BÖLÜM 2

Vaveyla Yazarı: Gizli_Satirlar Yazar olmaya çalışıyor

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: BÖLÜM 2

“Birazdan sana vereceğim flash belleği annenin arkadaşı Selim’in evindeki çalışma masasının çekmecesine koyacaksın. Sen bunu yaparken biz arka sokakta bekliyor olacağız, merak etme evde kimse olmayacak. Ayrıca evin kapısını kolayca açabilmen için sana bir anahtar vereceğim, apartman sakini gibi gir. Kimseyi şüphelendirme.”

Sesimin titremesini umursamadan “Tamam ama flash belleğin içinde ne var?” dedim ama sorumu duymazlıktan gelmişti. Stresliydim, korkuyordum, çaresizdim. Ama aklımda Selim abinin şehirde olduğu, benim 2 saat o yattaki nedensiz olduğunu düşündüğüm yolculuk vardı. Beni kandırmak için yapmış olmalıydı.

Aradan geçen 3-4 dakika sonra Selim Abinin evine gelmiştik. Emir bana doğru dönerek flash bellek ve bir anahtar verdi. Korkudan ellerim titriyordu. Arabadan indim ve apartman kapısının önünde durdum. Ne vardı flash belleğin içinde? Derin bir nefes aldım ve apartmandan içeri girdim.

Asansöre bindiğimde nefes alamadığımı hissettim. Asansör üçüncü katta durduğunda yavaşça çıktım. Daha önce Selim abiye geldiğim için evi bulmakta ya da çalışma odasına girmekte zorlanmamıştım.

Çalışma odasındaki çekmeceyi korkuyla açtım ve içine Emir’in bana verdiği flash belleği koydum. Hızlıca odadan çıkıp kapısını kapattım ve daireden çıktım.

Asansörden indiğimde koşarak bir arka sokağa ilerledim. Araba oradaydı. Yeniden arabaya bindim ve yola çıktık. Ama gerçekten çok çaresizdim ve çok korkuyordum. Umarım içinde kötü bir şey yoktur. Ya bir kamera kaydına yakalandıysam? Kafamda buna benzer çok fazla düşünce vardı.

Ben bunları düşünürken Emir “Sana bunu diyeceğimi düşünmezdim fakat ilk işinde gerçekten çok başarılıydın.” dedi benimle dalga mı geçiyordu bu? Ben binlerce düşünce içinde, binlerce tereddütle bu işi ölmemek için yapmışken o benim duygularımla oynuyordu.

“Sen benimle dalga mı geçiyorsun Emir? Ben bir polise, annemin iş arkadaşının evine sırf beni kaçıran adam istiyor diye gizlice girdim ve içinde ne olduğunu bilmediğim bir flash bellek koydum. Neden? Çünkü ben kaçırıldım. Ve beni kaçıran adam ne isterse onu yapmak zorundayım, yoksa ölürmüşüm.”

Demin söylediklerime Emir’in ne kadar şaşırdığını tahmin edebiliyordum çünkü ben de bu dediklerime çok şaşırmıştım. Sanki biri bunları bana zorla söyletmiş gibiydi.

Bana tepki vermemişti ama gülümsemesi solmuştu. Ben bunları söylediğim sırada limana çok yakındık, yani sözüm bittiğinde limana varmıştık. 1-2 dakikalık bir bekleyişin ardından Emir’in lüks ve havalı yatı limanın önünde durdu ve biz bindik.

Ben kendi kamarama büyük bir üzüntüyle ilerliyordum ki tam o sırada telefonum çalmaya başladı. Hızla çantamdan telefonumu çıkardım ve arayan kişiye baktım. Annem arıyordu.

Kamarama geçtim ve annemin aramasını yanıtladım. “Alo annecim,” dedim ve karşılık bekledim. Ama annem bana cevap vermiyordu. Ne olmuştu anneme?

“Anne…Annee…Cevap ver bana anne.” Arkadan tanımadığım bir adam sesi ve adım sesleri geliyordu. Telefonu kapatıp Zeynep’i aradım ama telefonu açmamıştı. Neler oluyordu?

Koşarak Emir’i bulmaya çalıştım, önce büyük kamaraya gittim. Her zaman orada olan Emir şu an burada değildi. Buradan çıkıp yatın diğer kamaralarında Emir’i ararken kafamda ya söylediklerimden sonra anneme zarar verdiyse gibi sorular geçiyordu.

