2. bölüm · Karanlıkta Açan Çiçek

1 bölüm

sevinc yunusova

"Siyahla beyaz"
Acı... Nasıl tarif edebilir insan acıyı? Hiçbir insan acıyı tarif edemez çünkü acı öyle kolay anlatılacak birşey değil. Eğer bir insan acısını anlatabiliyodusa ya yalan söylüyordur ya da çok güçlü bünyeye sahiptir. Ben peki? Ben acıya dayanıklı birimiydim? Ben gerçekten mutlu birimiydim. Bilmiyordum. Dünden beri tek bildiğim şey hayatımın 360 derece değişmesiydi.

Yatağın üzerinde oturup boş gözlerle ve dolu akılla pencereden dışarı bakıyordum. Bu gün odamdan çıkmamıştım. Annemler gelip ara sıra yoklamıştılar,ama dedem... Gelmek zahmetinde bile bulunmamıştı. Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Saatlerdir yatağın üzerinde oturduğum için ayaklarım uyuşmuştu. Biraz olduğum yerde ayağımda ki uyuşukluğun geçmesini bekledim. Geçtiğine emin olduktan sonra dolaba doğru yürüyüp kapağını açarak hırka aramaya başladım.

Beyaz bır hırka alıp üzerime geçirdim,dolabın kapağını kapamadan balkona gittim. Yağmur yağdıktan sonra etrafa yayılan temiz havanın ciğerlerime çekip koltuğa kuruldum. Gözlerim parmağımda olan alyansa takıldı. Bu parmağımda olan şey bana huzur değil mutsuzluk getirecekti. Bundan adım kadar emindim. Neden ben? Neden her kötü olaylar benim başıma geliyordu? Bir kedimi ezmiştim? Yoksa birinin ahımı tutmuştu? Derin bir nefes alıp gözümü parmağımdan çekip sağ elimle yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.

Rüzgar açık olan saçlarımı uçururken gözlerimi kapayıp sakinleşmek adına nefes aldım. Cebimden mesaj sesi gelince hemen elime alıp yüz taramayla telefonumu açıp yazan kişiye baktım. Tefonumun cebimde olduğunu unutmuştum bile. WhatsApp'ı açınca bilinmeyen bir numaranın yazdığını görünce ilk önce kapatmak istedim,ama Derya yazısını görünce fikrimi değiştirip açtım. Mesajda:

"Merhaba. Rahatsız ettiğim için özür dilerim Derya. Bu arada ben Yiğit Demirsoy" Demirsoy yazısını görünce yutkunamadım. Telefon elimden kayıp düşmesin diye sıkıca tuttum. Stresten dudaklarımı kemiyordum. Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırıp parmaklarımı klavyenin üzerinde tuttum. Ne yazacaktım? Ne söyleyecektim? Merhaba yazarsam belki gerisi gelirdi.

"Merhaba." yazıp göndere bastım. Anında görüldü atılırken bedenimi rahat bırakıp yazmasını bekledim.

"Ben direkt konuya gireyim. Bu gün görüşe bilirmiyiz?" hızla cevap yazmaya başladım.

"Ne için?" göndere basıp belimi iyice koltuğa yaslayıp ayaklarımı biraz öne doğru uzattım. O yazarken bende gözlerimi kısmış cevabı bekliyordum. Cevap geldiği an telefon titrerken bende mesajı okumaya başladım.

"Evlilik konusunda konuşmak için,ikimizde bir-birimizin kurallarını bilsek bence iyi olur"

Aslında hiçte kötü bir fikir değildi. Hem kafam dağılırdı hem de bu durum Yiğit'i tanımama vesile olmuş olurdu. Derin bir nefes alıp yazmaya başladım.

"Tamam,olur. Tek bir şartım var dedeme senin söylemen. Onunla konuşmak bu aralar isteyeceğim son şey bile değil. Birde görüşeceğimiz saat yer falan onlar hakkında da azdan çoktan bilgi bilsem yeter" göndere basıp cevap beklemeye başladım.

"Tamam nasıl istersen. Hatta ben gelip alırım seni. Bu sayede fazla rahatsız olmuş olmazsın" cevap beklediğimden de hızlı gelmişti.

"Tamam. Görüşürüz" telefonumu kapayıp cebime attıktan sonra ayağa kalkıp içeri geçtim. Hava soğuk olduğundan kot pantolon ve tişört en iyi seçimdi. Hemde hevesli gibi görünmek istemezdim. Kapıyı kapayıp derin bir nefes alarak açık olan saçlarımı kolumdaki saç tokasıyla yukarıdan topuz yapıp,kapağı açık olan dolabımın önünde durdum.

