Bölüm 1

Vaveyla Yazarı: Gizli_Satirlar Yazar olmaya çalışıyor

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Bölüm 1

Hayatımı değiştirip, kalbimin boşluğunu dolduran, beni aşkla tanıştırıp ondan başkasıyla olamayacağım, hikayemin başlangıcı olan o mesaj oturduğum kafede telefonuma geldi. Mesajda bir banka hesabı ile birlikte bir video gelmişti.
Not olarak ‘İşlem tamamlandı.’ yazıyordu. Ne işlemiydi ki bu diye düşündüm. Bu mesajın bana gelmediğinden emindim, bir yanlışlık olmalıydı. Videoyu izleyip izlememek arasında kaldım.Bu mesajın bana gelmediğinden emin olduğum için bakmadım.
Okula gitmem gerekiyordu. Vakitlice kalktım. Günüm o mesajı düşünmekle geçti. Ertesi gün her zamanki gibi rutinimi gerçekleştirmek için yine kafeye doğru yola çıktım. Mesajı göstermek için polise gitmeli miydim? Bu düşüncelerle kafeye geldiğimin farkında değildim.
Kahvemi bir garsondan isteyerek masada sessizce beklemeye başladım. O esnada arka masada oturan takım elbiseli adamların konuşmalarına kulak misafiri oldum. “Ön masadaki kızın telefonundaki o bilgileri ne pahasına olursa olsun silmeliyiz.” demişlerdi.
Bu kelimeleri duyduğumda panikleyerek ne yapacağımı bilemedim. Bu konuştukları kişi ben miydim? Dün telefonuma gelen anlam veremediğim mesajdan dolayı mıydı tüm bunlar? Çok panikledim ve hızlıca kafeden çıkmak istedim.
Arkama bile bakmadan kafeden çıktım. Arkamda beni her an yakalayacak biri varmışçasına yürüyordum. Korkum vücudumu anlamsızca titretecek kadar fazlaydı. Dışarıda hava insanın kanını donduracak kadar soğuktu.
Arkamı döndüğümde hislerimde yanılmadığımı anladım. Kafede gördüğüm adamlar benim arkamdalardı. Dahada hızlı adımlar atmaya başladım ama ne kadar hızlansam da adamları tam arkamda hissediyordum.
Bir anda insanların olmadığı bir yere geldim. İçimdeki korku bana koşmam gerektiğini hissettirdi. Ve koşmaya başladım, öyle hızlı koşuyordum ki nefesim kesilecek seviyeye gelmişti. Arkamdan “Hızlanın!” dediklerini duydum.
Koşarken annemi aramaya çalışıyordum, aradım fakat hayal kırıklığına uğradım. Telefon meşguldu. Mecburen kendi başımın çaresine bakmalıydım çünkü bana yardım edecek başka kimse yoktu.
Artık halim kalmamıştı ve ayaklarım birbirine dolanıyordu. Pes etmek üzereydim ki gözlerime gelen far ışıklarını gördüm. Araba önümde kulakları çınlatan fren sesi ile durdu. Öyle korkuyordum ki nefesimi kontrol edemiyordum. Nefesim kesildikçe kalbimin hızlı çarpıntılarını duymaya başladım.
Ölümün ne kadar zamansız olduğu düşünceleriyle kendimi çok çaresiz hissettim. Hayatımın sonuna geldiğimi düşünürken şoför arabadan inerek hızlıca bileklerimi tuttu.
Korkudan buz kesilen vücudum karşımdaki adamın ellerinin sıcaklığıyla ısınmaya başladı. Beni sürüklercesine çekerek arabaya bindirdi. Dilim öyle bir tutulmuştu ki hiçbir şey söylemeden yanımdaki adamı izliyordum.
Arabayı çok hızlı sürerek beni kovalayan adamların üzerine sürerek oradan uzaklaştı. Bana zarar vermeyeceğini anladım. İçimde garip bir rahatlık oldu. Korkudan konuşamayan ben ard arda “Beni neden arabana aldın? Sen kimsin? Beni kovalayan adamlar kimdi? diye soru sormaya başladım.
Öyle nazik bir ses tonuyla “Merak etme, benden korkmamalısın sadece sabret.” dedi ve bir daha konuşmadı. Ne kadar saat yolculuk yaptık, nerelere gittik algılayamıyordum.
