdum. Birkaç saat evde oyalanır, sonra dışarı çıkardım. Her yer açılmış olurdu hem.
Evde biraz vakit geçirdikten sonra hazırlanıp dışarı çıkmıştım. Hava gerçekten sıcaktı. Saatler daha erken olduğu için çevrede pek insan yoktu. İlk önce bir milyoncuya girip ihtiyacım olan şeyleri aldım. Lojmana yakındı çok eşya olursa bırakır alışveriş için bir daha çıkardım. Daha masa, sandalye, koltuk takımı almam lazımdı. Televizyonum bile yoktu. Bunları alacaktım çünkü burada uzun süre görev yapacaktım. Gitmem gerektiğinde de yanımda götürür tekrar eşya masrafına girmemiş olurdum.
Bir mobilyacı gördüm ve içeri girdim. Evimin havasına uyacak masa ve koltuk takımı vardı. Fiyatları da olması gerektiği gibiydi. Mesleğe ilk başladığım zamanlarında ki çektiğim maddi zorluklar aklıma geldikçe şuan ki halime şükür ediyordum. Eylül sayesinde evde çok zorlanmamıştım, çoğu temel ihtiyaçlarımızı o karşılıyordu ama mahcup oluyordum tabii ki. Birkaç sene sonra düzenli maaş almaya başladığımda maddi olarak rahattım. Tektim zaten. Artıyordu bile.
‘’Kolay gelsin abi. Taksit var mı acaba?’’ hepsini taksitsiz alamazdım. Zengin değildim ben! Adam başıyla onayladı, ‘’Yaparız kızım sen karar ver hallederiz.’’ Dedi babacan bir tavırla. Gülümsedim ve gezinmeye devam ettim. Dışarıdan küçük duruyordu ama oldukça büyük bir yerdi. Çok güzel bir koltuk takımı bulmuştum. Tam eve uyacak şekildeydi. Koyu gri bir nevi siyahta denilebilir, bohem dedikleri tarzda bir koltuktu. Güzeldi fakat rengi konusunda kararsız kalmıştım. Yani açık renk eve daha iyi olurdu ama leke çıkarması zordu.
Hayır, sanki üç çocuklu anneydim de çocuklarım kirletir diye alamıyordum.
Son kararımı bej renkten yana kullandım. Alacağım koltuğa karar verdikten sonra masa baktım. Salonum çok genişti sadece koltuk olmazdı. Hem mutfağa hem de salona masa almam gerekiyordu. Uygun fiyatlı iki masa bulursam sıkıntı olmazdı. Ama birde bunlara sandalye gerekti!
Yine bohem denen tarzda bir masa buldum. Koltukla aynı renkteydi. Masanın sandalyeleri ahşaptı, çok güzel duruyordu. Bazen Ankara’da ev eşyası bakarken, şuan yanımda eşim olsaydı da birlikte baksaydık diye düşünürdüm. Ama kaderdi işte. Kadere güvenip belki de kendimi açmamıştım kimseye. Salonda ki masaya da karar verdikten sonra mutfak masası için çok düşünmedim klasik bir masa buldum. Yanıma yaklaşan kadın, ‘’Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?’’ diye sordu. Gülümsedim. Yine. ‘’Evet, satın almak istiyorum nasıl halledebiliriz?’’ Dedim. ‘’Hemen bakalım ürünlere.’’ Dedi kadın.
Satın alma işlemleri bittikten sonra oradan çıktım. En kötü iki gün sonra geleceğini söylemişti. Yani yarın gelirdi muhtemelen. Fakat ben yarın göreve başlayacaktım. Lojmandan birinden yardım isteyecektim. İlk günden müdürün gözüne batmak istemiyordum. Güneşe baktım. Tam tepemdeydi. Sen yalnızlıktan yandın zaten de ben biraz daha yakayım. Der gibiydi. Yürümeye devam ettim. Kumral saçlarım enseme yapışıp duruyordu. Bağlamamak ile hata etmiştim.