Çevremdeki çalışanlara Emir’i görüp görmediklerini soruyordum fakat bana verilen cevap hep aynıydı. “Hayır.” Sonrasında aklıma Emir’i aramak geldi. Telefon rehberinden Emir’i buldum ve hemen aradım.

Emir’den telefonumu açmasını beklemiyordum ama telefonu açarak beni şaşırtmayı başardı. Ona büyük bir sinirle “Anneme ne yaptın?” dedim. Sesindeki umursamazlıkla “Ne yapmışım?” dedi.

“Emir lütfen doğruyu söyle bir şey yaptın mı anneme?” dedim sesimdeki ağlamaklı ifadeyle.
O sırada kaptan köşküne gidiyordum, Emir konuşmaya başladı. “Annen iyi. Sakın yatı durdurtma yoksa bozuşuruz.” dedi.

Onu dinlemeyecektim ama yinede “Tamam.” dedim Sesimde çaresizlik varmış gibi yanıtlamıştım onu.
Sonra telefonu kapattım ve kaptan köşküne girdim ve kaptana “Acaba şu an nereye gidiyoruz?” dedim.

Kaptan “Çanakkale yolundayız kızım.” dediğinde şaşırmıştım. Çanakkale mi? Neden ki? Ama ben Emir’i yatta bulamamıştım. Onu da kaptana sormaya karar verdim. “Emir şu an bu yatta mı peki?” Kaptan soruma şaşırarak cevap verdi. “Burada tabi kızım. Bulamadın mı?”

Ne, burada mıydı gerçekten? Lafı daha fazla uzatmak istemediğim için “Yok, bulamadım. Yardımınız için teşekkürler. Ben arar bulurum onu.” dedim ve kaptan köşkünden çıkıp etrafta çalışan birisini aramaya başladım. Kendi kamarama yakın bir yerde bir kadın gördüm ve yanına gittim.

“Emir’in kamarası nerede acaba?” dediğimde soruma karşılık verdi. “İkinci kata çıktığında karşına çıkan ilk kamara Emir Bey’in kamarası.” Nazik bir gülümsemeyle başımı salladım ve ikinci kata çıktım.

Emir’in kamarasının kapısını çaldım ve biraz bekledim Emir kapıyı aralayarak açtığında sanki uykudan yeni uyanmış gibiydi ama burada benim daha önemli sorularım vardı. Hemen konuya girdim.

“Yardımına ihtiyacım var Emir. Önce annem beni aradı fakat konuşmadı ama garip olan şu ki arkadan benim tanımadığım bir adamın sesi ve adım sesleri geliyordu. Çok korktum Emir ne olur yardım et bana.”

Çok çaresizdim ki Emir’den yardım istemiştim. Çünkü annem benim her şeyimdi. Onun için her şeyi yapardım. Emir sessizce benim çaresizliğimi izliyordu. Son bir şey olarak “Annemi ve Zeynep’i korumandan başka hiçbir şey istemiyorum senden, lütfen.” dedim gözümden bir damla yaş akarken.

Emir aralık bıraktığı kapısını sonuna kadar açtı ve bana “İçeri gel.” dedi. Ben de içeri girdim ve çalışma masasının sandalyesine oturdum. Emir galiba sade dekorasyonları seviyordu.

Ana kamara, mutfak, benim kamaram gibi onun kamarası da sade bir dekorasyona sahipti. Ben Emir’in kamarasını incelerken o kapısını kapattığı gibi içeri girdi ve yatağının üzerindeki telefonunu alıp birisini aradı.

Karşı taraf telefon aramasını cevapladığında Emir ona “Meral’i ve Zeynep Kara’yı bul ve bana ikisinin hakkında bilgi ver fakat izlerini kaybetme.” dedi.
Ben duyduklarımın doğruluğunu tartarken Emir “İkiside güvende olacak merak etme.” dediğinde aklıma onunla karşılaştığımız ilk gün geldi. O günde ona güvenmiş ve onun arabasına binmiştim. Ya şimdi ona güvendiğimde yine güvenimi boşa çıkarırsa? Ona bir daha nasıl güvenebilirdim ki?