Araç yavaşlayınca bir deponun önünde durdu. Kapıdaki adamlar arabayı gördükleri gibi kapıyı açıp kenara çekildiler ve hızlıca içeri girdik. Arabadan indi ve o beni ilk aldığındaki nazik ses tonu yerini kararlı bir ses tonuna bıraktı.
“Hadi, hızlıca beni takip et. Çok zaman kaybettik.” Sözlerinden sonra depoda ilerlemeye başladık. Beni kurtaran adam “Sen nasıl bir karmaşanın içine düştün böyle?” diye konuşmaya başlarken içimdeki korku tarif edilemez bir hal aldı. O sırada dışarıdan silah sesleri gelmeye başladı.
Yine beni ilk gördüğü gibi titremeye başladım. Korkuyla etrafıma bakarken aklımdan da bu karmaşaya düşmeden önceki sakin hayatımın nasıl bu hale geldiğini düşünmeden de edemiyordum.
Beni kaçıran adam yaşanan olaylara yabancı olmadığını belli edercesine sakince hareket ediyor ve olanlar onun için her zaman yaptığı bir iş gibi davranıyordu. Onun bu hali sanki beni savunmasız kalmış bir yavru kedinin şefkatli kollarda güvende hissettiği gibi hissettiriyordu.
Kapıyı içeriden kilitledikten sonra belinden bir silah çıkardı. Adamlar deponun küçük camlarına kurşun sıkarken derin nefesler alıyordum. Kırılan parçalar her yere dağılıyordu.
Hemen kendime saklanacak bir yer bulmalıydım. Gözlerim etrafta saklanacak bir yer arıyordu, fakat hiçbir yerin güvenli olmadığını biliyordum. Başka bir yol bulmalıydım ama bulamadım. Çaresizce o yavru kedi gibi yabancının arkasına saklandım. Yabancı adam kulağıma fısıldayarak birkaç cümle söyledi.
“Karşıdaki masanın altında bir kapak var. Kapağı aç, karşına bir tünel çıkacak. Tünele gir, çıkışa vardığında köprüde olacaksın. Arkana bakmadan tüm gücünle kaç.”
Ölmek istemiyordum. Söylediği cümleler aklıma öyle bir kazındı ki sorulsa harfi harfine söyleyebilirdim. Koşmaya başladığım sırada sırtımdaki sıcaklık hissiyle irkildim.
Elimi sırtıma uzattığımda elim kana bulanmıştı.
Peki ya şimdi ne yapacaktım? Tam o anda arkamdan “eğil.” dendiğini duydum. Bunu söyleyen ses çok sertti. Ani bir refleksle denileni yapıp eğildim. Ondan sonrasını hatırlamıyordum. Bayılmışım. Gözlerimi açtığımda birinin kucağındaydım. Ve tünele ilerliyorduk.
Korku ile beni kucağına alan kişiye baktım. Biraz önce depoya girmeden önce beni kovalayan adamlardan birinin kucağındaydım. Anlık bir cesaretle bu koca bedeni “Bırak beni.” diyerek yumrukladım. Fakat adam çok güçlüydü.
Çırpınmaya başladığım sırada elinden kurtuldum ve deponun soğuk zeminine düşmüştüm. Hızla kalkıp koşmaya başladım.
Koşarken sırtımın acısını önemsememeye çalışıyordum. Bunu önemsememek imkansız gibiydi. Artık sendelemeye başlamıştım.
Yeniden yere düşüyordum ki beni bir el tuttu. Arkamdaki kişi ile göz göze geldim. O mavi gözleriyle bana bakıyordu. Beni kurtaran, arabasına alan adamdı. O mavi gözlerine bakınca içimde nedense küçük bir kıpırtı olmuştu. Bu kadar kaosun içinde bu adamın gözlerine neden takılmıştım? Ben bunları düşünürken elimden tuttuğu gibi beni kaldırdı ve kucakladı ve kaçmaya başladık, arkamızdan silah sesleri eksilmiyordu.
Biraz ilerideki yolun aydınlandığını gördüm. Çıkışa ulaşmayı başarmıştık ki önümüzde bizi siyah, camları filmli bir araba karşıladı. Arabaya doğru giden adımları daha da hızlandı. Beni aceleyle arabaya bindirirken gözlerim yavaşça kapandı.