Bir zincir markete girip yemek yapabileceğim malzemeler aldım. Sonra daha detaylı bir alışveriş yapardım. Bugün yorulmuştum. Kendime su almak için dolabın önünde durduğum da gördüğüm yüz ile kaşlarım çatıldı. Yine halüsinasyon görüyor olmalıydım. Kalbim dillenmiş gibi kendi kendine konuşu-yordu.
O olamaz değil mi? O değildir değil mi Kar?
Oydu.
Yıllardır hiçbir şekilde bulamadığım Aziz Turan karşımda duruyordu.
O gözleri tanımama ihtimalim yoktu.
Ellerim kontrolüm dışında titrerken o beni fark etti. Hemen diğer reyonun arkasına saklandım. Kaçabildiğim yere kadar kaçacaktım. Halüsinasyon olmalıydı. Uzun süredir görüyordum ama bu çok gerçekçiydi. Elimdekilerle kasaya doğru koştum alacaklarımı alıp buradan uzaklaşmak istiyordum. Beynim,
Bir de adam karşı komşun çıkıyormuş Kardelen.
Dedi ve kendi kendine güldü. Çok dengesiz bir kişiliktim. Kalbim ve beynimi ayırt edebiliyordum. Kalbim Kar derdi bana. Beynim ise daima Kardelen. Ama her seferinde en mantıklı konuşan beynim olurdu. Yıllar önce duygular ile hareket etmeyeceğimin sözünü vermiştim kendime. Belki de o yüzden kalbim sürekli benimle konuşur duygular ile hareket etmemi isterdi. Ama duygular ile hareket eden herkes yanılırdı.
Parasını ödediğim şeyleri hızlıca poşete koydum ve marketten çıktım. Olabildiğince uzaklaştım. Ve bir çocuk parkına oturdum. İlaçlarımı almamıştım bu sabah. Hâlbuki ki Eylül uyarmıştı. İlaçlarımdan alırken iki kutu alırdım. Biri evde, biri çantamda dursun diye. Hemen çantamda olanı çıkardım. Aldığım su ile hızlıca yuttum ilacı. Kendime gelirim sanıyordum ama yine aynı yüzü görünce duraksadım. Kaçmam gerekti çünkü buraya doğru geliyordu! Tanımama ihtimali yoktu. Tanırdı o. Liseden bu yana değişmemiştim sadece hatlarım belirginleşmişti. Aynı şekilde o da değişmemişti. Büyümüştü sadece. Ve vücudu şekillenmişti buydu.
Ayağa kalkıp yürümeye başladığımda peşimden geliyordu. ‘’Pardon!’’ diyen sesini duydum. Sesi… Hala aynıydı. Sadece daha kalım ve toktu. Yere oturup ağlamam an meselesiydi. Mecbur durdum ama arkamı dönmedim. ‘’Bakar mısınız?’’ beynim konuştu ,
Sakın Kardelen, sakın bakma kaç.
Sanki beni olası bir felaketten korumak ister gibiydi. Arkamı döndüm. Sesimi titrememesi için kontrol altında tutmaya çalıştım. "Bana mı seslendiniz?" Diyebildim. "Kar?" Diye sordu. Tanımıştı. Tanırdı biliyordum. Bir an anlamamazlıktan gelecektim ama çenem durmadı. "Aziz?" Dedim. Kollarımı iki yana açacaktım ki, büyük adımlarıyla bana doğru geldi ve beni kollari arasına çekti. Böyle bir sarılmaya ihtiyacım olduğunu ben bile bilmiyordum. Eli başımı sarmalıyordu. "Kar. Kar. Kar." Defalarca adımı sayıkladı. Ağlamamak için zor duruyordum. Her an ağlayabilirdim. Yaptığım şeyin pişmanlığını yaşıyordum belki de.