“Sana gerçekten güvenebilir miyim Emir?” dediğimde bana tereddütle baktı ve “Bana gerçekten güvenebilirsin Pınar Yıldız.” dedi. Ondan o sözü duyduğumda istemsizce tebessüm ettim. Ona karşı farklı duygularım mı vardı? Annemle Zeynep'in durumu belli olmadığı halde neden böyleydim?

Emir ile birbirimize bakıştığımız birkaç saniyenin sonunda konuşmaya başladı. “Birlikte yemeğine inelim mi?” İçimdeki kıpırtı, hızlanan kalp atışım, tutulduğunu hissettiğim dilimle ne diyeceğimi bilemiyordum. Emir’in yüzüne baktım ve “Tamam gidelim.”diyerek yürümeye başladık.

Şaşırmadım desem yalan olurdu çünkü onunda bana karşı davranışlarında farklılık vardı. Aşağı indik ve mutfağa girdik. Tabaklarımıza yemeklerimizi aldık ve ana kamaraya geçip masaya oturduk.

Sessizce yemeklerimizi yemeye başlamıştık ki Emir’in telefonu çalmaya başladı. Heyecanla oturduğum yerde doğruldum ve Emir’in telefonu açmasını bekledim.

Emir telefonu açmadan önce bana yüzünde umut varmış gibi baktı, ben de ona aynı umutla baktım.
Emir telefonu açıp konuşmaya başladı. “Efendim…Buldun mu onları?. . .Tamam bana konum at…Durumları nasıl? Tamam İnceleyeceğim.”

Telefonu kapattığında bana döndü ve “Aldığım telefon annen ve arkadaşın Zeynep hakkındaydı. Yerlerini bulmuşlar, şimdi kamaramda onların nerede olduklarını ve ne yaptıklarına bakmaya çalışacağım.”

İçimdeki heyecanla “Tamam, hadi bakalım.” dedim. Emir'in kamarasının önüne geldiğimizde önce ben girdim içeriye, ardımdan Emir kapısını kapatıp girdi. Çalışma masasının önündeki sandalyeye oturdu ve bilgisayarıyla uğraşmaya başladı ben de Emir’in yatağına oturup onu izledim.

3-4 dakika sonra bana bakıp “Bana güvenebileceğini söylemiştim Pınar. İkiside güvende. Düşmanlarım seninle olan bağlantılarımı öğrenmiş olmalılar ki anneni kaçırmaya çalışmışlar fakat adamlarım anneni kurtarmış. Zeynep'e ise kimse bir şey yapmamış, baştan beri kendi evindeymiş.” dedi o an ağzım kulaklarıma varmış, içimdeki tereddütler bir bir son bulmuştu. Fakat nasıl Emir ile olan bağlantılarımızı keşfetmişlerdi?

“Ayrıca telefonuna yeni yüklediğim uygulamadan annenin ve arkadaşının konumlarını görebilirsin.” Şu an kendimi çok mutlu hissediyordum.

“Sana çok teşekkür ederim Emir.” Emir bana baktı ve “Rica ederim. Hadi gel yemeğe devam edelim, aç kalma.” diyerek ona mutfağı bulamadığım zaman söylediğim sözlere gönderme yaptı.

Ben utanarak gülümsediğimde o bana bakarak sırıtıyordu resmen. Mutfağa girip yemeklerimizi yemeye devam ettik. Yemeklerimiz bitmişti. Ben Emir’e bakıp soğuk bir sesle “Ben kamarama geçiyorum.” dediğimde sesimin soğukluğuna şaşırmış gibiydi ama bir şey diyemediği için o da soğuk bir sesle “Tamam” dedi. Sesim soğuk çıkmıştı çünkü o hala benim düşmanımdı.

Kamarama vardığımda kendime yeni kıyafetler hazırladım ve Banyoya girdim. Günün tüm yorgunluğunu banyoda atacaktım. Sıcak su beni çok rahatlatmıştı.

Aradan geçen 45 dakikanın sonunda civciv sarısı bornozumu giydim ve yatağıma oturdum. Öylece boş boş camın dışında görünen gökyüzüne ve denize baktım. Ama kafamın içinde, bulunduğum durum vardı.