Gözlerimi açtığımda bir yataktaydım, ama bu yatak benim değildi. Çarşaflar çok farklı kokuyor, ortam deniz kokuyordu. Arkadan dalga sesleri geliyordu. Elimi cebime götürdüm. Fakat telefonum cebimde değildi, kim bilir ne kadar süredir buradaydım?
Hızla kapıya yöneldim ama kapıda açılmıyordu. Son çareyi bağırmakta buldum, bağırabildiğim kadar yüksek sesle ‘kurtarın beni.’ diye bağırmaya başladım. Tam umudumu yitirmiştim ki kamaranın kapısı açıldı ve içeri beni kurtaran adam girdi.
Ve aynen şöyle dedi. “Vayy demek Pınar hanım uyandı.” Bana ismimle hitap ettiğinde çok şaşırdım ve ürktüm, korkudan sesimin çatallaşacağını biliyordum. “Sen kimsin, ben nerdeyim, adımı nerden biliyorsun, kaç saattir buradayım ve beni neden buraya kilitledin?” dedim sorularımı peş peşe sıralayarak. Her sorumda biraz daha ürperiyordum. İstifini hiç bozmadan sorularıma yanıt verdi.
“Ben Emir, şu an benim özel yatımdasın, çevrem ve tanıdığım çok olduğu için ismini bulmak benim için çok kolaydı, seni buraya kilitleme sebebim ise senin iyiliğin içindi Pınar. Son olarak üç gündür buradasın.”
Beni bir kamaraya kilitleyip nasıl iyiliğimi düşünebilirdi ki?
“Beni bir kamaraya kilitleyip nasıl iyiliğimi düşünüyorsun?” diyerek aklımdaki soruyu ona yönelttim. “Anlamıyorsun Pınar, yaralıydın ve ölmek üzereydin, buraya gelmeseydin iyileşemezdin.” dedi ve büyük bir keyifle ekledi.
“Sen benim için çok değerlisin” Kapıya yöneldi çıkmadan önce son bir şey söyledi. “Camdan bağırmana gerek yok, kıyıdan çok uzakta denizin ortasındayız.” Bir şey söylememi beklemeden kapıdan çıkıp gitti.
Çaresiz ve yalnız kalmıştım. Sıkıntıdan patlayacaktım, saatlerdir bu kamarada yapacak hiçbir şey bulamıyordum. Sonra anlık kararımla beraber yatağın sağındaki küçük kitaplığa doğru ilerledim bir kitap aldım, tam okumaya başlayacaktım ki o sırada kapının kilidi yavaşça açıldı ve içeriye Emir girdi. Yanında iki iri adam daha vardı.
Emir adamlarına “Götürün.” dedi ve adamların biri sağıma bir diğeri soluma geçip kolumdan tuttular, ben ne olduğunu anlamadan beni daha büyük bir kamaraya getirdiler. Ortada büyük bir masa ve çevresinde sandalyeler vardı, sade bir dekorasyonu vardı bu kamaranın.
Şu an çok korkuyordum. Adamlar beni bir sandalyeye oturtup başımda beklemeye başladılar. Sonra içeriye Emir girdi ve konuşmaya başladı. “Buradan kaçmayı sakın düşünme Pınar, benim yaptığım işlerde tehlike, ölüm ve yaralanmalar hiç eksik olmuyor.” Gözlerimin içine derin bir şekilde baktı.
“Yaptığım işi az çok tahmin etmişsindir, senden isteğim bu işlerde benimle birlikte olman. Aklından neler geçtiğini tahmin edebiliyorum, hepsi doğru.” dedi. Emir konuşurken aklımdan ‘mafya mı?’ diye düşünmüştüm, aklımdan geçenleri onaylamıştı.
Ben sanki bunların içinde kurt sürüsünün içinde kalan bir kuzu gibi hissediyordum. Onun suç ortağı gibi davranıp bu yerden kurtulmanın çaresini bulacaktım. Aklıma sadece bu plan gelmişti. “Yalnız her an izleneceksin pınar, bunu unutma!” Tamam ama ben şimdi ne yapacaktım? Emir’e dönerek sordum: “Benden ne istiyorsun, beni neden kurtardın, ben neden buradayım?”