Hayatın kanunları çok garip değilmiydi? Ömrümde yüzünü birkaç kez gördüğüm kişiyle evlencektim. Hemde kendi rızam olmadan. Peki o istiyormuydu? Yoksa o'da mı benim gibi mecbur bırakılmıştı? İstemeye geldiği gün yüzünde sabit ve sinirli bir ifade vardı. Büyük ihtimalle o'da istemiyordu. Neden istesin ki? Güya ömründe 1 kaç kez gördüğü kişiyle kim evlenmek isterdi? Şahsen bana söz hakkı verilmediği için evlenmek zorunda kalmıştım,ama fikrim sorulsa.... Kesinlikle hayır derdim. Tanımadığım bir insanla mutlu hayat yaşamaya inanmak kadar fantastik birşey yoktu.

~♤~♤~♤~♤~♤~◇~♤~♤~♤~♤~♤~
Evden hiçkimseyle karşılaşmadan çıktığım için kendimle gurur duyuyordum. Yiğitin arabasında oturmuş yolu izliyordum. Aslında ne konuşacağı konusunda azdan çoktan tahminim vardı. Büyük ihtimalle evlendikten sonra sadece kağıt üzerinde evli olucaz herkes kendi hayatını yaşacak falan diyecekti. Derin bir nefes alıp başımı önüme dönerek arabaları izlemeye koyuldum.

"Önümüzde ki arabanın kimin olduğunu biliyormusun?" dakikalardı arabada sessizlik hüküm sürüyordu,konuşması biraz garip gelmişti.

"Hayır. Ailelerin arabaları hakkında bilgi edinmeyi sevmiyorum"

"Zaten tanımasan daha iyi. Piç" ne kadar kısık sesle söylemeye çalışsada duymuştum,ama hiç duymamış gibi gösteriyordum.

"Kimin arabası,merak uyandı bende ilk kez böyle konuda"

"Kılıç Akdemirin" gözlerim fal taşı gibi açılırken şaşırmıştım.

Benim bildiğime göre Kılıçla Yiğitin çok yakın arkadaşlıkları vardı. Evde herkes onların dostluğundan konuşurdu. Şimdi böyle demesi beni şaşırtmışdı.

"Siz yakın arkadaş değilmisiniz?"

"Öyleyiz. Yani dışarıdan öyleyiz,ama yan-yana gelince bazı konularda anladamadığımız için...." düşünceli bir şekilde önümüzde ki arabaya bakıp bana döndü."Artık gelecekte ki eşim olacaksın. Bence bunları bilmende bir sakınca yok. Biz dışarıdan dostuz,ama içeriden düşmanız"

"Neden düşman oldunuz? Aranızdan su bile sızamaz diyordular,noldu da o su sizin aranızdan sızmayı başardı?"

"Uzun hikaye sonra anlatırım"

"Tamam nasıl istersen" aklıma gelen soruyla yeniden ona döndüm.

"Yiğit"

"Buyur"

"Alinle Kılıç gerçekten evliler mi?"

"Yani evet"

"İki düşman ailenin akraba olması büyük bir skandal"

"Onlar zaten akrabalar. Sadece birbirlerine benim bilmediğim sebebden düşmanlar. Yani bu düşmanlığın sebebini yanlız eski liderler biliyor. Biz genç neslin o kadar bilgisi yok"

"Anladım. Peki nerden akrabalar?"

"Şakir Aksoyla Ümit Akdemir teyze oğulları"

"Haaa anladım. Peki sen en çok hangisiyle yakınsın?"

"O ne söz öyle tabikide Aksoylarla. Sen buralarda büyümene rağmen nasıl oluyorda Alinden daha az bilgiye sahipsin"

"Alin o aillerin içinde büyüdü. Yani beni böyle şeylerden korudular"

"Haklısın. Alinin ailesi onu korumadı"

"Birşey mi dedin?" duymama rağmen duymamış gibi davranmak bazen insana zor geliyordu.

"Hayır. Sana öyle gelmiştir" başımı sallayıp arkama yaslanarak,önümüzde ki arabayı dikkatle inceledim. Aklıma babaannemlerle haftalar önce yaptığımız konuşma gelmişti. O gün aklıma geldiğinde yengemlerin yerine ben utanıyordum. Başımı iki yana sallayıp rezillik olan o günü beynimden atmaya çalıştım. O gün sırf onlar yüzünden aillerin arası bozula bilirdi. Tabi 'sevgili' yengem ve kuzenimin o kadarına aklı ermiyordu.

İlayda demişken,acaba napıyordur? Büyük ihtimalle şımarıklık yaparak yine bütün ilgiyi kendi üzerine çekiyordu. Çünki o kadar kişi arasından en az biriyle karşılaşmamam imkansız gibi birşeydi. Aman banane be. Ne oluyorsa olsun,ama bana birşey sıçramasında yeter. Zaten yeteri kadar derdim var. Birine daha ihtiyaç yok.