Emir bana neden yardım etmişti? Ben hala onun tutsağıydım sonuçta. Kafamın içi bunlarla doluyken aklıma şu an yatağın üzerinde bornozla durduğum geldi. Aceleyle ayaklanıp banyodan önce kendime ayırdığım kıyafetleri giydim.

Yatağın üzerine kurulup sosyal medyada gezinmeye başladım. Doğrusunu söylemek gerekirse kendimi telefona fazla kaptırmıştım. Aklıma Zeynoşumu aramak geldi.

Telefon bir kaç saniye çaldıktan sonra açılmıştı. “Naber Zeynoş?” dedim sesime enerji katmaya çalışarak. “İyiyim Pınar’ım senden ne haber? Neler yapıyorsun oralarda?” dediğinde sesi kötü gelmişti.

Tereddütle “Gerçekten iyi misin Zeynep?” dedim. “Tabii ki iyiyim Pınar, neden sordun ki?”
Zeynep’e inanmamıştım çünkü sesi bir garip sanki ağlamaklı gibiydi. Bu huyunu çocukluğundan beri bilirdim, morali bozuk olduğunda sesinden anlardım.

“Hemen anlat Zeynep! Bir şeyler var sende.” dediğimde telefonun öbür ucundan aldığı derin nefes rahatlıkla duyulmuştu.

“Pınar ben bugün okuldan eve gelmiştim. Eve girdiğimde bir zarf buldum, zarfı açtım ve içinden bir kağıt çıktı. Kağıtta ‘Her suçlu bir gün yakalanır Zeynep, mesela Pınar. En yakın zamanda Pınar suçunun bedelini ödeyecek.’ Gerçekten çok korktum. Ne yapacağımı bilemeyip seni aradım.”

Neredeyse tek nefeste anlatmıştı hepsini. Dinlerken kalbime ağrılar girmişti resmen. Nefes alıp vermem düzensizleşmişti. Ağlamaya başladım. Biraz sinir birazda korkuyla Zeynep’e bir soru yönelttim. “Sen benden şüpheleniyor musun Zeynep?”

Ben bu soruyu sorduğumda ortamda ölüm sessizliği vardı. Sinirle telefonu kapattım. Zeynep yani en yakın arkadaşım benim bir suç işlediğimi düşünüyordu. Ki gerçekten bir suç işliyordum, kalbimi en çok yaralayan da buydu.

Ne kadar çaresizdim. Ben galiba kaçacaktım. Bunları düşünürken pijama takımımı giymiş, yatağıma girmiştim. Gözümden yaşlar akarken gözlerimi yumdum ve bu kötü günü geride bırakmak için uyumaya çalıştım.

Sabah güneşli bir güne uyanmıştım. Yatağımdan kalktım ve kendi günlük kıyafetlerimi alıp giymeye başladım.

Yüzümü yıkadıktan sonra kamaramdan çıkarak ana kamaraya gittiğimde gözüm Emir'i aradı. Ama Emir o kamarada yoktu, ben de oradan çıkarak mutfağa girdim ve kendime kocaman bir tabak alıp hepsini doldurdum. Dün geceki olaylar yüzünden hiç yemek yememiştim.

Dün gece aklıma geldikçe çok üzülüyordum. İçime hep bir ağlama isteği geliyordu. Zeynep e o notu gönderen kişiyi bulmalıydım. Artık herkesten şüpheleneceğimi düşünüyordum. Ya bunu Emir yaptıysa? Düşünmek bile sinir katsayımı artıyordu.

Yemeğime odaklanmalıydım, açlık hiçbir şeye fayda etmezdi. Hızlıca yemeğimi bitirdim ve Emir'i bulmaya çalıştım. Yine buradaki görevlilere danışabilirdim. Ama önce Emir'in kamarasına gitmeye karar verdim.

Merdivenleri çok hızlı bir şekilde geçtim ve Emir’in kamarasının kapısını çaldım. İçeriden hiçbir ses gelmiyordu, tekrar çaldım ama hareketlenme yoktu. Telefonumu çıkarıp Emir’i aradım ama meşguldü.

Etrafıma göz gezdirdim. Bir çalışan aradım ama görünen o ki bu katta yalnızdım. Kaptan köşküne ilerledim. İçeriye girdiğimde karşımda Emir vardı ve yatı o kullanıyordu.