“Sakin ol Pınar, bunları zamanla öğreneceksin. Sen benim işlerimde yeni yüzüm olacaksın, senin benim yanımda olduğunu, benim için çalıştığını kimse bilmeyecek.” Çaresizce ve kurtulma ümidiyle teklifini kabul ettim. “Tamam Emir, teklifini kabul ediyorum.”
“O zaman bu gece güzelce uyu. Yarın ilk büyük işine başlayacaksın, telefonunu alabilirsin ama senin telefonda yaptığın her şeyi görebilirim en ufak bir durumda seni affetmem, sonucuna katlanırsın.” Kamaradan çıkmadan önce kısa bir konuşma daha yapmıştık. “Yarına kadar ilk görev yerine varmış olacağız Pınar.” Hızlıca masanın üstündeki telefonumu aldım ve Emir’e olan şaşkınlığımı gizlemek adına süratle arkamı döndüm ve kendimi ilk bulduğum kamaraya koşar adımlarla attım. Kamaraya vardığımda ise elimdeki telefonda Emir’in numarası en başta yazıyordu. Şaşırmamalıydım.
Ani bir kararla biraz önce çıktığım kamaraya döndüğümde Emir orada tek başına oturuyordu, sanki bir şey düşünüyor gibiydi. Sessizce öksürerek yanına gittim ve ona seslendim: “Emir benim annemi görmem gerekiyor, annem polis ve bana çok düşkün bir kadın. Eğer benden haber alamazsa beni bulmaya kalkar ve anında yerimi tespit edebilir.” dediğimde kendimi uzunca açıkladığımda benim cümleme verdiği kısacık cevap beni sinir etmeyi başardı.
“Tamam.” Verdiği tek cevap buydu. Öfkeyle arkamı dönüp kendi kamarama gittim. Ve anneme Whatsapp’tan kısa bir mesaj yazmaya başladım:PINAR: Bu akşam Zeyneplerde kalacağım, yarın her zamanki kafede görüşürüz. Öptüm.
Zeynep çocukluk arkadaşımdı, bu yüzden hiç kızmazdı. Ben bir yandan annemden mesaj beklerken bir yandan da etrafa bakarken telefonuma yeni bir bildirim geldi:
ANNEM: Tamam kızım size iyi eğlenceler. Öptüm.
Zeynep’e de haber vermeliydim ona da şöyle bir mesaj yazdım.
PINAR: Zeynoş anneme bu gece sizde kalacağımı söyledim, benim ufak bir işim var. Annem sorarsa bozma. Seni seviyorum.
Dün başlamaya fırsat bulamadığım kitabı okumaya karar vermiştim. Birkaç sayfa okuduğum sırada telefonuma gelen bildirim sesiyle irkildim. Mesaj Zeynepten gelmişti.
ZEYNEP: Tamam Pınar’ım sen işine bak. Seni seviyorum.
Bir süre daha kitap okudum. Sonrasında dolaptan kendime açık mavi bir pijama takımı buldum.
Hızlıca giyindim sonra yattım, gözlerimi yumdum ve bu kötü günden kurtulmak için uyumaya çalıştım. Sabah kamaramın kapısı aniden çalınca irkilerek uyandım. Hemen ayaklanıp kapıya doğru ilerledim. Kapıya kadar sessizce ilerledim ama neden kapıya doğru ilerlediğimi ben de bilmiyordum.
Kapıya vardığımda kapıyı yavaşça aralayıp kimin kapımı çaldığına baktım. Kapının önünde Emir vardı. “Artık uyanmalısın ve annenle vedalaşmalısın.” dedi. Uykulu sesimle “Tamam 10 dakikaya hazır olurum.” dediğimde başını sallayarak arkasını döndü ve gitti.
Ben de kapımı kapatıp gardıroptan kendi kıyafetlerimi alıp yatağın üzerine koydum. Yüzümü yıkadıktan sonra kıyafetlerimi giydim ve anneme hızlı bir mesaj yazdım:
PINAR:Günaydın anne 30 dakika sonra her zaman gittiğimiz kafedeyim.
Hemen cevap geldi.