~♤~♤~♤~♤~◇~♤~♤~♤~♤~
Akdemirlerin kafesine gelmemiz anormal olan diğer durumlardan biriydi. Hemde arka masamızda Kılıç ve galiba ismi Alin olan kadın oturmuş sohbet ediyordular. Birbirleriyle her dakika kavga ettiklerini söylüyordular,ama bunlar çok sakin bir çiftler. Yani anormal bir durum göremiyordum.

"Evet artık ne hakkında konuşmak istediğini söyleyecekmisin?" dedim ciddi bir sesle. Nerden geldiğini hatırlamadığım bir kağıtı önüme bırakıp arkasına yaslandı. "Bu ne?" dedim elimle kağıtı gösterirken.

"Sözleşme" dedi temkinle.

"Onu bende anladım. Neyin sözleşmesi" dedim biraz öne doğru eğilirken.

"Evlilik. Yani burda ikimizinde birbirimizin hayatına karışamayacağını bildiren bir anlaşma. Ben imzaladım. Kabul ediyorsan buraya imza atman yeterli" ceketinin cebinden çıkardığı kalemi benim imzalamam gereken yerin üzerine bırakıp yeniden eski rahat haline döndü. Sözleşmeyi hızla okuyup kalemi elime alarak kapağını açarak imzaladım. Kalemin kapağını kapayıp dosyayı da kapandıktan sonra yeniden onun önüne bıraktım.

"Bitti. Sözün sözmüdür Demirsoy?"

"Sözdür" uzattığı eli tutup sıktıktan sonra kahveleri bırakan garsona teşekkür edip acı kahvemden bir yudum alıp yerine bıraktım.

"Yiğit" duyduğum sesle başım o yöne döndü.

"Alin,ne güzel supriz bu böyle" ayağa kalkıp düğmesini önünde duran kadına hürmeten ilikledi. Bu kadın galiba o meşhur Alindi,ama gerçektende denildiğinden de güzeldi. Üzerinde olan sade elbisesi bedenini tam sarmış açık bıraktığı saçlarıysa yüzünün güzelliğini belli ediyordu.

"Bilerek yaptığını ikimizde çok iyi biliyoruz" dedi gözlerini kısarak Yiğite bakarken.

"Napayım. Onu sinir etmek hoşuma gidiyor"

"Bu güzel hanımefendi kim?" dedi gülümseyerek.

"Gelecekteki hayat arkadaşım" elimi bana uzattığında tutup tutmamak arasında kararsız kalmıştım,en sonra tutarak önümde duran kadına gülümsedim.

"Gerçektende bu konuda da iyi bir seçim yapmışsın. Derya Işık dimi?"

"Siz nerden biliyorsunuz?" dedim sonunda konuşmaya dahil olurken.

"Ben çok şey bilirim. O yüzden alışsan iyi olur. Hadi size iyi eğlenceler. Ben gideyim. Bizimkini daha fazla bekletmeden. Bu arada bir daha tanıştığımıza memnun oldum. Hadi sende Allaha emanet ol"

"Bir sorun olursa ara beni. Gelip ona dersini veririm"

"Sana gerek kalmadan evden ölüsünü çıkarmış olurlar. Hadi güle güle" Yiğit gülerek başını salladı bende hafifçe başımı haraket ettirip giden kadını izledim. Yiğit Alin gittikten sonra sandalyesini çekip oturdu. Kahvesine eline alıp içmeye başladı.

"Eski sevgilin mi?" sorumla içtiği kahve boğazında kalırken hemen önünde olan suya uzanıp bir dikişte içti. İyi olduğuna emin olduktan sonra boğazını temizleyip dikleşti.

"Hayır. Üniversiteden beri arkadaşız. Hemde o yıllarda benimde onunda sevgilisi vardı. Hem Alin benim için bir kız kardeşti. Hatta sırdaşımdı. Yani aramızda öyle birşeyim esamesi bile geçmedi"

"Anladım. İşimiz bittiyse beni eve geçirirmisin"

"Tabikide"

~♤~♤~♤~♤~♤~◇~♤~♤~♤~♤~♤~
Odaya geçerken sadece abimi görmüştüm,o'da beni fazla yormamış biraz konuşup gitmişti. Bir evlilik bütün hayatıma napacaktı? Altüst edeceği kesindi,ama başka ne olacağı... Belli değildi. Hayatım belirsizliklerle dolu bir yoldu. Sanki bir labirentin içine hapsolmuş hiç çıkmayı denemiyor birinin beni çıkarmasını bekliyor gibi hissediyordum.

Onunla olan görüşümüzde şunu fark etmiştim. Onla ben birbirimize tamamen zıt kutuplardık. Ben beyazsam o siyahtı. Ben suysam o ateşti. Ben güneşsem o aydı. Onunla herşeyimiz o kadar zıttı ki onun yanında kendimi bazen yabancı hissediyordum. Evlendikten sonra belkide bu halleri bana normal gelecek hiç umrumda bile olmayacaktı. Hayat ve zaman. İkiside bizim ya zaferimizi ya da yenilmemizi gösteriyordu....