Hemen “Burada ne yapıyorsun sen?” dedim sanki en güçlü, sözü geçen benmişim gibi. “Ne yapacaksın?” dedi alayla. Sorusunu duymazdan gelerek “Nereye gidiyoruz?” dedim merakla. Bu seferde o beni duymazdan gelmişti.

Benim bilgisayara ihtiyacım vardı çünkü Emir’i biraz araştırmak istiyordum. Gerçekten iyi bilgisayar kullanıyordum nedeni ise yazılım mühendisliği okumamdı. “Bana bir bilgisayar verir misin?” dediğimde bana döndü. Bakışları şaşkındı. “Ne bakıyorsun? Sadece bilgisayar istedim.”

Uykudan yeni uyanmış gibi bir anda toparlandı ve “Sen kamarana geç, ben sana bir dizüstü bilgisayar göndereceğim.” Ses tonu hâla şaşkındı. Ama kafama takmayarak umursamaz bir ses tonuyla “Bekliyorum” diyerek kaptan köşkünden çıktım.

Kamarama vardıktan birkaç dakika sonra kapım çalındığında nazik bir ses tonuyla “Girebilirsin.” dediğimde kapım açıldı ve içeriye kırklı yaşlarda, beyaz saçlı bir kadın girdi içeriye. Elinde siyah renkli bir dizüstü bilgisayar vardı.

“Çalışma masasına koyabilirsiniz.” dediğimde kadın masama bilgisayarı koyup “Kolay gelsin efendim.” diyerek nazik bir davranışta bulundu. Ona gülümsedikten sonra kamaramdan çıktı.

Bilgisayarı açtığımda karşıma 22. 02. 2005 adlı bir dosya çıktı. B…Bu Zeynep’in tarihiydi. Parmaklarım klavyenin üzerinde ilerlerken hızlıca dosyaya girdim ve açılmasını bekledim.

Dosya açıldığında gördüğüm şey beni tam anlamıyla şoke etmeyi başarmıştı. İçinde sadece bir fotoğraf vardı ve bu fotoğraf benim için çok tanıdıktı. Bir erkek kolu vardı, o adamın kolunda çocukluğumdan beri gördüğüm dövme vardı.

Çıkışı kapatılmamış bir çember dövmesiydi bu. Aynı dövme Zeynep’in abisi Ezel'in kolunda da vardı. Küçükken bize hep ‘Her zaman bir çıkış yolu vardır.’ dediğini hatırlıyorum.

Ama kötü olan şu ki o kolun sahibinin elinde bir silah vardı. Arka planda ise karanlık bir depo görünümü. Nefesim kesilmişti. Bu dövmeyi daha önce başka kimsede görmemiştim. Belli ki bu resim kırpılmış bir şekilde bu dosyaya yüklenmişti.

Fotoshop olabilirdi ama gerçeklik payı da vardı. Bu resmin kırpılmamış halini bulabilmem mümkün müydü? Yarım saatten fazla süredir bilgisayarın başındaydım ama nafile. Hiçbir şekilde resmin kırpılmamış halini bulamadım.

Ya fotoğraftaki Ezel Ağabey ise? Şimdiye kadar Ezel ağabey hiçbir kötü huyunu görmemiştim. Moralim iyice bozulmuştu. Ben sadece Emir hakkında bilgi almak istemiştim.

Ayrıca şu anda düşündüğüm şeylerden önemli şeylerde vardı. Bu dosyayı buraya kim yüklemişti? Sandığım kadarıyla bu yattaki her şey Emir’indi. Önce resmi kopyalayarak gizli bir klasöre yükledim. Ardından bu fotoğrafı Emir’e gönderdim, altına da ‘Bu fotoğraf ne?’ diyerek bir mesaj yazdım.

Emir hakkında bir şeyler aramış fakat hiçbir şey bulamamıştım. Telefonumu kapatıp yatağa uzandığım zaman kapım çaldı. Kim gelmişti ki? Toparlanarak “Gir” dediğimde karşımda Emir’i buldum. Ona meraklı bakışlar attığımda bir kelime söyledi. “Hazırlan!” cevabımı beklemeden kamaramdan çıktı.

Korkuyla hazırlandım ve ana kamaraya gittim. Emir denize bakıyordu. Geldiğimi anladığında “Çıkalım.” dedi. Bana neden bu şekilde davrandığını anlayamamıştım bile. Yattan ayrıldığımızda dışarıda bizi rüzgarlı ama güneşli bir hava karşıladı.