ANNEM:Tamam canım ben de yola çıkıyorum hemen.
Telefonumu ve sırt çantamı alıp kamaramdan çıktım. Yatın merdivenlerinden hızla indim. Ve annemle her zaman gittiğimiz kafeye doğru yola çıktım. Yaklaşık yirmi dakikalık yürüyüşün ardından kafeye vardım.
Bugün hava biraz soğuk olduğu için içeriye doğru yöneldim. Etrafa kısa bir bakış attıktan sonra en sakin köşede bir masada oturan annemi gördüm. Yanına gülümseyerek gittim, o da beni görünce ayağa kalktı ve birbirimize sıkıca sarıldık. Şu an için ikimizde çok mutlu görünüyorduk ama benim için durum öyle değildi.
İçinde bulunduğum durumu anneme nasıl anlatacaktım bilmiyordum. Annem kahve siparişlerini daha önce verdiği için kahvelerimiz hemen gelmişti. Biraz sohbet ettik, artık konuya girmeliydim.
“Anne benim sana bir şey söylemem gerek. Aslında ben okulda 2 yıllık burs kazandım ve bursum yurt dışında, bugün onun son kayıt günü.”Annemin ağzı bir karış açık kalmıştı. Bir anda ağlamaya başlamıştı sonra.
Onu bu halde görmek çok üzücüydü fakat buna mecburdum. Annemi teselli etmeye çalışırken zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlayamamıştım, aradan bir saat geçmişti. Artık ayrılma vaktiydi. Ona doya doya sarıldım ve bol bol öptüm. Onu uğurlamıştım. Hemen Zeynep’e yazmaya başladım.
PINAR:Her zamanki kafedeyim konuşmalıyız bekliyorum Zeynep.
Gününün çoğunu telefonunda geçirdiği için anında mesajıma döndü.
ZEYNEP:Hemen hazırlandım şu an yoldayım Pınar acil bir şey mi oldu?
Zeynep’in teleşlanmasını istemediğim için ona durumu bildiren kısa bir mesaj yazmaya başladım:
PINAR:Her şey yolunda Zeynep ama konuşmalıyız.
Zaten aradan bir kaç dakika geçtikten sonra kafeye girdi ve beni görüp gülümseyerek yanıma geldi. Kısaca birbirimize hal hatır sorduk. Birkaç dakika sonra ikimizde suspus olmuştuk, Zeynep benim anlatmamı bekliyordu buna emindim daha sonra derin bir nefes alıp konuya girdim. “Zeynebim ben burs aldım ve maalesef ki onun son kayıt günü bugün. Bursum yurt dışında. Aslında seni buraya çağırmamın sebebi sana veda etmekti Zeynep.”
O da çok şaşırmış ve üzülmüştü. Zeynebimin o güzel gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Ama gitmek zorundayım çünkü korkuma yenik düşmüştüm.
“Üzülme Zeynoş, alt tarafı 2 yılcık, hem her gün konuşacağız. Seni bırakacağımı mı sandın?” dedim. Yüzüme bakıp gözyaşlarını sildi ve burukça gülümsedi. “Gerçekten mi?”dedi sorgularcasına. “Gerçekten.” dedim gülümseyerek.
Zeynep’le biraz daha özlem giderdik ve sohbet ettik. Aradan bir buçuk saat geçmişti. Artık gitmeliydim, mecburen. “Zeynoş benim artık gitmem lazım. Uçağın kalkış saati yaklaşıyor. ”dedim ama o sırada benimle gelmek isterse ne yapacağımı ve ne yalan uyduracağımı düşünüyordum.
“Tamam o zaman hemen çıkalım Pınar’ım” dedi, şu an tam da beklediğim yanıtı vermişti bana. Hemen bir bahane buldum. “Hadi ama Zeynep, beni tanımıyor olamazsın gerçekten. Benim böyle vedalardan hoşlanmadığımı bilmiyor olamazsın.”
O kahverengi gözlerininin gözlerime çaresizce baktığını görebiliyordum. Benim ona ‘olmaz’ der gibi baktığımı anlayıp sıkıca sarıldı bana, yanaklarımdan da öptükten sonra zorlukla birbirimizden ayrılmış olduk.
Yolda yürürken sırt çantamdan telefonumu çıkardım ve Emir’e mesaj yazmaya karar verdim.
PINAR:Emir nerdesin?Beni almaya gelecek misin?
Şu an bulunduğum duruma inanamıyordum. Beni esir gibi tutan adamın ellerine kendi isteğimle gidiyordum resmen. Birkaç dakika limana doğru yürüdüm, o sırada telefonuma bildirim geldi. Mesaj Emir’den gelmişti.
Emir:Karşındayım.
Ne zaman gelmişti. Benim buraya bu saate geleceğimden nasıl haberi vardı, hiçbir şeyi bilmiyordum. Ve o sırada limana büyük yatıyla yanaştı. Ben de hemen bindim ve yola çıktık. Ben yata bindiğimde gideceğimiz yerin iki saat süreceğini söylemişti.
Korkuyordum. Hem de çok korkuyordum, ya bana yaptıracağı şeyi yaparken yakalansaydım, suçu üstleneceğini sanmıyordum. Düşüncelerimi bölerek öğle uykusuna yatmaya karar verdim. Ama nafile, bir oraya döndüm bir buraya. Fakat bir türlü uyuyamıyordum. Kalktım, kamaramdan çıkıp Emir’i aramaya koyuldum.
Ana kamaraya doğru yöneldim ve girdim. Emir yine kendi başına oturmuş düşünür gibiydi. Yanına sessizce gittim ama bana “Neden geldin Pınar?” dedi. Oysa çok sessizdim yanına doğru giderken. Ona sinirlenip tam da şöyle dedim.
“Beni bu işe mecbur bırakırken ihtiyaçlarımı düşünmüşsündür umarım Emir Bey.” dedim ‘bey’ kelimesine vurgu yaparak. Emir deminki sakinliğini koruyamadan hışımla bana döndü ve “Kapının karşısındaki mutfak yazısını görmeyecek kadar görme bozukluğun olduğunu bilseydim tabi ki seni yanıma almazdım.” demişti.
Sinirle arkamı döndüm. Emir'in bu hareketine bir şey diyememiştim çünkü korkum daha ağır basmıştı, mutfağa girdim ve kendime yemek alıp kendi kamarama gittim. yemeğimi bitirdiğimde tabağımı mutfağa bırakıp kamarama döndüm. Buraya dün geldiğimde bulduğum kitabı okumaya devam ettim.
Ben kitabımı okurken bir anda kapı çalmaya başladı, kitabımı komodine koyup kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda karşımda siyah takım elbise giymiş, resmi bir şekilde hazırlanmış bir Emir buldum. “Hazır mısın?” dedi bana büyük bir sırıtışla.
Tereddüt ederek sordum. “Neye?” dedim. Mutlu olduğu her halinden belliydi ama ben onun kadar mutlu olamıyordum. Çünkü karanlık bir varlığın tutsağıydım. O sırada benimle konuşmaya başlamıştı.
Tam da beklediğim şeyleri söylüyordu. “Benimle ilk suçunu işlemeye hazır mısın Pınar?” Hazır değilim desem ne yapardı ki? büyük bir cesaretle “Hayır değilim Emir.” dedim. O an hızla yüzüme baktı ve “Ben seni vurmaya hazırım ama.” dedi.
O zaman korkmadım diyemezdim. Yüzümdeki ifadeyi anlamış olmalı ki: “5 dakikaya merdivenlerde bekliyor olacağım” dedi. Ben de dolaptan üstüme spor tarzda kıyafetler aldım ve hızlıca giymeye başladım.
Çünkü buna gerçekten mecburdum, ya da öyle hissediyordum. Sırt çantama telefonumu da atıp kamaramdan çıktım ve merdivenlere doğru süratle ilerledim. Emir orada beni bekliyordu. Hızla yanına doğru gittim ve “Ne yapıyoruz?” dedim.
Ben ona bu soruyu sorduğumda yüzüme şaşkın bir ifadeyle baktı ama sonra kendini topladı ve “Yolda her şeyi anlatırım.” dedi. Birlikte merdivenlerden indik ve onunla ilk karşılaştığımız zaman benim bindiğim araba yanımızda belirdi. Emir arabaya bindiğinde ben de arabanın arka koltuğuna oturdum. Emir anlatmaya başladı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

72okunma 25beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18