Emir’e dönüp “Neredeyiz?” dediğimde “Çanakkale’deyiz” dedi. Tek bir kelime etmeden siyah güneş gözlüklerinin altından bana bakıyor, bir yandan da birini bekliyor gibiydi. Yaklaşık 10 dakika kadar sonra önümüzde siyah bir araba durdu.

Emir ön koltuğa oturduğunda nedense tereddütsüz arabanın arka koltuğuna bindim ve kapımı kapattım. Emir telefondan biriyle mesajlaşıyordu. Kimdi acaba? Durduk yere neden merak etmiştim ki?

Şoföre “Yolumuz ne kadar sürecek?” dediğimde bana dönerek “Bir buçuk saat Pınar Hanım.” dedi. Usulca kafamı salladım. Acaba nereye gidiyorduk? Bir buçuk saatlik yol bitmek bilmezdi. Anneme mesaj atmaya karar verdim. Konuşmak istemiyordum.

PINAR:Annecim günaydın. Nasılsın? çok yoğunum, bugün arayamayabilirim haberin olsun.

Mesajımı yazdıktan sonra telefonumu kucağıma bıraktım ve gözlerimi yumdum. Uykudan uyandığımda etrafıma bakınma gereği duydum.
Hava kararmamıştı, oysa çok fazla uyuduğumu zannediyordum.

Yaklaşık bir saat uyumuştum. Hala arabadaydık. Telefonumu açtım ve whatsapp’a girdim. Annemden bir mesaj gelmişti.

ANNEM:Tamam hayatım, beni merak etme kolay gelsin. Bir sorun olursa hemen ara.

Artık yirmi bir yaşında koca bir kadın olmuştum. Annemin bana olan hassasiyetini anlayamıyordum. Hep benim için endişeleniyordu. Sıkılarak başımı arabanın camına yönelttim. Her tarafta ağaçlar vardı.

Nereye gidiyorduk acaba? Ya bana yeniden bir suç işletmek için bir yere götürüyorsa? Aklıma kötü düşünceler geldikçe ağlamak istiyordum. Ben artık tanımadığım, gördüğüm her yerde suç işleyen bir adamın esiri olmak istemiyordum. Yol boyu etrafa bakındım.

Araba durduğunda ise her yerde ağaçlar gördüm. Sanırım bir ormandaydık. Ama kimsenin en ufak bir tepki vermeden arabada oturuyor olmaları beni şaşırtmıştı. En son dayanamayarak “Neyi bekliyoruz?” dediğimde Emir sinirle “Sadece bekle, konuşma!” dedi.

Neden kızıyordu ki? Yeni suçlar işleyemediği için mi? Emir’e sinir olmuştum. Camdan bakarken beyaz bir araba arkamızda durmuştu. O sırada dikiz aynasından Emir’in gülümsediğini görmüştüm.

Bana bir şey yapacak olmasından korkuyordum. Önce kendi kapısını açarak arabadan indi sonra ise hiç beklemediğim bir şekilde benim kapımı açtı. Resmen ağzım açık kalmıştı.

Daha fazla bozuntuya vermeden arabadan yavaşça indim. O yeşilliklerin kokusu o kadar güzel kokuyordu ki. Manzara da çok güzeldi, sık ağaçların arasında bir göl vardı. Her şey kusursuz görünüyordu.

Biz arabadan indikten hemen sonra arkamızdaki arabadan iki güzel giyimli adam indi. Arka kapıdan da elleri birbirine bağlı, perişan olmuş otuzlu yaşlarda bir adam indirdiler. Adamın gözü morarmış, dudağı patlamıştı ve kambur şekilde yürüyordu. Emir “Beni takip et.”dediğinde lafını dinleyerek onu takip ettim.

Sık ağaçların arasından geçtik, bu süre içinde arkamızdaki adamlar bizi hep takip etti. Biraz daha yürüdükten sonra göl kenarına vardık. Arkamızdaki adamlar önümüze geçti.

Evetttt 2. Bölüm buydu. Sizce nasıl yorumlarınızı bekliyorummmmm💖💖💖😍😍😍😍🤭🤭🤭🤭

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18